Emniyet İstihbarat Dairesi Kurucusu Emekli Vali Ergün Gökdeniz ile Necati Çavdar röportajı
17.1 2000
Son günlerde Türkiye’yi meşgul eden en önemli konulardan APO ve Tele –Kulak olayını
- MİLLİ İstihbarat Teşkilatı'nın ilk nüvesini oluşturan Milli Amele Hizmet (MAH) teşkilatının -
Emniyet İstihbarat Dairesi Kurucusu Emekli Vali Ergün
Gökdeniz değerlendirdi.
Gökdeniz, Akit’e çarpıcı açıklamalar yaparak ve iki olay içinde önemli ip uçlarına dikkat çekti.
xxxBizler gibi halk olaylara bakmadı. Halk sadece Güneydoğuda bir örtülü savaşın varlığı nedeni ile belli
bir pencereden baktırıldı. Yani biz kendi evimize baktık. Halbu ki bu duruşmalarda bizim kısmen bilmiş olmamıza rağmen
vatandaşlarımızda önceden bilmediği bazı bilgi kırıntılarını sahiplendiler.Her bilgi vatandaşlarımıza
ulaşmıyor. Stratejik anlamda bu olayların analizi vatandaşlarımıza gitmiyor.
xxYetirince ne dış nede iç bağlantılar ortaya konamadı.Konmadı.
Biz hep dış mihraklar ,dış mihraklar sözü ile şişirildik. Ama içerden
yardım edenleri göz ardı ettik.Dış mihraklar dış mihraklar.İyide bu olaylar
bizim kendi ülkemizde,ilimizde ,karadenizde oluyor.Bunların içinde hiç
yabancı yok.Ama bunların içinde PKK’dan
da ayrı olarak TİKKO,THKPC gibi terör
örgütleri vasıtası ile yine PKK ile birlikte üstlendikleri bir görevi
mutlaka ifaya hazır gibi bir durumu
seziyoruz.Bunlara değinilmedi.
xxxOlaylara
ne gereğinden fazla önem ,nede gereğinden
az önem vereceksiniz.Bütün nmeselede burada.Olmak veya olmamak.Bunun
içinde büyük devlet adamı gerekir.
Sonra devlet adamlarının strateji,jeostrateji ve stratejik istihbarat
bilgileri ile donatılmış olması gerekir.Bu kişiler Türkiyenin geleceği hakkında
karar veren insanlar.Yani politikanın yapımcıları.Bu politikanın
yapımcıları önüne gelen bilgilerden bir
sentez yaparak onu kullanamazlarsa veya iç dinamikler nedeni ile kullanmak
istemezlerse ozaman sorunları çözmeside
mümkün değil.Bir kere kilitlenme burada başladı.
- Olayları çözemeyince bu defa asker ağırlıklı bir merkez oluştu.Dikkat
edilirse işte ozaman şehit vermeye
xxxDünyanın hiçbir yabancı ülkesinde o ülkenin gizli servisleri ile
işbirliği yapmadığınız takdirde sizin
faaliyetlerinize izin vermeleri mümkün değildir.
Gizli istihbarat teşkilatları bir andan sonra kullanmaya başlarlar .O andan itibaren gizli
istihbarat teşkilatlarının kullanılan elamanı olursunuz.
xxxBatılılarınTürkiyeyi bölmesine istekli olmasının nedeni nin en
başında Avrupa hala Sevri kadük etmenin(uygulanmamış olmasının)acısı içindedir.
Avrupa devletleri hala asrın başındaki ruyalarını görüyorlar ve politikalarını
değiştirmiyorlar.Yani Avrupa devletleri bu noktada kendilerini
geliştiremiyor.Türkiyeye Lozanda verilen topraklar çok diyor..
APO SURİYE
;ABD VE İSRAİL HAKKINDA KONUŞMUYOR
xxxAbdullah Öcalan,Teşkilatları hakkında bilgi vermiyor .Avrupa hakında
bilgi vermiyor.Dikkat edecek olursak Suriye hakkında konuşmuyor.ABD hakkında
konuşmuyor.İsrail hakkında konuşmuşyor.Bu benim dikkatimi çekiyor.
YENİ GÖREVİNE UYGUN DARANIYOR
xxx Türkiyenin dışında ve dışlandığı bir oluşum vardır. Celal Talabani ile beraber Mesut Barzani’yi Waşingtonlara kadar çağırıp
bir Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)
benzeri bir Muamele yapan ABD Dışişleri bakanı Metlin Olbrayt
onlarla bir çok şeyleri
konuşurken bizi
dışlamıştır.Türkiyenin içinde bulunduğu Ankara süreci çoktan askıya
alınmıştır.
ABD’nin ilgisinin bu derece yoğun olduğu bir yerde Türkiye bir bakıma
dışlanmışken PKK’nında kendisine göre duyumları vardır .Aynı zamanda PKK’nın mustakbel görevleri için bazı
elbiselerde biçilmiştir.Benden evel ve benden sonra diye bir görev alınmıştır.
APONUN MİADI OLDU;ATTILAR
- XxxApo’nun pili bitti.Bana göre
APO devre dışı kaldı.Ama mahkemede sanki devre dışı kalmamş ve hala bir misyon
yüklenecek güçte göstermeye çalışıyor.
Şu anda APO’nun mahkemede söylemiş
olduklarını yaptıracak hiçbir gücü yok.
YETKİLİLERDEN HESAP SORULMALI
xxxTürkiye Apo meselesindede hatalar yapmışsa.bu devlet adamlığı
hatalarınhdan kaynaklanmıştır.Olayı anlayamamışlardır.Askere bırakmışlardır.Neden askere veriyorsun.Sen beceriksizsen ve bu ülkenen
yüksek menfaatlerini bilip te bir üst politika üretemiyorsan senin ne işin var orada. Bu gün adam bir şirkette hata yapsa;kulağından
tuttarak derhal dışarı korlar. İşine son
verir. Devlet kusuru göstermeyen bir örgüttür.Devlet hiç kimsenin kusurunu
göstermez.
KİM PKK İLE İŞBİRLİĞİ YAPTI
xxxBunu kişilere atfetmek çok
güçtür. Ama somut olarak durulan noktalardan bazıları şu olmuştur. Bazı
tesbitler oldu.
PKK’YA YARDIM EDEN YETKİLİLER VAR
TC bürokrasisinde, her kesiminde APO ya sempati duyan kişiler oldu.
Militan demiyorum.Sempati duyan
diyorum.Bunlar ibre ne tarafa dönerse o tarafa döndüler.Baktılar APO güç
kazanıyor APO tarafına yöneldiler,güç kaybediyor.İbre gibi bir oyana bir bu
yana sallandı gitti.Zaten Apo ile örtülü savaşta bizim en büyük zaafiyetimiz devlet
bürokrasisindeki bu kararsızlardan ve
sempati duyanlardan geldi.Bunların tesbiti dediniz.Bunların tesbiti yapıldı.
Tesbit edildi.İstihbarat bilgileri arasında bunlar var.Telefon görüşmeleride
var her türlü şeyi de var.Kimler para verdi.Hatta hangi sanatçı hangi müteahit
ne verdi bunlar var.
BUNDAN SONRA
Adam bir takım siyasal açılımlardan bahsediyor.Atatürk millliyetçiliği
diyor.Anayasal milliyetçilik.Anayasal vatandaşlık diyor.Tüm bunlardan
Osmanlının toparlayıcılığı,örtücülüğüne vurgu Ortak nokta Amerikalılık.
Ben birine nerelisin diye sordum
hala unutmam bana nerelisin deme dedi.”Ben Amerikan uygarlık ve refahını
paylaşan mutlu bir amerikalıyım”
dedi.İşte Amerikan vatandaşlığı sadece bun adayanıyor.Başka bir şeye
dayanmıyor.
Bu ne demekir eğer Amarika uygar olmasa veben mutlu olmasam amerekan
vatandaşı değilim ve Amerikalıyım demeyeceğim demettir.Bunlar olmasa adam
irlandalı veya ispanyol köklerini arayacak onunla kendini ifade edecek.
TELE -KULAKTA BÇG
İŞİ
xxx Tele _Kulak skandalı Bir yetkinin su istimalidirBazı yetkililer
diyor diyor ki”sisteme girilmiştir ama
dinlemek için değil denetlemek içindir “. Şimdi dinleyenlere soruyorum :size
Cumhurbaşkanını denetleme emrini kim verdi.Bir partinin başkanını ki bana göre tüm parti başkanlarının hepsi eşit konumdadır veya bir
milletvekilinin telefon sistemine girilerek dinlenmesini haydi size birileri
söyledi. Bu bilgileri kime aktarıyorsun?.Bu bilgilerin öğrenilmesi devletin
yüksek menfataleri için yapılan bir operasyonun gereğimi dir.?Bu adamlar
devlete ihanet ettiler de bir şüphe varda bir operasyon içinde bunu
yapıyorsunuz?
“Yok merak ettik de dinledik” bununla
geçiştiremezsiniz. Size bu görevi kim verdi?
-
NECATİ ÇAVDAR?
ERGUN GÖKDENİZ – ANKARA
-Sayın Gökdeniz. PK
lideri Abdullah Öcalan yakalandı ve
İmralı’lı da yargılanıyor. Ancak APO yargılamanın ve kendisine isnat edilen
suçların üstünde durmayarak konuyu kendisinin istediği bir noktaya
çekiyor. Kendince bazı tekliflerde bulunuyor.
Halk, APO bu ise , sadece bu
adam mı bizi bu kadar zaman oyalayan, bu kadar kan ve mal
kaybına uğratan diye düşünmeye başladı.
-Bizler gibi halk olaylara bakmadı. Halk sadece Güneydoğuda bir örtülü savaşın varlığı nedeni ile belli
bir pencereden baktırıldı. Yani biz kendi evimize baktık. Halbu ki bu
duruşmalarda bizim kısmen bilmiş
olmamıza rağmen vatandaşlarımızda önceden bilmediği bazı bilgi
kırıntılarını sahiplendiler. Her bilgi
vatandaşlarımıza ulaşmıyor. Stratejik anlamda bu olayların analizi vatandaşlarımıza
gitmiyor. Tabi korku dağları bekler. Dağlardaki
kişilerde bizim evlatlarımızdır.
Ama vatandaşlarımız bir örtülü savaşın varlığından kesinlikle eminler.
-Duruşmalar esnasında iç ve dış bağlantıları yeterince ortaya kondu mu?
- Hayır yetirince ni dış nede iç bağlantılar ortaya
konamadı. Konmadı. Dikkat edecek olursanız başlangıçta çok çok sözü edilen bir”
dış mihraklar “sözcüğüne dikkatinizi çekerim.
Dış mihraklar dış
mihraklar. İyide bu olaylar bizim kendi ülkemizde, ilimizde ,Karadeniz'de
oluyor. Bunların içinde hiç yabancı
yok. Âmâ bunların içinde PKK’dan da ayrı olarak TİKKO,THKPC gibi
terör örgütleri vasıtası ile yine PKK
ile birlikte üstlendikleri bir görevi mutlaka ifaya hazır gibi bir durumu seziyoruz. Bunlara
değinilmedi.
Askeri bir tabirle durumun
muhakemesinden ,bu durumu biz analiz ettiğimiz zaman bu olayları yapan kişiler hep kendi
elemanlarımız.
İçlerinde Ne Suriyeli, NE
Alman,ne ingiliz nede çinli yakalanmadı.Adı geçen terör örgütlerinden Ne Kızıl
Tugaylar’dan ne ETA ‘dan,ne İra’dan
kimse yakalanmadı.Buradan şuraya gelmek istiyorum.Biz hep dış mihraklar ,dış
mihraklar sözü ile şişirildik. Ama içerden yardım edenleri göz ardı ettik.
Kanayanda kanatanda hep
kendi içimizdendi. Anlaşıldı ki dış mihraklar denen kişi ve çevrelerin tuttuğu
bazı kişiler olduğu ve bu aradada PKK
adına bunlara bazı eylemlerin yaptırıldığı ağır ağır anlaşılmaya başladı.
- Bu noktaya nasıl geldik?
- Yanlış hatırlamıyorsam
Özal zamanında bu eylemler başladığında
Özal o zaman Antalya ‘da yazlıkta idi. Bu eylemler için değerlendirmesi şu
oldu ”Bir vukuatı adiye. Normal bir zabıta olayı ”şeklinde idi.
Birinci yanlış ilk
olayların başında devletin
yetkililerinin olayı bir adi zabıta olayı olarak görmesi idi. Bu şekilde
bakarsanız olayı çözümleyemezsiniz. Olaylara ne gereğinden fazla önem ,nede
gereğinden az önem vereceksiniz. Bütün
meselede burada. Olmak veya olmamak .Bunun içinde büyük devlet adamı gerekir.
Sonra devlet adamlarının
strateji, jeostrateji ve stratejik istihbarat bilgileri ile donatılmış olması
gerekir.Bu kişiler Türkiyenin geleceği hakkında karar veren insanlar. Yani
politikanın yapımcıları.Bu politikanın yapımcıları önüne gelen bilgilerden bir sentez yaparak
onu kullanamazlarsa veya iç dinamikler nedeni ile kullanmak istemezlerse ozaman sorunları çözmeside mümkün değil.Bir
kere kilitlenme burada başladı.Olayların tedavisine paryatif yani aspirin
tedavisi ile gittiğiniz zaman olayları çözemezsiniz. Çünkü olayların tek nedeni
yoktur.
Olayları çözemeyince bu defa
asker ağırlıklı bir merkez oluştu.Dikkat edilirse işte ozaman şehit vermeye
başladık.PKK’nnı uzantıları için sınır ötesi oparasyon yaparak Irak’a girdik.İngiliz ve ABD ‘nin
muafakat ve izinleri ile beraber belli bir paraleli geçmemek üzere defalarca Irak’a girdik.Ama hadise de ortada.
APO bir örgüt olarak bir
yapı geliştirdi.Bu yapıda içerden çok dışarıda örgütlendi.İçerideki kısım
asybergin görüneni ise esas kütlesi dışarıda
olacak şekilde özellikle Avrupa’da gelişti.Bu yeni de bir şey değildi.Bu
çok eskiden beri bir yapılanmanın üstüne
bu defa PKK bayrağını saplamaya benzer.
-12 Eylül öncesi özellikle Güneydoğuda Marksist-Lelinist ve
Maoist temelle dayalı Rızgari, KAVA vs
bir çok örgütler var idi.PKK dan çok güçlü örgütler idi. Bunlar 12 Eylül’de çökertildi.Asala
eylemleri sona erene kadar ismi pek duyulmayan bir örgüt olan PKK’nın birden
ortaya çıkarak adeta Asala’nın yerine eylemlerde bulunduğunu görüyoruz.Ne olduda APO böyle güç
kazandı?
-Bir gerilla hareketinin
gücü miktarı ile ölçülmüyor. Korkuttuğu çevre ile ve yaptığı eylemin şiddetinin oranı ile
ölçülüyor.O nedenle çok masum kişileri
öldürdüklerini kabul ediyorlar.Çocukları ve masum insanları öldürmelerini
şiddet felsefesinin bir gereği olarak görüyorlar.B u bir insanlık şuçu olmasına rağmen teorik anlamda
doğrudur.İzine giden askeri ve ya yansız
bir köylüyü öldürüyorlar.Bu terör örgütlerinin şiddet felsefesine
uygundur.Dikkat ederseniz KAVA bir eylem koymadı.RIZGARİ gurubu.DDKO bunlar
siyasal ortamda kültürel özerklik falan gibi çıkışlarla beraber Doğuya has bir
şovenist eylem içinde bulundular .Ama siyasal yoldan böyle bir yapılanmayı
uygun bulmayan APO o sırada marksist –Lelininst bir eylemci olan Şhe Guare,Kostro gibi bir
ihtilalci eylemle sonuca ulaşabileceği kararı alınca gençler bunun çevresine toplanmaya başladı.Aponun çıkışı bu trentle
uygundur.Bizim devletinde o tarihteki yetkilileri bunun tehlikeli bir tırmanış
içinde olduğunu görmekle beraber pek önemsemediler.Sonra bazı siyasal
dinamikler onlara güç verdi.
Güçlendikten sonra mali
kaynaklar aradılar.Çünkü güçlenen örgütün çok daha fazla para ihtiyacı
olur.Bunun için bir zamanlar Türkiye ‘de toplanan paraların Molla Mustafa
Barzani’ye gitmesi gibi bir yardım parası ile örgütlenmeyi demode gördüler.
Daha ileri tekniklerle bunlar yabancı ülkelerdeki
faaliyetleri ile siyasal açılımlara girdiler ve o tarihteki oturdukları tabanda
buna uygundu.
- Biraz açarmısınız?
- Çünkü siyasal açılımları
hazır yurt dışında örgütleri vardı.Burada ince bir noktaya geliyorum.
Bir.Dünyanın hiçbir yabancı ülkesinde o ülkenin gizli servisleri ile işbirliği
yapmadığınız takdirde sizin
faaliyetlerinize izin vermeleri mümkün değildir.
İki. Gizli istihbarat
teşkilatları bir andan sonra kullanmaya
başlarnlar .O andan itibaren gizli istihbarat teşkilatlarının kullanılan
elamanı olursunuz.
Peki kime karşı? Türkiyeye
karşı. İpler kimin elinde İngiltere
,Fransa,ABD,Almanya,İsveç,İsviçre.İtalya,Yugoslavya,Bulgaristan,Çekoslavakya,Norveç
say saya bildiğin kadar.Çünkü bunları kontrol etmek o ülkelerin istihbarat
teşkilatlarının anayasal görevleridir.Bunları izlemek gizli teşkilatlarına
devletin verdiği resmi görevdir.Nitekim Olof Palme Cinayeti mahkemede
sorulduğunda “Hayır biz yapmadık ama karım Kesire Öcalan’ın gurubu, PKK Vijin
gurubu yapmış olabilir diyor.Şimdi İsveç
ilgilenmeyecek mi ilgilenmişlerdir.Almanya ‘da tutup parlementerleri aracılığı
ile ki onların deyimi ile ‘Özgürlük savaşçısı ve gerilla lideri ile’
görüşmüşlerdir.Almanlar sadece kendi ülkelerinde eylem yapmama vaadini almışlardır. APO’ya biz
“Bölüçü”vs diyoruz ama birde başkaları ne diyor ona bakmak gerekir.Onlarda
“özgürlük savaşçısı,gerilla lideri “vs şeklinde görüyorlar,Kelimeleri
kullanırken birde bu yönüne bakmak gerekir.Yoksa “bölücü başını “ falanca
destekliyor dersek yanlış bir anlama içine düşebiliriz.Birde olaya öbür
tarafıon baktığı gibi bakarsak daha iyi kavramış oluruz.Bunlar APOyu bir Şhe Guvara gibi görerek Türkiyeyi bölecek
gözü ile görmeye başladılar.
-Peki Türkiye de eylem yaptırmanın Alman’a
,İngilize,italyana vs ne faydası var?
-Kimseyi itham etmiyorum
ama vize alanlara dikkat edin.Vize almak
için Alman Büyükelçiliğine gittiğin zaman soruyorlar.Sen nerelisin
,Mardin’liyim,Trapzon’luyum dersen bekliyorsun.Nerelisin Dersim’liyim dersen vize alabiliyorsun.Alman vize alırken bile bizim sevgili
vatandaşlarımızı neden ayırıyor acaba?Sebebi var.
Öbür yandan bir örnek .İsveç
Mardin’den Süryanilere vize veriyor ama Mardin’den bir müslüman gittiği zaman ona vize
vermiyor.Kuludan giden kişiye veriyor ama Ankara’dan giden kişiye
vermiyor.Bunlar birer kırıntı olmak la beraber,onların Türkiye’ye bakış açısı
yönünden ve emniyet birimlerinin bir
görüşüdür.Demek ki bunları kullanmak istiyorlar.
Almanlar dikkat edilecek
olursa 2,5 milyonluk bir Türk göçmene sahiptir.İkinci dünya savaşında
Almanlar,Almanya’da bulunan Azerbeycanlıları
Azeri birlikleri oluşturarak Ruslara karşı savaştırdılar.Ellerinde taşaron bir yabancı lejyonu kuracak kadar
insan gücü varsa Alman bunu niçin
kullanmasın.Birde diyor ki Kürtler çok iyi silah kullanır.İlerde benim potansiyel açığımı kapatacak bir insan
gücüdür diyor.Buna kimse dikkat
çekmemiştir.Yoksa Alman neden büyük bir
türkiye ile ticaretini yapmayı düşünmüyor da bir ayrılıkçı hareketle irtibata
geçmeyi tercih ediyor.
Bunların Türkiyeyi bölmesine
istekli olmasının nedeni nin en başında Avrupa hala Sevri kadük
etmenin(uygulanmamış olmasının)acısı içindedir. Avrupa devletleri hala asrın
başındaki ruyalarını görüyorlar ve politikalarını değiştirmiyorlar.Yani Avrupa
devletleri bu noktada kendilerini geliştiremiyor.Türkiyeye Lozanda verilen
topraklar çok diyor.Kazım karabekir Paşa İstiklal Harbimiz İsimli kitabında
anlatıyor.Karabekir Paşa’nın El Cezire Komutanlığına gönderdiği bir tamim
var.Burada paşa”Kürdistan haritası ile
Ermenistan haritasını üst üste
koyduğunuz zaman çakıştığını görürsünüz. Szi zannediyormusunuz ki bu Avrupa
devletleri Kürtler’in kara kaşınav e kara gözüne aşıktırlar.Onlar burayı ilerde Ermenistan yapılmak üzere
Kürtlere verilmesini istiyorlar “diyor.O tarihten bu güne kadar politikalarında
bir değişiklik yok
Avrupa Birliği ‘nin
bakışaçısıda burada önemli.Bu birlik Tüdrkiye ye nasıl bakıyor.Türkiye müslüman
bir ülke.Türkiye tarihi bir geçişin üzerinde.Türkiye boğazların
bekçisi.Türkiyeden geçince petrole ulaşıyorsun,Rus pazarlarına
ulaşıyorsun,Türki cumhuriyetlere ve Hazar bölgesine ulaşıyorsun.Aynı zamanda
ABD ve Avrupa birliğinin stratejilerinin çatıştığını görüyoruz.Bir takım çıkar
çatışmalarının politikalarına yansıdığını görüyoruz.
ABDli Prof.Ckıpmen’nin dediği gibi”ABD’nin ne
sürekli dostu nede sürekli düşmanı
yoktur”Tüm politika bu.
-Tüm kavgalar petrol için
mi?
-Petrol tabi ki önemli bir
madde ve milletler politikasında hala etkili bir unsur.Her halde Almanla’ın
Bağdat demiryolunu yapması her halde Arapların kara kaşı ve kara gözünün hatırı
için değildi.Osmanlıyı çokta modernleştirme arzısının bir tezahürü
dedeğildi.Onların derdi Osmanlıyı batılılarrın seviyesine çıkarmak değil bir
güzel pişirip yeme sevdaları içinde idiler.
Kürtçü dediğimz akımlar
osmanlı imparatorlğundan beri çeşitli hareketler içinde olmuşlardır.Osmanlının
parçalanmasından sonra eski Osmanlı
vilayeti olan Şam ,Halep ,Musul ve Bağdat başkalarının eline geçmiş..Bunlardan
biri sonradan Fransız diğeri İngiliz
mandasında kalmış.
İnglizler tarihsel seyir içinde Kürtlerle ilgisini
sürdüren tek devlettir.Burada şunuda söylemeden geçemeyeceğim.Biz tarihimizi
yeni nesillere aktaramadık.İnsanlarımızın çok opjektif olarak bunlarıda bilmesi
gerekirdi.
Ocalan bu merkezlerde
yuvalandı.PKK’nın avrupa temsilcileri denen kişiler mamalandılar.Bol para
sahibi oldular.Bu kişiler bir yandan bulundukları ülkelerin istihbarat
birimlerinden para alıyorlar.Bu kişiler o kuruluşlarının başı olarak o ülkelerin güvenlik güçlerinden
güç alıyorlar.Bu kişiler bu aldıkları gücü kürt kökenli vatandaşlarımızdan
haraç almak ve uyuşturucu kacakçılığından pay almak,kara para aklamak konusunda
kullanarak çok büyük paralar
kazandılar.Ancak bu paraların ne kadarı
PKK kasasına girdi bilmiyoruz.Çoğu cebe giren paralar Türkiyeden yeni bir uyuşturucu sevkiyatının
finansmanında kullanılıyor.
Eroin Afganistan,İran
ve türkiye üzerinden geçiyor .Ama eroin işleme labratuarları Türkiye’de.Siz hiç
Hakkari’de eroin labratuarı kurulacağını eskiden duysanız inanırmıydınız.Eroin
yapmak çok ince bir iştir.Onu herkes yapamaz.Özel uzmanlar gerekir ,işlemek
için bir bilgi birikimi gerekir.
- Buradan şunu sormak
istiyorum bu göz kamaştıran servet için
dış bağlantılarıın yanında içerden yardımcı olan kişiler olamaz mı?
- Gayet tabi olur.Ben bunu
söylemeye çalışıyorum.Bu Türkiyede işleniyor ve büyük paralar kazanılıyor.Eroinin
milliyeti olmaz.Ne kürt,ne türk ne de cinsiyete bakılır.Kazanılan paraya
bakılır.Para o işte tek milliyettir.Para yeri gelir insanı dinden ve imandan
eder .Daha ötesini siz düşünün.
APO ZEVZEKLİK
YAPIYOR
-APO gerçekten doğrumu
söylüyor?
-Aponun en güçlü olduğu
yerlerden bir tanesi Suriyedir. APO’ya
sen Rifat el Esat’la hiç görüştünmü diye soruldu.Onu inkar etti.Halbuki
El Esat,Suriye Devlet Başkanı Hafız Esat’ın kardeşi.Özel güvenlik kuvetlerinin
başında olan bir kişidir.Astığı astık kestiği kestiktir.Oğulları Waşington’da
süper daireler alınarak okumaktadır.Suriye gizli servisinin başı olarak
Suriyede kuş uçurtmazlar.
Apo suriyeye
dokunmadı.Örgütlenmesi,kasası ve özellikle arşivi suriyede.Apo ne konuşuyor.O
zevzeklik yapıyor.Geyik muhabbeti yapıyor.Hepimizle matrak geçiyor.Bizimle alay
ediyor.Hiçbir şey söylediği yok.
Halbuki APO ,Kenya’dan alınınca
çeşitli sorgulamacılar tarafından sorgulandı.Burada bir teknik husus
arzedeyim.Siz bir sorgulamacı olarak PKK ve APO hakkında çok iyi bilgiler sahibi
değilseniz.Hem yeteri bilgi alazsınız ve karşınızda ki sizin neyi
bildiğinizi ve neyi bilmediğinizi,sizin bilgi ve cehaletinizi ölçme sansına
sahip olur.Tabi bu noktaları
bilmiyorum.Ben devlet adına iyi bir sorgulama yapıldığı kanaatini taşımak istiyor
ve taşıyorum.Çünkü Türkiye’de bu konuları çok çok iyi bilen kişiler
vardır.İnşallah o kişiler tarafından sorngulanmıştır.
APO SURİYE ;ABD VE İSRAİL HAKKINDA KONUŞMUYOR
-Sizce APO ‘nun açıklamaları
içinde dikkat çeken bölümler nedir?
-Abdullah Öcalan,Teşkilatları
hakkında bilgi vermiyor .Avrupa hakında bilgi vermiyor.Dikkat edecek olursak
Suriye hakkında konuşmuyor.ABD hakkında konuşmuyor.İsrail hakkında
konuşmuşyor.Bu benim dikkatimi çekiyor.
YENİ GÖREVİNE UYGUN
DARANIYOR
-Peki bunun sebebi nedir.Niçin
bu saydıklarınız için konuşmuyor?
_Biliyorsunuz.Şuanda
bile Türkiyenin dışında bir oluşum vardır. Celal Talabani ile beraber Mesut Barzani’yi Waşingtonlara kadar çağırıp
bir Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)
benzeri bir Muamele yapan ABD Dışişleri bakanı Metlin Olbrayt
onlarla bir çok şeyleri konuşurken bizi dışlamıştır.Türkiyenin içinde bulunduğu
Ankara süreci çoktan askıya alınmıştır.
Benim dikkatimi çekiyor.ABD’nin ilgisinin bu derece yoğun
olduğu bir yerde Türkiye bir bakıma dışlanmışken PKK’nında kendisine göre
duyumları vardır .Aynı zamanda PKK’nın
mustakbel görevleri için bazı elbiselerde biçilmiştir.Benden evel ve benden
sonra diye bir görev alınmıştır.
APO bunları konuşmadı. Suriye hakkında da konuşmaması
için özel nedenleri olabilir diyorum.
-İsrail’in bölgede ki
etkinliği ve ilgisi biliniyor. İsrail hakında bilgi vermemesi İsrail Gizli
servsi ile çalışma içinde oldğundanmıdır?
-İsrail PKK konusunda daha
çok Suriye iliştkileri nedeni ile
ilgilenmiştir.Çünkü israil istihbaratının milli hedefleri vardır.
Bu hedefler için istihbarat
yapar.İsraillin son zamanlarda ABD ‘nnide destek ve teşviki ile Türkiye ‘ye
yanaşık bir politika gütmeleri karşısında israilin ezeli ve ebedi kdost veya
düşman olacaığı tahmin edilemez.Zaten
böyle bakılınca yanlış olur.Eee Efendim
orası bizim çok yakın ahbabımız.Yok öyle bir şey.Ulusal menfatlar vardır.Bu nu
ortaya koyduğunuz zaman ulusal çıkar çatışması her zaman
mümkündür.Olaylara bu açıdan
yaklaştığımız zaman eskiden bizim yaptığımız
hatada olduğu gibi “Sam amcaya
bakarak” hareket etme şeklinde bir dışpolitika bakışımız olmaması gerekir.
- APO ,PKK ‘nın elindeki kaynakların 200
milyon doları buldğunu söylüyor.Bu paraları Türkiye elde edebilir mi?
-Kendisi her ne kadar
isviçre bankalarında pamamız var dedi
.Ama kimler adına yatırıldığını söylemedi.
-Bu paraları nasıl
öğrenebiliriz..?
- Öğreneabiliriz.ABD’nin
sattığı PROMİS denen yazılım proğramı vardır.Bu proğram ABD’nin savcılık
soruşturmalarında da kullandığı çok kapsamlı bir proğramdır.Bu proğramı bir çok
devletin gizli teşkilatları da satın almıştır.Ve çok büyük enayilik
etmişlerdir.Çünkü ABD bu gün bu proğram vediğerleri ile düğmeye bastığı anda
şifresine girer isviçrede kimin adına kaç para yatırıldığını veya gerçekten bankada ise Suriye’de kaç para bulunduğunu öğrenir.Bu işlerle ABD ‘de
elektronik verileri toplayan NSA yani
CIA’dan ayrı çalışan amerikan milli istihbarat ajansı ilgilenmektedir.Bu
kanalla ABD bulur.
- Peki Türkiye bulabilir mi?
- (Gülürek)ABD verir
mi?....Verebilir.
- Bu paranın türkiye
tarafından alınması söz konusu mu?
- Alabilir.Törör parası diye
ama İsviçre ve Suriye verir mi?Bunu sağlamak için ABD gibi güçlü olmak gerekir.
- APO tükendi mi?
- Apo pili bitti.Bana göre APO
devre dışı kaldı.Ama mahkemede sanki devre dışı kalmamş ve hala bir misyon
yüklenecek güçte göstermeye çalışıyor.
Şu anda APO’nun mahkemede söylemiş
olduklarını yaptıracak hiçbir gücü yok.
- Zaten işi bitmişti.Paketlenerek mi getirildi demek
istiyorsunuz?
- Yani APO miadı dolmuş konserve gibidir.Hani
konservenin altında yazar;Bu konserve şu tarihe kadar kullanılmalıdır.APO’da
kullanıldı bitti.
- Bundan sonra ne olabilir?
- Plent et Rue isimli katolik bir dergi vardır.O dergide” Kutsal
savaş “diye bir konudan
bahsedilmektedir.Buna göre Ortadoğu ile Papa ilgileniyor.
- Avrupa islamiyetin cebeli tarıktan geçmesini
istemiyor.Türkiyede bir müslüman ülkedir.Sen de haddini bil .Müslüman isen kabuğunda otur.Seni Avrupaya
kabul etmiyoruz.Çünkü Avrupa bir hırıstiyan topluluğudur.Seninle bir din uyuşmazlığımız
varken seni bizim avrupa birliğine almamız mümkündeğildir.Onun için Yunanistan
kabul etkmedi meselesi geçerli değil.
- Peki Devletler ittifaklarını
dinlerine mi göre kuruyor?
- Hayır .Ama bu gün Avrupa İslamiyetten korkuyor.Korktuğu
için bizi Avrupa birliğine sokmak istemiyor.
İtalya APO ile neden bize
şantaj yaptı bu ülkelerle NATO ‘da
müttefik değilmiyiz?
-Şuanda Kosova’da beraber
değilmiyiz.Efendim orası başka burası başka.Ozaman Türkiyenin çok iyi düşünmesi
gerekir.Türkiyenin çok iyi devlet adamlarına sahip olması gerekir.Türkiye Apo
meselesindede hatalar yapmışsa.bu devlet adamlığı hatalarınhdan
kaynaklanmıştır.Olayı anlayamamışlardır.Askere
bırakmışlardır.Neden askere
veriyorsun.Sen beceriksizsen ve bu ülkenen yüksek menfaatlerini bilipte
bir üst politika üretemiyorsan senin ne
işin var orada.
- Yani sorumluluk devlet
adamlırınnın diyorsunuz.APO yargılanıyor .Ama
bukadar can ve malkaybına seseb olan
yetkililer var ise yargılanmaları gerekmez mi.?
-Net bir cevap vereyim. Bu
gün adam bir şirkette hata
yapsa;kulağından tuttarak derhal dışarı korlar. İşine son verir.Ne koç tutar nede sabancı tutar
.Hatta ve hatta ve hatta başbakanlık yapsan bile atarlar.Örneği var bir tarihte
Özal ,Sabancıda çalışıyordu.Sabancı
merhum Özallın işine son vermişti.
Ama bu kişiler devlete
geldiği zaman da... Devlet kusuru göstermeyen bir örgüttür.Devlet hiç kimsenin
kusurunu göstermez.Devlet kim devlet biziz.Onun için devlette kusur
gsterilmez.Bunu kişilere atfetmek çok
güçtür. Ama somut olarak durulan noktalardan bazıları şu olmuştur. Bazı tesbitler
oldu.
?Yani?
Oda şu.TC bürokrasisinde,
her kesiminde APO ya sempati duyan kişiler oldu. Militan demiyorum.Sempati duyan diyorum.Bunlar ibre ne tarafa dönerse o
tarafa döndüler.Baktılar APO güç kazanıyor APO tarafına yöneldiler,güç
kaybediyor.İbre gibi bir oyana bir bu yana sallandı gitti. Benim nazarımda
kararsız adam kararlı adamdan çok daha
tehlikelidir.Çünkü hiçbir şeye yaramayan hainliğe yakın bir konumdadır.Zaten
Apo ile örtülü savaşta bizim en büyük
zaafiyetimiz devlet bürokrasisindeki bu
kararsızlardan ve sempati duyanlardan geldi.Bunların tesbiti dediniz.Bunların
tesbiti yapıldı. Tesbit edildi.İstihbarat bilgileri arasında bunlar var.Telefon
görüşmeleride var her türlü şeyi de var.Kimler para verdi.Hatta hangi sanatçı
hangi müteahit ne verdi bunlar var.
-Neden bunlar mahkeme önüne
çıkarılmadı?
-Bunları bu kadar
dallandırıp budaklandırdığınız zaman da
işin içinden çıkılamaz biraz olayı
toparlamak lazım. Onun için birazda lokalize ederek işi yürüttüler.
-Bu arada APO bazı isimler
verdi.Medya büyük gürültü kopardı .Buna nedersiniz?
-Apo sayın Erbakan ve
Özal’ın ismini veriyor.Veriyor da ne yapıyor.Özal ile Celal talabani vasıtası
ile konuştum.
Konuştun da ne konuştun kardeşim.Sana ne dendi sen ne cevap
verdin.Belki çok iyi niyetlerle çok iyi bir mesaj verilmiştir.
Belki bunun sonu yok ,bırak mesajı verilmiş de
olabilir. Bundan da tabi bir şey olamaz. Kan ve mal kaybını önlemek için iyi
adım atılmış. Ama netice alınamamış bu belli.
-Bundan sonra ne olacak?
-Adam ne diyor? Adam bir
takım siyasal açılımlardan bahsediyor.Atatürk millliyetçiliği diyor.Anayasal
milliyetçilik.Anayasal vatandaşlık diyor.Tüm bunlardan Osmanlının
toparlayıcılığı,örtücülüğüne vurgu yapıyor.Biliyorsunuz Osmanlının
toparlayıcı,her kesi kucaklayıcı yapısı
kaldırınca adeta tüm unsurlar
açıkta kaldı.O Osmanlı şemsiyesi
kaldırılınca herkes ortada kaldı. Eskiden Osmanlı meclisi mebusanındaki
milletvekillerine sorduğunuzda Rumu ,Arabı ,Ermenisi Türkü ve Kürdü osmanlıyım
diyordu.Bu Neye benzer .Bu gün ABD
kongresindeki senatöre
sorduğunuzda Amerikalıyım demesi gibidir.Adam ben ispanyol,İngiliz vs demiyor
Amerikalıyım diyor.Ortak nokta Amerikalılık.
Ben birine nerelisin diye sordum hala unutmam bana
nerelisin deme dedi.”Ben Amerikan uygarlık ve refahını paylaşan mutlu bir amerikalıyım” dedi.İşte Amerikan vatandaşlığı
sadece bun adayanıyor.Başka bir şeye dayanmıyor.
Bu ne demekir eğer Amarika
uygar olmasa veben mutlu olmasam amerekan vatandaşı değilim ve
Amerikalıyım demeyeceğim demettir.Bunlar olmasa adam irlandalı veya ispanyol
köklerini arayacak onunla kendini ifade edecek.
Üzülrek söylüyorum bu kadar
etnik kökenli insanlar var.Biz bayramlarda büyüklerimizin elini öperiz.Eğer
kürt bayramlarda Türk babanın elini öpmüyorsa demek ki fakir babanın eli
öpülmüyor demektir.Çünkü ABD’linin dediği gibi onun Türkiye den bir
mutluluğu paylaşacağı bir şey göremiyor
demektir. Fakir devletin mutlu adamı olmuyor.Memuruda mutlu değil.Haliyle mutlu
olan kimse yok.
Ancak siz Güney doğuyu Paris
yapsanızda APOya özenenler çıkacaktır
.Bu günkü deyimi ile terör eylemlerine devam edeceklerdir. Ancak bataklığı
kurutmuş olursunuz.Birde o bölgede aşiret sistemine bakmak gerekir .Adamın her
türlü otoritesivar.Sanki küçük bir devlet .Aşiretin tek eksikliği para basmamış
olmaktır,Yargısı ve egemenliği kendine göre .Bunu değiştirmek gerekir.Kendi
nufuz bölgesi var.Devlet o nufuz alanına girdiği zaman onunla çatışıyor ve
sıfırlıyorsun.Onun için o
aşiretteki her hangi bir kişi gibi
oluyor.O her hangi bir kişi olmayı hazmedemiyor. Sadece rahat olan aşiretin üst
düzeyi ,Onların dışındaki fakir fukara çocukları ben sana gösteririm diye dağa çıkıyor.Kolay
kolay aşiretağaları PKK içinde yer almamıştır.
TELE -KULAKTA
BÇG İŞİ
-Birazda son günlerinde Tüm
ülkeyi sarsan Tele_Kulak olayına girmik istiyorum.Siz bu konunun bir uzmanı
olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Tele _Kulak skandalı Bir
yetkinin su istimalidir.Bu gün Mit ve Emniyetin elinde ileri teknoloji ile
donatılmış aygıtlar var ise bu sadece ve sadece Türkiye’nin yüksek menfaatleri
için oparasyonlarda kullanılması gereken
donanımlardır.
- Siz devletin yüksek menfaati
için mi , yoksa BÇG gibi bir çalışmanın
gereği olarak dinleme yapıldığını düşünüyorsunuz?
-Bazı yetkililer diyor diyor ki”sisteme girilmiştir ama dinlemek
için değil denetlemek içindir “. Şimdi dinleyenlere soruyorum :size
Cumhurbaşkanını denetleme emrini kim verdi.Bir partinin başkanını ki bana göre tüm parti başkanlarının hepsi eşit konumdadır veya bir milletvekilinin
telefon sistemine girilerek dinlenmesini haydi size birileri söyledi. Bu bilgileri
kime aktarıyorsun?.Bu bilgilerin öğrenilmesi devletin yüksek menfataleri için
yapılan bir operasyonun gereğimi dir.?Bu adamlar devlete ihanet ettiler de bir
süphe varda bir oparasyon içinde bunu yapıyorsunuz?
“Yok merak ettik de
dinledik” bununla geçiştiremezsiniz.Size bu görevi kim verdi?
-Anlıyorum.Adres belli demek
istiyorsunuz.Eskiden hep MİT dinliyor denirdi şimdi neden emniyet?
-Çünkü emniyetin elindeki
elektoronik aygıtlar son model cihazlar.
ÖZEL HİZMET SUNMA
MERAKI
-Bu işler yasalara rağmen
nasıl oluyor?
Türkiyede bizim bazı yetkililerimiz, siyasiler kendilerinden bir
hizmet talep etmeden bazı özel hizmetlere talip olurlar. O andan itibaren iş
yozlaşıyor. Özel hizmet sunmaya başlıyor. Misal: Bir ara kendisine bir Akit’i dinlesene deniyor. O
da “Emredersiniz efendim” diyor. Birde Ahmeti, Mehmedi dinle tamam
diyor.Sonrada özel hizmet sunma merakı bitmiyor. İnşallah bundan sonra bir takım kişiler özel hizmet sunmak için bir
yerlere getirilmez.Özel hizmet sunmak isteyinlerin bu hizmetinden yararlanmak
istemeyen kaç kişi vardır?İstemem yan cebime koy der.
TELE- KULAK ‘I DA
CIA DİNLİYOR
-Yalnız bir korkumu
söyleyeyim Yazılımı ABD den alındığı için bizim burda ki bilgi sayar ekranında
görünne her hangibir bilgi anında NSA da ekranında olabilir.Yani biz dinliyoruz diyenler bunu gözardı
etmemeliler sadece kendilerinin bildiğini sandığı bilgiler Waşşington daki
ekranada yansır.Başka ben ne söyleyeyim.
- Küçük kulakları da büyük kulak dinliyor diyorsunuz.Çok
teşekür ederiz efendim.
Ben de teşekür ederim.
Röportajın fotoğrafları Hasan Karakaya Beyin E- mailine “Gökdeniz “kodu ile geçilecek
///////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
Her şey BÇG’yi gösteriyor. Bütün yollar” büyük kulak” CIA’ya çıkıyor....!
Tele kulak skandalı için Emniyet
İstihbaratının kurucusu Ergün Gökdeniz’den şok açıklamalar...!
Tüm
Türkiye’yi sarsan “Tele kulak”olayını BÇG ‘mi yaptırıyor? ..Bu Gücü Kimden Aldınız? Sorularına Gökdeniz açıklık getiriyor.
Gökdeniz: “ Bu bir yetkinin suistimalidir....Emniyetten deniyor ki
sisteme girilmiştir. Ama dinlemek için değil, denetlemek için girilmiştir. Peki
siz bunu hangi hakla yapıyorsunuz.
Müessese ve kişileri siz
nasıl denetlersiniz. Cumhurbaşkanını denetleme emrini size kim verdi. Bence tüm
partiler eşittir ama herhangi bir parti lideri veya herhangi bir
milletvekilinin sistemine girdiniz. Peki bu bilgileri kime aktarıyorsunuz?
Bu bilgilerin öğrenilmesi devletin yüksek menfaatleri için midir? Hukuki alt yapısı hazırlanmış bir operasyon mudur? Bu adamlar devlete ihanet mi ettiler? Bir şüphe mi vardı da, bir operasyona girdiniz? Bir operasyon başlattınız? Veya “biz merak ettik de dinledik” diyemezsiniz? Bununla geçiştirilemez. Bunun arkasında mutlaka birileri vardır. Bir hedefe yöneliktir. Yoksa kendiliğinden olan bir şey değildir.”
Gayesi özel hizmet sunmaktır. Peki kime sunuluyor bu hizmet?
Gökdeniz
“Siyasilerimiz kendilerinden bir şey talep etmeden bazı kişiler bazı özel
hizmetlere talip olurlar. O andan itibaren iş yozlaşıyor. Derhal özel hizmet
sunuyor. Sonra bir ara diyor ki... filancayı dinleyin... emredersiniz
efendim. Şunu da dinleyin .....Emredersiniz efendim. Bazan iktidarlar ve güç odakları bazı yerlere
kendilerine yakın isimleri getirerek bu
şekilde özel hizmet almak istiyorlar. Özel hizmet sunma merakınız olduğu
zamanda soruyorum size özel hizmet sunmak isteyen kişinin özel hizmetlerinden
yararlanmak istemeyen kaç insan vardır?” diyerek zaman zaman bu işe
siyasilerinde girdiğini söylüyor.
Her yol
CIA’ya çıkıyor...!
Gökdeniz”Emniyetin
cihazından sizin şifrenize girildiği ve ekranda görüldüğü zaman, bilgisayardaki
yazılım nedeniyle ABD deki pentagon veya National Cekullery Ejansıy (NCE)’nin
Washington DC’deki bilgisayarında anında görülebilir. Çünkü yazılım oradan
alınmıştır. Başka ne söyleyeyim. “diyerek konunun içerdeki bir takım odaklarla
sınırlı olmayıp CIA’ya kadar uzannan bir zincirin halkası olduğuna dikkat
çekiyor.
Şavaş hemen
şimdi ayrıl........!
Bir tarafta emniyet içinde görevden alınmalar yaşanırken diğer yandan “tele kulak” ile elde edilen bant kayıtları FP kapatma davasına delil olarak Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş tarafından Anayasa Mahkemesi’ne sunuldu. Vural Savaş Meclis tarafından “ihaleye fesat karıştırmaktan”düşürülen ANASOL –D hükümetinin Devlet Bakanı Güneş Taner hakkında ortaya çıkan kasetler için” ahlak ve hukuk dışı “ nitelemesi yapmışken kendisi aynı işin içine girdi ve hala makamını koruyor. Bu hukuk skandalı karşısında kamuoyu ve siyasi çevreler Vural Savaş’tan onurlu bir davranış bekleyerek istifa etmesini istiyorlar.
Necati Çavdar/ ANKARA
“Tele- kulak’ skandalında gözler
BÇG ye çevrildi... Bütün
yollar” büyük kulak” CIA’ya çıkıyor.
Tele Kulak diye adlandırılan Başbakan, Genelkurmay, Erbakan dahil çeşitli kişi ve kurumların telefonlarının dinlenmesi tüm Türkiye’yi sarstı. Öyle bir sarstı ki ne hükümet proğramı, ne güven oylaması ne de bütçe kanun tasarısı konuşuluyor. Hepsini gölgede bırakarak gündeminin birinci sırasına oturdu.
Şavaş hemen şimdi ayrıl........!
Bir tarafta emniyet içinde görevden alınmalar yaşanırken diğer yandan “tele kulak” ile elde edilen bant kayıtları FP kapatma davasına delil olarak Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş tarafından Anayasa Mahkemesi’ne sunuldu. Vural Savaş Meclis tarafından “ihaleye fesat karıştırmaktan”düşürülen ANASOL –D hükümetinin Devlet bakanı Güneş Taner hakkında ortaya çıkan kasetler için” ahlak ve hukuk dışı “ nitelemesi yapmışken kendisi aynı işin içine girdi ve hala makamını koruyor. Kamuoyu ve siyasi çevreler Vural Savaş’tan onurlu bir davranış bekleyerek istifa etmesini istiyorlar.
“Tele kulak” skandalını Emniyet İstihbaratının Kurucusu Emekli Vali Ergün Gökdeniz, Necati Çavdar’ın soruları ile Yeni Dönem’e yorumladı ve dinlemeyle ilgili ayrıntılı bilgiler verdi.
Bir Yetkilinin Suistimalidir
Yeni Dönem
-Sayın Gökdeniz Türkiye’yi sarsan “Tele kulak”la ilgili olarak sizin uzman
olarak görüşlerinizi almak istiyoruz.?
-Bir yetkinin
suistimalidir. Yani bugün Emniyetin, MİT’in elinde ileri teknoloji ile
donatılmış aygıtlar var ise bu sadece ve sadece Türkiye’nin yüksek menfaatleri
için kullanması gereken operasyonlarda kullanması gereken elektronik
donanımlardır.
BÇG ‘mi
yaptırıyor? Bu Gücü Kimden Aldınız?
-Basına yansıyan ve emniyetteki görevden almalarla görülüyor ki herkes
dinleniyor, bunu kim adına yapıyorlar?
-Evet.
Emniyetten deniyor ki sisteme girilmiştir Ama dinlemek için değil. Denetlemek için girilmiştir. Peki siz bunu
hangi hakla yapıyorsunuz. Cumhurbaşkanı, başbakanı ve genel kurmay gibi
müessese ve kişileri siz nasıl denetlersiniz. Cumhurbaşkanını denetleme emrini
size kim verdi. Bence tüm partiler eşittir ama herhangi bir parti lideri veya
herhangi bir milletvekilinin sistemine girdiniz. Peki bu bilgileri kime
aktarıyorsunuz?
Bul bilgilerin
öğrenilmesi devletin yüksek menfaatleri için midir? Hukuki alt yapısı
hazırlanmış bir operasyon mudur? Bu
adamlar devlete ihanet mi ettiler? Bir şüphe mi vardı da bir operasyona
girdiniz? Bir operasyon başlattınız? Veya biz merak ettik de dinledik
diyemezsiniz? Bununla geçiştirilemez. Bunun arkasında mutlaka birileri vardır.
Bir hedefe yöneliktir. Yoksa kendiliğinden olan bir şey değildir.
Zaman zaman
gazetelerde yazılar çıkıyordu. Tüm telefonlar dinleniyor diye. Çünkü
dinlenmeyen politikacının kalmadığı anlaşılıyor.
Gayesi özel hizmet sunmaktır. Peki kime sunuluyor bu hizmet?
-Olay bu kadar vahim ama niçin oluyor?
-Emniyet
siyasallaşıyor deniyordu. Emniyet teşkilatı, bizim polisimiz ama siyasilerimiz
kendilerinden bir şey talep etmeden bazı kişiler bazı özel hizmetlere talip
olurlar. O andan itibaren iş yozlaşıyor. Derhal özel hizmet sunuyor. Sonra bir
ara diyor ki...filancayı dinleyin... emredersiniz efendim. Şunu da
dinleyin .....Emredersiniz efendim.
Bazan iktidarlar ve güç odakları bazı yerlere kendilerine yakın isimleri
getirerek bu şekilde özel hizmet almak
istiyorlar. İnşaallah bu dönemde de yine bir takım kişiler özel hizmet sunma
hevesinde olmasınlar diye düşünüyorum.
Eğer, yine aynı
kafayla gidilirse ki bunu önlemeniz
mümkün de değil. Özel hizmet sunma merakınız olduğu zamanda soruyorum size özel
hizmet sunmak isteyen kişinin özel hizmetlerinden yararlanmak istemeyen kaç
insan vardır?
İstemem yan
cebime koyuver. Mutlaka isteyecektir. Ve arkası gelir.
Her yol
CIA’ya çıkıyor...!
- Eskiden hep
MİT dinliyor denirdi. Şimdi Emniyet dinliyor deniyor. Sizce sebebi nedir?
-Emniyetin
elinde elektronik cihazlar yeni ve modern olduğu için bunlar orada daha
çok oluyor.
-Peki bu
bilgiler sadece içerde mi kalır. Yoksa başka yerlere uzanır mı?
- Tabi ki
sadece içerde kalmaz. Şunuda belirteyim bu işi yapanlar çoğu kez ulaştıkları bilgiler kendileri ile sınırlı
zanneder. Burada bir korkumu söyleyeyim. Emniyetin cihazından sizin şifrenize
girildiği ve ekranda görüldüğü zaman, bilgisayardaki yazılım nedeniyle ABD deki
pentagon veya National Cekullery Ejansıy (NCE)’nin Washington DC’deki
bilgisayarında anında görülebilir. Çünkü yazılım oradan alınmıştı. Başka ne
söyleyeyim.
-Sayın Gökdeniz söyledikleriniz çok önemli ip uçları veriyor. Peki
insanlar hangi metodlarla dinlenir?
-Bunun için
çeşitli metodlar vardır. Bunun başında
da taşınması ve yerleştirilmesi kolay olan “Bak” argo anlamı ile
“böcek”denen minik nesneler gelir. .
Bunlar güneş pilleri veya uzun ömürlü
pillerle ama az enerji sarf eden küçük mikrofondur. Bunlar özelliklerine göre
bir, üç, 10 km. gibi veriş güçleri veya sahaları vardır. Bu cihazlar kolaylıkla
elektronikte gelişmiş firmalar tarafından her yerde ve sınırsız olarak
satılmaktadır. Bunları dileyen istediği yerden temin edebilir.
-Bunlar nereye
konuyor?
-Elektronik
istihbaratta dinlenmek istenen bir yerden tam 144 yer vardır. Dinlenme
yapılacak yerin 144 önemli yeri vardır. Dinlenme yapılacak bu yerin 144
noktasına değil de, yeteri kadar bir yer ve sayıda konur. Ancak kesinlikle bir
tane konmaz da mutlaka birden fazla üç, beş gibi noktalara konur. Birisi
arızalandığı veya bulunarak imha edildiği zaman diğerleri, yayınına devam eder.
-Bu “bak”
lar nasıl tespit
edilir?
-Bu böceklerin
tesbit edilmeleri mümkün ama hiç tesbit edemediğiniz böcekler de var.
Diğer cihazlara
gelince cinsine ve kullanış gayesine uygun olarak hacimleri
daha büyük olan cihazlardır. Bunlar çok kere sabit yerlere kurulur.
Dinleme ve kayıt oralardan yapılır. Bunlar çok özel cihazlar olup ithal
edilirler. İthalleri v denetimleri
hükümetin iznine tabi cihazlardır.
Emniyetin elindekiler hükümetin
iznine tabi olarak ithal ediliyor. Dolayısıyla bunların kullanımları da
devletin denetimindedir. Görülüyor ki devlet içinde belli güçler bunları özel
hizmet sunmak için kullanıyorlar.
-Bir de yine özellikle gazeteci Fehmi Koru ve Nazlı Ilıcak’ın
konuşmaları ile Cep telefonlarının dinlenmesi gündeme geldi. Bunların
dinlenmesi veya kaydı nasıl oluyor?
-GSM denen cep
telefonların dinlenmesi için şifresinin çözülmesi gerekiyor. Bunun için de
“decoder” denen şifre çözücüye ihtiyaç var. Şu bir gerçektir ki dünyada
çözülmeyecek şifre yoktur.
Yapılmışsa
kesinlikle çözülecektir. Bu cihazlar kapalı ve siz konuşmazken de sizin
konuşmalarınız GSM’lerdeki akıllı kartların şifresine girerek bir
şekilde alınabilir. O nedenle cep telefonları kapalı ilken şayet bataryası veya
enerjisi kesilmemişse dinlenebilir.
ABD’de Ulusal Güvenlik Kuruluşu denen (NCE)’de her türlü dinlemeye
girecek aygıtlar mevcuttur. Yeni geliştirilen tekniklerle her türlü konuşma ve
resim elde edilebilmektedir. Bunlara misal olması için anlatıyorum. Bir CIA
görevlisinin duble ajan olduğu tesbit
edildi. CIA ve FBI bu
görevliyi takibe alarak FBI bu
adamın bilgisayarına girdi. Bilgisayarından yayılan enerjiyi özel bir aygıtla
çekerek, bu elektromanyetik dalgalar analiz edilerek kelimeler haline getirilip
karakterize edildi. FBI bu ajanın bilgisayarına
depolayarak karşıya verdiği tüm bilgileri alabildi.
//////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
Çorum Belediye Başkanı Prof. Dr. Arif Ersoy , Fazilet Partisi’nin 18 Nisan seçimlerinden önce ve sonrasında takip ettiği politikalar konusunda Yeni Dönem’e şok açıklamalar yaptı.
OY KAYBINDA PARTİNİN KENDİ HATALARI ÇOK OLDU
Arif ERSOY : Milletvekili seçimlerinde Fazilet Partisi’nin aldığı olumsuz neticeyi oransal olarak söylersek; benim kanaatime göre dış etkilerden çok iç etkenlerin payı daha fazladır.
Tahmin
ediyorduk ki; parti bu 28 Şubat sürecini
lehte kullanır. Konjonktür bu duruma çok
çok müsaitti. 28 Şubat süreci iyi
değerlendirilse idi olumlu neticeler alabilirdi.
Bu düşük
neticenin alınmasında ben dış etkenleri % 20 olarak sayıyorum. % 80’i ise
partinin kendi içinden kaynaklanan etkilerdir.
Her şeyden önce
partinin söylemlerinde sıkıntı oldu. Geçmişteki söylemler bir tarafa atıldı.
Ama onun yerine yenileri konamadı. Tabanın alışık olduğu söylemler terk edildi.
Fakat yerine de yenileri geliştirilip konulmadığı için partinin tabanı ve yerel
bazdaki yöneticileri halka ne söyleyeceklerini tam olarak ortaya koyamadılar.
Siz bir denbire onların önüne hiç çözüm getirmeyen sloganları korsunuz.
Bunlarla onları tatmin etmemiş olursunuz ve o kitlenin kendilerine güvenlerini
sarsmış olursunuz. Özellikle partinin öncü kısmı, yönetici kısmı bu konuda
yeteri kadar güvence veremedi. Halkı harekete getiremedi. Biliyorsunuz.
Seçimlerden önceki heyecan, güven ve geleceğe olan ümitle orantılı olarak
artar.
PARTİ YÖNETİMİ “GÜVEN VE ÜMİD VEREMEDİ”
Yeni parti
proğramı gereken “güveni, çözümü ve geleceğe olan ümidi” veremedi. Mutlaka
seçimden önce heyecan olması gerekir. Heyecanda “güven, çözüm ve ümide”
bağlıdır. Bu üç konuda yeterli davranılamadı.
Hep ne
olmadıklarını anlatmaya çalıştılar. Ne olduklarını anlatmalı idiler.
FP nedir? FP
hareketi ne istiyor, nasıl bir Türkiye istiyor, nasıl bir demokrasi istiyor? Bu
soruların cevapları net, açık bir şekilde ortaya konması gerekir.
PARTİDE PARTİ İÇ İDEMOKRASİ YOK
FP’nin tabanı
ile tavanı arasında yeterince bir diyalog sağlanamadı bu önemli idi. Bu parti
içi demokrasidir. Taban ne istiyor, tavan ne söylemek istiyor. Bu anlatılamadı
ve partinin üst düzey yöneticileri tabanın genel eğilimlerini listelerine
yansıtamadı. Yansıtamayınca kendileri de tabana anlatmak istediklerini
yansıtamadılar.
Necati Çavdar / ANKARA
Yeni Dönem: Kamuoyu yoklamalarında FP’nin % 25’in üzerinde bir netice alacağı görülüyordu. Ancak beklenen neticenin yerel yönetimlerde alındığı ve genel yönetimlerde alınamadığı ortaya çıktı. Siz bu sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Arif ERSOY : FP
yeni bir parti. Yalnız, FP’nin dayandığı dünya görüşü ve hareket yeni değildir.
Son otuz yıllık bir hareketin ve anlayışın devamıdır. Yani Türkiye Cumhuriyeti
yeni bir devlettir, ama Osmanlı devletine dayanmıyor demek yanlış olur. Bu
nedenle FP de geçmişteki birikime
dayanıyor. Parti olarak yeni bir partidir.
Doğrusu FP’nin
bu seçimlerde % 23-24 dolayında oy alacağını tahmin ediyorduk. 98 sonları ve
99’un ilk aylarında yapılan anketler bunu gösteriyordu. Bu tahmin, mahalli
seçimlerde doğru çıktı. Mahalli seçimlerde % 23 küsür oy alındı. Bunun sebebi
de şudur: Halk, mahalli düzeyde FP anlayışını denedi, yapılanları gördü. Aşağı
yukarı tahminlere yakın bir sonucu aldık.
Genel
seçimlerdeki düşüşü biz dahili ve harici nedenlere bağlıyoruz. Yani parti
içinden ve dışından kaynaklanan nedenler var.
OY KAYBINDA PARTİNİN KENDİ HATALARI ÇOK OLDU
Yeni Dönem: Sizce nedir bunlar?
Arif ERSOY :
Milletvekili seçimlerinde alınan olumsuz neticeyi oransal olarak söylersek; benim kanaatime göre dış etkilerden çok iç etkenlerin payı daha
fazla. Dış etken olarak, 28 Şubat sürecinin yaşanması etkili oldu. FP, 28 Şubat
sürecini lehte kullanabilirdi. Bu tarihimizde böyle olmuştur. Toplumumuzun
kültürel yapısı böyledir. Yani, CHP’nin 1946’daki baskıcı zihniyetine karşı 14 Mayıs 1950 tepkisi ortaya çıkmıştır. Halk, dayatmalara
karşı bir reaksiyon ortaya koymuştu. 1960’dan sonra Adalet Partisi’nin, 80’den
sonra ANAP’ın ortaya çıkması da
böyledir. Tahmin ediyorduk ki; parti bu 28 Şubat sürecini lehte kullanır. Konjonktür bu duruma çok çok
müsaitti.
Seçimlerden
önce yolsuzluklar nedeniyle düşmüş bir hükümet sözkonusu idi. Ülkede uygulanan
antidemokratik uygulamaların toplum üzerindeki olumsuz etkileri vardı. Nitekim
CHP, 28 Şubat sürecinin gereği olarak
barajın altına düşmüştür. Dolayısıyla 28
Şubat süreci iyi değerlendirilse idi olumlu neticeler alabilirdi.
Genel
seçimlerde düşük oy almamızın bir diğer nedeni de partinin sürekli kapatılma
tehdidi altında bulunmasıdır.
Bu düşük
neticenin alınmasında ben dış etkenleri % 20 olarak sayıyorum. % 80’i ise
partinin kendi içinden kaynaklanan etkilerdir.
Yeni Dönem : FP’nin kendi içinde
hangi faktörler, seçimlerde düşük netice almanıza neden oldu?
Arif ERSOY :
Parti, 28 Şubat sürecinin getirdiği konjonktürü iyi değerlendiremediği için,
yeni duruma kendini adapte edemedi.
Her şeyden önce
partinin söylemlerinde sıkıntı oldu. Geçmişteki söylemler bir tarafa atıldı.
Ama onun yerine yenileri konamadı. Tabanın alışık olduğu söylemler terk edildi.
Fakat yerine de yenileri geliştirilip konulmadığı için partinin tabanı ve yerel
bazdaki yöneticileri halka ne söyleyeceklerini tam olarak ortaya koyamadılar.
Bir de, 28
Şubat süreci çözümsüzlüğü ortaya koydu. Bir bakıma geriye gidişti. Toplumların
ileriye gidişi özgürlük ve demokrasiyle orantılıdır. Toplum ne kadar
özgürleşirse, ne kadar demokratikleşirse, ne kadar katılımı artarsa topluma
yeni gelişme ve dinamizm getirir. Sanayi inkılabından beri tüm toplumlarda bu
böyle olmuştur.
Eğer toplum
daha özgürleşiyor, daha üretken ve atılımcı oluyorsa bunda gelişme olur. Baskı
ve dayatma toplumları durdurur, statikleştirir, geriye götürür. Dolayısıyla 28
Şubat süreci bir bakıma Türk toplumunu geriye götüren bir süreçtir.
Bu süreçten en
olumsuz etkilenen parti FP oldu. Dolayısıyla partinin demokrasi, katılımcılık ,
ekonomik ve sosyal sorunların çözümünde daha net ve açık görüşlerinin olması
gerekirdi. Parti, belki kısa zaman içinde kendini toparlayarak çözümler
üretemedi. Halbuki bizim tabanımız diğer partilerin mevcut çözümlerini bilen ve
o çözümlerin çözümsüzlük olduğunu anlayan bir tabandır.
Siz birden bire
onların önüne hiç çözüm getirmeyen sloganları korsunuz. Bunlarla onları tatmin
etmemiş olursunuz ve o kitlenin kendilerine güvenlerini sarsmış olursunuz.
Özellikle partinin öncü kısmı, yönetici kısmı bu konuda yeteri kadar güvence
veremedi. Halkı harekete getiremedi. Biliyorsunuz. Seçimlerden önceki heyecan,
güven ve geleceğe olan ümitle orantılı olarak artar.
PARTİ YÖNETİMİ “GÜVEN VE ÜMİD
VEREMEDİ”
Yeni Dönem:
Tabanın arzu ve isteklerini genel merkez ve parti yönetimi karşılayamadı mı?
Arif ERSOY :
Yeni parti proğramı gereken “güveni, çözümü ve geleceğe olan ümidi” veremedi.
Mutlaka seçimden önce heyecan olması gerekir. Heyecanda “güven, çözüm ve ümide”
bağlıdır. Bu üç konuda yeterli davranılamadı.
Bir de bunu FP
hareketinin geneli olarak düşünmek gerekiyor. Hep ne olmadıklarını anlatmaya
çalıştılar. Ne olduklarını anlatmalı idiler.
FP nedir? FP
hareketi ne istiyor, nasıl bir Türkiye istiyor, nasıl bir demokrasi istiyor? Bu
soruların cevapları net, açık bir şekilde ortaya konması gerekir.
Parti içi Demokrasi Yok
Yeni Dönem:
FP’de parti içi demokrasinin olmadığını söyleyebilir miyiz? Bununda seçim
neticelerine yansıması olmadı mı?
Arif ERSOY :
FP’nin tabanı ile tavanı arasında yeterince bir diyalog sağlanamadı bu önemli
idi. Bu parti içi demokrasidir.
Biz bilgi
çağına girdik. Bilgi çağının özelliklerinden birisi şudur. Artık bilgi
saklanan, bir karara bırakılan, korunan bir şey değil. Bir nevi bütün
insanlığın ortak malı haline gelmiştir. Sürekli olmak elektronik hızla dünyaya
kitle iletişim araçları, tv, radyo, bilgisayar, internet sürekli bilgi
aktarıyor. Dolayısıyla tabanla tavan arasında bilgi akışkanlığında tıkanma
oldu.
Taban ne
istiyor, tavan ne söylemek istiyor. Bu anlatılamadı ve partinin üst düzey
yöneticileri tabanın genel eğilimlerini listelerine yansıtamadı. Yansıtamayınca
kendilerini de tabana anlatmak istediklerini yansıtamadılar.
Diyelim ki bu
küskünler hareketi, seçimden çok az bir dönem içinde ortaya çıkmıştı. Burada
parti üst düzey yöneticilerinin amacı ve bu hareketi desteklemekteki gayeleri
anlatılamadı.
Hatta partiye
karşı olan medyanın anlattıkları taban tarafından yankı buldu. Yansıdı ama
partinin de dediği ortaya konmadı. Dolayısıyla burada partinin üst düzey
yöneticileri ile taban arasında bilgi akışkanlığında kopukluk oldu. Tabandaki
istekler yukarı yansıtılamadı.
Parti Aşırı Merkeziyetçilik Sergiledi
Parti ayrıca
aşırı bir merkeziyetçilik sergiledi. Bu fevkalade yanlıştı. Aşırı
merkeziyetçilik sanayi inkılabı öncesi sistemdir. Aşırı merkeziyetçi sistem
demode olmuştu. Bu sistem belki askeriyede uygulanabilir. Bu sistem sivil
hayatta uygulanması fevkalade yanlışlığa yol açar. Ve bilgi akışındaki
olumsuzlukları ortaya çıkarır. Merkeze yakın olanlar, merkezden çıkan bilgileri
kendi anladıkları gibi tabana yayarlar. Tabandaki arzuyu da, istemediklerini
merkeze yansıtmazlar. Tabandaki şikayetleri, olumsuzlukları merkeze olmuş gibi
yansıtırlar. Bu da merkezi yanlış karar almalarına yol açar. Dolayısıyla hem
merkeziyetçi sistem partinin kitlelere ulaşmasını hem de heyecanını azaltır.
Antidemokratik
diyebileceğim belki kendi partisine yönelik böyle insafsız bir eleştiri yapmış
olurum ama, merkeziyetçi sistem demokrasiyle zıttır. Aşırı merkeziyetçi
sistemde demokrasi gelişemez.
Türkiye’nin de
bu gün en büyük çıkmazı dünya üzerinde benzeri olmayan katı kurallı
merkeziyetçi bir sistem olmasıdır Ülke bunun için uluslar arası yarışta özlenen
yeri alamamaktadır. Özellikle düşünce ve demokrasi alanında geri sıralarda
kalmıştır. Rahmetli Özal, % 80’lerde ekonomide belli ölçülerde adem-i
merkeziyetçiliği ön plana çıkarmakta idi. Türkiye bugün dünya üzerinde
ekonomide de çok geri kalmış bir ülke olurdu. Ekonomide serbestlik, ekonomide
dinamizme yol açtı. Ana tercihe siyasette merkeziyetçilik çelişkileri ve
çıkmazları artırdı.
Türkiye’de
genel sistemdeki merkeziyetçilik benzer şekilde bütün partilerde olduğu gibi
bizim partimizde de vardır.
Yeni Dönem: Partide lider sultası mı var demek istiyorsunuz?
Arif ERSOY
: Partide tek bir lidere, tek bir kişiye
yüklememek lazım. Bu merkeziyetçi yapının kendisi böyledir.
Parti Yönetimleri Polit Büro gibi
Yeni Dönem:
Yani sanki partilerin üst yönetimleri tabiri caiz ise herşeye hakim bir “polit
büro” olarak ortaya çıkıyor.
Arif ERSOY :
Belki o sert eleştiri de bizim üslubumuza ters düşebilir ama Türkiye dünyanın
en merkeziyetçi ülkelerinden biridir. Bizim partimizde de diğer partilerde de,
bizim partimiz dersek haksızlık yapmış oluruz. Partilerimizde dünyanın en
merkeziyetçi partileridir.
Bizim tabanımız
bilgi bakımından da belli düzeye gelmiştir. Sorunların yerinde çözülmesini
istiyor. Mesela burada aday yoklamaları yapıldı. Ben o zaman yurt dışında idim.
Taban diyor ki bizi dinleyen sorunları eğilen insanları öne çıkaralım. Genel
Merkez de tabii bu doğaldır diyor. Ama geliniyor burada yoklama yapılıyor.
Yoklamanın neticesi o yörede açıklanmıyor, Genel Merkez’de açıklanıyor. Taban
diyor ki; biz Genel Merkeze güveniyoruz Ama neden sonuçlar burada açıklanmıyor.
Genel Merkezin dediği doğru idi ama burada açıklansa idi biz buna sahip
çıkardık diyorlar. Gerçi bu yoklama
tarzı da tam demokratik değildi ama olsun, neticeler burada açıklansın
isteniyor.
Partimizin
kaybetmesinin nedenlerini şöyle açıklayabiliriz:
1- Partideki
aşırı merkeziyetçilik.
2- Taban tavan
arasında iletişim eksikliği
Yeni Dönem: Peki burada sormadan geçemeyeceğim. Taban il tavan arasında
bir güvensizlik var mı?
Arif ERSOY :
Merkeziyetçilikte güvensizlik herzaman vardır. Yani merkeziyetçilik iknadan çok
korkuya dayanır. Halbuki demokrasi korkudan çok iknaya dayanır.
Türkiye
Cumhuriyeti devletinde de bu vardır. Vatandaşa güvenmiyor, vatandaşı serbest
bırakırsak yanlış yapar diyor. Bu fevkalade yanlıştır. Sosyolojik bir kuraldır.
Toplum ne kadar serbest bırakılırsa toplumun doğruyu ve makula gitme şansı daha
artar. Toplumun ne kadar merkezileştirilirse toplumun yanıltılma şansı daha da
artar. Devletin kendini güvende hissetmesi adem-i merkeziyetçiliğe bağlıdır.
Bunu ABD ikiyüz
sene önce keşfetmiştir. 1776 Anayasasında vardır. İngiltere’ye karşı devleti
güçlendirmek için adem-i merkeziyetçilik sistemini getirmişlerdir. Dolayısıyla
bir devletin gücü topluma güvenmekle olur. Devletin gücü silah ve askere bağlı
değildir. Öyle olsa idi dünyanın en güçlü devleti Sovyetler Birliği olurdu.
Dünyanın en güçlü ordusuna ve silahına sahipti, her taraftan kaleler gibi
çöktü. Öyle istihbarat teşkilatı var idi ki heryeri kontrol edebiliyordu.
Kartondan aslanlar gibi çöküşünün nedeni devlet hiçbir zaman halka
güvenmemiştir. Dolayısıyla güçlü devlet halkla bütünleşen devlettir.
Güçlü parti de
tabana dayanan partidir. Partinin heryerde teşkilatı olabilir, ama tabanla
bütünleşmemişse ufak bir sadme ile, sarsıntı ile gücü sarsılır.
Aslında biz geçmişte
bu tabana çok güveniyorduk. Partimizin kuruluşunda bir hata yaptık. Hatanın
kaynağını tam bulmuş değiliz. Şunu savunduk belki de “tabanın dediğini yaparsak
sıkıntı olur” Tabanın dediğini yapaydık ben inanıyorum ki % 27 oranında en az
oy alırdık.
Yeni Dönem:
Özellikle seçimlerden önce bir kanaat dile getiriliyordu. Parti kendi
büyüklüğünden çekiniyor. Daha az sayıda milletvekili ile temsil parti için
faydalı olur gibi bir düşünce gerçekten var mıydı?
Arif ERSOY :
Ben bir parti mensubu olarak ve konuya iyimser bakan biri olarak benim bunu
kabul etmem mümkün değil. Hiçbir makul ve mantıki düşünen hiçbir parti yönetimi
kendi partisinin küçülmesini istemez.
Yeni Dönem: 28
Şubat sürecinin getirdiği bazı sıkıntılar üzerimizde. Biz seçimlere ...........
belirsiz girelim de oy oranımız düşerse lehimize olur şeklinde bir düşünce
olabilir mi?
Arif ERSOY : Bu
söyleniyordu ben buna şahsen katılmıyorum. Böyle bir şey yoktur. Varsa bu fahiş
bir hatadır. Partiler eğer iktidarı hedefliyorlarsa her an büyümeyi gaye edinmelidirler.
İktidar demek kitleler tarafından desteğinin artması demektir. Esas iktidar
budur. Efendim ben bir gurup insanlarla işbirliği yapayım, dolaylı yoldan
iktidara gelemim. Bu çok yanlıştır. İktidar, esas iktidar, halkın desteğidir.
Türkiye’de egemen
güçler var. Görünmeyen güçler var. Bence bunlar fazla bir anlam ifade etmiyor.
Bunların karşısında halkın desteği olmadığı için anlam ifade ediyor. Halkın
desteğine mazhar olursanız esas iktidarın kaynağı, güç sahibi halktır. Halk
arasında ne kadar çok taraftarınız olur ise o kadar iktidara yanaşırsınız.
Türkiye’de böyle bir halk desteği olmadığı için gizli güçlerden bahsediliyor.
Yer altı dünyasından başka şeylerden bahsediliyor. Şahsen ben böyle komplo
teorilerine fazla itibar etmiyorum.
Benim bakışım
şudur. Eğer halkın gücüne iktidarı dayandıramıyorsanız mutlaka o iktidar belli
bir gurubun denetimi altındadır. Bu gurup belki 500 belki 300 belki daha azdır.
Buna karşılık ülkeyi demokratikleştirmenin tek yolu geniş kitlelere
dayandırmalı. Geniş kitleler tarafından desteklenmenin yolu; fazla teorik de
değil net, açık v esamimi olarak söylemlerinizi ortaya koymaktır. Yani kitleler hiçbir zaman “Doğru” kitleleri
harekete geçirmek için en büyük güçtür. Onun için peygamberlerin ne parası
vardır, ne orduları vardır., ne organize güçleri vardır, ama peygamberler
yaşadıkları çağın doğrularını “yalın, net ve açık” bir şekilde kitlelere
anlatmışlardır. Önce bu gerçekler alay konusu olur. Sonra o gerçekler ambargoya
tabi tutulur. Sonra pazarlıklar konusu, sonrada tehdit konusu olmuştu. Ama
hiçbir zaman doğrudan taviz vermemişlerdi. Sonra da kitleler fevç fevç
peygamberleri takip etmişlerdir. Filozoflarda böyle olmuştu. Dolayısıyla benim
kanaatim bizim en büyük eksikliklerimizden birisi de söylemlerimizi net, açık
ve samimi bir şekilde ortaya koymamamızdır.
Yeni Dönem : FP
kitlelerle buluşamaması ve onlara yeniden ümit olmanın siz FP’nin ne yapmak
istediğini kararlı bir şekilde ortaya koymasına mı bağlıyorsunuz?
Arif ERSOY :
Sadece FP için demiyorum. Türkiye çok sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Tarih
içinde bir çok devlet kurulmuş,bir çokları çökmüştü.
Devletlerin
çöküş belirtileri vardır. Bu çöküş belirtilerinden ders alınarak gerekli
dersler alınmazsa, devletin çöküşü kaçınılmazdır. Bunlar sosyolojik tarihi olaylardır.
Türkiye’de
yaşanan bugünkü hadiseler adeta bir çözülme ve çöküş belirtileridir.
Dolayısıyla bu meseleler a veya b partisinin meselesi değil. Türkiye
Cumhuriyeti devletinin kurtuluş meselesidir.
Hepimiz bu geminin içindeyiz. Türkiye’de bu baskı, dayatma, haksızlık ve
yolsuzluk bir çöküp alametidir. Hangi parti olursa olsun bu gidişi
durdurmalıdır. Bununda yolu “net, açık, şeffaf” çözümler; kitlelere
benimsetmektir. Yani Türkiye’yi önümüzdeki 10 yıl içinde kurtuluşa götürmenin
yolu Türkiye’nin demokratikleşmesidir. Türkiye’de şeffaf, katılımcı bir
demokratikleşme sürecinin ortaya konmasıdır. Benim kanaatim 18 Nisan
seçimlerinden sonra bunu ortaya koyacak görüntüde hiçbir parti yoktur. Ancak
bunu sağlayacak en büyük potansiyel FP'’e vardır.
FP Yeniden Yapılanmalıdır
Yeni Dönem: FP bunu nasıl başarabilir?
Arif ERSOY : FP
şu noktada bir defa kendisi yeniden yapılanmalıdır. Türkiye’nin yeniden
yapılanmaya ihtiyacı var ama. Bunu gündeme getirmek için bir siyasi parti ve
hareketin kendisinden başlaması lazım. Onun için Tansu hanımın bir ara II.
Demokrasi hareketini heyecanla işlemek istedik ama gördük ki konuşulanla
yapılan aynı değil. Bülent Ecevit’in savunduğu demokrasi ile uyguladığı aynı
değil.
Mutlaka kitleler eylemleri il düşünceleri birbirini bütünleyen, önderlerin peşinden giderler. Kitlelerin tümünü kandırmanız mümkün değildir.
18 Nisan
seçimlerinden sonra ortaya çıkan tablo bir tehlikeyi ilan ediyor. Diyor ki
ülkede tehlike var. Bu tehlikeyi gidermek için proğramı net olan eylemi ile
söylemi birbirini tamamlayan bir harekete ihtiyaç vardır. Bunu kim çıkartırsa
bu ilerde kârlı çıkacaktır.
DSP’nin MHP’nin
oylarındaki artış diğer partilerin eylem ve söylemlerindeki çelişkilerden
kaynaklanıyor. Kitleler DSP ve MHP’ye belli ölçüde kredi verdiler ama bu
yeterli bir kredi değildir. Hala diğer partilere şu ikazda bulunuyor.
CHP’nin bu
şansı kaybettiğine inanıyorum. CHP’yi devre dışı bıraktı.
Ama diğer
partilere özellikle FP’ye şu mesajı veriyor. Sana bir şans daha veriyorum.
Toparlan söylem ve eylemini bütünleştir. Kendini yeniden yapılandır. Eğer öyle
yaparsan gelecekte seni tekrar işbaşına getiririm. Bunun bir belirtisi de bak
merkez kendini düzeltmedi ama, belediyeler bu konuda belli ölçülerde başarılı
belediyeleri destekliyorum ama, merkezi de ikaz ediyorum. Zira biz
demokratikleşme açısından eylem ve söylemimizi bütünleştiremezsek CHP gibi
oluruz. CHP’nin en büyük sıkıntısı, söylemi çok güzel, eylemi çok kötü.
Dinlerken CHP’lilere hayran oluyorsun, ama yaptıklarına bakıyorsunuz, sıkıntı
duyuyorsunuz. Eğer eylem ve sözlerimizi bütünleştiremezsek FP’ye verilen bu
krediyi kaybederiz. Ben bu endişeyi hala taşıyorum. Bunun içindeki bu parti
disiplinine aykırı değildir. Bu görüşlerimizi her platformda söylüyorum.
Ülkemizin ve
partimizin çıkarları için özellikle partinin yönetim kadrosunda bu görüşleri
dile getirmeliyiz. Mevcudu değerlendirmeliyiz. Türkiye’nin son 150 yıllık,
Fazilet hareketinin 30 yıllık tarihini iyi analiz etmeliyiz. 11 aylık 54.
Hükümet dönemini ve 28 Şubat sürecinin bu güne kadar olan bölümünü iyi tahlil
etmeliyiz. Bu tahliller bugün nerede olduğumuzu ortaya koyacaktır. Bu
tahlillere dayanarak bir paket program hazırlamamız gerekir. Bu paket programı
demokratik olarak şeffaf olacak, katılımcı ve kalıcı olacak.
Yeni Dönem:
Partide çok başlılık, partinin yönetimi ile bir üstün çatışmanın bu
başarısızlıkta payı nedir?
Arif ERSOY :
Burada şunu itiraf edeyim. Eğer bu konuda bir açıklama yaparsam duyumlardan
hareket etmiş olurum. Ben taşrada bir belediye başkanıyım. Partinin üst
yönetiminde görevim yok. Müsaade ederseniz. Bu konuda birşey söylemeyeyim. Net
bilgiler olmadığı için fazla konuşmak istemiyorum. Ama bu tür söylentiler halk
arasında söyleniyor. Fakat benim kanaatime göre buda doğru değildir. Kim
yönetici ise sorumluluk onda olmalıdır. Sorumluluğu kime veriyorsan yetki ona
ait olmalıdır. Yani sorumluluğu Ahmed’e veriyorsan yetkiyi ona vermiyorsan bu
yanlıştır. Bu hem bizim dünya görüşümüze göre yanlıştı. Hem de demokrasi
açısından yanlıştır.
Yeni Dönem:
Zaman zaman zikzaklar görülüyor. Mesela milletvekilleri listeleri
oluşturulurken, seçilecek yerlerden başörtülü aday konmayacak dendi. Ama sonar
listelerde yer aldı. Bu tür çelişkilerin genel merkezden kaynaklanmadığı ve
başka odakların devrede olduğu yönünde geniş kanaat var
Arif ERSOY :
Yani sorumlu kim ise yetki de onda olmalıdır. Davul kimde ise tokmakta onda
olması gerekir. Aksini savunursak mevcut çelişkileri eleştirme hakkımız olmaz.
Biz diyoruz ki TBMM milli iradenin tecelligahıdır. Öyle de olmalıdır diyoruz. Sonra da çıkıp diyoruz ki meclis iş
yapamıyor. Peki kim iş yapıyor? Meclisin dışındaki çevreler iş yapıyor. Bunu
böyle yaparsak eleştiremeyiz ve çözüm getiremeyiz.
Mutlaka çözüm
getirenler önerdikleri çözüme göre kendilerinin hareket etmesi gerekir.
Yeni Dönem : FP
18 Nisan seçimlerinden önce mecliste en büyük guruba sahip bir parti idi. FP o
dönemde Ana muhalefet partisi olduğu zaman bunun sorumluluğunu yeterince yerine
getirebildi mi? Yine Ana muhalefet Partisi bu kez de görevlerini yerine
getirmesi için önerileriniz nelerdir?
Arif ERSOY : FP
seçimlerden önce program ve prensiplerini tam ortaya koyamadığı için 55.
Hükümetin yaptığı çelişkileri için dezavantaj olarak görülmesine rağmen, hem bu
süreç hem de 55. Hükümet FP için bir avantaj idi.
Çünkü 55.
Hükümet adeta uzaktan kumanda ile kurulmuştu ve birçok yolsuzluklara
karışmıştı. T.C. tarihinde ilk defa bu hükümet meclis tarafından
yolsuzluklardan dolayı düşürülmüştü. Onun yerine de dünya demokrasi tarihinde
61 kişilik bir parti ile iktidar oldu. Adeta emanetçi bir iktidar.
FP bir program
ve çözüm ortaya koyarak bir seçime gidemedi. Bunları değerlendiremedi. Ana
muhalefet partisi idi. Ana muhalefet partisi görevini tam yerine getirse idi,
demokratikleşme konusunda söylemlerini net ortaya koysa idi, farklı netice elde
edecekti. FP hep savunmada geçti. Halbuki FP’nin kendini savunacak bir şeyi
yoktu. 55. Hükümetin ortakları kendisi savunması gerekirdi. Yapılan ithamların
çoğu da FP’nin kendisine değil hayali bir tehlike oluşturulmuş o tehlikeye
yönelik eleştiriler idi. O tehlikelerin FP ile özdeşleştirilmemesi gerekirdi.
Ama FP
kendisini adeta o tehlike imiş gibi görerek sürekli savunmada bulundu.
Savunmada
bulunan insanlar alternatif koymaya vakit bulamazlar.
Yeni Dönem: Yani kapatılma psikolojisi içinde kendini ifade edemedi mi?
Arif ERSOY :
Evet. Kapatılma psikolojisi içerisinde idi. Dolayısıyla ana muhalefet partisi
olarak yeterince performansı ortaya koyamadı. Bunun nedenleri arasında yeni
kurulması, tam toparlanmasının yanında yeni eski diye bir durumda oldu. Yani
parti üst düzey yöneticilerinin hepsini mi yenilemeli idi. Diğer
milletvekillerinden ne kadar almalı idi. Bu konuda sıkıntılar yaşandı. Tam bir
entegre parti olarak parlamentodaki gurubu ile uyumlu götüremedi. Seçimlere bu
şekilde girildi. Bu durumda güven ve heyecanı veremedi, güven ve heyecanı
üretemedi.
18 Nisan seçim
sonuçları vakit kaybetmeden değişik platformlarda tahlil edilmeli. Yine vakit
kaybetmeden partinin programı, söylemleri geleceğe yönelik demokratikleşme ve
ekonomik modelini ortaya koyması gerekir.
Bu konularda
diğer partilerden öne çıkmalıdır. Türkiye’de çözümsüzlük talihsizlik olarak
Türkiye’nin önünde durmaktadır. Bunu hangi parti ortaya koyarsa öne çıkar.
Tekrar ediyorum. FP’nin bunu ortaya koymaya güven daha fazla yeterlidir.
Müktesabatı elverişlidir. Kitleler hala bunu FP’den beklemektedir.
Yeni Dönem:
Seçim mitinglerinde gördüğümüz kadarı ile halk ekonomik meselelerden çok
düşünce ve inanç hürriyeti gibi konularda daha heyecanlı tepkiler veriyordu.
Siz bu bağlamda 312 den dolayı mağdur olan Tayyip Erdoğan ve inancı gereği
başını mecliste de örtmek isteyen Merve hanıma FP yeterince sahip çıktığını
düşünüyor musunuz?
Arif ERSOY :
Meseleyi kişiselleştirmemek gerekir. Tayyip beyin uğradığı sıkıntı hepimizi
üzmüştür. Ama mesele Tayyip beyin meselesi değildir. Mesele Türkiye’de baskı,
dayatma ve insan haklarının ihlali vardır. Bir çok insanlar bu ihlallerle karşı
karşıyadır. Anadolu halkı içinde yavaş işleyen, işlemeyen adalet
mekanizmasından dolayı zulme ve haksızlığa uğrayan bir çok insan vardır. Biz
sadece Tayyip beyi alırsak meseleyi daraltmış oluruz. O zaman Tayyip bey bir
partinin elemanı olarak görülür. O partiyi sevmeyen ve o partiye antipatisi
olanlar sanki Tayyip beye iyi olmuş gibi davranırlar.
Diğer partiler açısından özellikle FP açısından da
öteden beri belki geçmişten ta RP ve daha önceden bizim dünya görüşümüz, diğer
ölçülerimiz insan hakları merkezli bir dünya görüşü vardır. Dolayısıyla
haksızlığın hepsine karşı tavır koymalıyız. Tayyip beye yapılan bu haksızlık
öncelikle Türkiye’de anti demokratik baskıların dayatmaların ulaştığı boyutları
ortaya koymuştur.
Parti bunu önce
genelde tam ortaya koyması gerekirdi. Yasal düzenlemeler, anayasada anti
demokratik hükümlerin kaldırılması hususunda ta baştan beri bunu herkes için
savunmalıdır. Eşber Yağmurdereli’ye bu haksızlık yapılırken o günde savunmalı
idi. Bu da yeterince ortaya konmadı. Tayyip beyin olayı sadece FP’nin meselesi
gibi yansıtıldı. Halbuki Tayyip beyin meselesi devletimize karşı işlenmiş bir
hatanın göstergesidir. Devletlerin çöküş alametlerinden birisi de şudur.
Suçluların meydanlarda dolaşıp alkışlanması, suçsuzlarında cezalandırılmasıdır.
Tarihte birçok düşünür bunu devletlerin iflah olmaz çöküşünün belirtisi olarak
ortaya koymaktadırlar. Tayyip beyin uğradığı mağduriyet T.C. devletinin tehlike
içinde olduğunu gösterir. Tayyip beye bunu reva görenler devletin temeline
dinamit koymaktadırlar .Yani devletin temeli adalettir. Tayyip beye bu cezayı
verenler T.C. devletini adeta tahrip ediyorlar. Bu şekilde bu olay partinin her
kademesinde ve her platformda ortaya konması gerekir. Aslında bu sadece FP’nin
değil diğer partilerinde bu konuda, hissiz kalması bence Türk demokrasi
tarihinde bir utanç meselesidir. Sadece Tayyip bey için değil tüm 312 mağduru
düşünce suçluları içinde öyledir. Sadece Tayyip bey için çalışıldı ama onunla
da bir yere varılmaz.
Hala bugün bile
telefon dinleniyor. Erbakan hocamız ile Yasin beyin olayı hiç dile
getirilmiyor. Bu çifte standart hemfikirde var hem karşı da var.
Çifte
standartta devletin çöküş belirtisidir.
Devleti yönetenler kendi tebaları veya yakınlarına ayrı konuşurlar,
halka döner ayrı konuşurlarsa bu devletin çöküş belirtisidir. Çifte standartta
bir toplumun çürümüşlüğünün belirtisidir. Tele kulaklar için bir yandan
soruşturma açıyorlar, bir yandan bazılarını görevden alıyorlar ama kimse
demiyor ki bunlar suçlu da Yargıtay Başsavcısı nedir? Kimse onu söylemiyor.
Sanki onun yapması doğal hak, küçük memurların yapması yanlıştır.
Güçlüler
haksızlık yaparsa alkışlanır. Sokaktaki adamlar haksızlık yaparsa
cezalandırılırlar. Bu da çelişkidir. Biz bunları ortaya koyamadık.
Aynı şekilde
demokrasimizin çelişkilerinden biri de Merve hanım olayıdır. Merve hanım aday
olsa veya olmasa mı idi veya Merve hanım ABD vatandaşı olup olmaması ayrı
olaydır. Hele hele aday olduktan sonra yemin etmesi büyük bir çelişkidir. Bunu
kabul etmemiz mümkün değildir. T.C. mer’i yasalarına göre de gerekenin
yapılması gerekir. Yasa varsa uygulanır. Yasa benim lehime ise iyi, değilse
kötü diyemeyiz.
Ama oraya kadar
gelmiş bir hanımın başörtüsüyle yemin etmesine engel hiçbir hukuki mesnet
yoktur. Bir de başörtüsü inanç özgürlüğünün ötesinde bir insan hakkı
meselesidir. Yani yeme, içme, barınma ve giyinme temel insan hakkıdır. Bu
hakkın yapay hukuk kuralına bağlı olamaz. Bunlar yapay hukukla sınırlanamaz.
Siz
düşünebiliyormusunuz ben ne yiyeceğim, ne giyineceğim, nerede barınacağım,
başkası karışamaz. Evimin içine başkası karışacak bu olamaz. Bu açıdan
savunulamadı.
İnanç nedir,
inancın gereği nedir? Bunu hala anlamayan insanlar var. Az gelişmiş insanlar var. Bütün yeryüzünde
inanç meselesinin baskı altında tutulmasının fevkalade az gelişmişlik olduğu
kabul edilirken biz de hala mantalite olarak gelişmemiş insanlar var Bizde hala
inançla Mustafa Kemal Atatürk’le kanunu karşı karşıya getirmeye çalışan
insanlar var. İnanç ve kanun karşı karşıya gelmez ki inancın ayrı alanı var,
kanunun ayrı alanı var. Kaldı ki Merve hanımın başörtüsüyle yeminini engelleyen
hiçbir kanun yoktur. Bu yeterince ve etraflıcı anlatılamadı.
Artık bu vatandaşlık
olayı ile sona erdi. Merve hanım yemin etsin mi etmesin mi diye tartışmanın
manası yok. Çünkü artık Merve hanım T.C. vatandaşı değil.
Yeni Dönem:
Sizce partinin aday listelerinin hazırlanmasındaki sıralamaların ki bazı
insanlar ya hiçbir yere konmadı veya bazıları da uygun yere getirilmedi. Bunun
seçim sonucuna sizce etkisi nasıl oldu?
Arif ERSOY :
Demokrasinin temel esprisi halkın arzu ve isteklerinin yönetime yansımasıdır.
Dolayısıyla aday belirlemesi sırasında tabanın arzuları listelere yansımadı.
Yansımasının da taban desteğini çekti veya herkes destekledi. Belli ölçüde de
küstü. Tekrar ediyorum, bu aldığımız kredi sürekli kredi değildir. Artık bilgi
çağına geçtik, ben buradayım. Dedem bu partide idi çocuklarımda bu partide
olacak şeklindeki partizanlık yok.
Yeni Dönem: Veya şahsım emretti, o ne derse olur mantığı.
Arif ERSOY :
İşte bu değişti. Dolayısıyla bazı arkadaşlar biz yeni partiyiz % 16 iyidir
diyor. Ben bu görüşte değilim. % 16 bir kredidir. Önümüzdeki dönemde demokratikleşmeye yeterince
yer vermez. Tabanın istek ve arzularını yapılanmaya yansıtmazsak daha büyük
sıkıntılar olur.
Parti bunu
yapmaz ise marjinalleşmek ile Anaplaşmak arasında bir tehlike ile karşı karşıya
kalır.
//////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
24 Anayasası” Hakimiyet
kayıtsız şartsız milletindir .Millet bu hakimiyeti meclis eliyle kullanır
“derken 196l ve 82 Anayasında ise
hakimiyetin meclisin yanında kurumlar eliyle de kullanılacağı
belirtilmiş. Bu durumda 1960 Anayasası ile kurumlar hakimiyetini sağladı ve
milli iradeye rağmen tüm çekilen sıkıntıların ana kaynağı bu deniyor.
Türkiye’de sık sık müdahaleler oluyor. l960
darbesi sivil ve askeri cuntaların işbirliği ile asker ağırlıklı olarak
gerçekleştirildi. Mustafa Kemal’in ortaya koyduğu 1924 anayasası bu cunta tarafından rafa
kalrdırıldı .Garip bir durum olmuştu.Milli hakimiyeti getiren bu anayasa Atatürkçülük adına ortadan kaldırılıyordu.Gerekçeyi darbeyanlısı hukukçular sonradan buldu.
“Meşruiyetini yitirmiş bir iktidara karşı direnme hakkınnı kullanan... “diye.
71 Muhtırası ve 12 Eylül darbesi emir komuta zinciri içerisinde oldu deniyor.
İçinde yaşadığımız döneme 28 Şubat sürecide denen post modern bir darbe
deniyor. Yani meclisin üzerinde bir irade var.Şu ana kadar bunu aşacak
mekanizmalar geliştirilemedi. Sizce bu noktaya geliş sebebimiz nedir?
-Soru içirusunde zeten
cevabı var.Şöyleki Türkiye de milli mücadele yapılırken Amasya tamimini neşreden Mustafa Kemal ve
arkadaşları orada şunu açıkça belirtmişlerdir.Milli iradenni emrinde silahlı
kuvetler milli mücadeleyi yürütecektir.Onlar milli iradenin emrinde her işi yürüteceklerini,bunun için
Erzurum,Sevas kongrelerinin ve TBMM’nin toplanacağını belirtmişler ve arkası
arkasına bunları fikir planından eyleme dönüştürerek
gerçekleştirmişlerdir.Bunnunla HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLLETİNDİR denen
TBMM’si meydana getirmişlerdir.
Mustafa Kemal’de “Benim en büyük eserim TBMM ‘dir “demiştir.
TMMM ve yapılan milli
mücadele çok büyük olağan üstü şartlarda
yapılmıştır. Birinci dünya harbinden malup çıkmış,çok büyük sıkıntılar içinde
bu günkü sınırlar içindede değil sadece 15 ile sıkıştırılmış bir memleket
haline gelmişti. Bu şartlar içinde milli mücadele yapılarak misakı milli
sınırları içinde bir vatan meydana getirilmiştir.Bu başarıda o günkü silahlı kuvetlerle,TBMM’sinin beraber
çalışmasının ve birbirlerine büyük destek olarak milli mücadeleyi
başarmalarının rolü vardır.
Bu günle kıyaslanmayacak bir
mahrumiyetin olduğu dönemde ama milletin iradesiyle vatan ve millet
kurtarılmıştır.
Elbetteki birden bire çok
partili hayata geçmek mümkün değildi.Ama CHP yi
bizzat Mustafa Kemal kurdurmuş,1924 yılındada Amasya Tamimini
yayınlarken beraber olduğu arkadaşların ki Kazım Karabekir ve Rauf Orbaylara Cumhuriyetçi
Terakki Perver Fırkasını kurdurmuşlardır.Bu parti bir süre sonra kapatımlmıştır.Daha sonra yine
Mustafa Kemal’in çok yakın arkadaşı bulunan Ali Fethi Okyar budefa Serbest
Fırkayı kurmuş.Oda sekiz ay sonra kapattırlımış.Bunun suçunu sadece
kapatanlarda veya partileri açanlarda aramak mümkün değil.Çünkü Türkiye yeni
yeni kendine gelmeye çalışan bir memleket idi.
Padişahlığın
kaldırılması,Tevhidi tedrisak kanununun çıkarılması,cumhuriyetin ilanı gibi
peşpeşe gelen değişikliklerle ozaman
buna karşı çıkanlar olmuş bunları
önlemek içinde 1924 Anayasası ile İstiklal mahkemeleri kurulmuştur.Bu
istiklal mahkemeleri ilede inkılapların yapılmasına karşı reaksiyonların
önlenmesi düşünülmüş.Tek partiyli hayat ikinci dünya savaşının sonuna kadar
devam etmiş.1946 ocağında Demokrat partinin kurlmasıylada çok partili hayata
geçilmiştir.1923den 1946yakadar açılan kapanan partilere rağmen Türkiye
demokratik hayata geçememiştir.Demokratikleşmenin cumhuriyetten öncede
denemeleri var.Fakat hiç birisi uzun ömürlü olma imkanına sahip
olamamıştır.Demokratlaşma çalışmaları uzun sürmüştür.
Bunun en uzun ömürlüsünü
Demokratlar gerçekleştirebilmiştir.Onlarda 1946 seçimlerinden sonra bölünmek
zorunda kaldılar.Fakat buna rağmen 1950 dede Türkiyede ilk defa seçimle
işbaşına geldiler.Bana göre 14 Mayıs 1950 bir partinin iktidara gelmesi,diğer
partinin iktidardan gitmesi değil.Kansız
kavgasız milletin iradesi ile iktidar değişiklmiğinin yapılmasıdır.Burda parti
meselesi ikinci plandadır.Ondan sonraki seçimlerde partiler denebilir.Fakat 14
Mayısta türkiyede ilk defa milli irade değişikliğini kansız ve kavgasız
fikirden eylem planına çıkarmış olmasıdır.
Demokratlar büyük bir
çoğunlukla iktidara gelmişlerdir. Bu gün o oranda bir oyu hayal etmek bile
mümkün değildir.%53,3 oranında oy almışlardır. Ancak orada çok iyi bir
davranışları olmuştur.”Devri sabık meydana getirmeyeceğiz”demişlerdir.Yani eski
dönemin hesabını sormayacağız sözünü vermişlerdir.Mahkemeler kurarak eski devrin hırsızlık ve yolsuzluklarını
sorgulamamıştır.Bu da isabetli olmuştur.Gerçi demokratların bu tavrı
garipsenmiş.hatta kendi parti tabanında DP
aleyhine istismar edilmiştir.Sonradan bu anlaşıldıki bu hareket doğru
bir harekettir.Çünkü ne olursa olsun her hangibir siyasi harekele istediğiniz kadar tarafsız mahkemelerde
olsa hesaplaşmasını yaptığınız zaman o
siyasi tarafların çıkan kararları
benimseyip kabul etmesi mümkün olmuyor.Çünkü her şeye rağmen o mahkemelerden
çıkan kararlar saf hukuki kararlardan çok siyasi maksasatlarlad anlaşılacağı
için Demokrtların böyle bir şeye gerisin geri dönmemeleri çok iyi olmuş idi.
AYDINLAR VE CHP
Ama ne yazık ki Halk partisi
bu büyük ekseriyetle iktidarı devretmiş olmasına rağmen bunu hazmedemedi.O
günden itibaren Türkiyenin z münevverleri
o %53,3 oyu kırsal kesimin ,cahillerin oyu şeklinde müteala ederek
demokrasinin fakir memleketlerde
gerçekleşmeyeceğini iddia etmeye başladılar.
CEMAL KUTAY
Bir köylünün oyu ile bir
profesörün oyu eşit olamaz bu yöntemle
kazanılan seçimler demokratik değildir ve böyle demokrasi olamaz.
İşte bize nazaran o dönemden yetişip geldiği içindirki hala aynı teranede bulunmaktadır.
Halbuki milli iradenin tecellisi ancak milleti farklı mütelaya tabi
tutmamaktır.Hoca şunu bilmemektedir. Türkiye’de yapılan seçimlerde onun cahil
dediği halk seçimlerden seçimlere
demokrasiye çok daha sahip çıkmıştır.Ama münevver dediği kimseler çok daha
lakayt davranmıştır.Mahalli idarelerde değişik renkteki seçim pusulalarını
değişik zarflara atıldığı halde büyükşehirlerde bu oylar hatalı kullanıldığı halde köylerde umimiyetle
bu hata yapılmamıştır.Çünkü köylü
oylarına sahip çıkmıştır.Sandığa sahip çıkmıştır.
Nedense hep böyle söylenir
aslında böyledi değildidir. Buna
karşılık 1966dan beri benim bir teklifim vardı.Oda serbest adaylık daraltılmış seçim çevreleri ki altı
milletvekilliğinden fazla olmamak şartı ile ve tercihli aday..Bu defada o
aydınlar siz cahil vatandaşların oy hakkını elinden
alıyorsunuz diye karşı çıktılar.
Halbuki nisbi temsilerde
sandık başına gelen her seçcmenh evet damgasını vurmak suretiyle oy
kullanır.Burada cahille aydının oyu
aynıdır.Ama mademki tercihte aydın olduğunu iddia eden adam cahel kullanamıyorda kendi secmek istiyorsa o
hakkın kullanımını ona verecektir.Niye ozaman böyle bir tercihin karşısına
çıkılıyor.Türkiyede aydınlar hangi seçimin milletin bünyesine uygun olup
olmayacağını ve bu şekilde ayrımlar yaparak daima şaşırtma yolunu tercih
etmişlerdir.Bu yanlıştır.Türkiyede vatandaş hele 1946 dan beri göstermiştirki
oyunu gayet bilinçli kullanmıştır.Hele bu seçimlerde mahallli idarelerle genel
seçimler beraber yapıldı gördükki milletvekili seçimlerinde kullandığı oyunun istikameti ile belediye ve
ilgenel meclisinde kullandığı oyun istikameti birbirinden farklı olmuştur.Buda
vatandaşın iddia edildiği gibi bilinçsizliğinin değil bilincinin işareti ve
örneğidir.
CHP EZANIN ASLINA
DÖNMESİ İÇİN OY VERDİ
Demokrat parti ilk defa bu
şartlarda iktidara geldi. Türkiye’de ilk
defa işe Ezan_Muhammediyi aslına çevirmekle başladı. Fakat halk partisi gurubuda demokrat parti ile beraber Ezanın aslına dönmesi için oy kullandı. Ezana
evet dedi. Ama ne yazık ki bu yönde oy kullanmasına rağmen hale bütün basın
demokratları irtica kapı açmakla itam ederler. Halk Partisinin de onlarda
........ olduğunu mesele eder. Beraber olduğunu bildikleri halde bilmezden
gelirler. Ayrıca demokrat parti memleketin fakru zaruretini yekene bildiği için
anal vergisi diye bir vergi vardı ki ayakları üzerinden alınırdı, yol vergisi
diye bir vergi vardı ki her 18 yaşını bitirmiş 60 yaşına kadar olan her erkek
nüfustan alınırdı. Bunlarla da altı ...........ibaret yol vegisini
yırtan....hayvan başına küçükbaşlarda 80 kuruş büyük baş hayvanlarda 2.5- 3
lira olan hayvan vergisini ödeyecek takarata sahip diğildi bide. Bunları
kaldırarak başladı ve ilk taban fiyat politikasını uyguladı. Buda türkiyede
tarımın gelişmesine ve vatandaşın yüzünün gülmesine sebebiyet verdi.
_Yani kaynaklanan köylüye ve fakir kesime
yayılması
_tabi
_Şimdi meselâ deniyor ki rantiye çok alıyor
üreten kesim almıyor deniyor orda ters olmuş.
_ozaman rantiyeci ........... yok. Ozaman
rantiyesi olacak bankada faize para verecek adamın daha 950 lerde Türkiyede
öyle bir sınıf yok. Orda ancak bütün şeyi ürettiğinin değerini alabilmesinin
vatandaşa sağlandığı bir dönemdir o. İşte alt yatırımlara başlanmıştır. Yani
bugünkü adıyla altyapılara yol baraj elektrik üretimlerine.... başlandığı dönem
öylesine ki türkiyenin aydınları bu alt yatırımlara karşı çıkmış türkiyede
çimento sanayinin karşısına çıkmış, şeker sanayinin karşısına çıkmış, elektrik
üretilmesinin karşısına çıkmış türkiyenin bu hidro elektriklerin nerde
kullanılacağını hesabını yapmaya çalışmıştır. Türkiyenin büyüyeceğinin
hesabbını yapmayı hiçbir zaman düşünmemiştir.
_Şuanda da dikkat ederseniz yani şeye
dalıyorum soruyu bölüyorum biraz ama şuanda da aydınlarımız kalkınmayı üretimi
tartışmıyor Feytullah Hoca nerede filanca nerede irtica avına çıktılar.
_ şimdi o tamamıyla ayrı ve basit bir konu.
Şimdi o öyle bir şeyki bütün buralarda türkiyede maalesef bu şartlarda
1954seçimlerine gidildi. Bu şartlarda ve demokrat parti o seçimlerde de %56
oyla çıktı.
_3 puan ilerde
_4 sene sonra 1954 seçimlerinde %56 oyla
çıktı. Yani bir liderliğiniz. ....... bundan daha muhim .......
olamaz..........milli irade ama gene de bunu da hazmetmedi. .......basını o
günkü basına tepki.........buna hala kırsal kesimin oyları ve jaine...halkının
oyları şeklinde muteala... etmeye
kakmışlardır ki bu tamamıyla yanlıştır. Türkiye de demokrat partiye elinden
geldiği kadar bütün gücüyle kalkınma
hamlelerini devam ettirmiştir. 1957 seçimlerinde bir erken... seçimlerine gidilmiş 57 seçimlerinde de gene
demokrat parti %47olduğu için... oyla dönmüştür. Fakat bu dönüşte hatayı başka
yerde aramaktan daha çok demokrat parti kendinde araması lazım gelirdi. Neden
çünkü 67 ilin 42 sinde siyasi partiler kanunu olmamasına bugünkü gibi yargı
denetiminde parti içi aday tespitleri bulunmamasına rağmen teşkilat
kademelerinde aday tespiti yapmış fakat 7 seneden beri beraber çalıştığı bakan
ve genel idare kurulu azası grup başkanı arkadaşlarından seçim çevrelerinde
seçimi kazanamamış arkadaşlarını bu defa merkez yoklaması yapacağı 25 vilayete
dağıtmıştır. Onlarında 19 unu seçim kaybetmiştir(kaydetmiştir). Bunun için oyu
daha ziyade %47 olmaya çalışmıştır. Yani millet parti içi demokraside de
partinin kendisine tabanına karşı gereken bilhassa... kıymeti hassasiyeti
göstermemiş olmasından ötürü ona tepki olarak bu tezahürü ortaya koymuş ve
merkez yoklamasına hazmedememiş 25 vilayetin 19unda seçimleri kaybetmiştir......... ve ordan onun
için %47 oyla çalışmıştır. Fakat buna rağmen 7 senelik iktidar yavaş yavaş
yatırımlar senelerini vermeye yeni yeni başlıyor idi artık bundan sonra
başlayan seçimlerde milli iradeyle demokrat parti iptalden uzaklaştıramayacağını anlayan
muhalefet halk partisi ve bu memleketin aydınları meseleyi artık tahritte ve memlekette askari tahritte aramışlar ve
mütemadiye bütün misbet hareketlerin karşısına geçerek onları kötülemeye...
başlamışlardır. Teknik... şöyle dursun
hatta onunlada yetinmemiş Ankara , İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde
yapılmış her inşaat bir demokrat partiye mal edilerek onu suiistimal eseri
olduğu gibi gösterilmiş.1960 27 mayıstan sonraki yasada mahkemede
değilse...bunların demokrat partilerle uzak yakın alakası olmadığı da meydana çıkmıştır ama işişten geçmiştir. İşte
burada.....bu şekilde itile itile 27 mayısın yapılmasına 27 mayıs 1960 daki
askeri müdahalenin yapılmasına zemin getirilmiştir.
_Ben burda bir şey sormak istiyorum. Bu
askeri müdahalemidir yoksa askeri kışkırtan askeri içeren... asker içinde yapan çünkü ozamanın genel kurmay başkanı da
içeri alınmış vaziyette.
_işte şimdi bu öyle bir şey ki mutlaka
askeri müdahale kumanda kanosu... içerisinde olmak zorunda. Bu hareket askerin
müdahalesidir ve asker içinde yapılmış bir müdahaledir ve yapılan kurucu
mecliste 150 kişilik kurucu mecliste 125 kişiyle hakim kadro olan halk
partisinin şimdi diyeceklerdi ki nerden böyle 175... 75 kişiyle halk partisi
fiilen meclise girdi duruşma meclise. Millet partisi ozaman 25 kişiyle girdi
geri kalan 50 kişide proktesiden veya değişik çevrelerden getirilmiş olmasına
rağmen halk partisi .....kişilerdi. Bunu
zaman zaman kendi..........dokunsada itiraf etmişlerdir. Halk partisi
kahir ekseniyette kurucu meclisine
hakimdir diye. Şimdi halk partilerinin hakim olduğu kurucu mecliste seçim
kanunları onlar zamanında yapılmış anayasa onlar zamanında yapılmıştır. Bu
şekilde yapılan kanunlarla ve kanunun anyasanın birparçasına şu hüküm
konulmuştur hukuka ve anayasaya aykırı tutum ve davranışı ile
meşrutiyetini... kaybetmiş
iptale karşı. Direnme hakkını kullanarak Türk milleti adına yeni yeni... barış
devrimi yapılmıştır. 64’e kadar. Eğer hakikaten milletin adına yapılmış ve
millet bunun böyle olmasını istiyor idiyse anayasayı da bunlar yaptıklarına
göre seçim kanunlarını da kendileri okuduklarına göre telaşlanmalarına mahal
yoktu. Ama ne yazık ki 1961 seçimleri anayasanın bir parçasında ki bu hükmü
benimsememiş halk partisinin karşısında adalet partisi yeni türkiye partisi
cumhuriyetçi.......millet partisinden 277 milletvekili 114 senatörü ozaman
meclis iki taneydi gelmesine imkan dahile... sokmuştur hemde ekseri stprik...
kanununa göre değil barajlı nispi temsil stre senedolu tesislerini arardık.
Demek ki millete mal olmuş olsaydı millet onlarla beraber olacaktı. Demek ki
millet bu istikamette olduğuna göre millet onlarla beraber değildir ve
anayasanın diye başlığına varan bu hüküm yanlıştır. Tabi bu şartlarda ama 1961
anayasası işteburda başlıyor dediler. Askeri müdahalenin........... yapılmış
olduğu içindirki anayasada türk silahlı kuvvetlerin lehine bazı hükümler
anayasaya girmiştir. 1.milli birlik komitesinin tabi işareti olmaz 2. Milli güvenlik kurumunun kurulması 3.
Genel kurmayın başkanının milli savunma kamunundan alınıp başbakanlığa
bağlanması 4. Milli güvenlik grubu zamanınındaki idaresi zamanınındaki hakkında
herhangi bir anayasa aykırılık iddiası
kanunlarda ve uygulamalardada suç duyurusunda bulunulmayacağı hükmü
getirilmiştirki bu 1980’den sonra da bu hükümler aynen muhafaza edilmiş yalnız
tabi senatörlük kademeli senatörlük yerine cumhurbaşkanının referandumla
anayasa referandumuyla seçilmiş olması ve konseyin diğer üyelerinin de cumhurbaşkanı muavini
olmaları referandumla bağlanmıştır ki bu da hiçbir demokratik memlekette
görülmesi mümkün olmayan bir seçim
şeklidir.Bunuda yeri gelmiş alkış sarmıştır
ama tamamıyla yanlış bir harekettir
ki kendi illerinin yaptıkları 82
anayasasındaki hükmede intiza
gösterip mecliste seçilmeye dahi
razı olamamışlardır. Ve %92..... ile
de cumhurbaşkanı seçildim diye Kenan Evren Paşa övünebilmiştir bu memlekette Anayasanın referandumda kabulü
başka şeydir ama cumhurbaşkanı seçilmek
meselesi tamamıyla farklı bir
muameledir. Ama ne yazık ki zaman zaman
inanlar bunu yalnız onlar yapmıyor başkaları da yapıyor1989 da
xxxÖzal’ın cumhurbaşkanı olmasına
itiraz ederek ,Cumhurbaşkanını
halk seçsin diyerek Anayasa değişikliğini imzaya açan Demirel 1993de Turgut
Özal vefat edince bu sefer o iddiasından
tamamen vaz geçti.Seçimlerden geleli henüz iki sene olmuş ve daha üç yılı
bulunan bir mecliste bu defa dördüncaü turda salt çoğunlukla Cumhurbaşkanı
seçilemezse mmeclis seçimlere gider
anayasa hükmünden istifade ile ve SHP Genl başkanı Erdal İnönü’nünde
sırtına binerek köşke çıkmıştır.Maalesef yalnız askerler değil sivillerde ellerine geçen fırsatı istedikleri gibi
kullanmak ve ogün kullandıkları fırsat
bu gün ihtiyaçlarını karşılamıyorsa bu defa onun aleyhine olmaktan insanlar
uzak kalamıyorlar.İşin tuaf tarafıda budur buna dikket etmek lazım.
27 Mayıs l960 hareketi asker kumanda konseyi içerisinde yapılmamıştır.
İhtilalcilerin içlerinde en büyük Rütbeli olanı Cemal Madanoğlu idi oda tüm
general idi.Onunla işi götüremeyecekleri için, ihtilal sonrası cumhurbaşkanı
seçilen Cemal Gürsel paşa zaten Ankaradan izmire giderek emekliliğini bekleyen
biri idi.Onu alıp geldiler
Ama mesele CHP nin tahriki ile
olmuştur.Bu bir halk hareketi değildir.Her ne kadar halk 27 Mayısı büyük bir
çoşkuyla alkışlamış ve tasvip etmiştir deselerde bizim insanımız bir yyerde
sevdiğine değil korktğuna hizmet eder.O gün korku dağları beklediği için öyle
hareketler içne girenler olmuştur ama ona inandıkları ve tasvip etmediğini de
ilk gizli oy açık tasnif şeklindeki
seçimlerde meydana çıkmıştır.
27 Mayıstan sonra CHP ‘in
çoğunluğu ile oluşturulan kurucu meclis CHP 1950 de çoğunluğu elinde
bulunduruken çıkardığı seçim kanunu ile
her ili bir seçim çevresi kabul ederek
ekseriyet sistemini kabul ettiği halde bu defa gene CHP ,milletvekili
seçimlerinde her ili gene bir seçim
çevresi kabul eden barajlı nisbi
temsile,senetoyuda daraltılmış ekseriyet sistemine ceviren iki seçim kanununu
çıkarmayı uygun gördü.Fakat seçimler yapılıp toplo ortaya çıkınca bu defa
şaşırdılar.Askeri cuntalar yeniden
ortaya çıktı.Eğer Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı seçilmezse ve İsmet Paşanın başbakanlığında hükümetler
kurulmazsa meclisin kapısının
açılmayacağı iddiaları ortaya çıktı.Kendi yaptıkları anayasaya rağmen karşı
çıktılar.Kendi yaptıkları anayasada böyle bir hüküm olmamasına rağmen bağlayıcı
iddialarla ortaya çıktılar.Halbuki o öanayasaya göre bir meclis oluşmuş o
meclis Cumhurbaşkanınıda seçebilir ve
bir hükümet çıkarabilirdi. Vesayete ihtiyaç yoktu ama bunlar bu tazyikleri
yaptılar.Bu tazyiklere(dayatmalara ) parti genel merkezleri o günün şartları
içinde rıza gösterdikleri içinde bunlar oldu .Bununla da yetinmeyerek AP
listelerinden bağımsız senatör seçilen Ali Fuat Başgil Hocanın adaylıktan zorla
istifa ettirilerek gerisin geri gönderilmesinden sonra Cemal gürsel tek aday
bırakılması üzerine birinci turda 434
oyla 3de iki çoğunlukla seçilmiştir.
Fakat milletin beklentisinin aksine ismet paşanın başkanlığında Adalet Partisi ile hükümet
kurulmuştur. Adalet partisiyle kurulan hükümet
6 ay sürebilmiş. Adalet partisi hükümetten ismet paşa istifa
İsmet paşa hükümetten ayrıldıktan sonra 6 aylık hükümetle Adalet Partisi’nin 11 bakanı vardı.6 bakan Halk Partisinde kalmıştır.
_Verilen bakanlar gelmedi. Cum.çi köylü halk partisi
Evet. Bakan yaptırmış
11arkadaştan altısı Halk Partisinde kaldı. Birisi de sonradan gitti oraya ve bu suretle bunlardan sonra 11
bakanın yedisi Halk Partili oldular. Halk partisi ,Cumhuriyet Halk Partisi ve Yeni Türkiye Partisi ile bir
koalisyon kurdu, evvela bekledi Adalet Partisi’nde bölünme olacak onlarla kuracağım diye fakat Adalet
Partisi’nde bölünme olmayınca aradan uzun müddet geçti sonunda mecbur kaldı onlarla hükümeti
kurmaya ve kurdular bu hükümette
1963 mahalli idareler
seçimlerinin sonuna kadar devam
etti.
Bu ivviyaçlardan sonra
gerek Cumhuriyetçi Köylü Millet
Partisi gerekse Yeni Türkiye Partisi
1963 mahalli idareler seçimlerinde oy
kaybetti. 1961’de ki yüzler onda önderlik uğruna ( 13 küsür birinin 13.9 birinin 13.8 birinin oylarını
birisi üç buçuğa birisi iki
buçuğa ) düştü. Bunun
üzerine onlar ,millet bizlere itimat
ederse gir dediler koalisyondan
çekildiler ve mahalli idareler seçimlerinde Adalet Partisi’nin oyları da %46
buçuğa çıktı. Senato seçimleri ertelendiği için 1963 de yapılması lazım gelen senato
seçimleri 1964’ün Haziran ayına kaldı.
Adalet Partisi için mütemadiyen böyle
parekte kampanyalar ,sözler
söyleniyor ama buna rağmen 12 Şubat
1962’de askeri bir hareket meydana
geldi. Bu hareketi yapan albay “Talat
AYDEMİR” ve arkadaşları ve onlar
22 Şubatta 1962’de onların hakkında takibat yapılmama kararı
almak zorunda maksat takibat yapılacak
mahkum olacak olurlarsa o zaman Adalet Partisi Demokrat
Partililer gibi muhtuva alacaklar ve affedilmeleri gerekirse
de Demokrat Partililerle onları
ayıramayacaklardı onun için takibat
yapmama kararı alındı,takibat yapılmadı
ve 50 sayılı kararla onlar takip edilirken bu defa 78
sayılı kanunla da Demokratların
10 seneliklerin affı bir araya
geldi. Bu şekilde 1962’lerin Ekimi’nde de
Demokratlar affedilebildiler ama ferdi cezaları ,müebbetleri ve
diğerleri kalmak şartıyla ,1962’den
sonra 1963’de dediğim gibi son mahalli
seçimler yapıldı .Mahalli seçimlerde ki tablo
ip ucu gibi ortaya çıktı.1964
kısmi Cumhuriyet Senatosu seçimlerine gitmemde ki
ertelemede şöyle oldu ; Bir ara,
henüz Senato 6 sene
,2 seneye( bir geline bir )kuralar çekilmediği için Adalet
Partili Senatör arkadaşlarımız kuranın kime isabet edeceğini
bilmediklerinden bu seçimlere razı
olmadılar kendilerini ikaz etmiş
olmamıza rağmen seçim kanunu
değişecektir sonra sıkıntıya
düşeceksiniz biz de düşeceğiz demiş
olmamıza rağmen anlatamadık bunlar Senato seçimlerini ertelediler Halk Partisi ile birleşerek ve senatodan müstakil çoğunlukla ertelemeyi geçirdiler. Meclisten de müstakil çoğunlukla reddetmek lazım denildi .Meclisteki müstakil çoğunluğu bulmamız mümkün olmadığı için de erteleme kararı ortaya çıkmış oldu. Fakat
biz mahalli idareler seçimlerini kazanınca
bu defa senato seçimleri
dağıtılmış seçim sisteminden parasız
nispî temsile çevrildi , her il
bir seçim çağrısı başlatarak (kaplatarak) parasız nispi temsile
çevrildi. Buna rağmen Adalet Partisi yüzde almış olduğu oylarla
51senatonun o zaman 33’ünü kazandı, çünkü 50,30
oy almıştı. Oyu da Genel
Başkanın menfaatına 4 Haziranı
5 Hazirana bağlayan gece mefaat etmiş, 6
Haziranda oy kullanmış kimin genel başkan olacağı belli olmamasına rağmen
ve seçimle (iktidarı kaderi tayin) etmemesine rağmen Adalet Partisi (hükmün )şahsiyetli bu oyu
alabilmiştir. Fakat tabiî
Türkiye’de artık gerek tabii senatörlük gerek milli güvenlik kurulu
gibi müh eseler tamamıyla oturmuş
vaziyette ,1964’den sonrada
Türkiye’de tabii 65 seçimleri yaklaştı o zaman
gene Cemal Gürsel
partilere mektup yazdı “Kıbrıs
meselesi hallolunmadı sakın
oradaki hükümeti düşürmeyiniz . ...“
falan diye ..
Biz zaten hükümeti düşürmeyi
düşünmüyorduk çünkü daha o zaman
seçimlere 18 ay vardı.18 ay bir koalisyonu götürememe
halinde milleti hüsrana uğratma ihtimalide büyüktü. Bu bakımdan ona meydan vermemek için
biz böyle bir şeye yanaşmadık ve hükümeti düşürmedik .Bu defa Adalet Partisi büyük
kongresinden sonra 1965’in
şubatında bütçe dayanışma
...........................
düşürdü.............................................
Düşürerek (sualtay) daire
başkanlığında hükümet kuruldu
ve sualtay daire başkanlığı hükümet 8ay
beraber yaptı bir seçim hükümetiydi.Onun ortakları Osman
Bölükbaşı Halk partisiyle ikinci koalisyon kurulurken
Cumhuriyetçi köylü halk partisinden ayrılmış millet partisini kurmuştur.
Böyle olunca o koalisyona o iştirak etmedi
fakat sualtay....koalisyonuna Millet Partisi, Cumhuriyetçi köylü
millet partisi,Yeni Türkiye partisi ve
Adalet partisi iştirak etti. Adalet partisinin
bu hükümet kurul bundaki
maksadımızda Adalet partisi seçimle
İktidar verilmeyecek ortadan kaldırmak içindi. Netice itibariyle muaffak
olduk.1965 seçimlerinde Adalet partisi %52,9
milli bakiye ile seçim kanunuyla
iptal oldu. Çünkü milli bakiye seçim
kanununun %50’den aşağı oy
alan parti iptal yapıyordu.%50’nin üzerinde mutlak oy almak gerekiyordu
bu da 52,9’a yaptı. Gene basınımız arkasında %50,30’luk oy oranıyla siyasi parti varken onu o siyasi partiye mal etmeyip Demirel geliverdi
Adalet partisinin başına Genel Başkan oldu. İsmet Paşayı düşürüverdi, seçimleri
de kazanıverdi gibi vasıflandırdılar.
Halbuki aynı Demirel 1987 siyasi yasaklar kakmasından sonra 15-20’lik....... adalet partisi genel başkanı 7 senelikte
başvekilliği 23...... senelik bulmasına rağmen gitti Doğruyol Partisinin başına oturdu zannetti ki Adalet
Partisindeki hibbi................ olacak basın onları tarif ediyordu. Ama
Doğruyol Partisinde aldığı oy %19’un üzerine çıkmadı. Demek ki meseleleri
şahıslara bağlamaya devam ettiğiniz gün memlekette demokrasi oturtmak imkanına
sahip olamazsınız. Demokrasiyi oturtmak istiyor iseniz meselede organların ve
organlarına görevlilerin yerini kabul edeceksiniz. İşte 965’te Adalet Partisi
bu şekilde iptal oldu,ilk işrabı olarakta 657 senelik memuru kanunu mali
hükümlerin tatbikini kanun tasarısı halinde birisi sevk etti. İlk hükümet
buda.......Biz ozaman bunun karşısına çıktık hükümete dedikki
sen şimdi ne ödüyorsun yarın yeni kanunlar
böyle yaptığın ödemeyle ne ödeyeceksin
ve aradaki farkı nerden bulacaksın bunu ortaya koymadıkça biz parti olarak bu
kanunun meclisten geçmesinin karşısındayız. Bu hareketimizin bizim Demirel’e
karşı olmak şeklinde vasıflandırdılar. Çünkü biz Demirel’le büyük kongrede
genel başkan mücadelesi verdiğimiz için ozaman efendim sanki ona şahsi
münaferetimizden ötürü bunu yapıyoruz
şeklinde vasıflandırmaya çalıştılar. İşte öyle değildi. Nitekim bundan maliye
bakanın başkanlığında iki devlet bakanıyla beraber kurulan komşu altay çalışmasına rağmen ne eskiyle yeniyi
getiremedi ve 1969 seçimlerinin sonuna kadar 70’e kadar da hatta 71’e kadar yasağı kanunun
aleykümlerinin........ tatbiki artık gündeme gelmedi. Sırası gelmişken ifade
ediyim 1971’de de 16 milyar öderken senede memura 18milyarlira farkla 34
milyara çıktığımı zannetme. Hem kimseyi tatbiye edemedik hemde enflasyonun
büyük rakamlarla başlangıcını temele atılmış olsada ozaman biz Adalet
Partisinin dışında idik 1971’de. Şunu söyliyelim ki Türkiye’de işte 1960’tan
sonra Adalet Partisi parti olarak büyük
alt yapılara başlamıştır. Yolların asfaltlanması,
büyük
hidroelektrik santraller artık
megavatla ölçülen elektrik idrasyadlar Keban
kalekayakaral Atatürk barajlarına hazırlıkları bütün bu çalışmalar
Türkiye’de başlanmış vaziyetteydi. Termik santraller aynı şekilde o dönemlerde
otomotiv sanayi değerli tüketim
malları sanayi ve Türkiye’de inşa
sektörü sanayi teksilde bitik ve bilhassa konfeksiyon sanayi o dönemde kuruldu.
Enflasyon %5’ti. Kalkınma hızı plandebin üzerinde takip etti 7.8’di. işsizlik
yok anarşi yok buna rağmen Türkiye’de o
günde hep söylüyorsunuz aydınlar nerdeydi bakın aydınlar nerdeydi Adalet Partisi 1965’in 10 Kasımımda güvenir
aldı 29 kasımda 20 gün sonra siyasal bilgiler ve ortadoğu teknik
ünüvürsitesinde 40 öğretim görevlisi bir denklansyondur bunların denklasyonda Adalet Partisi Anadolu’dan çekilmeyi efendim
empelizma karşı çıkmayı diyaframa sahip çıkmaya ve 3. Dünyada yerini almayı
yeğniyor vebu yapılmadığı takdirde Adalet Partisi iceği.... iktarları
emperyalizmin uşağı olmakla itam ediliyor. Bunu yapan kimlerdi bu isimler bunu
yapan isimlerde CAHİT TALAS ,BÜLENT NURİESEN ,FARUK EREM
MUAMMER AKSOY, MÜMTAZ SOYSAL BÜTÜN BU GRUB
onun içerisinde vardır yani şimdi mühim olan
27 Mayıs hareketine başlarken radyoda ilk anons da
ve onların hükümetleri döneminde ikili anlaşmalar 10-15 tane yapılmış emperyalizme ve NATO
‘dan çekilme düşünülmemiş. AP gelince düşünmeye başlamış. Çünkü %52,9 oy
ile iktidara gelmiş olsa gelenlerin
hazmedilememiş olması milli iradeye inanmamasıdır. BU nedenle
karşı çıkılmıştır fakat ikili anlaşmaları yapmışlardır .Birinci milli
birlik kuvveti şeyh ise sonra
gelen İsmet Paşa koalisyonları
döneminde de yapılmış ama 20
günlük hükümet NATO ile
ikili bir anlaşma yapmamışlar.
NATO ise demokrat partisi
zamanında bir tedafü
part olarak kurulmuş ve Ruslar
Kars ,Ardahan ,Erzurum’u ve Boğazlarda
üst hak isterken verilmiş(girilmiş) bir parttır 951’de .
_Çalışması da zannediyorum ismet paşa zamanında olan bir
şey.(48ler de)
ciddi bir faydası yok onu götürüp oraya
bağlamayın, kim bağlıyor onları.....
Onlar zamanında vardı da onlar yapamadı bunlar yaptı şeklinde demek için
yapılıyorsa oda yanlış .Onlar zamanında NATO’ya girmek için bir
teşebbüslerde büyük ölçüde olamadı
zaten Demokratlar ile bu iş başladı ve Demokratlarda bunu yürüttüler.Şimdi
bütün bunlardan sonra hazımsızlık ,münevverin hazımsızlığı milli iradeyle seçilen iktidarlara karşı her
zaman ortaya çıkmıştır . Bu defa 1969 ’da da
seçim kanunlarında değişiklik
yaptık .Seçim kanunlarını 1961’de uygulanan şekle çevirdik ,61’de Halk
partisinin kurucu meclisten
Hakimiyetçi olduğu 27 Mayıs devriminin kanunu dedikleri kanuna dönmüş olmamıza rağmen bu
defa bunun karşısına çıktılar ve bunu yapanın A. partisi anayasayı değiştirecek
güçte meclise girmek istiyor ve anayasayı
değiştirmek suretiyle de
memleketi yeni maddelere sürükleyeceği iddia edilmiştir. Bunlar kama file
kendilerinin her devirde yeni bir yalan
veya yeni bir iftira yapmayı kendileri için mubah saymışlardır. Başkaları
için masum hareketler dahi suç saymışlardır karşı koymaları şimdi olduğu gibi bugünde devam eden aile bundan farklı değildir,nerede kaldık
nereye geldiğimizi iyi bilmekte fayda
var
__Menderese de mürteci demişlerdir,o devirde Süleyman Bey
için de bir ayağı Konya ‘da bir ayağı Ankara ‘da diye irtica ile
suçlamışlar şimdide bir çok insanlar bu konuda ... Bu irtica neyin nesi ?Hatta
ben şöyle bir şey hatırlıyorum. Yanlış ise eğer
düzeltin lütfen. Bediüz zaman
hazretlerini götürüyorlar
Selanik’te Meşrutiyetin ilanı yönünde
konuşma yaptırıyorlar daha sonrada 31 Mart hadisesi olunca mürteci diye yargılıyorlar yani Türkiye’de başımıza musallat olan irtica
nedir. Çünkü dinden çok bu başka bir
mebuh gibi geliyor.
Evet
bir nevi dini iddialar konularına geleceğiz .Çünkü bu tür konuları ben
şahsen kendimde de yaşadım. 1964 Adalet partisi genel başkanlık mücadelesine
girdiğim zamanda beni gerici
,ırkçı,Turancı,takunyalı diye itam etti.
_Şimdi çok suçunuz var bir girici oldunuz,
ırkçı oldunuz ,Turancı oldunuz,takunyalı oldunuz.
Birçok şeyler ile itam ettiler,onun
için bu Türkiye’de devamlı söylenen muayyen bir grubun kendileri gibi düşünmeyenlere karşı
yaptıkları belli başlı iftiralardır.
Onların kafalarındaki şey bizim zamanımızda
ihtilalci sosyalizmi ön plana çıkarmış
olmalarıdır.1960 27 Mayıstan
sonra YÖN dergisini kurmuşlar o zamandan başlamışlardır. şimdi yeni değil devrim hareketler.
AP 1969 seçimlerine bu atmosferde girdi ve girmeden evvelde asıl
sıkıntısı şu oldu. Adalet partisi
demokratların siyasi hakları ile
ilgili anayasa değişikliğini
HALK partisi de kendisi ile beraber olduğu halde 1960’da Mayısta çıkan .......şimdi Halk
partisinin %27 oyu var 1965’de, Adalet
partisinin %52,9 oyu var , ikisini topladığınız zaman millet nezdinde
yüzde seksenin üzerinde oy demektir. Meclis desteği ise yine yüzde seksenin üzerinde idi.Bu oy
oranı ile Anayasa değişikliğini yapacak güç var
ama demin ismini verdiğimi kadrolar bu defa yeni bir deklerasyon
yayınladılar.”27 Mayıs Devrimi elden gidiyor” dediler.Yirmi yedi mayıs hangi
devrimse..Hangi ekonomik meseleyi çözmüş
ve hangi iyi hareketi memlekette gerçekleştirmişse. Oysa ortada gerçekleştirdiği hiçbir ciddi bir şey
yok.Memleketin geriye gitmesine sebebeb oldu.Anayasa ile tabi senatörlük müessesesini getirdi.MGK’yı
kurmaktan başka ve kendi idare zamanındaki tasarruflarından dolayı takibat
yapılamayacağı,bu dönemde çıkardıkları kanunların anayasaya aykırılığı idia
edilemeyeceği konularından başka bir şey getirmişdeğildir.
AYDIN İHANETİ
O Anayasanın 48 maddesi 12 Marttan sonra
değiştirilmiş ve 12 Eylülden sonrada o anayasa tamamen rafa kaldırılmıştır.Peki
kaldırılıncada memleket elden gitmemiş.1980 Anayasasında referandumla
Cumhurbaşkanı seçildiği halde onu bile alkışlamışlar.Sonra gelip onada karşı
çıkmışlardır.Yani aydınların hangi hareketi var ki ciddi bir şekilde memlekete iş yapılmıştır.
Türkiyede bu meseleleri ciddi bir perspektif
içerisinde bilinmesi gerekir. Yeni nesil pek haklı olarak pek hareketli
bulunan bu maziyi,sıkıntıları adım adım takip edemediği için nerde yakalamışsa ordan itibaren alıyor ve onu
mazisi olmayan yepyeni bir mesele şeklinde müteala ediyor. Türkiyede bu gün
yaşanna sıkıntılar yepyeni bir mesele değildir.Türkiyede 1946 da başlayan çok
partili demokratik hayat üç askeri müdahale ile üçdefa kesintiye
uğramış,ikisinde siyasiler toptan tasfiye edilmiştir.Üçündede seçim kanunlarında
yapılan değişikliklerle bir noktaya varılmak istenmiştir.
Burada 12 Marttan sonra anayasa değişikliği
yapıldığı halde MGK’nın,tabi senetörlüğün kaldırılmasıgibi her hangi bir şey
yok.12 Eylülden sonra yapılan 82
Anayasasında 1961 Anayasası tamamen ortadan kaldırılmış ama buna mukabil
kendilerine lazım geldiğini kabul ettikleri bazı müsseseler devam
etirilmiştir.Yani 1960 Anayasasını tamamen ortadan kaldırmış değiller.
Onun için kuvetler ayrılığında, memur tayin
ve terfilerinde bazı değişikliler getirilerek toplu sözleşme,grev ve lokavt
kanunlarında,sendikalar kanununda bazı devletin hakimiyetini artıran yasalar çıkarılmıştır.Oda 1960 dan sonra
80nekadar yapılan uygulamalarla gördükleri
sıkıntılardan ötürü bunları engellermiyiz,devleti güçlendirebilirmiyiz
endişesiyle o gün konseyin ortaya koyduğu hareketlerdir.Bu gün hala onların
karşısına çıkılıyor hemde aradan 18 sene
geçtiği halde hala Anayasada ciddi bir değişiklik de
yapılamamıştır.Yapılamamaktadır.Tüm bunları bu şekilde düşünmediğiniz takdirde
bir yere gitmek imkanına sahip değilsiniz.12 Eylül ile 12 mart askeri hiyararşi
içinde yapılan bir harekettir.27 Mayıs öyle değildir.
27 Mayıs alt kademeden çünkü ihtilal
komitesinin içinde üsteğmen,yüzbaşı yarbay ve albaylar vardı.
////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
Şartlanmış insanların muayyen fikirlerden,muayyen ideolojilerden
ayrılmaları mümkün değildir. Siyasi şartlanmalar ,ideolojik şartlanmalar hatta dini mezhep şartlanmaları ırki şartlanmalar bunlar daima
vardır ve maalesef insanları bu kalıpların dışına çıkarak meselelere bakmayı çok zaman bakmalarında
mümkün olmadığını görürsünüz bugün insanlık arasındaki din kavgaları da
,din aşmazları da ,aynı dinin mensupları arsındaki mezhep kavgaları da ,yurtlar
arasındaki etlik kavgaları da tamamıyla
bu şartlanmalar ile ileri gelmektedir. Yoksa bugünün şartları içerisinde islâmiyetin ve insanların bir faydası olduğu
için değil , sadece o bununla kendisini ,kendi milli vahdetini ,kendi milli
bütünlüğünü ayakta tutabileceğini zannettiği için kendi milletine ve
vatandaşlarına bir öcü,bir korku
göstermek zorundadır aman ha Türkler geliyor Yunanların yaptıkları gibi
böyle bir şeyin içerisinde mademki 2. Dünya birliğinden ......sonra milletlerin
hudutları içerisinde 1945-46’dan bu yana hemen hemen tecavüzlere ve toprak işgallerine girişmek imkanı ortadan
kalkmıştır.Onların kendi içlerindeki meselelerini kendilerine bırakmak şartıyla sen efendim bu defa el altından veya değişik sebeplerle kendi koğuşlarını
veya kendi rakiplerini ırzlarla... koyu
düşün efendim gizli tedbirlere tebessül edeceksin bunu kendin için
aksaraylıyacaksın salak kullanıldığı zamanlarda bu defa bağracaksın. Bunlar
insan hayatında ne kadar yanlışsa ferdi hayatta milletlerin hayatında da o
kadar yanlıştır.
___Türkiye’de Dünyanın gidişatı daha hürriyetçi daha demokratik bir
topluma doğru gidildiği görülüyor.
___şimdi türkiyede demokratik........şimdi Türkiye’de
demokratik........şimdi kasımtaşıyla şimdi Türkiye’de öyle birşeyki 2 grub insan var birisi diyor ki 163’ü niye
kaldırdınız yeniden kurunuz,.bir grup insan var ki 141-142’yi niye kaldırdınız
yeniden kurunuz neden demek ki bu iki farklı görüşün herkes kendisi için hak ve hürriyet kendi
düşüncesinin hakim olmasını istemekte
karşıt düşünceye hayat hakkı tanımak istemektedir .Ne zaman ki insanlar
birbirlerinin fikirlerini tahammül eder hale gelirlerse
...................fikir planında bırakırlarsa ama fikir planında bırakmaz da
meseleyi eyleme dönüşecek şekle çevirirlerse
kavga........ve silah kullanarak anayasa
tabiri yatında ................ veya silah kullanarak insan haklarını
gasbetmeye kalkar ise elbette ona karşı uygulanacak tedbirlerin olması lazım
gelir .Efendim ben silah kullanmıyorum ama yazdım................neyi yazdım
,neyi istedim sen bu memlekette fikri hürriyet istiyorum insanlara diyeceksin
ve bunu .... elde etmek için istediğiniz zaman da silah kullanabilirsiniz
.................................................onları...........anlatan veya
onları düşündüren bir ibareler kullanacaksınız ,ondan sonra da harekete geçilecek devlet bu defa senin hakkında tatbikata girdimi sen
benim .fikir özgürlüğüme..........................düşünce özgürlüğümü
kısıtlıyorsun senin düşünce özgürlüğü yapmıyorsun ki sen düpedüz bu
memlekette ayrımcılık yapıyorsun bu
ayrımcılığı önlemek ise benim devlete olan vazifem olduğuna göre bir yerde
elbette ki dur diyecek dur demek senin
bunu yapman için herkesin ferden ferde eline silah alıp sokağa çıkması gerekmez
sen silah alanları teşvik ediyorsun ,düşük hareketlerinle onu tahrik
ediyorsun bu da ölçüsü de bir memlekette
huzursuzluğun ,enflasyon %5’te kalmış
,kaldırması......................................işsizlik yok ,anarşi
yok memlekette eeee memleket bütün
bunlara rağmen memlekette sen huzursuzluk yaratmaya çalışıyorsun ölçün ne bunu
ölçü kabul etmiyorsun işine geldiği zaman bu ölçü değil ,%70 enflasyon
.............nazamı müsamayla........................karşılıyorsun yeri gelince ondan sonrada kalkıyorsun bir taraftan bu
defa işçiye hak ,memura hak niçin verilmiyor memur bununla geçinemez diyeceksin
ama hem onu tahrik edeceksin hem bir taraftan başkasını düşüneceksin bu nereden
çıkıyor onun için Türkiye’de bu meselelerde çok dikkatli olmak lazım. Ben bunu
yaşadım fiilen hakikaten etlik ,mezhep,din ,ideolojik şartlanma hatta
siyası şartlanmalardan ötürü efendim aleyhimde
...............................çok şahit
oldum. Hiçbir esasa dayanmadığı halde adam iftira .........diye biliyor
.Hakkınızı aradığınız zaman da benim bu fikrim nedir,senin hangi
fikir özgürlüğün var Türkiye’de dikkat edilecek bunlar haa
“basın “ elbette ki basın hür
olsun basın bugün bundan ötürü devletin veya efendime söyleyeyim başka bir
organın sansüründe değil basın ,basın patronunun sansüründe çünkü basınında
basın çalışanları sendikası yok ,basın çalışanları sendikasının olmadığı bir
memlekette basının hürlüğünden bahsetmek mümkün değildir .Efendim bizim
ihtiyacımız yok ,bunu kimse söyleyemez ben bunu dar kadroda bir siyasi partide çalışan topu topu 35-40 kişiyken imza ile biz toplu sözleşme
istemiyoruz dedikleri halde mutlaka bunun oylamayla tespiti dendiği zamanda da
................................o 35-40
kişinin üçte ikisinin biz toplu sözleşme istiyoruz dediklerini gördük ,bu böyle
olursa basın çalışanlarına sendika kurdurmadığınız ,kuramadıkları gün o zaman
demek ki patronların hakimiyeti bahis
konusudur orda basın hürriyetinden bahsetmek mümkün değildir siz basının
patronunun arzu ve temayüllerine uygun neşiyat
yapmadığınız gün ayakta kalmanız mümkün değil,bunu kim savunuyorsa bizim
ona ihtiyacımız yok diyorsa mutlak
banada.............yalan söylüyor ,korktuğu için söylüyor ekmeğine mani olunmaması için söylüyor .Basın
patronları öyle bir hale geldiler ki ..........................basın işçilerini
bir yerde değil sendikalarda değişik iş çevrelerinde (istiam ediyorlar ) gösteriyorlar ve kendi kadrolarında
göstermiyorlar. Peki o zaman bu arkadaşlar halleri böyleyken devlet bizim
özgürlüğümüzü kısıtlıyor Türkiye’de fikir özgürlüğü yok denemez
ki........kanunlara konmuş ,kanunlar değişmediği müddetçe kanunların uygulanma
zarureti vardır ,anayasa anayasadır ,kanunlar kanun...efendim değiştirin
demokrat partisi zamanında ve demokrat
parti muhakeme edilirken veya AP kuruluş
yıllarında hakkında davalar açılırken
hiç bunlara riayet etmeyenler bugün
bakıyorum.efendim ceza
kanunlarında mevcut ve mahkemeyi mahsus (Özel mahkemeler)tarafından verilen
cezalara karşı isyankarlık davranışı içerisine girieyorlar.Aynı adamlar o gün
onu tasvip edenler bu gün buna karşı çıkıyorlar.Bu adamların hakikaten samimi
olduklarına veya gelişerek fikir değiştirdiklerine inanmak mümkün değildir.
Onun içindirki bu meselelerde tahammüle
ihtiyaç vardır eğer 1946 da çıktığmız yoldan
bu günlere kadar kesintiler olmadan devam etmiş olsa idik hem parti içi
demokrasileri hemde partiler arası demokrasiler ve diğer müesseseler
oturudu.Artık bir kartel medyası düşünülemezdi.Kartel medyasında çalışanlarında
biz sendika istemiyoruz diyebilmeleri mümkün olmazdı.Bunun içindirdi ki
Türkiyede her kim ki askeri müdahale davet ediyor o demokratik parlementer
sisteme inanmıyor demektir eğer inanıyorsa bunun kendi ihtiyaçlarına göre ıslah ederek götürmesi lazım değildir.
ABD’nni ABD olmasına esas sebeb iki yüz
yıldan fazla olmasına rağmen askeri müdahaleler olmadığı için değişmemiş iki
yüz senelik şartlar içerisinde ABD
bünyesine ve dünyaya uyacak şartlara
bazı değişiklikler yapılarak getirilmiş.Bunuda ihtiyaçlar ortaya
çıkarmış bu ihtiyaçlara göre değişikliğide ABD parlementosu yapmış.Kendisi değiştirmiş.Anayasa aynen duruyor.Yoksa bizde
ne zaman anayasa yapılmışsa mutlaka askeri müdahaleden sonra asker anayasa
yapmıştır.1961 anayasası askerlerin hazırladığı anayasadır.172 tarihli
değişiklik yine 12 Mart müdahalesinden sonra yapılan değişikliklerdir.Yine 1982
anayasasını da askerler yapmışlardır.Bunun dışındaki yapılan değişikliklerde
ihtiyaçlardan çok taraftarların bir birleri ile yaptığı pazarlık sonucunda
gerçekleşmiştir.Böyle pazarlıklarla çıkan anayasayardan bir şey çıkmaz.Çünkü
1995de anayasaya konans hükümlye “Yönetimde istikrar,temsilde
adalet^”diyor.Temsilde adalet deyince ben yüzde yarımda alsam meclise girersem
bu adaletli olur.Böyle bir demokratik sistem olamaz ve böyle bir sistemdernde
istikrarlı yönetim çıkmaz.Seçim kanunları
öyle bir hale geldiki küçük parti büyük parti iktidar veya iktidara
yakın parti olmanında dışında siyasete
hevesli olan ve olmayanlarında ”ben nasıl olurumda meclise girebilirim meclistende belli yerlere
gelebilirim hesabını yapan insanların kendisini oraya getirecek bir sistem
arayışından başkma kanun düşünmedikleri göülmektedir.Nitekimde bütün seçim
kanunları böyle olmuştur.Değişiklikler ya iktidarda kalabilmek için
yapılmıştır.Yada muhalefetin önünü kesmek için yada küçük partilerin meclise
girelimde koalisyonlara girerek bazı imkanları ele geçiririz düşüncesi ile
yapıldığından memleketin ihtiyaçı olan seçim kanunları olamamıştır.
Türkiye şunu aramaktadır.1961den butarafa
nisbi temsillerde sandık başına giden herkes yalnız parti seçebilmektedir.Çoğunluk
sistemlerinde karma liste yaparak şahıs seçme şansıda vardır.Ama türkiye
l950-1960 dan sonra yapılan seçimlerde bu şansını kullanamalarak 67 vilayetin
ancak 4-5İnde karma listeleri ortalya çıkarabilmiştir.61 den sonra hep nispi
temsil uygulanmıştır.Nisbi temsil uygulandığı seçimlerde sandık başınha
gelen seçmen partiyi seçerek partinin
yaptığı listedeki millletvekili adaylarını onaylamıştır.O ilde halkın onay
verdiği partinin aldığı oy sayısınca milletvekili seçilmiştir.
Ohalde vatandaş hem sandık başına gelmek
hemde partisini iktidara getirmek,hemde
kendisi o seçim çevresinde milletvekilini kendi tercihi ile seçmek
istemektedir.Buna giden yol İstanbul’da 69_70 mebus veya 3 bölünerek 24 er
mebus çıkaran ,Ankara’da14 er mebus çıkaran iki
seçim çevresi yapmak yerine 6şar mebusluk seçim çevresi
yaparsınız.Böylece siyasi partilere kayıtlı olmak şartı ile aynı şartlara sahip
kaniunlarla milletvekili seçilmek sansı ortaya çıkar.Seçilebilme yeterliliğine sahip aday olacakları her parti bu adayları
listelerine geçirebilmeli.Burada iddia
şudur çarşafliste olur.Hakından gelinmez .Bir milletvekili çıkarracak
yere 20-30 kişi aday olur.Bu mümkündeğil ama.Bununda çaresi var.Partinin tesbit
ettiklerinin yerine o seçim çevresinde
çıkacak milletvekili sayısının
5-6 katı aday korsunuz millet istediğini seçer.6 milletvekili çıkararaç
yere altı katını korsanız 36 eder.Biz İstanbulda 43 milletvekili seçilen
listelere çok oy kullandık.Dolayısıyla denenmiştir.Hiçbir seçim güçlüğü de
getirmez.Müşterek oy pusulasıda kullanılabilir.Dolayısıyla vatandaş hem
partisine oy kullanarak hangi partiyi
iktidar,hemde çok aday içinden seçerek kimi mellet vekili yapacağını bilir.
Burda tek adaya tercih vermenin yanlışlığı
ortadadır.Müşterek oy pusulası olmadığı zaman bir mana ifade etmez.Çünkü bir
parti bir seçim çevresinde fazlası ile
aday bulurken bir diğeri o seçim çevresinde aday bulamayacağı için çıkaracağı milletvekili
sayısının iki katı aday kor. Yarıdan bir fazla oyla her milletvekilinin seçilmesi sağlanabilir.6
milletvekili seçilecek bir yerde %50 oy ile ancak 4 milletvekili seçilebilir,5
milletvekili seçilemez.Öyle oldğuna göre yarıdan bir fazla tercih
kullanıldığına göre bu sıralamalar tüm partiler arasındra yapılabilir.Sandık
başına gelen vatandaş hem partisini hemde milletvekilini seçer bu şekilde
seçilmiş milletvekilide parti genel merkezinin emir ve komutasına
uymaz.Gerçekten milletvekili olur.
Biz demin de söyledim .Adalet partisi
içinde kendi partimiz iktidar olmasına rağmen kendi hükümetimizin hazırlamış oldğu 657 sayılı memurlar hakında ki kanunun mali hükümlerinin tatbiki hakkındaki tasarıyı
geri aldıttırabildik.Buna benzer bir çok tasarıyı geri çektirdik.Bu durum partini lehine olmuştur aleyhine
olmamıştır.Ama ne yazı ki gün geçtikçe
ortadan kalktı ve şahıs hakimiyetine döndü.1983 seçimlerinde başlayarak bütün genel merkezler 5 seçimdir
tüm aday gösterme yetkilerini kendi
üstlerine aldılar.Durukmda meydanda.
..............................
İRTİCA
-Efendim
zamar zaman geçmişte de
yapılan ve her güçlü sağ iktidarlara söylenen ve son irtica yaygaraları için ne diyorsunuz?
_Türkiyede organize bir irtica hareketi
yoktur.Mürteci olabilir.Yalnız şuna dikkat etmesi lazım .Dindarım diyen.dini
savunan da dini karşı değilim diyen de
hurafe ile dini birbirine karıştırmaması gerekir.
Hurafeye karşı olacakken dini ön plana
alıyor.Öteki dini savunacakken hurafeye çok bağlı olduğu için bu defa dinin
yerine hurafeyi öne geçiriyor.iki tarafında bunda çok dikkatli olması
gerekir.Hurafadan dinin kendisi daima çekinmmiştir.Gerçek hadisler var.uydurma
hadisler var.Gerçek hadisleri bulup çıkararak onlar ile hüküm bina etmez
rivayetlerle gelen hadislerle amel etmeye kalkarsa bu dine güç değil bu
dine güç vermez,dini zaafa uğratır.
Dini Kur’an dayalı hakümleri ile amel etmez
ibadetle ayinleri karıştırısanız oda yanlıştır.
İbadet dince tesbit edilmiştir.Bunlarında
şart ve farzları tesbit edilmiştir.İbadet dışındaki hareketler dinen hiçbir
zaman meçbur tutulmaz.Yapılamaz değil yapılır.Ayin yapılır.Ama ayin yapmak
mutlaka dini vecibeyi yerine getirmek manasına gelmez.İslamiyetteki bütün
mezheplerde 5 temel şart farzdır.
Bu böyle
olduğuna göre efendim camilere ve
cami imamlarına para veriyorsunuzda diğer mezheplerin ayin yaptıranlarına para
vermiyorsunuz.Böyle bir iddia olamaz.ayin için devletler para harcamaz.Eğer
devlet camilerin vakfiyelerini satmasa idi onu
Başka yerde kullanmasa idi bu gün caminin
hademei hayratına,imamına müezzinine kayyumuna devlet tarafından para vermesine
gerek olmayabilirdi.Ama sen bunları satacaksın
hemde bunlara bir ücret
vermeyeceksin veya bunu caminin
cemaatının yarndım ve hasenatına bırakacaksın,köylerde köy muhtarlarına
bırakacaksın.Bu dinin zaafa uğramasından başka bir mana taşımaz.
Son zamanlarda birde şu var.Bir kısmı diyor
ki biz kendi camimizi yaparız imamı biz
tayin eder ve üçretini de biz
veririz.Camiye gitmeyende diyorkui ben gitmediğime göre imamın maaşını ben den
kesmesinler.bunun ikiside yanlıştır.Sen müslümanım diyor ibadet şartlarını
yerine getiremiyornsan o Allah ile senin aranda bir keyfiyettir.Ama camide
namazkılınmasına ve oradaki görevlilerin
ücretine karşı çıkamazsınız dediğim gibi vakfiyelerini satmışsın parasını
devlet olarak kullanmışsın.Biz camimizi
yaptık imamımızı biz tayin ederiz oda yok.
Osmanlıda şeyhülislamlık Hilafetten
öncedir.Şeyhülislamın iki vazifesi vardı.Biri eğtim müşaveribi ile ictihadda
tevhidi meydana getirerek cemat içerisinde
ayrılıklara meydan vermeke idi.İkinciside cami hademei hayratının görevlendirilmesini
sağlamatır.Bunu cemaate bırakmaz il ve ilçelerde müftüler marifeti ile onların
liyakat öelçülerine göre tayinlerini mümkün hale getirmekti.Bir adam caminin
vakıflarından nemalansa bile cemat
istiyor diye gelipte o camiye imam ve
hatip olamaz.Ya imam ve hatip olacaklar şeyhülisal müessesesini tayin ettiği il
ve ilçe müftülerinin tayinleri ile
olurdu.Cumhurieyettede Diyanet işleri başkanlığı onun uygulanmasından başka bir şey
değildir.İslamiyette cemat diye bir şey yoktur.İslami hizmetler bu
hiyararşik düzen içerisinde devam etmiştir.
Ruhban sınıfıda yoktur.Bu gün dünyada
müslüman din adamlarının yeknasak kıyafetleri yoktur.Ama
papazların,patriklerin,kardinallerin kendilerine göre bir yeknasak kıyafetleri
vardır ve bbütün dünyada aynı kıyafettir.Mekke_i mükerremede .Kabe’de herkes ihramlı olduğu için hangi memleket ve kim olduğu bilinmez
ama.Medine-İ Münevverede ise bu böyle değildir.Orada her millet kendi coğrafi
şartlarına göre kendi kıyafetini giyer.Orada her memleketin din adamının ve
hademei hayratının kıyafetleri birbirinden farklıdır.Onun için islamiyette
bunları bir birinden ayırmak gerekir.
Bunları kalkıpta islamiyeti şekle ifra edip esası bir tarafa
bırakırsanız Hz.Peygamber ve ashabının ahlakını
örnek alarak ona göre cemat içerisinde münasebetlerini düzenleyeceği yerde
onları birtarafa bırakarak sadece şekilperestliğe heves etmek gerçek manada mümin olmak
manasığna gelmez.Onun için çok müslüman olan kişide hurafa ile gerçek dini
birbirinden ayırt emesi gerekir.Hurafaya karşı olanlarınada mutlaka dine karşı
çıkmaması gerekir.
Nezamanki
islamın beş temel şartına inanıyorum hemde bunların uygulanmasına
akarşıyım diyemezsiniz.Bunu istemediğiniz zammanda siz zaten o dini benimsemiyorsunuz demektir.Zaten o din
üzerinde ahkam kesmeye hakınız yok.
..............................,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
1960 sonrasında Genel kurmay başkanı
Erdalhun Paşa’yıda idamamahkum ettikleri için Komuta konselyi içerisinde
müdahaleleri tercih eder hale gelmişlerdir._
-Yani meşru hale getirdiler.
-Evet l960-61 de Erdalhun ve arkadaşları bu
şekilde mahkeme ve mahkum edilince l972 ve 1980 hareketinde komuta konseyi şeklinde hareketi tercih
etmişlerdir.
-Birde12 Mart öncesi 9 Mart hadisesi
var.Buda emirkomuta zinciri içinde mi idi?
_O hareketin içinde bulunan komutanların
sonradan yazdıkları hatıratlara göre,1972 de sonradan cumhurbaşkanı seçilmek
isteyen Faruk Gürler Paşa’da ,Muhsin Batur paşa’da hepsi olaydan haberdarlar.Ama enson anda
GenelKurmay Başkanı Memduh Tağmaç paşa karşılarına çıkıpta hadiseyi gerçekleştiremedikleri için bu defa
9 martaki hareketi 12 Marta ertelediler.12 Martı yaptıktan sonra beraber
oldukları yıllarca hazırlık yaptırdıkları,bu hadise için beraber teşriki mesai
yaptıkları adamları bu defa ordu içinden tasfiye ettiler.
Yani
aynı adamalar beraber getirdikleri adamları tasfiy ettiler.
ÖNCE YAVRULARINI YER
Her türlü gayri hukuki hareket önce kendi
yavrularını yer.Nitekim o hareketktede kendi adamalarını vharcamışladır.12 Mart
ile 9 Mart ayrı hareketler değil.12 Mart 9 Martakileri bir kenara iterek olayın
komuta konseyi eliyele ortaya çıkmasıdır.Bir dokuz Marta itihatçıarın
ll,Meşrutiyetten evel Abdulhamidde karşı hareketleri var. Bazıları ikisini
karıştırıyor.
-Kısaca
millet iradesine karşı oluşan bu hareketlerin kaynağı 1960 darbesi
ve 61
Anayasası ile getirilen düzenlemelerin eseri denilebilir mi?
-Şu var .Bütün dünyada her askeri
müdahalelerden sonra askerler içranın
işine daha çok müdahale eder hale gelmişlerdir.Yalnız bizde değil dünyanın her
yerinde böyle.Bizdede bunun somut örnekleri işte ortada.61 Anayasası ilede ve 82 Anayasası ile de bunlar
ortada.Artık asker müdahale ettikten sonra tamamı ile bırakıpta
gitmiyor.Mutlaka icranın içinde belli
noktalarda kalıyor.
Yalnız bunun sıkıntısı şu. Anayasaya girmiş
bir müssese artık anayasanın müssesesidir.
MGK Anayasanın
müssesesidir.Cumhurbaşknlığının başkanlığında kurulan anayasada belli kişilerin oluşturduğu bir topluluktur.Bu
toplulukta karar alırınsa bu karar hükümet tarafından kararname halene
getirilir.Neden getirilir?Başbakan orda ,Cumhurbaşykanı orda ,bakanlardan
bazıları orda.Orada bunlar bu kararlara fiilen iştirak etmişler .Evetk demişler
dönüp gelipte bizbuna katılmıyoruz demeleri mümkün değil.Dedikleri anda tutarlı
olmaları mümkün değil.Eğer bir idiaları varsa o organ içinde münakaşaları yayıp
o organ içinde imza atmamaları gerekir.
MGK bu gün her şaye rağmen anayasaya girmiş
bir müssesedir.Ama 12 Mart veç 12 Eylül böyle değil.
12 Martta komuta konseyi geliyor ben
müdahale ettim.Şunları şunları
yapacaksın yoksa çekileceksin
,çekilmezsen ben gelip müdahale edeceğim.12 Eylüde ise gelip ben meçlisi kapattım sizide el
çektirdim.Bunları bir birinden ayırmak gerekir.
Efendim 28 şubat devam ediyor
diyorlar.Ediyor çünkü.O günkü MGK’ya
iştirak eden hükümet üyeleri o kararın altına imza atıyor.O hükümet
gidiyor.Gelen hükümet zaten o kararları uygulamak taahüdü ile geliyor.
Bu belli olmayan bir şey değil,Efendim ben
gelirim ama uygulamam yok öyle birn şey.Sen zaten o şartla geliyorsun.
Bu bakımdan bunları birbirinden farklı
düşünmemek gerekir.Ancak birbirlernden metod farkı var,Eğer anayasada meçlis
var.Bu meclis eğer askeri hükümet işlerine müdahale dışına çıkarmak
istiyorsa oturur anayasanın ilgili
maddesini değiştirir.Hatta referanduma götürür.Milletinde tasvibini alır .Buna
göre uygular.Bunu yapmayacaksın.Müssese ana yasa içinde yasal olarak duracak
.Sonra diyeceksin ki sen hayır.Bu yaptığın
yasal uygulama değildir.Komuta konseyi içinde müdahaledir diyerek
vasıflandırırsanız bir yere gidemezsiniz.
Ozaman niçin o mecliste kalıyorsunuz?Bazı
meseleler varki karşılığında külfet olmaması mümkün değil.Hem mecliste
duruyor.Hem hükümeti beğe8nmiyor hemde seçime gitmiyor.Veya sinei millete dönersiniz.Seçimleri erken
yaptırma imkanı sağlayabilirsiniz. İlla meclisin karar alması lazım gelmez.Ama
onu yapmayacaksınız,bunu yapmayacaksınız,sinei milletede dönemeyeceksiniz.ondan
sonra şudur budur diyerek devamlı
sistemi kötüleyeceksiniz.Buna hakınız yok.O zaman gelecek sistem daha iyisi
olmaz daha kötüsü gelir.
İşte
maalesef bunu da Türkiyenin münevverlerine anltamadık.
1961 ve 1982 ayasaları referandumuna
giderken anayasanın büyük çoğunlukla
onaylanması bir vatan perverlik,anayasanın
reddi vatan hayinliği şeklinde yazılmıştır.Akis mecmuasının l961 Haziran_Temmuz
sayılarını ,Ulus gazetesini ve diğerlerini okuyun.Oralarda açıkça göreceksiniz.
Buna rağmen o günkü anayasa oylaması %45 ve %55 oranında
çıkmış.Buna mukabilde 67 vilayetin 20 -25
kadarında hayırlar evetlerden fazla.Fakat
sonuç itibari ile bir şeye yaramamış .ve 1980 dede millet şunu bekledi.ben anayasaya hayır desem
komuta konseyi ve devlet başkanı olarak devam edecekler. Aynı zamanda askeri
idare devam edecek.Halbuki referandumla ben bunu geçirirsem sadece
cumhurbaşkanı olarak gelecek.Hiç olmazsa
bir meclis seçeceğim.Meclis bir hükümet çıkaracak ve hükümet sivil bir idare
olacak ve o bana muhatap olacak.Onun için referandumda anayasa bukadar çok oyla
oylandı.(:::::::::::::::J)
Aslında
MGK demokratik hukuk devletinde yanlış
ise burada yapılacak olan iş anayasayı değiştirerek b.u müsseseyi ortadan kaldırmaktır.Bu
nu yşapmayacaksınız bunun münakaşasını yapacaksınız.Bu medyada,tvlerde gündeme
gelep münakaşa edeceksiniz,bunun hukuki olmadığına kara vereceksiniz ama MGK
dan çıkan karar sizin düşündüğünüzün aleyhinde ise bunun karar olarak değil bir nevi yaptırıcı hüküm olarak kabul
edeceksiniz.
Türkiye hep
bu ikili düşüncelerin esiri ve sıkıntısını çekmektedir.Madem ki MGK demokratik hukuk devletlerinde yoktur diye
açık oturumlar yapıyorsun.Bu hususta görüş beyan ediyorsun artık bunun
kararının bağlayıcılığındanda öteye geçerek bir nevi MGK kumanda konseyinin
muhtırası şeklinde MGK kararını değerlendirdiğin zaman yanlıştır.İster aleyhine
olduğu zaman Bu MGK kararı değilde askeri komuta konseyi muhtırası şeklinde
kabul ersende yanlış binim aleyhimde oldğu için MGK da kara alanlarında komuta
konseyi kararı şeklinde değerlendirmeleri de yanlış.İki taraf içinde
yanlış.Birisi aleyhe bulunduğu için
bukarara karşıyım demesi birininde bu
karar lazımdır uygulanması gerekir diyerek yanlışlık yapıyor.
Halbuki bukarar
alınıyor ve anayasada “ditkkate alınır “diyor.Eskiden bağlayıcı değildi.
İstişari kararlardı.82 anayasasında tavsiye eder diyordu.Dha sonra Özal
zamanıda işin garip tarafı bunu siviller değiştirerek yetkiyi artırmışlar.
İş böyle
ollurken birisi bir organ olarak anayasa içinde var ve kanunen tanzim
edilmiş.Birisindede dorudan doğruya hiçhabersiz Muhtıra veriyor.Ya şunları
şunları yapacaksın yoksa çekileçeksin.Biri filili müdahaledir.Birinde gelip
meclisi fesh ediyor.birinde ise meseleleri münakaşa imkanları vardır. Orada
dersiniz ki biz hükümetsek,hükümette kaldığımız müddetçe bizide buanayasa gereği ancak TBMM güvensizlikle düşürebilir.Güvensizlikle
düşürmediği müddetçe biz görevimize devam eder ve bu şekildeki sekiz yıllık
kesintisiz eğtimi uygulamayız.Neden uygulamayız.Ülkenin sekiz yıylık eğtime ihtiyacı var ama
kesintisiz olmamak şartı ile :beş yıllık
eğtim bittikten sonra hem çocuklar eğtime devamedecektir. Hemde meslek
seçmeye başlayacaktır.Hangi mesleği sececeklerse o meslek gurubuna yavaş yavaş
geçeceklerdir.Çünkü sekizyıllık eğtimden sonra artık üç sene daha o mesleğin
derslerini okumak sureti ile o meslek gurubunda uzman olarak çalışmaya
başlayacaktır.Ama bunu yapmazda çocuğu 16 yaşına kadar hiçbir sanatla
ilglendirmezseniz.O cocuk birden bire gelipte sanata dönmez.Türkiyenin
liseyi bitirmiş,ünüversiteyi bitirmiş
aylaklaramı ihtiyacı var.Yokasa türkiyedeki sarnayi vdiğer meslekleri icra
edecek onların üretiminden milletin istifadesine arz edeçek kadrolaramı
ihtiyacı var.Bunlar söylenir ve bunların münükaşası yapılırdı.Çünkü
Askerin
saplantıarı vardır.
1971
muhtırasından sonrada asker toprakreformu diye tutturmuştu.Toprak reformu ile
ne alakası var askerin.Toprakreformunun ne olduğunu nez bilir.Toprak reformu
ayrı tarım reformu ayrı şeydir.Toprak reformu ne demek?Topraksız köylüye toprak
vermek nasıl vereceksin?Hangi raziyi kime vereceksin.Türkiye 65 milyon nerden
baksan 65 milyon dönüm arazi yok.Nerden bulupta her nufusa l dönüm arazi
vereceksiniz.Beş nufusa beş dönüm verseniz neye yarar.6 miyyon hektar ekilen
arazi yok.Onun ürettiği ile kendi bile geçinemez.Tarım reformu iseöyle
değilBilimde üretimin artırılmasıyla hem
artıranın geçinmesi hemde tüketicini ucuz elde etmesini sağlar.
Güneydodğuya
yatırım yapılmadı deniyorn.niçin yapılmasın yapıldı.Bu gün gap ile 20 milyon
dönümrazi sulanaca ve 4 mahsül alınacak.Pamuk dahi ekilecek.Tarım reformu ile
bu araziyi parçadın götürdün 20 milyon insan birer dönümarazi verdin neye
yarar.
Böyle bazı meseleler Türkiyede ynlış ele
alınmıştır.Herkes kendi sahasında kalmasını bilmeli.Uzmanlık alanında
kalmalı.Bunlar bilinen şeyler değil:bizde adet haline gelmiş herkes yarım
yamalak bilgisiyle kendine göre bir istikamet vermeye çalışıyor.Eğtimi
eğtimciler,askerliği askerler bilir.Eğtimcilerin hepside iyi bilemez ve ayrı
ayrı uzmanlı amanı vardır.Bir fiilen içnde bulunanlar iki ilköğretim,orta
öğretiml veyüksek okullar da yarı şeylerdir.Filien içnde olmak gerekir.
-Sahiplenilmeyen
raparlar
_Rapor resmi
makamlara ait ise ilgil kuruldan geçmeyen rapor rapor değildir.Hele altında
imzası olmayan hazırlanan raporun kime ait olmadığı bilinmeyen raporlar bir
mana ifade etmez.Rapor hangi kurula arz edilmiş ve o kuruldan bir karar ortya
çıkacaksa ozama o kararın hangi bilgiye
istinat ederek bu kararı aldınız.bu kurulun görevi bu değildir deme
imkanına sahip oluruz. Veya bu organın böyle bir kara almak görevi değildir
diyebilmeliyiz.Bu organ bu konularla
uğraşmaması gerekir.Hiçbir opjektif kıstasa dayanmayarak alınmış birkarardır veya bu karada şu eksikler vardır hayali bir olay üzerine hüküm bina etmişsiniz denir.Ama
oraya varıncaya kadar her hangi bir istihbaratı resmi müesseseler dikkate almaz
diye bir şey yoktur.
Elbetteki haberi verenin kim olduğu belli olmayan habere haber denmesi mümkün değildir.Elbette bunu değerlendirecek
olan müsseseler ona göre dikate almak
durumundadırlar.Eğer muhbir iftira etmiyorsa delilleride ortalya koyması
gerekir.Her ihbar ihbar edilen müsssese tarafından dikkate alınarak
değerlendirilmez.Muhbirinde opjektif delilleri ile ortaya koyması gerekir.
Burada
hemkuvetler ayrılığını benimsemişbahsediliyor.Hem icra ,yasama ve yargı ayrı
ayrı düşünülüyor.Ama bütün bunlara rağmen iişine geldiği zaman bütün bunları
bir birine karıştırmak istiyor.Bütün yetkiler devletin elinden alınmak
isteniyor.Alınınca ve bir musibetle karşı karşıya kalınıca bu defa neden sen
banasahip çıkmadın deniyor.Devletin bütün yetkilerini elinden alır ve
memlekette anarşiden ötürü zarar görürsen bu zararın mesulu olarak devleti
arayamazsın.Elbette ki devletin bazı yetkileri olacak ki yerine geldiği zaman
kullanacaksın.
////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
-Bu
raporları daha çok 1960 ve sonrasında ajitasyonları yapanlar.Dedinizki AP
hükümete geldi henüz bir şey yapmadan 10 günde deklarasyon yayınladılar?Hep
aynı cepheden geliyor.
-Şu bir
vakıa ki; bizde bir söz vardır.Kırkyıllık yani olur mu kani.Bir insan belli
fikirlerle şartlanmışsa o insanın ben döndüm .kanaat değiştirdim demesiyle
kanaat değiştirmesi mümkün değildir.Şartylanmış insanları kolay kolay
fikirlerinden döndürmek mümkün olmuyor.Bu fertlerin siyasi fikirlerinde olduğu
gibi devletlerdede olabiliyor.Mesela
Yunanistanın türkiyeye bakışında olduğu gibi.1945_46 dan sonra dünyada ki
sınırlarda bir değişme olmadığına ve olamayacağına göre onlar Türklere karşı bir ön yargıları devamlı
olmuştur.Hayali tehdit ve tehlikeden bassedebilmişlerdir..Siyasi,mezhep ve ırkı
şartlanmalar vardır ve maalesef insanları bu kalıpların dışına çıkarmak pekde
mümkün olmamaktadır.
-Demokratikleşmeden kasıtkt ne onu anlamak
gerekir.Bir gurup insan varki 163 neden
kaldırdınız yeniden koyun.Diğerleride 141 ve 142 yi yeniden koyunuz diyor.Bu
iki farklı görüş sadece kendi
düşüncelerinin hakim olmasını istemekte .hak ve hürrüyyetlenri kendisi için
arzu etmektedir.Diğer düşünceye hayat
hakkı tanımak istemekektedir.Ne zaman ki insanlar bir birlerinin fikirlerine
tahammül ederek tartışmaları sadece fikir planına bırakılmalıdır.Ama fikir
planında bırakmazda kavgaya dönüştürerek silah kullanarak insan haklarını
gasbetmeye kalkarsa elbette ona karşı
uygulanacak tedbirlerin olması lazım gelir.
Ben bunu filen yaşadım. Siyasi,
şartlanmalardan dolayı aleyhimde
yayınlara çok şahit oldum. Hiç biri
bir esassa dayanmadığı halde adam at izi kalır diyerek yazabiliyor.
Hakkınızı radığınız zamanda adam fikir özgürlüğün elden gidiyor diyor. Basın
hür olsu elbette. Bu gün basın devletin
filan değil basın basın
patronunnun sansüründe. Çünkü
basın da basın çalışanlarının sendikasının olmadığı bir memmlekette basının hür
olmasının imkanı yok. Efendim çalışanlar istemiyor bunu kimse söyleyemez. Ben bunu dar kadroda
bir siyasi partide topu topu 35-40 kişi iken bile uyguladım. Bunlar açıkca imza
vererek biz sendika ve toplu sözleşme
istemiyoruz dedikleri halde sonra bunu gizli oylamaya koyduğumuzda bunların
üçte ikisinin biz toplu sözleşme istiyoruz dediğini gördük.Orada bu böyle
olursa basın calışanlarına sendika
kurdurmadığınız gün demek ki patronların
hakimiyeti söz konusudur.Orada basın hürrüyetinden bahsetmek mümkün
değildir.Siz basın patronunun hoşuna gitmeyen neşriyat yapmadığınız zaman
ayakta kalmanız mümkündeğildir.Buna ihtiyacımız yok diyen oluyorsa ,yalan
söylüyor ve korktğu için söylüyor.,ekmeğine mani olmaması için söylüyorlar.
///////////////////////////////////////////////////////
UFUK TURU
Türk sanat
müziğinin yaşayan en büyük Üstadı
Yıldırım Gürses ile milli kültürümüze
ve Türk müziğine karşı yapılan “Tasallutları
“konuştuk.Yıldırım bey tüm açık kalplilikle ve bu konulara bir ömür vakfetmiş
olmanın verdiği vukufiyetle
sorularımızı samimi bir şekilde cevapladı.
GÜRSES:
****Türk musikisi şuanda
muayyen çevreler tarafından yok edilmek
istenmektedir..Şu son beş senede Osmanlıya karşı son derece büyük bir kin ve
nefret görmekteyim. Klasik
musikimizi Osmanlının bir ucu olarak
kabul ediyorlar. Dolayısıyla bu musikiyi ortadan kaldırmakla Osmanlının son
izlerini ve eserlerini silmek istiyorlar.Osmanlı tarihini örttükten sonra
geriye Türk olarak hangi tarih kalacaktır ,onu merak ediyorum.
MEHMET AKİF’İN MİLLİYETÇİLİĞİNDEN ŞÜPHE ETMEK İHANETTİR
****Bu milletin şehit olmuş askerinin başına “Bu taşındır diyerek
Kabe’yi diksem başına”diyecek kadar yüceltecek bir insanın milliyetçiliğini tartışmak çok zor ve son
derece yanlış bir olaydır.Akif’in milliyetçiliğinden şüphe etmek ihanettir.Osmanlı Türkünü ve
Osmanlıyı ve Türkü ayakta tutacak her şeye karşı hucumlar başlamıştır.
Çocuklarımız doğuyor
.Doğduğu vakit Ezan- ı Muhammedi ile
teşerrüf ediyorlar. Arkasından dünyanın en güzel annesinin ninnisiyle
büyüyor. Dünyanın en iyi ninnisini Türk
annesi okur..Fakat o çocuklar yedi
yaşına gelince; ilk okula gider gitmez
Yohan sabastianbah’ın tam
perme sistemiyle tanıştırılır. Ve
kulaklarından doğumundan okula başlayana kadar edindiği bu sesler
silinmeye uğraşılır.
İSRAİL DOSTU ÇAĞDAŞLAR !
DUYSUN.........
İsrail’de Parlementonund a bakanların da,başbakanında ,devlet
başkanının da üzerinde bir Hahamlar
gurubu vardırBu devletin her tarafından kanunlar geçse dahi o dört kişilik hamalar
gurubu eğer kabul etmezse İsrail parlâmentosundan hiçbir kanun geçmez.Adamlar
kendi milli kültürüne aykırı gelecek olan her türlü mali, her türlü maddi ve
her türlü manevi olaya karşı yukarıya bu
dört hahamdan oluşan bir süzgeç koymuşlardır.
***ENTERNASYONALİST KÜLTÜR YÜZÜNDEN
-SATANİSTLER TÜREMİŞTİR,Bizde milli
kültür politikası bir türlü kurulamamıştır. Bu uygulanan “enternasyonalist
politika “bizi buralara getirmiştir.satanistler türemiştir. Bu piyasada akan
kepazelik türemiştir. Bu pop müziği türemiştir. Belli bir ciddi kültür
politikası olamadıktan sonra,bir ülkenin ekonomisi de bozulur,maliyesi de
bozulur.Bence Türkiye’nin bütün bozukluğunun altında insan sorununu aramak
gerekir.
****SATANİST YETİŞTİRMEYE ;MEDENİYET
DİYORLAR
Dünyanın en tehlikeli silahı
bilimdir. İlk önce çocuklarımıza bu bilimi kullanacak aklı selimi vermemiz
lazım. İşte bu bilimi verirken çocuklarımız
Üniversite bitiriyorlar ama o
akli selim olmadığı için “satanist “oluyorlar Etilere,eğlence gidin,dolaşın da
üzülün,oturun ağlayın. on beş on altı yaşlarındaki kız çocukları zeril sefil
beline kadar etekler sokaklarda geziyorlar ve bunun ismine de MEDENİYET diyorlar.
Rüzgar ektik bora biçtik.... halk
devletine güvenini kaybetti
Yani bu gün Türkiye’de
yanlış bir politika ,yanlış bir çocuk eğitimi bizi bu hale getirmiştir.Halk
kendi devletine karşı güvenini kaybeti.
****RADYO VE TV : Bize kapalı sadece batıya açılan bir pencere.
****MUSUKİMİZ
CAMİDEN DOĞDU
Batının musikisi nasıl ki kiliseden
doğdu ise benim musikimde camilerden ve
tekkelerden doğmuştur.Batının tem perman
sistemi Johhansabastiyan Bah’ın kiliseden çıkartmış olduğu bir sistemdir. Hatta
kullanmış olduğumuz nota bir papazın
yazmış olduğu notadır. Hatta bu papazın yazmış olduğu notanın ilk harflerinde bir Hıristiyan ayinin baş hecelerini alarak
kullanmıştır. te, mi, fa, sol, la, si,
do diye sonra ud kelimesi ajiliteye ters geldiği için “do”ya çevrilmiştir. Yani şuanda kullandığımız nota bir Hıristiyan olayıdır ve tenperman sistem
dediğimiz piyano sistemi bir kilise düzenidir.
****İSTİKLALMARŞININ GÜFTESİ
VALS OLARAK YAZILDI
Melodisiyle güftesi arasında bir tenakuz vardır. Zeki Üngör besteyi
yazdığı zaman ilk önce bunu vals olarak yazmıştır.
****TÜRK ÇOCUĞUNUN KULAĞINDAN ÖNCE TEKBİRİ SİLİYORLAR
Çocuklarımız küçük yaşta iken kendi özümüzü ,güzelliğimizi
anlatıyoruz,kendi milli musikimizi veriyoruz ama ilk okula giderken
çocuklarımıza tenparmen sistem denen piyano sistemi ile
çalıştırıyoruz.Tanpermen sistemi bizim Türk musikisini çalmaya yeterli değildir...Demek ki çocuk piyano ile
tanıştıktan sonra yüzlerce Türk musikisi
makamını kulağından siliyor.
Milletin müşterek zevkini
kaybettirdiler ki parçalaya bilsinler.
***SEÇİM SONUÇLARI ;TÜRKÜN KENDİNİ GERİYE İSTEMESİDİR. İNANCINI
KÜLTÜRÜNÜ GERİYE İSTEMESİDİR
Yıldırım Gürses-Necati Çavdar
Özellikle son zamanlarda kültürümüz ve müziğimiz üzerinde oluşturulan “tasallutlar” diyebileceğimiz gelişmeler var. Dolayısıyla bu gelişmelerle beraber Türk sanat müziği de dahil öz müziğimiz biraz geride kaldığı ,batı müziği ve arebeks müziğinin öne çıkarıldığı görülüyor. Sizin gibi değerli sanatçı ve bestekarlarımızın el atmadığı zamlar kısır kalıyor. Bir şey vermiyor.
-Yıldırım Gürsess bu nokta da ne yapıyor. Ne yapabiliriz?
-Bir defa üzülerek şunu açıklamak istiyorum. Bir defa Yıldırım
Gürses ömrü boyunca hep ideali üzerine savaştı. Ama hiçbir zaman sırtını
dayayacağı bir güvence yeri olmadı. Hep yaptı. Hiçbir zaman benim yerimde olan ,benim yaptığımı
destekleyen, bana ışık açacak ,bana yol gösterecek hiçbiri olmadı. ,Hiçbir
zaman yardım eli ,hiçbir dost eli sırtımı sıvazlamadı.
Hep yalnız ve tek başıma savaştım.
Musikiyi başından buyana bir kazanç vasıtası değil,bir hizmet vasıtası olarak
gördüm. İnsanoğlu bazen Allah tarafından mükafatlandırılır ki bazen da doğarken mükafatlandırılmış olarak doğar.
Allah bana çok iyi bir ses ,bunun yanında iyi bir
karizma ,iyi bir bestekarlık kabiliyeti ,okuma öğrenme ve konuşma-belagat-
kabiliyeti verdi. Biz bunları hiçbir zaman bir gurur vasıtası yapmadık ,bir şükür vasıtası yaptık.
Dolayısıyla bu kadar yük üzerinde
taşıyan bir insanın yapmak mecburiyetinde olduğu bazı vazifeler vardı.
Bu vazifelerin başında da: bir defa kendi mesleğinin güzelliklerini
,Allah’ın vermiş olduğu bu üstün yetenekleri hayra değil şerre kullananlara karşı bir duvar çekmek ve
hayırlı şeyler yapmaktı. Benim yapmış olduğum
bütün şarkılarımda her ne kadar
etrafımda bir şeker sarılıysa da için de mutlaka muayyen mesajlar gizlidir.
Şuanda Mehmet Akif ve Necip Fazıl gibi şairlerin eserlerini bestelemek
istiyorum. Bunun çabası içindeyim. Sanki
bunu mutlaka yapmam için ben zorlanıyorum gibi bir his var çimde.
Ben inancımın ve milli
kültürümün devamlı surette bayraktarı
oldum,hizmetine amade oldum.
Çünkü alt yapı olarak çok
mütedeyyin inançlı ve milliyetçi bir camiadan geldim. Ve kendi genimin vermiş olduğu insiyakla da daimi
surette bu yolda hizmet verdim.
Türk musikisi korkunç bir tasallut altındadır.
Bunu şöyle açıklamak istiyorum Türk musikisi korkunç bir tasallut
altındadır.
Türk musikisi şuanda
muayyen çevreler tarafından yok edilmek
istenmektedir. Çünkü bunu burada açıklamak istiyorum.
Şu son beş senede
Osmanlıya karşı son derece büyük bir kin ve nefret görmekteyim.
Osmanlı her ne olursa olsun kim olursa olsun hangi kimlikte olursa
olsun bizim atamızdır. İyisi de vardır. Güzeli de
vardır. Kötüsü de vardır. Ama bunlar bizim atalarımızdır .Bizim geçmişimizdir.
Bizim kanımızdır. Bizim ırkımızdır. Genimizdir. Dolayısıyla Osmanlıyı iyice tanıyıp Osmanlının kültürünü iyice öğrendikten sonra onlara karşı olan
hayranlığım kat be kat arttı. Bunu da burada zikretmek isterim. Ben
ırkımın devamıyım. Ve dolayısıyla şu
anda görüyorum ki Türkiye’de Osmanlıya karşı inanılmaz bir kin ve nefret
büyümektedir. Hulki Cevizoğlunun programında o kadar ileri gitmişlerdir ki Türk
tarihini açıklarken Osmanlı tarihine “kara bir tül “bile örtmeye kalkmışlardır.
Osmanlı tarihini örttükten sonra geriye Türk olarak hangi tarih
kalacaktır ,onu merak ediyorum.
Osmanlı tarihini örttükten
sonra geriye Türk olarak hangi tarih kalacaktır ,onu merak ediyorum.
AKİF’E DİL UZATMAT İHANETTİR
-Burada yakın bir zamanda paşa
rütbesi verilmiş bir şahsın Mehmet Akif
dolayısıyla ,İstiklal Maşında ifadesini bulan milli ruha da bir saldırısı söz konusu oldu. Bu milli kültür
eksikliği,milli kültüre yakınlık duymamanın tesiri midir?
-Efendim şuanda Türkiye de çok değişik şeyler oluyor.
Özellikle Osmanlı denilen,Osmanlıdan ürkmek başladı farkında iseniz. Ve bizim klasik musikimizi Osmanlının bir ucu olarak kabul ediyorlar.
Dolayısıyla bu musikiyi ortadan kaldırmakla Osmanlının son izlerini ve
eserlerini silmek istiyorlar. Yani büyük bir gerçek burada .
TBMM ÇAĞRI:
Esasında TBMM’de,DSP,MHP,FP,DYP VE ANAP ‘tan hangi partiden olursa olsun esasında benim tanıdığım çok değerli
,memleketini ,milletini seven,Türk milli musikisine,kültürüne amade
yüzlerce tanıdığım dostlarım var. Ben onlara buradan çağrı yaparak milli kimliğimize ve değerlerimize saldırılara karşı birleşmeye ve ortak tavır
almaya davet ediyorum.
Bunun için Bir üst komisyon
kurmalıyız.
Bu musiki ,bu
easar,bu mimari,bu edebiyat bu
hüsnü güzellikler bizim geçmişimizin mirasıdır ve bizim öz be öz malımızdır.
Nasıl ki Mimar Sinan’ı bir
kenara atamazsak, kalkıp Şeyh Hamdullah’ın üzerine bir çizgi çizemezsek,Dede
Efendi ve Buhurizade Itri’yı bir kenara
atamazsak; benim şahsi kanaatime göre bu gün Türk musikisinin zamanımıza
getirmiş olduğu güzellilikleri de yok edemeyiz. Ve şunu söyleyeyim hiçbir kuvvet bizim geçmişimizin
mirası olan kültürümüzü
silmeye gücü yetmeyecektir.
MEHMET AKİF’İN MİLLİYETÇİLİĞİNDEN ŞÜPHE ETMEK İHANETTİR
Mehmet Akif’e dil uzatmaya gelince ... Mehmet Akifi
bestelemek şerefini kazanmış nadir bestekarlardan bir tanesiyim.
Bütün Safahatı satır satır okudum. Mehmet
Akif’i gönlümde ve ruhumda yaşatıyorum. Onu
bestelerken on beş gün yirmi gün acaba o büyük
ustaya,Türk milletine Allah’ın
lütfetmiş olduğu o büyük şaire yanlış bir şey yapacağım mı ,yapmayacağım mı
diye sabahlara kadar uykusuz kaldım. Besteledikten sonra arkadaşlarıma okudum. Ancak onların tasvibini
alıp,hocalarım yakışır dedikten sonra yayınladım.
“Yılmam ölümden ,yaradan , askerim
Orduma gazi dedi Peygamberim.
Bir dileğim var; ölürüm isterim
Yurduma tek düşman ayak basmasın”
diyen adamın milliyetçiliğinden
şüphe etmek ihanettir.
Yani ben Mehmet Akif’i
İmanı bütün,inancı bütün,ama Allah’ına
kadar milliyetçi,Allah’ına kadar Türk oğlu türk olarak tanıyorum.
Bu milletin şehit olmuş askerinin başına “Bu taşındır diyerek Kabe’yi
diksem başına”diyecek kadar yüceltecek bir insanın milliyetçiliğini tartışmak çok zor ve son
derece yanlış bir olaydır.
Bence şöyle bir şey var :
Osmanlı Türkünü ve Osmanlıyı ve
Türkü ayakta tutacak her şeye karşı
hucumlar başlamıştır.
-Bu hücumların özellikle müzik kanalıyla geldiği görülüyor?
-Tabii tabi başta müziği
kullanıyorlar.
-Müziği kullanarak mesaj verme,insanları etkileme metodunu son zamanlarda “Satanistlerin”
resmen de söyledikleri gibi ,”biz
müzikle ayın yapıyoruz,gençler üzerinde müziğin etkisini kullanıyoruz”şeklindeki
ifadeleri ile iyice su yüzüne çıkıyor. Sizce müziğin
gençlik üzerinde tasallutların aracı
olmasına takip edilen kültür politikası mı sebep oluyor?
-Enine boyuna müziği
incelemiş,beş yaşından beri musikinin içinde büyümüş,önce tekkede,sonra
camilerde,sonrada musiki derneklerinde ömrünü tüketmiş bir müzisyenim. Müzik
çalışmaları ile ömrümü tükettim. Beş yaşımdan buyana 340 tanede şarkı yazdım.
Bir zamanlar on beş yirmi
sene gibi uzun bir zaman hatta ve hala bir milletin müzik zevkini temsil etmiş
bir insanım. Müziğe ömrümü verdim. Şunu öğrendim:Bu pedagoglarında araştırma
sonuçlarıdır.
İnsan doğar doğmaz iki
yaşına kadar araştırma dönemidir. Yani
iki yaşına kadar çocuk araştırır. Bir mum görür parmağını uzatır. Mum yakar.
Fakat ikinci bir defa parmağını muma götürdüğü vakit hemen beyin
der ki;” bir daha elini değersen
yanar”. Çocuk “ cız ..”der çeker. Bu araştırma
dönemidir.
İkinci dönem : İki ila beş
yaş arası tasnif dönemidir.
Ondan sonra
çocukta tatbikat dönemi başlar.
Çocuklar sadece yaşadıkları olayı değil,yaşadıkları
ortamın kokusunu,yemeğini ,kültürünü,örfünü ,muhitin düşüncelerini ve aynı
zamanda oranın aksını ,lehçelerinde öğrenirler. Yani iki yaşında bir zenci çocuğunu Karadeniz’e götürür
beş sene bırakırsanız o zenci çocuk on
yaşına gelince aynı Karadeniz aksanı ile konuşur. Gene bir Karadenizli bir çocuğu Amerika’ya götürür bir zenci
mahallesine bırakırsanız oda aynı zenci aksanı ile konuşmaya başlayacak ve
Zenci şarkıları söylemeye başlayacaktır.
Yanlış bir kültür politikamız
var
Ben şunu söylemek istiyorum:Yanlış bir kültür politikamız var.
Çocuklarımız doğuyor
.Doğduğu vakit Ezan- ı Muhammedi ile
teşerrüf ediyorlar. Arkasından dünyanın en güzel annesinin ninnisiyle
büyüyor. Dünyanın en iyi ninnisini Türk
annesi okur.
Bizim Hicaz ve Uşşak makamındaki ninnilerin üzerine dünyadaki hiçbir devlet bu kadar ifadeli içinden
gelen,gönülden gelen melodilerle ninni
okuyamaz. Nasıl Buhurizade Itrî ,tekbiri
bütün dünyada yapılmış olan ayinlerin üzerinde bir hülasa çıkarmışsa Allah’a giden
rafta_yolda_bizim annelerimizde gönülden
kopan fırtınaları,sevgileri o güzel
ninni ile ifade ederler.
Fakat o çocuklar yedi yaşına gelince; ilk okula gider gitmez Yohan sabastianbah’ın tam perme
sistemiyle tanıştırılır. Ve kulaklarından doğumundan
okula başlayana kadar edindiği bu sesler silinmeye uğraşılır.
İSRAİL DOSTU ÇAĞDAŞLAR !
DUYSUN.........
Bu gün beğenmediğimiz İsrail’de Parlementonund a bakanların
da,başbakanında ,devlet başkanının da üzerinde bir Hahamlar gurubu vardır. Kültür bakanlığı
gurubu derler buna. Bu devletin her tarafından kanunlar geçse dahi o dört
kişilik hamalar gurubu eğer kabul etmezse İsrail parlâmentosundan hiçbir kanun
geçmez.
-Bizimkilerin baş örtüsünde bile Diyanetin görüşüne laiklik nedeni ile itibar etmezken bizdeki
çağdaşların baltacı ettiği İsrail de mi oluyor? Aman Çağdaşlar duymasın...!
-Gayet tabii ..Ve şöyle bir
şey var. Adamlar kendi milli kültürüne
aykırı gelecek olan her türlü mali, her türlü maddi ve her türlü manevi
olaya karşı yukarıya bu dört hahamdan
oluşan bir süzgeç koymuşlardır.
Bakın bizim kültür
bakanlığımıza,Kültür bakanlığımız her bakanlığın altında kalmış ezilmiş bir
bakanlıktır._ Bütçesi milli gelirin
binde bilmem kaçı. Çevre bakanlığından sonra
bütçeden en az pay alan bir
bakanlık._
ENTERNASYONALİST KÜLTÜR YÜZÜNDEN
-SATANİSTLER TÜREMİŞTİR
Bizde milli kültür politikası bir türlü kurulamamıştır. Bu uygulanan
“enternasyonalist politika “bizi buralara getirmiştir.
İşte- uygulanan kültür politikası yüzünden -satanistler türemiştir. Bu piyasada akan
kepazelik türemiştir. Bu pop müziği türemiştir. Bunların hepsi milli kültür politikasından kaynaklanan
olaylardır. Ben şunu söylemek
istiyorum:Dünyada kendi milli kültürüne sırtını çeviren nadir devletlerden bir tanesi olduk.
DEVLET SANATÇILIĞI:BÖYLE BİR ŞEY OLMAZ
İspanyol kendi müziğini
çalar ,kendi milli musikisinin
kıyametini koparır. İsrail kendi müziğini çalar. Yunanlı kendi müziğini çalar. Fransız kendi müziğini çalar. Rus kendi müziğini çalar ,Japon kendi müziğini
çalar.
Biz niye Avrupa’nın müziğini
çalıyoruz ki........?
Ben buna akıl erdiremiyorum. Bu nasıl bir kültür
politikasıdır? Arapları açın bakın. Araplarda hiçbir taviz yoktur.
Beğenmediğimiz ,bu gün vah vah dediğimiz Arapların televizyonunu açın bakın. Adamlar her türlü
olaylarını Cemal Abdül Nasır’ındediği
gibi”Bizim atom bombamız yok ama bizim
musikimiz ve milli kültürümüz var”dedi. Yani
adam o kadar kendi milli
kültürüne güveniyor ki... Adamlar devlet sanatçılığı koydu. Kimi koydu ? Ümmi
Gülsüm’ü koydu. Abdül Vahhab’ı koydu
.Üçüncü bir insan yoktur.
Ama bizde şu anda devlet
sanatçılarını şöyle bir yan yana dizin
bakalım. Yok öyle.......Böyle bir şey
olmaz.
Belli bir ciddi kültür politikası olamadıktan sonra,bir ülkenin
ekonomisi de bozulur,maliyesi de bozulur.
Bence Türkiye’nin bütün bozukluğunun
altında insan sorununu aramak gerekir.
SATANİST YETİŞTİRMEYE ;MEDENİYET
DİYORLAR
Merak ediyorum okullarda
çocuklarımızı bu kadar üzerek bir kompütür gibi
üzerlerine çok şeyler yıkarak yetiştiriyoruz ama hangi evsafta çocuk
yetiştiriyoruz. evsafı Milli Eğitim
Bakanlığı ve Kültür bakanlığı tavsif etmiş mi dir?
Ben Milli Eğitim Şurasına katıldığım zaman”Efendim biz çocuklarımıza Türkçe’yi şöyle
yapalım,Coğrafyada şunu birleştirelim. Bunu bunla yapalım “diye kültür ve eğitim kavgası yapıyorlardı. Ben şunu söyledim.”Yapacağınız ilk kavga şu: Siz bir eğitim müessesesiniz. Bir imalathanesiniz. Siz ne imal
ediyorsunuz Türk çocuklarını imal ediyorsunuz. Bu çocukların evsafı nedir?Bir
standart çizin. İlk defa bu çocuk
geçmişine saygılı olması lazım. İnançlı olması lazım. Bilimle teçhiz edilmiş
olması lazım. Bütün insanları sevmesi
lazım. Ondan sonra kalkıp bunları bütün
dünyanın lehine sarf edecek şekilde
kullanması lazım.”
Ben size şunu söyleyeyim dünyanın en tehlikeli silahı bilimdir. İlk
önce çocuklarımıza bu bilimi kullanacak aklı selimi vermemiz lazım. İşte bu
bilimi verirken çocuklarımız
Üniversite bitiriyorlar ama o
akli selim olmadığı için “satanist “oluyorlar. Ankara’yı bilmiyorum ama saat
beşten sonra siz gelin bizim Etilere,eğlence yerlerine –Satanistlerin
bol olduğu yerler olarak adı geçen Akmerkez vs.bu bölgede-dolaşın da üzülün,oturun ağlayın. on beş on
altı yaşlarındaki kız çocukları zeril sefil beline kadar etekler sokaklarda
geziyorlar ve bunun ismine de MEDENİYET
diyorlar.
rüzgar ektik bora biçtik....
halk devletine güvenini kaybetti
Yani bu gün Türkiye’de
yanlış bir politika ,yanlış bir çocuk eğitimi bizi bu hale getirmiştir. Senelerdir rüzgar ektik bora biçtik. Hala
kendimize gelemedik. Milli kültürümüze hep sırt
çevirdik.
Bence depremle Türkiye çok büyük bir sınav
atlatmıştır. Bu deprem korkunç bir olaydır. Büyük bir felakettir. Bu felakette ancak ve ancak gördük ki halk
kendi kendisinin yarasını sarmaya başladı. Niye en kötü şey oldu. Halk kendi devletine karşı güvenini kaybetti.
Ve şuna inandık ki,ancak biz
sivil örgütler olarak yaralı olabiliriz.
_Geçen ay geldiğimde Topkapı
Sarayında ki inşaat devam ediyor.Ancak
alcı üzerindeki tavanlardaki
işlemeler beyaza boyanıyor. Küçük küçük orijinal işleme parçaları bırakmışlar. Oradaki görevlilere nedenini
sordum. Onlarda “Tavan alçı süslemelerini tutturabilirlerse yapacaklar. Yoksa orijinali bu idi diye numune
bırakacaklar .Tutturamazlarsa gerekirse tamamı beyaza boyanacak”diye cevap
verdiler. İnşallah tuttururlar.
-Efendim orada çok uzman
insanlar vardır. El atılmıştır. Tedavi edilmektedir. O kepazelik son
bulacaktır. Orada eski bir piyano vardı onu bile çalıştırmışlar. Allah razı
olsun onu yapandan.
Biz, özel hayatımızı musiki ile
birleştirmiş nadir devletlerden bir tanesiyiz.
Biz Türk milleti olarak,Osmanlıdan kalan bir miras olarak özel hayatımızı musiki ile birleştirmiş nadir
devletlerden bir tanesiyiz. Ve Allah’ın
lafzı ile dünyada en çok iş yapan tek millet var oda Türk milletidir. Her lafının başında
Allah vardır. Allah nasip ederse...Allah’a ısmarladık ...gibi,Binlerce Allah’la
başlayan kelime ve cümleler vardır.
Allah kelimesi ve musiki ile kendi dünyamızı
özdeşleştirmiş,pekleştirmiş nadir ülkelerden bir tanesiyiz.
Her şeyimizde musiki vardır.
Çocuklarımız doğar Ezan_ı Muhammedi de
musiki vardır. Bunların yanında
ninnilerimizde, eğlencelerimizde,nişan ve düğünlerimizde,kına
gecelerimizde ,ağıtlarımızda,peştamal kuşanmalarda ve hasta tedavisinde musiki
vardır. Bakın mesela Farabi,her hastalığa tedavi ,rehabilite olayı olarak
kullanmış. Bunun yanı da Ahilikte
mesleki olayda peştamal giymelerde kullanılmış. Yani her olayımızda
musiki bizim hemen yanımızdadır.
Dolayısıyla Türk milleti musikiyle
doğumdan ölümüne kadar iç içe
yaşamıştır.
RADYO VE TV : Bize kapalı sadece
batıya açılan bir pencere.
Bizim musikimizin batıdan
bir farkı vardır. Biz öyle bir hale
geldi ki bundan elli sene evel her evde
bir kemençe. tambur, ud varken evlerimizde sadece bir radyo ve televizyon
kaldı. Oda sadece batıya açılan bir pencere. Sadece
batının propagandasını bize duyuran,hatta kendi kanallarımızı da kast ediyorum
batının düşüncesini,tefekkürünü, mananın felsefesini beklerken maddenin
felsefesini veren ve bizim inanç anlayışımıza ters düşen felsefeleri
çocuklarımıza ileten ve ailenin dördüncü
ferdi olarak giren bir televizyonlarımız var.
MUSUKİMİZ CAMİDEN DOĞDU
YANİ ŞUANDA KULLANDIĞIMIZ NOTA
BİR HIRİSTİYAN OLAYIDIR VE TENPERMAN
SİSTEM DEDİĞİMİZ PİYANO SİSTEMİ BİR KİLİSE DÜZENİDİR.
Bunun yanında en mühimi
batının musikisi nasıl ki kiliseden
doğdu ise benim musikimde camilerden ve
tekkelerden doğmuştur.
-Bundan tabi bir şey olamaz değil mi?
Tabii...Bakın Mevlevilere
çok şey borçluyuz
-Neden?
_-Çünkü çok mutaassıplardır.
Musikilerinde bir tek notanın dahi silinmesine tahammül edemezler. Bu gün
eğer dini musikimiz varsa,klasik musikimiz varsa bunu bir tarik
olarak Mevlevilere borçluyuz. Allah razı
olsun bunu yapanlardan.
Batının tem perman sistemi Johhansabastiyan Bah’ın kiliseden çıkartmış
olduğu bir sistemdir. Hatta kullanmış olduğumuz nota ,bir Guy Dervezo isimli
papazın yazmış olduğu notadır. Hatta bu papazın yazmış olduğu notanın ilk harflerinde bir Hıristiyan ayinin baş hecelerini alarak
kullanmıştır. te, mi, fa, sol, la, si,
do diye sonra ud kelimesi ajiliteye ters geldiği için “do”ya çevrilmiştir.
Yani şuanda kullandığımız nota bir Hıristiyan olayıdır ve tenperman sistem
dediğimiz piyano sistemi bir kilise düzenidir.
İSTİKLALMARŞININ GÜFTESİ
VALS OLARAK YAZILDI
-İstiklal marşınnı
bestesi içinde böyle bir şey
söylemiştiniz?
- Melodisiyle güftesi arasında bir tenakuz vardır.
İstiklal Marşı zaten iki
ayrı yaşayan insanın yanlış izdivacı
olmuştur.Yani
bir tanesi fevkalade Osmanlı ve bize
uygun olan hanımefendinin bir Avrupalı ile
evlendirilmesi gibi yanlış bir
olaydır.
Başından yanlış yapılmış. Basit bir müzisyenin dahi
prozedi olarak uygun bulamayacağı yanlış bir çizgi içindedir. Ama artık millet
kabul etmiştir. Bunun bir dönüşümü olur mu olmaz mı ?Bu bir devlet sorunudur.
Hatta benim şahsi kanaatime göre bir referandum,anket sorunudur. Halka birkaç tane
yapılarak bunlardan birini mi seçersiniz yoksa böyle mi kalmalıdır diye
sormak gereklidir. Ama bana müzisyen
olarak sorarsanız eserin metik denen bir olayı vardır. Yani - Melodisiyle güftesi arasında bir tenakuz
vardır.Zaten biliyorsunuz ki beste
bağlanmak demektir.Dilbestenim, dendiği zaman gönülden bağlanmışsın manası gelir.
-İstikllal Marşında nasıl bir bağlantı vardır?
-Melodi ile güfte birbirine yanlış izdivaç yapmıştır. Zaten derler ki bu
parçayı Zeki Üngör yazdığı zaman ilk
önce bunu vals olarak yazmıştır. Fakat sonra yarışma olunca onun üzerine marşın güftesini yerleştirmiş.
Yerleştirirken de zaten farkında iseniz kelimelerin prozedisinde büyük yanlışlıklar
vardır. Okunurken kelimeler bölünüyor ve insan zorlanıyor. Birde zaten son nötürale çıkan yani bizim Türk musikimizde
tiz çağrı yaptığımız yere çıkan interval yani oktav farkıda vardır.
Yani İstiklal Marşımızın bestesindeki hata
dolayısıyla tartışılır. Bir ara Eski
Kültür bakanlarımızdan Namık Kemal Zeybek böyle bir çalışma içine girmişti.
Hatta bana da” İstiklal Marşını bir besteleyip bir deneyebilir miyiz” diye
bir şeyler çıtlatmıştı.
Bize böyle bir vazife
verilirse şeref duyar yaparız. Bu böyle
kabul edilmiş derlerse de halkın
isteğidir bu. Bana sorarsanız yanlış bir izdivaçtır.
-Denemeyi düşünür müsünüz?
-Şeref duyarım.Yani Mehmet Akifin her eserini bestelemekten gurur duyarım.Benim için byük bir şereftir.Böyle bir vazife verilirse her zaman amadeyim.
_Yozlaşma ve kendini
beğenmeme daha çocuktan başlatılıyor
diyorsunuz?
-Evet.. Çocuklarımız küçük yaşta iken kendi özümüzü ,güzelliğimizi
anlatıyoruz,kendi milli musikimizi veriyoruz ama ilk okula giderken
çocuklarımıza tenparmen sistem denen piyano sistemi ile
çalıştırıyoruz.Tanpermen sistemi bizim Türk musikisini çalmaya yeterli değildir..Batı musikisinde bir oktav
ses yapı olarak on iki eşit parçaya bölünmüştür. Ama Türk musikisinde bu
aralıklar yirmi dört gayri musevî-eşit olmayan- parçaya bölünmüştür. Demek ki
bizim musikimizde paletin üstündeki
delikler Batı’dan bir misli fazladır.
Bizim Segah makamımız bizim
Uşşak makamımsımız ve uşşak akrabaları bizim Rast makamımız,bizim hüzzam
makamımsımız,bizim karciar makamımız,muhayyer makamımız bunların hepsi sikoma
bemolü alan makamlardır ki bunlar piyano ile içra edelmez.Demek ki çocuk piyano
ile tanıştıktan sonra yüzlerce Türk
musikisi makamını kulağından siliyor.
TÜRK ÇOCUĞUNUN KULAĞINDAN ÖNCE TEKBİRİ SİLİYORLAR
Başından tekbiri siliyor. Tekbir segah makamında yapılmıştır. Çocuk
bunları okula gidince öğrenemiyor.
Misal vermek gerekirse Ben
oğlumu radyoya çok sesli koroya gönderdim. Çocuğa uşşak makamında
bir türkü vermişler çocuk Türkü yi buselik gibi okuyordu .Çünkü çocuk
orda ki si komu basamıyordu. Kulağından
silinmişti. Hemen radyodaki çok sesli korodan aldım.
Dolayısıyla Türkiye’de başka bir hucumda var.
-Bu hucum nedir ?
-Türk çocuklarına batının tampermen sistemini öğretip Türk
musikisi sistemini kulaklarından silmek.
Bakın bizim camiaya bir serzenişte bulunuyorum. Hep tek başıma savaştım ve
hep tek başıma dayak yedim. Benim bilgim
mi eksik. Benim konuşmam mı düzgün değil. Benim musiki bilgim mi yok. Ben
bestekar mı değilim. Bu gün Türkiye de diğer kanallar abur cubur,konuşma özürlü insanlara program
yaptırırken bu gün bizim camiamızın televizyonları. kapımı dahi çalıp “Ya hu
Yıldırım Gürses gel.Sen bu kadar umman
bir kavga verdin. Bizim kavgamız buraya kadar geldi. Lütfen ne yapabiliriz,gel
bir program yap. Politik standardını koy gel mücadeleyi beraber yapalım”
demedi. Ne bir televizyon kanalı geldi nede bir kişi... Çünkü bizim camiamız
öyle bir camiadır ki musikiyi daimi surette belden aşağı olayı ve eğlence
olarak görmektedir. ama öyle gördüğü için
zaten mahkum olduk,yıkıldık.
MUSİKİ ALLAH’A YAKARMADAN ÇIKMIŞ
-Bu tavır kompleksten mi
kaynaklanıyor?
-Efendim hala musikiyi helal olarak,hayır olarak görmüyorlar. Hala şer
olarak görüyorlar. Eğer öyle olsa idi benim sevgili ve aziz Peygamberim “gel
Bilal Çık Ezan_ı Muhammedi’yi o güzel sesinle oku “ demezdi. Yoksa birisi
bağırırdı”Allahü ekber “diye .yada teneke
çaldırırdı. Haaa demek ki musiki teyittir. Neyin teyididir?Söz yetmediği
yerde musiki başlar.
-Gönüllere girmenin bir metodumudur?
-Evet... Musiki Allah’a yalvarışla
başlamış .Adam Allah’ı seviyorum demiş. Yetmemiş daha çok seviyorum diye bağırmış. Yetmemiş
Seeee-viiiii-yoooo-rummmmmmmm- dediği vakit insan tatmin olmuş.Musiki bundan
çıkmış.
Çocuğumda Cugili gibi okusun ........!
-Müziğin yozleaşması cocuk
eğitiminden başlıyor diyorsunuz.Bunun
için bir çalışma olmadı mı?
-Boş durmadık yaptık
tabii..Bu konuları gidip sevgili Cemil Çicek’e anlattım. Allah razı olsun
inandım nasıl yapalım dedim. Dedim ki Çocuk şarkılarının bir repertuarı olması
lazım. Çünkü ben nereden sevdim o zalim kadını yedi yaşındaki bir çocuğa
okutamam. Yahut Çeşmi bezminun canan döndürür’ü okutamam. Lafını anlamaz
manasını anlamaz. Hep uyutmuşlar. Ne
çocuk şarkıları repertuarı yapmışlar nede gençlik şarkıları repartuarı yapmışlar.
Musikiyi bir ara çingenelere
mahkum etmişler. Bir ara belden aşağı
insanlara mahkum etmişler.
-Şimdide Cuguli’ye taktık
-Ne
olacak...her sefer böyle
.Bunlar sistematik organizasyonlar. Ama ben onlara acımıyor ve onlara
üzülmüyorum. Ben buna kanan çocuklarına öğreten,benim camiamdaki aslan gibi delikanlılara ve hanımefendilere
üzülüyorum. Uyanamıyorlar hala. Musiki elden gidiyor. İnanç elden gidiyor hala
oturuyorlar evlerinde. Aman çocuğumda
Cuguli gibi okusun diyor .Suç bizde .Suç bunu kabul edenlerde. Bunu
çıkaranlarda değil.
HEMEN KARŞIMIZA MİSYONER
TEŞKİLATLARI DİKİLDİ
Bakın ben bu şarkıları yaptım. Büyük masraflarla Türkiye’de çocuk şarkıları yarışmaları yapıldı. Bu yapılan çocuk şarkıları
yarışmasında hakikaten son derece güzel
şarkılar,bizim makamımıza ,bizim ahkamımıza ,bizim inancımıza uygun şarkılar
çıkarıldı. Bu şarkılar repertuar olarak bizim elimizde oldu. Bu
şarkıları bant yapıp binlerce okula
gönderdik. Binlerce kasetler yapıldı. Notaları basıldı –Sonuç ne oldu?
-Hemen karşısına misyoner teşkilatları dikili verdi. Beni paraladılar. Bunu
yapanları paraladılar. Cemil Çicek’e hucum ettiler paraladılar.
-Ne idi bunlarda,karşınıza dikildiler?
-Bakın mesela bunlardan birinde ne diyor .Cocuk Ayşe nineye
Anadoluyu soruyor oda cevap veriyor.
“Ayşe nine söyle bana ;
neresi Anadolu dur?
İnsan onun bir köşesine,
özlem duymaz gayrısına
Şükrederse tanrısına
orası Anadolu’dur”
Hasan dede anlatsana ;
Neresi Anadolu dur?
Deresinde sazan varsa
Beş vaktinde ezan varsa
Her köyünde ozan varsa
orası Anadolu’dur” diyor,
İşte bunlar tehlike arz etti. Yıldırım gürses tehlikeli bir adam. Coçuk
şarkıda ;Ne diyor sevgili Anadolu’m diyor. Bunlar tehlike görüldü.
Bakın Çocuk şarkısında Nasretin
Hoca nasıl anlatılıyor. Allah razı
olsun. Muharrem Kubat sözlerini yazmış. Hüseyin
Soysal bestelemiş. Demin okumuş
olduğum şarkının bestekarı da sevgili
talebem Engin Çır ve söz yazarı da Sadettin Kaplan. Bakın Nasrettin hocayı
nasıl tarif ediyor ve çocuk onu nasıl belleğine alıyor.
“Hortulu Abdullah onun babası
Güldürü dünyayı Nasrettin hoca
Akşehir de açık durur türbesi
Güldürür Dünyayı Nasrettin hoca”
Bununla çocuk kolayca hocanın babasının
Hortulu Abdullah , türbesinin Akşehir’de
ve açık olduğunu öğrendi.
“Hep yalın söylemiş herkes anlamış
Bilginler ders almış köylü dinlemiş
Denizler ses vermiş dağlar inlemiş
Güldürür dünyayı Nasrettin hoca
Binmiş eşeğine düşmüş yollara
Maya atmış yoğurt çalmış göllere
Destan olmuş sanki adı
dillere
Güldürürdü dünyayı Nasrettin hoca”
Şimdi kuşlar çik cik ötüyor,eşek aa ii bağırıyor”yada bebeğim faak fak
bilmem ne yapar. Bunlar şarkı değil. Bunlar mesaj vermeyen çocuklarımızı
boşluğa götüren ve başı boş bir takım uydurma şeylerdir.
Hazırladığımız çocuk
şarkıları repertuarında bunun gibi yüzlerce şarkı var. Bunlar Türkiye ye tehlike sinyali olarak bildirildi ve yok edildi.
YILDIRIM GÜRSES’İN ÇIĞLIĞI: Nerede benim
camiam...gazetelerim...televizyornlarım.....! verin bir yer.Bu pisliği Türkiyeden söküp atayım.
-Gerçektende bunlar tehlike!Çocuklar müzik yolu ile kendini öğrenirse
maazallah..!
-Peki şimdi nerede benim camiam
kardeşim?Hani benim gazetelerim. Hani benim televizyonlarım.?Bunları yayın.
Yıldırım Gürsesin çırpınması ile bu iş olmuyor. Ben bitiriyorum artık. Yarın
eleğimi asacağım. Cenabı Allah’ın verdiği karara göre bu gün varım yarın yokum.
Hepimiz Müslüman’ız. Teslim olduk. Elhamdülillah biz her şeye inanan,her şeyi
kabul eden insanlarız. Ama ben neyin üzüntüsünü taşıyorum.
Ne demiş Arşimet bana bir yer verin dünyayı kaldırırım demiş. Yahu
verin bir yer. Bu pisliği
Türkiye’den söküp atayım.
Çünkü ben fırının fırıncısı,hamurkarı
değilim. Ekmeğin bizzat kendisiyim ateşin içinde yaşıyorum. Bütün
kavgayı ,her şeyi ben gördüm öğrendim.
Milletin müşterek zevkini
kaybettirdiler ki parçalaya bilsinler.
Benim kanaatime göre Türkiye
kargaşaya gidiyorsa,en mühim dönemlerinden birini yaşıyorsa musikiyi
kullanmalıdır. Musiki birleştirici ,barıştırıcı ,sevgi
verecek olan mühim bir mesaj olayıdır.
Türkiye’de insanların bazı
birleştiği noktalar vardır. Kimdir bunlar Aşık Veysel dir. Kimdir? Yunus Emre’
dir. Kimdir bunlar ?Şeyh Hamdullah tır. Mevla’na Celalettin_i Rum_i dir.Kimdir
bunlar Dede Efendi’dir. Bakar mısınız bunların hangisi var
televizyonlarda.?_İşte katalizörleri
çıkartılar. Milletin müşterek zevkini kaybettirdiler
ki parçalaya bilsinler. Artık Mevlana Celalettin_i Rum_i ‘yi ancak muayyen
kimseler seviyor.
Radyolarda artık bölgesel
programlar yapılmaya başlandı. Karadeniz ayrı program yapıyor. Güney doğu ayrı.
Bir şeye dikkatinizi çekerim. Türkiye doğu müziğinin baskısı ve tamamen işgali
altında kaldı.Herkes
ibrahim Tatlises’in bir kalıbı
-Onun versiyonu
-Evet..Her
çıkana bir bakın İbrahim’in başka bir şeyi.Hani Akdeniz müziği?Hani Rumeli,Hani Ege..Ne oldu yahu..? Hani Türk müziği?Hani benim Dede Efendim.Şevki
beyim.Ne oldu bunlar?
Ama bunların günahı vebali onlarda değil ki ..Benim halkımda. Artık
ben Türk halkına buluyorum bu hatayı. Bir ara kalkıp “Türk
milletinin %60’ı aptal demişti.”Ben bunu
söylemye dilim varmıyor ama bilinçsiz diyeceğim.Lütfen kendimize gelelim .Bu
baskıyı kendimiz hak ediyoruz.
SEÇİM SONUÇLARI ;TÜRKÜN KENDİNİ GERİYE İSTEMESİDİR. İNANCINI ,KÜLTÜRÜNÜ
GERİYE İSTEMESİDİR
Bu gün Cuguliler çıkıyorsa,neremi neremi çıkıyorsa,Türkiye’de bu gün binlerce
iğrenç müstehcen kelimeler çıkarıp
lanse ediliyorsa ve biz çocuklarımızı masa üstüne çıkarıp bunları dinleyerek elimizi çırparsak olacağı bu. Her programda iğrenç şarkılarla,tesettür kıyafetli
kadınların göbek altlarını görüyorum. Ne biçim iştir yahu.
Ben bir şey daha söylemek istiyorum.
İslam kafaya örtülen başörtü ve giyilen
etekte değil beynin içindedir. Artık
Türk kadınının Türk milletinin kendine gelmesinin zamanı gelmiştir.
- Sizi bu inanca götüren
nedir?
-Yapılan seçimde Türk milleti özünü istemiştir.. İstemiştir ama...Bakın
önümüzdeki seçimde MHP gereken reyi alacaktır.
Bu dediğimi buraya çiziyorum.
-Milletteki bu arzu ,siyesi tercih
sizce nedir?
-Bu arzu,istek ;Türkün kendini
geriye istemesidir.inancını ,kültürünü geriye istemesidir.
Biz çırpınıyoruz. Türkiye’de naletli adam oldum
.Başından bu yana niye naletli adam oldum?Bana Refah Partili dediler. Bana
MHP’li dediler. Beni Sultan Abdülaziz’e benzettiler. Benzetmedikleri kisve
kalmadı. Elhamdülillah. Eğer benzettikleri
Abdülaziz ise başımın üstünde. Daha ne isterim ki. Yani bütün isteğim
şu:Türkiye eğer bu kargaşa içerisinde iyi bir insan yetiştiremiyorsa,problemi
insansa bunun yetiştirilme nedenlerinde sebebi aranmak icap eder. Biz kendimize
gelmeliyiz.
-Bu nasıl olmalı?
_Birbirimizi
sevmeliyiz.Düşmanlık yok.Ne oldu ilk önce tarikler bir birine girdi. Irkçılık
çıktı. Şimdi irtica bilmem ne diye
bölüyorlar. Türkiye doğusundan batısına
birlik içinde olmalıdır. Türkiye’de bu vahdeti kuracak en önemli unsurların başında müzik gelir.
Bu birleştiriciliği bizzat
yaşayarak görüyoruz. ABD’ye gittim. Oradaki Türklere hep sanat adına göbek altı ile gitmişler. Oradaki Türk
çocuklarına Başbakan kim diyorum. Atatürk diyorlar. Türkiye’nin en büyük şehri
diyorum. Kostantinopol diyorlar.
Ama ben mesaj vermeye geldim.
Çıktım sahneye önce
“İzmir benim Van benim
............
Türküm ne mutlu benim” şarkısını okudum hüngür hüngür ağladılar.
“Ordunun destanını “okudum.
Orada Allahü ekberlerle yeri göğü
inlettik.
Bizi dinleyenler dediler ki” biz çocuklarımızı buraya yarı Türk getirdik şimdi
Türk olarak götürüyoruz.”İşte birleştirme aracı.
Müzik mesajdır. Eğer çocuklarımıza sahip çıkarsak
bizimdir. Sahip çıkmazsak sahip
çıkarlar.
Devlet batı müziği
sanatçılarını göndermiş.Bir salonda sadece
atmış kişi dinledi.Ama Kanuni
sergisini yüzbinler gezdi.Birisi orijinal biri taklit adam takliti ne yapsın.
ABD ‘de meşhur bir
salonu konser için istedik.
Vermediler.”Türk müziği demi var “diye.Ama
Osmanlı deyince kem küm ettiler.Ben
ilgililere sizin devlet başkanlarınızdan
kaçı kompozitördür dedim Şaşırdılar. Benim sadece makam tertip etmiş şu kadar
padişahım var.sadece 3. Selim 5000
tane beste yapmış diyince adamların
gözleri fal taşı gibi açıldı. Salonu verdiler. Orada binlerce kişiye Türk musikisinden örnekler verdik.
Büyük takdir ve beğeni aldık.Bunu geçmişimizle ve günümüzle aldık.Biz kendimiz olduğumuz için aldık. Onlarda
dinledi.Bizi adamlar bizimle tanırlarsa memun
oluyor,ilgileniyor ve etkileniyor. Ama kendi kopyaları olarak değer bile vermiyorlar.
Biz aslımız ve ecdadımızla beraber varız. Bunun için biz bir yanlışlık
yaptık ecdadımızla irtibatı kesip atmak için Latin alfabesine
geçmişiz.Ecdadımızı tanıdıkça daha çok kendimizi buluyoruz.
Doğunun yerini bilmeyen batının istikametini bilmez. O yüzden biz ecdadımızla irtibatı koparmamalıyız.
Konservatuarlarımızda öce
insana sevgi ve saygı
öğretilmelidir.
Milli kültürle yetişmeyen gençlerimiz
batıcı ve popçu oldular.Pop........
Bir gün bana Cumhurbaşkanı
Süleyman Demirel dedi ki “Türk musikisi
konservatuarını açmak için çıkardığımız
yasa için zorlandığım kadar TBMM’de başka bir kanun için zorlanmadım”Çünkü
hemen birileri bir yerlerden engel olmaya çalışıyor.Gençler Türk musikisini
tanırsa onlara tesir edemeyeceklerini
biliyorlar.
-Kaç eseriniz var?
-Bilinen 350
-Bunun kaç tanesi Hit oldu?
-Tahminen 50 tanesi hit oldu.
-Bu sesinizi hala iyi bir
şekilde muhafaza etmenizi neye bağlıyorsunuz?
-Ben
hayatımda hiç içki ve sigara içmedim.İşim gereği içkili yerlerde şarkı söyledim
ama kendim içki içmedim.
-Sizin en çok üzüldüğünüz olay nedir?
-İsmi
lazım değil.Bir İstanbul belediye başkanı benim için şunu söylemiş.”Ben o hainle konuşmam”demiş buna çok üzüldüm.Bunu söyleyen İstanbula belediye
başkanı olan biri..
-Niçin öyle söylemiş?
-Bunu
da bir sanatçı arkadaşın şu sözleri ile açıklamak mümkündür.”Siz bazı çevrelerde neden
ikinci sınıf kaldığını biliyor musun çünkü siz
milliyetçi ve inançlısınız”demişti. Ama buna rağmen çalışıyorum.
Biliyorum ki kaset yapsam almazlar. Ama
ben her şeyin zekatı olduğuna inanıyorum. Bu çalışmalarım ve
didinmelerim de bilgimin ,tecrübelerimin
Türk müziğine zekatım olsun.Ben bu noktaya tırmanmalarımla kazarak geldim. Kimseden destek görmedim.1966
tarihinden bu yana 34 senedir
ayaktayım.Kimseden bir şey istemiyorum. Hep sırtımı dönüyorum ki yaptığım inşaat yıkılmış.
Her şeyin bir hayrı ve şerri
vardır. Kainat bir dengede durmaktadır. Sıcak var,soğuk var. Artı var eksi var.
Musikinin de hayrı ve şerri vardır. Hayra kullanırsanız hayır ,şere
kullanırsanız şer olur.Buna bir misal verirsek Yine ABD ‘de bir dini musiki icra edelim dedik. Önce sizde dini musiki yok diye itiraz ettiler. Ama
bizimde var dedik yer verdiler.
..Tekbir...Tekbir nedir ki?
Ekip arkadaşlarımda iyi çok
şükür. Biz tabii müzik aralarında Tekbirleri de getirdik. Orada verdiğimiz konserden
sonra bazı papazlar yanaşıp “sanki gökler yarılıp Allah yere iniyor
sandık”dediler. Çok etkilendiler. İşte müziğin iyi yerde kullanılması halinde
iyi neticeler alınır.
Şeyh Hamdullah’ın bir ayet el kürsü çalışmasını inceleyen
batılı ressam Dante ‘nin biz soyut resim
üzerinde yıllardır çılışıyoruz. Yazıyı resme bu şekilde dönüştüremiyoruz
diyerek Şeyh Hamdullah’ın eseri önünde bayıldığını biliyoruz.
Selimiye’de Japonlar akustik
testleri yaptılar,Mimar Sinan’ın kurduğu
Biz bilimi sanatla içi içe
işlemiş bir geçmişe sahibiz. Biz onlarla akustiği nereden ölçseler o noktada
kusursuz buldular.daha büyük oluyoruz.
-Size teşekkür ederek ,hayra hizmette daha uzun bir
ömür diliyorum.
-Bende
sizlere teşekür ediyor ve hayırlı
hizmetler niyaz ediyorum
Not.Röportaj
fotoğrafı diskete
Necati
Çavdar.
0542.724
20 97
Tel –fax:490 71 43
////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
Medet Ünlü –Necati Çavdar
Medet ünlü Ççenistandaki Rus
işgalinin perde arkasını anlattı.
-Şuanda karadeniz ile Hazar denizi arasında kalan ve
Kafkas Dağlarının kuzeyinde kalan
bölgenin genel adı Kuzey Kafkasyadır.,Bu kafkasya diye bilinenn çoğrafyada yaşayan muhtelif
Kafkas topluluklarınınbir,arada yaşayan ve dünyanınn bilinir ortalama
normlarına uygun olarak devletler ailesinin bir üyesi olarak ifade edilebilecek devlet olma ve ösgürlüt talepleri şimdilerde ortaya çıkmaya
başlayınca kıyama kalkan insanların ciddi yaklaşımlarındarn rahatsız olan Rusya
Federasyonu diye bilinen devletin bu hazımsızlığı ve bağımsızlık taleplerini
durdurabilmek adına o coğrafyaya bir şekilde askeri müdahale yaparak gidip o insanların bu taleplerini boğmaya
yönelik başlatılan bir savaş var.
-Bu savaş neyi ifade ediyor?
-Bu savaş çok yönlü ve bir
çok şeyi ifade ediyor
Bir defa Ruslar ,Dağılan
Sovyetler birliği egemenliği dönemindeki
Sovyet hinterlandını yaşatabilmek için bir gayret içerisinde.
İkinci olarak da
uluslararası emperyalizmin bu çoğrafya
üzerindeki egemenliğini tesis edebilme noktasında Rusya federasyonuna verilmiş olan bir görev var.Bu
görev çerçevesinde Moskova merkezli güçlendirilmesi istenen Rusya Fedarasyonu
,emperyalalizim tarafından bu bölgede bir şekilde denetim dışı diye ifade
edilir.Bu tür bağımsızlık yolunda harekete geçmiş olan toplumları dünyannın en büyük kara ordularına
sahip olduğu bilinen Rusya eliyle
sindirmeye yönelik ve onlara yapılabilecek en ağır cezalarda vermek adına böyle bir savaşı başlattı.
Bu savaşın çokboyutlarından biride ,bu bölgedeki petrol ve doğalgaz gibi
stratejik enerjinin dağıtımı ve
dışpazarlara sunulması noktasındaki odak noktası olan Kafkasyayı mutlaka elinden
çıkarmamak gibi bir niyet içerisindedir.
Ancak Rusyanın böyle bir
tealep ve pozisyonu varken,Kafkas milletlerinin de yüz yıllala dayanan bir
mücadele ve bu mücadele ile ortaya koydukları bir gelenek var.Kafkaslarda
verilen bu mücadele bir bağımsızlık
mücadelesidir ve bu mücadelenin tarih içinde
öteden beri verile gelen
mücadelenin verilmiş adı da
GAZAVAT’tır.Yani CİHAT’tır.İlahi Kelimetullah tır.
Bu anlamda Ruslar bu bölgeyi
ellerinden çıkarmamak adına diye koydukları
bir gerekçe ile emperyalist
düşüncelerinin gereği olarak buraya askeri müdahalede bulundular.Ancak bu
askeri müdahaleleri güçsüz zayıf ve parçalı gibi gözüken kafkas insanı üzerinde
etkili değil.Tarihte belki ikincisi olmak üzere ilk defa Kafkas insanları artık bir araya geldiler ve Kafkasya Dağlılar
Konfederasyonu diye ifade edilen 11 Mayıs 1918 de tarihinde kurulup ve dünyacada kabul edilen
devletin tekrar kurulması noktasında bir mücadelenin içindeler.
Kafkasya dendiği zaman kafkas insanının o çoğrafyada
ayaklarını sabit bir yere basacak ve bağımsızlığı bir şekilde kabuil edilmiş
veya ona yakın hiçbir devlet
yoktu.Kafkas insanı şunu der :Ruslar Kafkasyayya bir kere geldiler çeçenistan
kurtuldu.Ruslar Kafkasyaya ikinci defa geldiler İnşaallah bütün Kafkasya kurtulacak.Bu sonucuda
göreceğiz.Kafkasya coğrafyasında Çeçenistan stratejik önemi asla
tartışılmayan merkezi bir yerdir.Petrol
yatakları ve jeo enerji bakımından verimli
bir coğrafya ve her tarafı yemyeşil cennetten bir parça diye ifade
edilebilecek kadar da verimli bir
arazidir.
Siyasi anlam olarakta
Kafkasyanın merkezindeki Çeçen istan Kafkasya için ne kadar önemli ise aynı
derecede belki başka faktörler itibari
ilede önemli olan Dağistan Kafkasyanın ayrılmaz bir parçası Kafkasya iuçin o
denli önemli bir çoğrafyadır.
Daistan kafkaslar için
önemli ikin bir taraftanda Ruslar de
için önemlidir.Hazar denizine sınırıbulunan ülkeler
Kazakistan.Türkmenistan,İran,Azarbaycan ve Daistandır.Burasıda genel anlamı ile
Hazar enerji havzasını oluşturur.Eğer Daistan Kafkaslar lehine Rusyanın
elindren çıkarsa Rusyanın Hazar denizine sahili kalmayacak.Ve Hazar Denizi
Rusya için kapalı bir göl haline dönüşerek .
-Budurumda stratejik
olarakRuslar hem hazar enerji havzasını
kontrol her bakımdan kontrol edemeyecekler hemde bölge devletleri yeni birer
güç olarak ortaya çıkacaktır.?
-Tabi tamamen.Veya fiziki
olarak bir bağı kalmayacak.
-Peki Rusların
bölgedeki askeri,ekonomik ve stratejik
çıkar ve hakimiyet mücadelesi bir noktada anlamak mmükün.Kominizm yönetiminde
eline geçirdiği bölgeyi sovyetlerir
dağılmasıyla birlikte hukuki bir mesnedi
olmasada elinde tuktmak istiyor.peki bu
haçzar enerji bölgesini Rusların kontrol etmesine göz yuman ve destekleyen
batılıların veya Türkiye gibi fili
statünün korunmasından yana olanların çıkarı ne?
-Dünya şekil vermeye
çabaylayan veya dünyada kendi proğramlarına uygun bir şekillendirme yapmak
isteyen emperyalist güçlerin glabolleşme
yada küreselleşme noktasından hareketle
yeni bir dizayn vermek istedikleri
dünyada,kendi denetim ve istemleri
dışında gelişen hadiselere karşı bir şekilde tavır koyacakları açık.Çeçenistan
ve kafkasyada yaşanan hadiselerde onların beklentilerinin dışında gelişen
hadiselerdir.Bu anlamda Rusyanın
kafkasyaya olan saldırısı ,işgali ve işgal girişimi ve orda Ruslar
aracılığı ile yaşanabilecek bütün insan hakları ihlalleri ve bütün
zulümler,sıkıntılar ve mültecilerin yaşadıkları dramları dünya görmezden
gelecektir.Yani tabiri caizse Kafkasları dünya Rusların kucağına atacaktır.
-Neden dünyayı harekete
geçiren güçler buna böyle bakıyor?
-Bunnu bir çok sabeb ve
gerekçeleri var.Bunlardan bir tanesi kendi planlarına uygurn olmayan bir
çıkışın denetim altına alınmasına yönelik niyettir.
İkincisi emperyalistler
paylaşma noktasında adil olmayı bir tarafa bırakarak,lehlerinin dışında olan
bir şeyede kabul vermezler.Dolayısıyla
Kafkasya coğrafyası hem siyasi olarak hem ekonomik olarak ,hemde iktisadî ve stratejik olarak her yönden
önemli bir coğrafyadır. Dünyanın önem atfettiği bir çoğrafyadır.Çünkü sadace
Türkiye açısından hadiseye baktığımızda
ortaasya tük cumhuriyetlerine giden yol
üzerinde stratejik önemi tartışılmıyor.ikincisi Rusya tarih boyunca kendisine yakın
olan coğrafyalar üzerinde tehdit unsunru olmuştur.Bu yönüylede bölge ülkelerini
Rusyanın tehdidi söz konusudur.Şu üanda Kafkasyada verilen savaşı bidr nevi
Türkiye nin güvenliği çin verilen bir savaş olarak ifade edebiliriz.Çünkü her
ülkenin olduğu gibi Türkiyenin de geleceğe yönelik stratejik hedefleri vardır
ve bu hedefler noktasında Rusya asla faktör olarak tartışılmayacak önemde bir
çoğrafyadır.Ora ile olan
münasebetlerinde bir şekilde Türkiye menfaatlerine düzenlenmesi
açısından Kafkasyada verilen savaş bir
nevi Türkiyenin lehine olsun diye verilen bir savaştır.
-Bu gerçeğe rağmen Türk
milletinin kalbi desteklerini biliyoruz ama
devletin resmi yaklaşımı nasıl?
-Şuana kadar maalesef TC
devleti dünyadaki diğer devletler gibi
hadiseyi sadece diplomatik olarak ve
diplomatik yaklaşımları ile ancak geçiştirmeye çalışıyor.sadece Türkiye değil bu arada Avrupa devletleri ,ABD
vediğer devletlerle İslam ülkeleri içinde bu geçerlidir.Şu cümle ile başlayan
açıklamalara biz çok aşina olduk. Denilirki “Rusyanın toprak bütünlüğü içerisinde proplemin siyasi
müzakerelerle çözümünden yanayız”En yumuşak ve iyimser olan
açıklamalardır.Türkiyenin yaptığıda bu.
Bu arada bazı hadiseler vardır ki Rusya kafkasyaya
yapmış olduğu bu işgal eylemi ile bir anda
bir macara olsun diye gelmediler.Önceden hazırlıklar ve bir senaryo
vardı.Bu senaryolara bağlı birtakım altyapı hazırlıklarını yaptıktan sonra
geldiler.Bu nedemek Kafkasyada bir şekilde işgal eylemi başlayınca ve işgal
eylemlerini haklı çıkarmak adına Kafkasya da verilecek direnişi
farklımecralarda algılamaya ş,imaj oluşturmaya yönelik olarak oranın
lekelenmesi gerekiyordu.Lekelenme
hadisesi içinde “uluslar arası terörizm bütün toplumların ve bütün
devletlerin birinci elden karşı olduğu
hadisedir.Dolayısıyla Kafkasyaa yarın bir gün oluşacak direnişin uluslar arası
terörizmin bir boyutu olduğu konusunda bir imaj yerleştirmeye çalıştılar.Bu
bağımsızlık ve özgürlük tabebinde bulunan insanlara Vahhabi
dediler,fundamantalist dediler.Kökten
dinci dediler...Dedilede dediler.
-Halkımız bu konuda yeterli bilgiye sahip değil.Türk kamu oyuna
da bu imajla verilmeye çalışıldığı gibi hadise hakikaten bir vahhabi,veya başka
birhareket mi.?
-Tabiiiki öylediğildir.Halbu ki burada yaşayan insanlar
ateizimin,kominizmin sosyalizmin ve dinsizliğin eğtim potasından geçirilerek
dinsizleştirilmek istenmelerine rağmen Müslüman kimliklerini ön plana
çıkarabilen insanlardır. Yani bütün
dünyanın olmasını istediklerinin tersine olarak sonuç gösteren insanlardı. Dini
ile ,İslam’ı ile kitabı ile ümmete bağlılığı ile ayakta kalabilmemin kavgasını
çok uzun yıllardan seri vererek ve bunda da rüştünü ispat eden toplumlardır.
Kökten dinci diyorlar.....Eğer bir insan
köküne kadar dinci oluyorsa bunda bir
suç olmaz. Çünkü Müslüman iyi Müslüman olmak zorundadır. Fundamantalist Latin kökenli bir kelime olduğu için doğrusu
bunun ne manaya geldiğini ben dahil kimse bilmiyor. Ama bilinir ki bu kelime
kullanılırken Müslümanların lehinde
ve müspet anlamda kullanılmıyor. Biz
fundamantalist filan değiliz. Biz Müslüman’ız elhamdülillah. Bizim
atalarımızdan gelen ve tarih içerisinde verdiğimiz adı ile belli Kafkasya’da
gazavat diye ifade edilen ve müridizim hareketi diye kendini
çok net sbir şekilde gösteren bir mücadele geleneğimiz var. Şuan da
verilen mücadelede o geleneğin son
halkası ve güzel bir halkasıdır inşaallah.
-1994 yılında Rusların
Çenistanı işgali ile başlayan mücadeleye Türkiye ve özellikle Türk halkı farklı
bakıyordu. Şuanda ise Çeçen mücahitlere
direkt Moskova ağızı kullanan medyanında
tesiri ile vahhabi teröristlerin
Rusya’ya karşı saldırıları olarak
taktım edildi. Bunun da bizim halkımız
üzerinde muazzam bir gölgeleme meydana getirdiğini görüyoruz.1994 den 1999’a
geldiğimizde vatanlarını ve
bağımsızlıklarını Rus işgaline karşı savunma durumundaki Müslüman Kafkas milletlerinin yapılarında, dini inanışlarında ve düşüncelerinde bir değişiklik mi oldu veya
mezhep mi değiştirdiler?
-Şimdi şunu açıkça ifade
edelim ki1994-96 arasında 21 ay ve 636 gün süren savaşta Türkiyede
kafkasyada ki mücahit kardeşlerine muhabbet besleyen ,kalbi desteğini
,dualarını maddi ve manevi yardımını
eksik etmeyen insanlar müslüman insanlardı.Bu kaygıdan dolayı orada ki
kardeşlerini yalnız bırakmammanın gereğine inanıyorlardı.Şimdi şu halde dahi
yine aynı desteği veren,yine aynı kaygıyı duyan ve yine aynı yüreğini yakan insanlar
müslüman insanlar.Ben kafirlerin oraya farklı imaj olsun diye ortaya koydukları
bu kavramlardan dolayı müslümanların
bundan olumsuz anlamada etkileneceği
düşüncesinde değilim.Böyle bir sonucuda doğrusunu isterseniz
göremedim.Dolayısıyla Türkiye toplumunda
medyanın önemi asla tartışılmaz.Medya deyincede kim anlaşılır.Bu
ortadadır.Mevcut Medyanın kendi çabaları
ile oluşturmaya başladığı rus ağzı ile yapmış oldukları yayınlar ve bu
yayınların etkisini toplum noktasında tabiki bir gölgeleme olabilir buna itiraz
etmiyorum.
Bu durum aynı zamanda
Rusyanın kendi politikaları doğrultusunda oluşturmak istedikleri şeyin
burdaki yardakçıları aracılığı ile dile
getirilmesi ve bunun olumsuz etkileri bu topluma yansımıştır.Buna itirazım yok
ama Müslümanlar haberin kimlden ve neşekilde geldiği noktasında titiz davranmaları sonucunda ortada var diye ifade edilen ve gücü
tartışılmayan medyadan gelen haberlerin üstelik Rus ağzı ile geldiği
tartışılmayan haberlerin ne anlama geldiğini çok iyi bilirler.Dolayısıyla Kafkasyada
ki mücahit kardeşlerini asla yalnız bırakmazlar.Biz öyle inanıyoruz.
-Şu anda ki Rusların Çeçenistan işgali ,Mücahit komutan
Şamil Baseyev’in emrindeki güçlerin Daistana girerek bir çok yerde kontrolleri
ele geçirmesinden sonra başladığı
görülüyor.Bunun üzerine harekete geçen
Rusya önce dediki Daistan topraklarında
Çenistandan sızmaları önlemek üzere
sırın boyu güvenlik şeridi oluşturacağım.Sonra bu şeridi Ççen topraklarında
oluşturmak istediğini açıkladı.Ancak şuanda böyle bir niyet görülmeyerek
fiilen Çeçenistan başkentine kadar işgal
eylemine devam ettikleri şeklinde
haberler geliyor.Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
-
O haberlerin Türkiye kamuoyuna
ulaşmayan yönleri ile
birlikte ele aldığımızda
sizin söylediğiniz şeylerde tamamlayıcı
kısmı olacaktır.Birincisi Şamil bir gün
önce haydi macara yaşayalım diye Daistana girmiş değildir.Önce onu net olarak
ortaya koymamız gerekiyor.Aynı çeçen kardeşleri gibi yiğit olan ve dinlerine
imanlarına bağlı olan,özgürlük aşığı olan ve Hz.Şeyh Şamil’in müntesibi
bulunduğu toplumun fertleri olan Daistanlı kardeşlerimiz kendi ülkelerinin de
–Dağistan’nın-bağımsız olması için ciddi hazırlıklar içerisinde idi.Bu
anlamdada Daistan resmi kominist yönetimine rağmen kimi bölgeleride ellerinde
tutuyorlardı.Dağistan’ın bağımsızlığını isteyen halkı kendi iradeleri ile kıyama kalkma kararını aldılar.Kıyama kalkma
kararından sonra da faaliyete geçtiler.Bu faaliyetleri esnasında yardıma
ihtiyaç duydukları bir noktada yardım talep ettiler ve Şamil Baseyev o yardım
talebine binaen Daistan’a girdi.
Tabiki uluslar
arası siyaset oyunları ve entrikaları konusunda moskova bir çok insanlardan ve devletlerden başarılıdır.Bu
anlamda Şamilin Dağistana girişini gerekçe göstererek hem kafkasyada silahlı
güçlerini yoğunlaştırda.Hemde Akka’yı -Avrupa konvensiyonel silah sınırlaması
anlaşmasını –delerek gereğinden çok fazla oraya zırhlı ve konvensiyonel silahları yığdı.
-Rusyanın bu işgali sadece Kuzey kafkasya ile mi
sınırlı.Yoksa başka hedefleridemi var.Bmelela petrol boru hatlarının kendi topraklarından geçmesi için olamaz mı?
-Aslında Rusyanın
tüm planı bir şekilde Kafkasyaya girmesi yönnüde idi.Bence hedef sadece Daistanın güvenliği ve
Çeçenistan değildi. Nedenlerden bir tanesi; Güney Kafkasya da bulunan
Azarbeycan ve Gürcistanın Rusya hinterlandının
dışına çıkma istidadı
göstermesidir.Çünkü çok uzun yıllardan beri bu
adını bahsettiğiniz petrol nakil hatları Rus ‘ya tezine uygun olarak
Bakü-Nevarosozki ‘mi yoksa Bakü _Ceyhan’mı olsunmu diye tartışılırken
Bakü-Ceyhan tercih edilir hale gelmişti.Eğer Bakü Ceyhan gerçekleşirse hem
,Azarbeycan,hem türkiye hem gürcistan kazanacaktı.Kaybedecek olan ise Rusya
idi.
Rusya kendi tezinin işlevsiz
olmaya başladığını gördükten sonra batı ile daha çok entegre olmaya başlayan
Azarbeycan ve gürcistana da bir göz dağı vermek
noktasında”Ben hala ölmedim.Dişlerimde
sağlam” demek adına Kafkasyaya
silahlı müdahale etti.Ama inşallah
Allah onlara istediklerini
göstermez.Kafkasya düşmeyecektir.Düşmediği sürecede Rusya güney Kafkasyadaki
devletlere ki Azarbeycan ve Gürcistan’a bir tehdit unsuru olmayacaktır.Bu savaş
Türkiye için ne kadar anlam ifade ediyorsa Bu devletler içinde çok büyük önem ifade ediyor.
Kafkasyaya Rusların gelerek
ortaya koydukları mizansen tektaraflı olaerak gerçekleştirilen bir mizansendir.
Onun da Allah’ın izni ile çok fazla işlerlik bulma şansı yoktur.
-Şuandaki durum nedir?
-Şuandaki durum
..Birincisi..Kafkasyada Birleşik
Kafkasya Cumhuriyeti idaeline uygun olarak hem Dağistan,hem Kabartay-Balkar,hem
Karaçay-Çerkes’te hem Adıgey’de hem Abhazya’da hem Osetya’da hem İnguşet’yada
Rus işgaline karşı bu zikredilen toplumlar nezdinde topyekün bir mücadele verme noktasında ciddi
hazırlıklar var.ikincisi:Şuanda savaşın
objesi olan Çeçenistanda Devlet başkanımız
aslan gibi Aslan Mashadov’umuz var.Çeçen
liderliği noktasında tüm
komutanlar onun emirlerine harfiyen uyma
şeklinde ona biat etmiş
durumdadırlar.Önceki günlerde de Aslan Mashadov’dan önceki devlet
Cumhurbaşkanımız olan-Cahar Dudayev’den
sonraki iknici devlet başkanı-Zelimhan Yandarbiyev Aslan Mashadov’un İslam
ülkeleri ile ilgili temsilcisi olarak atanmıştır.Bu bir şereftir.Sen yukarda
ben aşağıdayım,aramızda siyasi çekişme olmak zorundadır gibi bir mantığa asla
sahip olmadılar.Herkesin bir görevi
var ve kendi görevlerine Allahrızası,kendi vatan ve milletleri için ve bağımsızlık duyguları
için ve geleceğin Çecen İslam cumhuriyetinin
sağlam durması için iş bölümü
yaparlar ve bundada asla gocunmazlar.Bu tür işleri nefis konusu
yapmazlar.Çeçenistandaki liderlik noktasında böyle bir pozisyon varken topyekün
bir çeçen halkı Rusyadan yada çok açık
bilinen adıyla gavurdan,kafirden gelen
her türlü saldırılara karşı koymak için elinden geleni esirgemeyecek kadar
birlik ve beraberlik içerisindeler.
Cephelerden her gün değişen
haberler geliyor.Bunların arasında öncelikle
Ruslar sınırları aşarak
Çeçenistana girdiler.Trek nehri diye ifade edilen ve Çeçenistanı doğu batı ekseninde bölennehrin kuzey
kesiminede yerleştiler.Orası düzlük olduğu için savunma imkanlara rahat olur
düşüncesi ile orayı tuttular.Sözde şöyle bir senaryo hazırlanmış.Denmiş ki
“.Egemenlik altında tuttuğumuz bu Çeçen
topraklarında mültecileri dışarı çıkartmadan buraya toplayacağız,onların
geçinme ,barınma ,Sağlık ve eğtim ihtiyaçlarını karşılayacağız. Burası güzel
Çeçenistan olacak.Karşı tarafta bomba yağan ve kimsenin hoşnut olmaması gereken
bir bölge olacak.Dolayısı ile Çecen halkı tercihini Rusyanın egemenliği altındaki bölgeden yana
koyacak....!”Afedersiniz..Hangi toplumdan bahsediyoruz.Eğer sözü edilen halk
Ççen halkı ise Rus’un ortaya koyduğu bu mizansen asla tutmaz.Çünkü çeçen halkı
Rusların taa çarlık döneminde nasıl Rus olduklarını iyi bilirler.Sovyetler
birliği döneminde nasıl Rus olduklarını
iyi bilirler.Çağdaş Çarlık diye ifade edilen Rusya federasyonun dönemindede
Rus’un ne olduğunu çok iyi bilirler.Bu anlamdada Ruslar avuçlarını
yalayacaklardır.Bu işgali bükün bir millet olarak ordusu ile başkomutanı ile
halkı ile yediden yetmişe büyük –küçük bütün çeçen milletinin nasıl mücadele
verdiklerine önceki dönemde dünya şahittir.Şimdi inşaallah onun çok daha
fevkinde çok daha güzel örnekler vererek
Kafirlerin bir daha Kafkasyaya bakmamasını sağlayacak şekildede güzel
sonuçlarırn geleceği ümidindeyiz .İnşaallah......
-1917 Sovyet ihtilallinden
sonra oluşan Sovyet sosyalist Cumhuriyetler birliği tüm halkların gönüllü katılımı şeklinde oluşturulduğu lanse edilmişti.Aslında kominist idareyi isötemeyen tüm bölgeler
zorla işgal edilmişti.Bunun yanındada
eski sovyet anayasasında da bu sovyetler birliğin oluşturan devlet veya
özerk bölgelerin isterse halkları bağımsız olabilecekleri hüküm altına alınmıştı.Ancak Sovyetlerin daığılması
ile bu işgalin sona ermesi gerekmez miydi.Dolayısıyla dağılan bir devletin
sözleşmesi bittiğine göre yeni devlete ki Rusya Federasyonu bu bölgedeki
devletler miras olarak kalmaması ve bu özerk Cumhuriyetlerde kendi iradesi ile bağımsız olması gerkmezmiydi?
Genelde durum bu iken özelde Kafkasyanında içirnde bulunduğu fiili durum ki
Türkiye dahil bir çok ülkenin Rusyannı toprak bütünlüğü dedeği
statüko aslında bir işgalin devamı değilmidir?
-Aynen öyledir ve
eksiktirde.Çünkü Dünya tarihinde Rusya
fedarasyonu diye bir devlet henüz yokken,yani Sovyetler birliği henüz
dağılmamışken Çeçenistan cumhuriyetide tüm dünyaya bağımsızlığını ilan etmiştir.Bu bağımsızmlığı
korumak noktasında her hangi normal bir ülkenin yapması gereken bütün sorumlulukları yerine getirmiştir.Bu
bağımsızlığa kast etmek düşüncesi ile gelebilecek her türlü prokatif
hareketlere,her türlü askeri müdahale ve işgale karşı savunma yeteneklerinin
var olduğunu dünyaya ilan etmişlerdir.Sovyetler birliği yıkıldıktan sonra
sovyet anayasasına bağlı olarak özerk cumhuriyet statüsünde iken bağımsızlığını
ilan eden Ççen cumhurieti Sovyet anayasası ortadan kalkınca yani ilga olarak
Sovyetler birliği tarih sahnesinden silindikten sonra Rusya anayasasına asla
bağımlılık göstermemiştir.Bu anlamda
ortada hiçbir imza yoktur.Rusya ile herhangi bir ilişkiye girilmemiştir.Onunla
bir entekrasyona girilmemiştir.Rusyaya bağımlılığı ifade eden bir tektane kağıt üzerine imza atılmamıştır.
Dolayısıyla Çeçenistan’ı uluslar arası meşru şartlar
itibari ile ve uluslar arası hukuk
ve usular arası kamuoyunun dikkat
çektiği kimli normlar açısından Çeçenistan’ı Rusya’nın içi olarak
gösterebilecek hiçbir belge ,hiçbir yapı
veya işaret yoktur. Ama buna
rağmen dünyayı yeniden şekillendirmek
iddiasında olan devletlerin ifadesine bağlı olarak bu kavramlar şu anda
tartışılmaktadır. Bu işin çeçen toplumu nezrinde çok net olarak iki cümle ile
özeti vardır. Bunu biz Allah Rahmet eylesin Şehidimiz Cahar Dudayev’den de duyduk,Yandarbiyev
Zelimhan’dan da duyduk,Mashadov Aslan’danda duyduk.Çeçen toplumu adına her
üçününde söylediği şey:”Bizi Allah bağımsız olarak kabul ediyor.Kendimizi
bizde bağımsız olarak kabul ediyoruz.Dünya er yada geç bağımsızlığımızı kabul
edeçektir.Bundada acele etmiyoruz.”demişler idi. Halada bu yapı devam
etemektedir.
Bunu şunun için
söyledim.1990 yılnda Ççenistan tek yanlı olarak egemenliğini ilan etti.6 Eylül
1991 de bağımsızlığını ilan ederek tüm dünyaya duyurdu.Kendi anayasasını
hazırladı.Kendi idari yapılanmasını tamamladı.Bir meşru devletin tüm organları
neyi gerektiriyorsa onu tamamladı.Dünyanın karşısına bu şekli ile çıktı.Bundan
sonra o devletin kendi bağımsız yapısını koruyabilme noktasında hazır olan
devlete hayat hakkı tanımammak için
dünyanın en büyük ordusu diye tabir edilen gücü saldırarak Rusya Çeçenistana
girdi ve çıktı.Çıkarıldı.Oradan beli kırılarak çıkarıldı.
Bütün açılardan bakıldığında
Ççenistanın bağımsızlığı asla tartışılamaz ve
Çeçenistanın bağımsızlığını resmi ve diplomatik olarakdeklare etmesede
ilk tanıyan devlet Rusya Federasyonudur.Tanıma biçimi de defaktödür.Yani ilk
tanıyan Rusyadır .Rusya Ççenlerle iki
ayrı taraf olarak muhtelif zamanlarda
masaya oturmuştur.Muhtelif zamanlarda anlaşmalar imzaladılar.Bu
anlaşmalarda uluslar arası gözlemciler
nezdinde yapıldı.Bu anlamdada bu
konularda meşruiyet tartışmaları
yapılmadı.Ancak şimdi Rusya Fedarasyonunnu başındaki ayyaş Yeltsin,Abdal
birtane adamı getirnmiş başbakan yapmış.O Putin Ççenistanın bağımsızlığını
tartışmaya başlamış,Meşru Çeçen
yönetimini tartışmaya açmış vekendince
Ççenistanı küçük görüp kendilerini büyük görmek gibi bir iddia ile Ççenistana
askeri müdahale yapmış.Rusyanın yıl sonu
itibari ile yapılacak Duma seçimleri,gelecek yılda yapılacak başkanlık
seçimlerinde Çeçenistan konusunu iç politik malzemesi olarak kullanmak
istemelerini anlarız.Güçleri yetiyorsa
yapsınlar deriz.
Fakat Ruslar kendi halkı ve
kendi çocukları adına ciddi bir kumar oynadı.Bu kumarı kaybedeceklerdir.Çünkü
onlar bu tür hadiselere kumar olarak bakarlarr.Çeçenler için bu hadiseye bakış Allah için
savaştır.Yani Gazavattır.Onun için 1994-1996 savaşından sonra 1999 yılına kadar ki geçen üç yıl içerisin de
Allahü Teala o çok güzel teçhiz ettiği
çeçen toplumuna onların donanımlarını daha güçlü kılmak adına ikiyüz bin tane çocuk hediye etti.Yani Çeçen toplumu
ikiyüzbin çoçuk yaptıki bunlar savaş veren insanların çocuklarıdır.Onlar biraz
emeklemeye başlayarak ayağa dikilmeye başladıktan sonra görecekleri şey daha
dün yaşanmış olan savaşın izleridir.Allahü Teala onların kalplerini
elhamdülilllah okadar güçlü kılıyor ki o çocuklar daha şimdiden savaşçı olarak
yetişiyorlar.Biz üç günlük beş günlük,sadece hangi cephede savaşın ne tür
sonuçlar getireceğinideğil
Ama yirmi yıl otuzyıl ve
elli yıl sonrasının dünyanın en mükemmel
ve en güzel ama adaletin Allah adına en
güzel yaşanacağı bir ülke olarak Ççenistanı biz şimdiden görüyoruz.Ama
onlarkumar oynuyorlar ve kaybedeceklerdir.
-Şuanda orda mültecilerin durumları nedir?
-Savaş asla sevilebilecek
bir şey değil.Savaşın farklı yapıları itibari ile mülteciler diye bir olgusu vardır ve dünyanın
başka yerlerinde olduğu gibi drama dönüşmüştür.Şuanda 155 bini geçkin Çeçen insanı evlerinden yurtlarından ve
köylerinden normal sosyal hayatlarını
terk ederek yuvalarını bırakıp bir başka çoğrafyalara gitmek zorunda
kalmıştır.Bu insanlar her şeye muhtaç oldukları halde yer yüzünü
şekilendirme iddiasında bulunan devletlerin
bu tür işleri yapmak üzere ortaya koyduğu kurum ve kuruluşlar ki bu insanlara güya
bakmak zorundadır ama hala hiç birinden bir tek ses çıkmamaktadır.Buda batının
Çeçen insanını Rusyanın kucağına atma noktasında ne kadar gözünün kara olduğunu
göstermek içinde iyi bir örnektir.
Şuanda Çeçenistanda yaşanan
Rusyanın İşgalci zihniyeti ve emperyalist yapılarının gereği olarak Çeçenistana
girmektir.Şuanda çeçenistan daki savaş
önceki savaşta olduğu gibi ahlaki bir savaş değildir. Buna bir örnek verirsek Rusya
savunma bakanı Şamanev gelerek yerel bölge yetkililerini ve belediye
başkanlarını yanına “Sizinle görüşmek istiyorum “deye çağırmış ve askerlerine emrederek onlara işkence yaptırıp şehit etmiştir.Bu
dünyanın hiçbir yerinde askeri kurallar çerçevesinde izah edilecek bir durum
değildir.Biz şehit verdik.Üstelikte bu bir musibet vari bir şehadet,yani Rusa
güven olmayacağı noktasında toplumun bir kere daha diri ve teyakkuz halinde
olsun diye Allahü tealanın böyle bir sonucu verdiğine inanıyoruz.Ruslar savaşın askeri
ahlak kurallarına uysalar çeçen askerleri karşısında asla varlık
gösteremezler.Gösteremeyeceklerinin çok çok örnekleri yaşandı ve şimdi
yaşanacçaktır.İnşaallah.
Eğer RuslarÇeçenistana gelmekteki niyetleri ile inşaallah sonuç
alamayacaklar ve bir şekilde
kafkasyanın bağımsızlığını sağlayarak bir dahada gelmemeyi düşünerek
gideceklerdir.İnşaallah.
-Putinden önceki azledilen
Rus başbakanı Daistan olaylarını halletmek için bölgeye gönderildiğinde
Moskovadaki görünüşünün aksine belki
bölgedeki fiili durumu izah etmek bakımından”Daistanı kaybekmek üzereyiz
“demişti.Ama şimdiki başbakan Putinde ne pahasına olursa olsun Ççenistanı dize
getirme yönünde bir niyeti var.Bu olaydaRusya fedarasyonunun meydrana getren
diğer devletlerin resmen fedaral yapı
içinde merkezde Ççenistana siyasi anlamda bir desteği var mı?
-Halkların isteklerinin
hilafına bu mümkün değil.Çünkü orada temsil edilen resmi sıfatlı kişiler
Rusyanın .......k,,dır.Rusyanın atadığı insanların yönettiği çoğrafyada ki
resmi görevliler Kafkasyadaki insanlar
nezdinde Ruslardan daha beterdir.Rus rdostluğu ile kendi halkına düşmanlık
yapmaktadırlar.Rusyaya sırtlarını dayayarak Rusyadan aldıkları güçle
toplumlarına tahakküm eden yöneticiler
eğer sağ kalırlarsa er veya geç Ruslar def olup giderken onlarla
birlikte onlarda çekip gitmek zorundadırlar.Şuanda yapılan bağımsızlık hareketine kafkas
halkalarının isteğinin aksine kafkas çoğrafyasındaki devletlerin
yöneticilerinin hiçbir olumlu katkıları olmadığı gibi çok açık bir biçimde bu hareketin aleyhinde ve Rusyanın yanında
bir tavırları vardır.
- Şuanda çeçenistanda
yaşanan hadiselerin dialektik açısından adı konmuştur.Ççenistanda bütün Müslümanların ortak düşünce ve
inançları odur ki bu işlere teori
hastalığına bulaşmadanda adını korlar..
Derlerki “yer yüzünde hiçbir
hareket yoktur ki Allah’ın takdiri dışında geççekleşmez.Biz ona teslim olduk.
Biz onun adına biz mücadeleyi vcreceğiz.bize düşen kulluktur.Şehadet ise biz ona dünden razıyız.Ama diğer çoğrafyada
yaşayan Müslüman kardeşlerimiz hiç değilse duaları ile bizi yalnız
bırakmasınlar ve kardeşlik hukukunun gerketirdiği busormluluğu yerine
getirsinler..”derler.Türkiyedeki müslümünlürü özelikle çok büyük güvenleri
vardır.İnançları ve beklentileri vardır.Bu en azından bir duadır.
-
Tabi Rusyanında özellikle bu
çağda zorla güzellik
olamayacağını bilerek hareket etmesi
gerekir.Benim çıkarım var diyerekte bir halk artık süngü nezaretinde
tutulmaması gerekir.İnşallah
muzaferiyetle sonuçlanır.Kısa zamanda orada akan kan durur.O insanlar
normal hayatklarını sürdürür.
-İnşaallah
/-/////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder