DEMOKRATLARIN
HALA AĞZINI BIÇAK AÇMIYOR
Necati Çavdar
2000/ Ankara
Malum 27 Mayıs gece baskınında milletin oyları ile iktidara getirdiği ilk sivil Cumhur Başkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes önderliğindeki Demokrat Parti yönetimi devrilmiş milletvekilleri ve bürokratlar hapsedilerek DP kadroları yönetimden
uzaklaştırılmıştı. İhtilal şartlarında kurulan olağanüstü mahkemede sözde bir yargılama ile Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Aras ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilmiş, geri kalan DP’lilerin bir kısmı idam cezasına çarptırılmış büyük çoğunluğu da çeşitli cezalara çarptırılarak tüm siyasi hakları ellerinden alınmıştı. DP hükümetinin İçişleri Bakanı Namık Gedik’ de Ankara’daki Kara Harpokulu’nda tutuklu iken pencereden aşağı atlayarak intihar ettiği açıklanmıştı. Çok sonra DP kadrolarının itibarı Meclis tarafından iade edildi. Ancak Meclisin kararı yaşanan kötü hatıraları silemedi. Demokraside o zaman aldığı yarayı saramayarak yeni yeni yaralar almaya devam etti.
27 Mayıs’ın mağdur ettiği insanlar üzerindeki etkisini sizlerle paylaşmak için özellikle idam edilenlerin eş ve çocuklarına ulaşmak istedik.
Bunları bilse
bilse yine eski Demokratlar bilebilir diye Tunus Caddesi’nde bulunan Köprülü
Apartmanı’ndaki Fuat Köprülü’nün müze
evinin kapısını çaldık. Kapıyı bir
hayli yaşlanmış bir insan açtı. Acaba ne demeliydik?
Mütereddit bir şekilde kapıyı açarak bakan bu yaşlı insana, isteğimizi
anlattık.
Biraz
çekinerek içeri aldı. İlk bakışta tarihi değeri
olduğu anlaşılan eşyalarla döşenmiş salonda hepsi yaşlı olmak üzere beş altı kişi oturup sohbet ediyor.. Bizi
karşılayan zat onlara durumu söylüyor.
Kuşkuyla önce bizi sorguluyorlar. Bir şeylerden emin olma isteğini seziyoruz.
Anadolu Gençlik Dergisi’nin Nisan sayısını takdim ediyoruz. İnceleyerek
“Aferin bir ayda bunu hazırlamak kolay
değil”diye takdir hislerini belirtiyorlar. Aferini alıyoruz da ..Sorularımıza
cevap...
“Ben daha otuz yaşında bir
milletvekili iken alıp götürdüler” diyen zayıfça ve genç görününen eski mebus “Biz anlatsak yazacak mısın ki ?” diye
soruyor. “Tabi yazacağım” deyince “Ama evladım bu işler tehlikeli. Ayağına şimdiden keçe sarman gerekir.”diyor. “Daha
önce sizin gibi çook yazacağım diyen oldu ama ya korktular yada patronları izin
vermedi. Bir daha da görünmediler bile”diye ekliyor. Bir başkası “Evladım biz
hapsanelerde neler çektik. Allah bir daha düşürmesin. İnsan idamı bile özler
oluyor. Onun için şimdiden ayağına keçe
sar diye söylüyoruz” diyor. Biz her Pazartesi ve Cuma burdayız. Burada olmayan arkadaşlar var. Kendi aramızda
bir müzakere edelim. Cuma önümüzdeki Cuma yada
Pazartesi günü gelir misin “dediler. Bu arada bazı belgeleri Mim Kemal
Öke’ye verdiklerini, Mim Kemal Öke’inin Demokratlar tarihini yazdığını ve “Bu
günlerde teslim”etmesi gerektiğini
kendilerinden öğreniyoruz.
Söylenen
Pazartesi günü gittiğimizde “ Kapı açılıyor içeriden hararetli konuşmaların
sesi geliyor. Şüpheli bir şekilde kapıyı açan bir başka yaşlı bey, içeri girip
tekrra kapıya gelerek “Kusura bakmayın söz vermişler ama bu gün biz 14
Mayıs’ın yıl dönümü hazırlıklarını müzakere
ediyoruz. Sizinle ilgilenemeyeceğiz. Bir başka gün olmaz mı?” diyor.
Randevulaşıyoruz.
Randevu günü
gittiğimizde kapıyı yine bir başkası bir
başkası açtı. Bu defa daha çekingen davranıyor. Durumu söylüyoruz. Peki diye
içeri alıyor ama “Biz burada rahmetli Fuat Köprülü’nün mirasçılarının kiracısıyız. Kızı ve torunu bizden memnun
ama avukatı aynı yaklaşımda değil,
içerde de mirasçılarının avukatı var. Biraz sorun varda...”diyor.
İçerde Fuat
Köprülü’den kalma tarihi eşyaların
kıymeti ile ilgili bayağı tartışma söz konusu. Biz bu tartışmaların bir kısmına
şahitlik ediyoruz. Hey koca Demokrat parti bir gün siyasi mirasın gibi nice hatıralara şahitlik etmiş eşyalarında mı
tartışılacaktı”diye düşünüyoruz.
Avukat bey
gidince gün görmüş Demokratlar kendi aralarında usul tartışması açıyorlar.
Nasıl davranmaları gerektiğini tespite çalışıyorlar. Demokratlar Kulübü Başkanı Eski Rize milletvekili Hüseyin Agun,
“Kusura bakma yine bizim kötü günümüz. Halbuki bu eşyalar bizim için çok kıymetli. Yine en iyi
biz koruruz. Bir başkası olsa bunlara böyle bakmaz. Biz burada hem kiracıyız
hemde eşyaları koruyoruz. Ama avukat olaya sırf para açısından bakıyor.”diyor.
“Evet sorun
nedir?” diye soruyor Demokrat eski vekil Hüseyin Agun. Soruları sıralıyorum.
Başlıyor konuşmaya. Teybi açıyorum.“Hayır,hayır.. “diye tepki gösteriyor.“Teybi
açma. Devir hala o devir”diye ekliyor. Diğerleri bu tavrı onaylıyorlar. Küçük
bir usul tartışmasından sonra “Biz anlatalım siz kendinize göre not alın “
diyorlar. ”Birisi ne var canım konuşun
çocuk kaydetsin” diyecek oluyor.” Öyle kolaydı. Sen bir imza atın diye
az kalsın idam olacaktın. Kendin hukukçusun ama ....Ziraatçı...... öle yaz
demeseydi şimdi idam olmuştun belki.
İstiyorsan sen söyle altını da
imzala"diye sert tepki alıyor. O da susuyor.
Teypsiz
konuşuyorlar. Genel olarak resim çektirmeye müsaade ediyorlar. Konuşanların
isimleri belirtilmemek kaydı ile Demokratlar şöyle anlatıyorlar:
Bir defa
Türkiye’de demokrasi yok. Kim diyorsa ki demokrasi var yalan söylüyorlar. Biz
tüm gerçekleri anlatacağız ancak bunu anlatabilmemiz için 50 yıl geçmesi
gerekir. Tabi bir çok belgeleri ilgili yerlere verdik. Bunlar zamanı gelince açıklanacak.
Bir kısmını da Mim Kemal Ökeye verdik. O DP’nin tarihini hazırlıyor. Bu
günlerde bitirecekti.
İhtilali
CHP’nin tahriki ile yaptılar. Hepimizi içeri aldılar. Yaptıkları anayasaya
bizim için neler yazdıklarını biliyorsunuz.Onlara göre biz “vatan haini idik? Peki suçumuz ne
idi...? Arkadaşlarımızı idam ettiler.
Hepimizi alıp götürdüler. Düşman muamelesi yaptılar. Harp okulunda İçişleri bakanımız Namık
Gedik’i öldürdüler. Sonrada pencereden
kendini atarak intihar etti dediler. Doğru değil. Çünkü o pencereler insan
geçecek gibi değildi. Bize bir albay Namık Gedik’in gövdesinde iki süngü yarası
olduğunu söyledi. Rahmetli bakanımızı
süngüleyerek öldürdüler. Sonrada intihar etti dediler.
Bizi Yassı
adaya aldılar. Altı kişiye bir yatak.....Neler çektik neler. Hak yok, hukuk
yok.. Düzmece mahkeme kurdular. Bizleri
idam etmek için yasalar da değişiklik yaptılar.65 yaşın üstündekileri de idam
edebilmek için kanun değiştirdiler. Şahıslara has keyfi kanun yaptılar.
Yassıada’da
ne işkenceler gördük. Kayseri cezaevine getirdiklerinde orası da ağır şartlara
haiz idi ama biz orayı Yassıada ile karşılaştırdığımızda hürriyete kavuştuk
zannettik.
............
Şuandaki
yönetim yine aynı yönetimdir.
Güya İsmet
Paşayı öldürmek için biz tertip yapmışız. Yassıada’da ki düzmece mahkemede
bunun için yargılandık. Ecevit aleyhimizde şahitlik yaptı. Ama CHP Eski Genel
Sekreteri Kasım Gülek namuslu adamdı.
Mahkemeye gelerek böyle bir durumun söz konusu
olmadığını tüm çıplaklığı ile ortaya
koydu. Ama Ecevit.......Şimdi yine o iktidar da. Yine onların günü. Onun
için..” Demokratlar böyle diyerek şu an
konuşmayacaklarını ve tehlikeli durumun sürdüğünü söylüyorlar. Çekiniyorlar
tabiri caizse ağızlarını bıçak açmıyor.
Milli
hakimiyetin kutlandığını ve Cumhurbaşkanlığı seçimini hatırlatıyoruz. “Ne hakimiyeti...milli
hakimiyet .. İnönü’nün önceki durumu
belli.Ama 1945 de seçilmeden 1950 ye kadar Cumhurbaşkanlığını yaptı. Bu günde
hakimiyet Demirl’in idi ama şimdi kimin olacak göreceğiz”diyorlar.
Demirel’e DP’liler siyasi haklarına
kavuşursa gücü azalır diye korktu. Yıllarca
DP’lilerin affını ve itibarlarının iadesini geciktirdiğini belirterek o
DP’lilerin mağduriyetini uzatarak kendi
siyaseti için kullandı. Yada korktu affımız için çaba harcamadı.” diyorlar.
İNÖNÜ
ATATÜRKE İŞKENCE ETTİ
İnönü deyince
”O önce Atatürk’ün heykellerini
kaldırdı. Tüm okullara kendi heykelini gönderdi. Paraların üzerinden Atatürk’ün resmini çıkardı, kendi resmini
koydu. En kötüsü de 15 yıl geçici kabirde bekleterek ona manevi işkence yaptı.
Biliyorsunuz dinimizde bir kişi toprakla buluşmazsa onun ruhu gideceği yere
ulaşmaz. İnönü böylece 15 yıl Atatürk’e
işkence etti. Ama biz gelerek iki yılda Anıtkabiri bitirip Atatürk’ü
yerine yerleştirdik. O hep Atatürk’ü kullandı ama hep düşmanlık etti. Biz Atatürk’e saygı
gösterdik ama bizi Atatürk düşmanlığı ile suçladı. Bunu da başardı. En son 60
dan sonra Anıtkabiri ne kadar insan varsa doldurdu. Maksadı oranın özel bir yer
olmadığını anlatmak ve genel bir mezarlığa çevirmekti. Mesela askerin arkasında
yürürken ölen bir terzinin oğlu vardı. Onuda
“devrim şehidi! “ diye Anıtkabire
gömdürdü. Bereket Kenan Evren Anıtkabir’i o insanlardan temizleyerek
başka yere gömdürdü de Anıtkabir
maksadına uygun hale getirildi.”diye İnönü’nün Atatürk’ün hatırasını silmeye
çalıştığını söylüyorlar.
İdam
edilenlerin çocukları ile ilgilerine
gelince anlaşılan hemen hiç irtibatları yok. Yada öyle görünüyorlar,
“Diğerlerinin ki İstanbul’da idi.
Fatin’in eşi öldü. Polatkan’ın eşi ve
kızı Eskişehir’de idi ama....Menderes’in sadece Aydın’ı kaldı. Baksana o
da..” Aydın deyince birisi sesini
yükseltiyor “Ben getirdim kendi ellerimle
partinin başına geçirdim. Bizi bırakıp Hocaya gitti. Gerçi orada da durmadı ya.. Hatta pazara kadar değil mezara kadar demişti...İşte
okadar..” diyor. Bir başkası ise “Ne yapsın. Bak evladım biz 402 kişi idik.
kala kala 70 kadar kaldık...Durumumuzu bu izah eder sanıyorum.”diyor.
“Ama Allah gecinden versin. Emri hak bize de
gelebilir ama birde yaş durumunuzu dikkate aldığımızda hatıralarınızla gidersiniz
diye korkuyoruz. Anlatarak tarihe intikal ettirseniz” diyoruz. “Evlat şimdi
zamanı değil. Çocuklarımıza intikal ettiriyoruz. Gerekli yerlere verdik. Ama
şimdi değil”diyorlar.
Eski
Demokratlar, Köprülü Apartmanında bulunan ve kendi ifadeleri ile ”Siyasi
kişilerin derneklerine Kulüp..” denen Demokratlar Kulübünde haftanın belli günlerinde bir araya gelerek
eski günleri yad ediyorlar. Tam
Meclis’in karşısındaki tarihi eşyalarla donatılmış salonda salonda nostaljik
takılıyorlar. Bu arada 14 Mayıs 1950 de “Yeter söz milletin
“diyerek iktidar oldukları günü anma hazırlığı ile meşguliyetlerini
sürdürüyorlar...
Demokratlar; Rize vekili Hüseyin Agun ve arkadaşları.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder