7 Şubat 2022 Pazartesi

APO ve Tele –Kulak olayını Emniyet İstihbarat Dairesi Kurucusu Emekli Vali Ergün Gökdeniz değerlendirdi. 17.1 2000

 Emniyet İstihbarat Dairesi Kurucusu Emekli Vali Ergün Gökdeniz ile  Necati Çavdar  röportajı 

  17.1 2000

Son günlerde Türkiye’yi meşgul eden en önemli konulardan APO ve Tele –Kulak olayını 

- MİLLİ İstihbarat Teşkilatı'nın ilk nüvesini oluşturan Milli Amele Hizmet (MAH) teşkilatının -

Emniyet İstihbarat Dairesi Kurucusu Emekli Vali Ergün Gökdeniz   değerlendirdi.


Gökdeniz, Akit’e çarpıcı açıklamalar yaparak  ve iki olay içinde önemli ip uçlarına dikkat çekti.

xxxBizler gibi halk olaylara bakmadı. Halk  sadece Güneydoğuda  bir örtülü savaşın varlığı nedeni ile belli bir pencereden baktırıldı. Yani biz kendi evimize baktık. Halbu ki bu duruşmalarda  bizim kısmen bilmiş olmamıza rağmen vatandaşlarımızda önceden bilmediği bazı bilgi kırıntılarını  sahiplendiler.Her bilgi vatandaşlarımıza ulaşmıyor. Stratejik anlamda bu olayların analizi vatandaşlarımıza gitmiyor.

xxYetirince ne dış nede iç bağlantılar ortaya konamadı.Konmadı.

Biz hep dış mihraklar ,dış mihraklar sözü ile şişirildik. Ama içerden yardım edenleri göz ardı ettik.Dış mihraklar dış mihraklar.İyide bu olaylar bizim kendi ülkemizde,ilimizde ,karadenizde oluyor.Bunların içinde hiç yabancı  yok.Ama bunların içinde PKK’dan da ayrı olarak TİKKO,THKPC gibi terör  örgütleri vasıtası ile yine PKK ile birlikte üstlendikleri bir görevi mutlaka ifaya  hazır gibi bir durumu seziyoruz.Bunlara değinilmedi.

xxxOlaylara ne gereğinden fazla önem ,nede gereğinden  az önem vereceksiniz.Bütün nmeselede burada.Olmak veya olmamak.Bunun içinde büyük devlet adamı gerekir.

Sonra devlet adamlarının strateji,jeostrateji ve stratejik istihbarat bilgileri ile donatılmış olması gerekir.Bu kişiler Türkiyenin geleceği hakkında karar veren insanlar.Yani politikanın yapımcıları.Bu politikanın yapımcıları  önüne gelen bilgilerden bir sentez yaparak onu kullanamazlarsa veya iç dinamikler nedeni ile kullanmak istemezlerse  ozaman sorunları çözmeside mümkün değil.Bir kere kilitlenme burada başladı.

-       Olayları çözemeyince bu defa asker ağırlıklı bir merkez oluştu.Dikkat edilirse işte ozaman şehit vermeye

xxxDünyanın hiçbir yabancı ülkesinde o ülkenin gizli servisleri ile işbirliği yapmadığınız takdirde  sizin faaliyetlerinize izin vermeleri mümkün değildir.

Gizli istihbarat teşkilatları bir andan sonra  kullanmaya başlarlar .O andan itibaren gizli istihbarat teşkilatlarının kullanılan elamanı olursunuz.

xxxBatılılarınTürkiyeyi bölmesine istekli olmasının nedeni nin en başında Avrupa hala Sevri kadük etmenin(uygulanmamış olmasının)acısı içindedir. Avrupa devletleri hala asrın başındaki ruyalarını görüyorlar ve politikalarını değiştirmiyorlar.Yani Avrupa devletleri bu noktada kendilerini geliştiremiyor.Türkiyeye Lozanda verilen topraklar çok diyor..

APO  SURİYE ;ABD VE İSRAİL HAKKINDA KONUŞMUYOR

xxxAbdullah Öcalan,Teşkilatları hakkında bilgi vermiyor .Avrupa hakında bilgi vermiyor.Dikkat edecek olursak Suriye hakkında konuşmuyor.ABD hakkında konuşmuyor.İsrail hakkında konuşmuşyor.Bu benim dikkatimi çekiyor.

YENİ GÖREVİNE UYGUN DARANIYOR

xxx Türkiyenin  dışında  ve dışlandığı bir oluşum vardır.  Celal Talabani ile beraber  Mesut Barzani’yi Waşingtonlara kadar çağırıp bir  Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) benzeri bir Muamele yapan ABD Dışişleri bakanı Metlin Olbrayt

onlarla bir çok şeyleri  konuşurken bizi  dışlamıştır.Türkiyenin içinde bulunduğu Ankara süreci çoktan askıya alınmıştır.

ABD’nin ilgisinin bu derece yoğun olduğu bir yerde Türkiye bir bakıma dışlanmışken PKK’nında kendisine göre duyumları vardır .Aynı  zamanda PKK’nın mustakbel görevleri için bazı elbiselerde biçilmiştir.Benden evel ve benden sonra diye bir görev  alınmıştır.

APONUN MİADI OLDU;ATTILAR

-       XxxApo’nun  pili bitti.Bana göre APO devre dışı kaldı.Ama mahkemede sanki devre dışı kalmamş ve hala bir misyon yüklenecek  güçte göstermeye çalışıyor. Şu anda APO’nun mahkemede  söylemiş olduklarını yaptıracak hiçbir gücü yok.

YETKİLİLERDEN HESAP SORULMALI

xxxTürkiye Apo meselesindede hatalar yapmışsa.bu devlet adamlığı hatalarınhdan kaynaklanmıştır.Olayı anlayamamışlardır.Askere  bırakmışlardır.Neden askere  veriyorsun.Sen beceriksizsen ve bu ülkenen yüksek menfaatlerini bilip te bir üst politika üretemiyorsan  senin ne işin var orada. Bu gün  adam bir şirkette hata yapsa;kulağından tuttarak derhal dışarı korlar. İşine  son verir. Devlet kusuru göstermeyen bir örgüttür.Devlet hiç kimsenin kusurunu göstermez.

KİM PKK İLE İŞBİRLİĞİ YAPTI

xxxBunu  kişilere atfetmek çok güçtür. Ama somut olarak durulan noktalardan bazıları şu olmuştur. Bazı tesbitler oldu.

PKK’YA YARDIM EDEN YETKİLİLER VAR

TC bürokrasisinde, her kesiminde APO ya sempati duyan kişiler oldu. Militan demiyorum.Sempati  duyan diyorum.Bunlar ibre ne tarafa dönerse o tarafa döndüler.Baktılar APO güç kazanıyor APO tarafına yöneldiler,güç kaybediyor.İbre gibi bir oyana bir bu yana sallandı gitti.Zaten Apo ile örtülü savaşta  bizim en büyük zaafiyetimiz devlet bürokrasisindeki  bu kararsızlardan ve sempati duyanlardan geldi.Bunların tesbiti dediniz.Bunların tesbiti yapıldı. Tesbit edildi.İstihbarat bilgileri arasında bunlar var.Telefon görüşmeleride var her türlü şeyi de var.Kimler para verdi.Hatta hangi sanatçı hangi müteahit ne verdi bunlar var.

BUNDAN SONRA

Adam bir takım siyasal açılımlardan bahsediyor.Atatürk millliyetçiliği diyor.Anayasal milliyetçilik.Anayasal vatandaşlık diyor.Tüm bunlardan Osmanlının toparlayıcılığı,örtücülüğüne vurgu Ortak nokta Amerikalılık.

Ben birine  nerelisin diye sordum hala unutmam bana nerelisin deme dedi.”Ben Amerikan uygarlık ve refahını paylaşan mutlu bir  amerikalıyım” dedi.İşte Amerikan vatandaşlığı sadece bun adayanıyor.Başka bir şeye dayanmıyor.

Bu ne demekir eğer  Amarika  uygar olmasa veben mutlu olmasam amerekan vatandaşı değilim ve Amerikalıyım demeyeceğim demettir.Bunlar olmasa adam irlandalı veya ispanyol köklerini arayacak onunla kendini ifade edecek.

TELE -KULAKTA BÇG  İŞİ

xxx Tele _Kulak skandalı Bir yetkinin su istimalidirBazı yetkililer diyor  diyor ki”sisteme girilmiştir ama dinlemek için değil denetlemek içindir “. Şimdi dinleyenlere soruyorum :size Cumhurbaşkanını denetleme emrini kim verdi.Bir partinin başkanını  ki bana göre tüm parti başkanlarının  hepsi eşit konumdadır veya bir milletvekilinin telefon sistemine girilerek dinlenmesini haydi size birileri söyledi. Bu bilgileri kime aktarıyorsun?.Bu bilgilerin öğrenilmesi devletin yüksek menfataleri için yapılan bir operasyonun gereğimi dir.?Bu adamlar devlete ihanet ettiler de bir şüphe varda bir operasyon içinde bunu yapıyorsunuz?

“Yok merak ettik de dinledik” bununla geçiştiremezsiniz. Size bu görevi kim verdi?

-

NECATİ ÇAVDAR?

ERGUN GÖKDENİZ – ANKARA


-Sayın Gökdeniz. PK lideri  Abdullah Öcalan yakalandı ve İmralı’lı da yargılanıyor. Ancak APO yargılamanın ve kendisine isnat edilen suçların  üstünde durmayarak  konuyu kendisinin istediği bir noktaya çekiyor. Kendince bazı tekliflerde bulunuyor.

Halk,  APO bu ise , sadece bu adam mı  bizi  bu kadar zaman oyalayan, bu kadar kan ve mal kaybına uğratan diye düşünmeye başladı.

-Bizler gibi halk olaylara bakmadı. Halk  sadece Güneydoğuda  bir örtülü savaşın varlığı nedeni ile belli bir pencereden baktırıldı. Yani biz kendi evimize baktık. Halbu ki bu duruşmalarda  bizim kısmen bilmiş olmamıza rağmen vatandaşlarımızda önceden bilmediği bazı bilgi kırıntılarını  sahiplendiler. Her bilgi vatandaşlarımıza ulaşmıyor. Stratejik anlamda bu olayların analizi vatandaşlarımıza gitmiyor. Tabi korku dağları bekler. Dağlardaki  kişilerde  bizim evlatlarımızdır. Ama vatandaşlarımız bir örtülü savaşın varlığından  kesinlikle eminler.

-Duruşmalar esnasında iç ve dış bağlantıları yeterince ortaya kondu mu?

- Hayır yetirince ni dış nede iç bağlantılar ortaya konamadı. Konmadı. Dikkat edecek olursanız başlangıçta çok çok sözü edilen bir” dış mihraklar “sözcüğüne dikkatinizi çekerim.

Dış mihraklar dış mihraklar. İyide bu olaylar bizim kendi ülkemizde, ilimizde ,Karadeniz'de oluyor. Bunların içinde hiç yabancı  yok. Âmâ bunların içinde PKK’dan da ayrı olarak TİKKO,THKPC gibi terör  örgütleri vasıtası ile yine PKK ile birlikte üstlendikleri bir görevi mutlaka ifaya  hazır gibi bir durumu seziyoruz. Bunlara değinilmedi.

Askeri bir tabirle durumun muhakemesinden ,bu durumu biz analiz ettiğimiz zaman  bu olayları yapan kişiler hep kendi elemanlarımız.

İçlerinde Ne Suriyeli, NE Alman,ne ingiliz nede çinli yakalanmadı.Adı geçen terör örgütlerinden Ne Kızıl Tugaylar’dan ne  ETA ‘dan,ne İra’dan kimse yakalanmadı.Buradan şuraya gelmek istiyorum.Biz hep dış mihraklar ,dış mihraklar sözü ile şişirildik. Ama içerden yardım edenleri göz ardı ettik.

Kanayanda kanatanda hep kendi içimizdendi. Anlaşıldı ki dış mihraklar denen kişi ve çevrelerin tuttuğu bazı kişiler olduğu ve bu aradada  PKK adına bunlara bazı eylemlerin yaptırıldığı ağır ağır anlaşılmaya başladı.

- Bu noktaya nasıl geldik?

- Yanlış hatırlamıyorsam Özal zamanında bu eylemler  başladığında Özal o zaman Antalya ‘da yazlıkta idi. Bu eylemler için değerlendirmesi şu oldu ”Bir vukuatı adiye. Normal bir zabıta olayı ”şeklinde idi.

Birinci yanlış ilk olayların başında  devletin yetkililerinin olayı bir adi zabıta olayı olarak görmesi idi. Bu şekilde bakarsanız olayı çözümleyemezsiniz. Olaylara ne gereğinden fazla önem ,nede gereğinden  az önem vereceksiniz. Bütün meselede burada. Olmak veya olmamak .Bunun içinde büyük devlet adamı gerekir.

Sonra devlet adamlarının strateji, jeostrateji ve stratejik istihbarat bilgileri ile donatılmış olması gerekir.Bu kişiler Türkiyenin geleceği hakkında karar veren insanlar. Yani politikanın yapımcıları.Bu politikanın yapımcıları  önüne gelen bilgilerden bir sentez yaparak onu kullanamazlarsa veya iç dinamikler nedeni ile kullanmak istemezlerse  ozaman sorunları çözmeside mümkün değil.Bir kere kilitlenme burada başladı.Olayların tedavisine paryatif yani aspirin tedavisi ile gittiğiniz zaman olayları çözemezsiniz. Çünkü olayların tek nedeni yoktur.

Olayları çözemeyince bu defa asker ağırlıklı bir merkez oluştu.Dikkat edilirse işte ozaman şehit vermeye başladık.PKK’nnı uzantıları için sınır ötesi oparasyon  yaparak Irak’a girdik.İngiliz ve ABD ‘nin muafakat ve izinleri ile beraber belli bir paraleli geçmemek üzere  defalarca Irak’a girdik.Ama hadise de ortada.

APO bir örgüt olarak bir yapı geliştirdi.Bu yapıda içerden çok dışarıda örgütlendi.İçerideki kısım asybergin görüneni ise esas kütlesi dışarıda  olacak şekilde özellikle Avrupa’da gelişti.Bu yeni de bir şey değildi.Bu çok eskiden beri  bir yapılanmanın üstüne bu defa PKK bayrağını saplamaya benzer.

-12 Eylül öncesi  özellikle Güneydoğuda Marksist-Lelinist ve Maoist temelle dayalı  Rızgari, KAVA vs bir çok örgütler var idi.PKK dan çok güçlü örgütler idi. Bunlar 12 Eylül’de çökertildi.Asala eylemleri sona erene kadar ismi pek duyulmayan bir örgüt olan PKK’nın birden ortaya çıkarak  adeta Asala’nın  yerine eylemlerde  bulunduğunu görüyoruz.Ne olduda APO böyle güç kazandı?

-Bir gerilla hareketinin gücü  miktarı ile  ölçülmüyor. Korkuttuğu çevre ile ve  yaptığı eylemin şiddetinin oranı ile ölçülüyor.O nedenle  çok masum kişileri öldürdüklerini kabul ediyorlar.Çocukları ve masum insanları öldürmelerini şiddet felsefesinin bir gereği olarak görüyorlar.B u bir insanlık  şuçu olmasına rağmen teorik anlamda doğrudur.İzine giden askeri ve ya  yansız bir köylüyü öldürüyorlar.Bu terör örgütlerinin şiddet felsefesine uygundur.Dikkat ederseniz KAVA bir eylem koymadı.RIZGARİ gurubu.DDKO bunlar siyasal ortamda kültürel özerklik falan gibi çıkışlarla beraber Doğuya has bir şovenist eylem içinde bulundular .Ama siyasal yoldan böyle bir yapılanmayı uygun bulmayan APO o sırada marksist –Lelininst bir   eylemci olan Şhe Guare,Kostro gibi bir ihtilalci eylemle sonuca ulaşabileceği kararı alınca gençler bunun çevresine  toplanmaya başladı.Aponun çıkışı bu trentle uygundur.Bizim devletinde o tarihteki yetkilileri bunun tehlikeli bir tırmanış içinde olduğunu görmekle beraber pek önemsemediler.Sonra bazı siyasal dinamikler onlara güç verdi.

Güçlendikten sonra mali kaynaklar aradılar.Çünkü güçlenen örgütün çok daha fazla para ihtiyacı olur.Bunun için bir zamanlar Türkiye ‘de toplanan paraların Molla Mustafa Barzani’ye gitmesi gibi bir yardım parası ile örgütlenmeyi demode gördüler. Daha ileri tekniklerle bunlar yabancı  ülkelerdeki faaliyetleri ile siyasal açılımlara girdiler ve o tarihteki oturdukları tabanda buna uygundu.

-       Biraz açarmısınız?

-       Çünkü siyasal açılımları hazır yurt dışında örgütleri vardı.Burada ince bir noktaya geliyorum. Bir.Dünyanın hiçbir yabancı ülkesinde o ülkenin gizli servisleri ile işbirliği yapmadığınız takdirde  sizin faaliyetlerinize izin vermeleri mümkün değildir.

İki. Gizli istihbarat teşkilatları bir andan sonra  kullanmaya başlarnlar .O andan itibaren gizli istihbarat teşkilatlarının kullanılan elamanı olursunuz.

Peki kime karşı? Türkiyeye karşı. İpler kimin elinde İngiltere ,Fransa,ABD,Almanya,İsveç,İsviçre.İtalya,Yugoslavya,Bulgaristan,Çekoslavakya,Norveç say saya bildiğin kadar.Çünkü bunları kontrol etmek o ülkelerin istihbarat teşkilatlarının anayasal görevleridir.Bunları izlemek gizli teşkilatlarına devletin verdiği resmi görevdir.Nitekim Olof Palme Cinayeti mahkemede sorulduğunda “Hayır biz yapmadık ama karım Kesire Öcalan’ın gurubu, PKK Vijin gurubu yapmış olabilir diyor.Şimdi  İsveç ilgilenmeyecek mi ilgilenmişlerdir.Almanya ‘da tutup parlementerleri aracılığı ile ki onların deyimi ile ‘Özgürlük savaşçısı ve gerilla lideri ile’ görüşmüşlerdir.Almanlar sadece kendi ülkelerinde  eylem yapmama vaadini almışlardır. APO’ya biz “Bölüçü”vs diyoruz ama birde başkaları ne diyor ona bakmak gerekir.Onlarda “özgürlük savaşçısı,gerilla lideri “vs şeklinde görüyorlar,Kelimeleri kullanırken birde bu yönüne bakmak gerekir.Yoksa “bölücü başını “ falanca destekliyor dersek yanlış bir anlama içine düşebiliriz.Birde olaya öbür tarafıon baktığı gibi bakarsak daha iyi kavramış oluruz.Bunlar APOyu  bir Şhe Guvara gibi görerek Türkiyeyi bölecek gözü ile görmeye başladılar.

-Peki  Türkiye de eylem yaptırmanın Alman’a ,İngilize,italyana vs ne faydası var?

-Kimseyi itham etmiyorum ama  vize alanlara dikkat edin.Vize almak için Alman Büyükelçiliğine gittiğin zaman soruyorlar.Sen nerelisin ,Mardin’liyim,Trapzon’luyum dersen bekliyorsun.Nerelisin Dersim’liyim  dersen vize alabiliyorsun.Alman  vize alırken bile bizim sevgili vatandaşlarımızı neden ayırıyor acaba?Sebebi var.

Öbür yandan bir örnek .İsveç Mardin’den Süryanilere vize veriyor ama Mardin’den bir  müslüman gittiği zaman ona vize vermiyor.Kuludan giden kişiye veriyor ama Ankara’dan giden kişiye vermiyor.Bunlar birer kırıntı olmak la beraber,onların Türkiye’ye bakış açısı yönünden   ve emniyet birimlerinin bir görüşüdür.Demek ki bunları kullanmak istiyorlar.

Almanlar dikkat edilecek olursa 2,5 milyonluk bir Türk göçmene sahiptir.İkinci dünya savaşında Almanlar,Almanya’da bulunan Azerbeycanlıları  Azeri birlikleri oluşturarak Ruslara karşı savaştırdılar.Ellerinde  taşaron bir yabancı lejyonu kuracak kadar insan gücü varsa Alman bunu  niçin kullanmasın.Birde diyor ki Kürtler çok iyi silah kullanır.İlerde  benim potansiyel açığımı kapatacak bir insan gücüdür diyor.Buna kimse  dikkat çekmemiştir.Yoksa  Alman neden büyük bir türkiye ile ticaretini yapmayı düşünmüyor da bir ayrılıkçı hareketle irtibata geçmeyi tercih ediyor.

Bunların Türkiyeyi bölmesine istekli olmasının nedeni nin en başında Avrupa hala Sevri kadük etmenin(uygulanmamış olmasının)acısı içindedir. Avrupa devletleri hala asrın başındaki ruyalarını görüyorlar ve politikalarını değiştirmiyorlar.Yani Avrupa devletleri bu noktada kendilerini geliştiremiyor.Türkiyeye Lozanda verilen topraklar çok diyor.Kazım karabekir Paşa İstiklal Harbimiz İsimli kitabında anlatıyor.Karabekir Paşa’nın El Cezire Komutanlığına gönderdiği bir tamim var.Burada paşa”Kürdistan haritası ile  Ermenistan haritasını  üst üste koyduğunuz zaman çakıştığını görürsünüz. Szi zannediyormusunuz ki bu Avrupa devletleri Kürtler’in kara kaşınav e kara gözüne aşıktırlar.Onlar  burayı ilerde Ermenistan yapılmak üzere Kürtlere verilmesini istiyorlar “diyor.O tarihten bu güne kadar politikalarında bir değişiklik yok

Avrupa Birliği ‘nin bakışaçısıda burada önemli.Bu birlik Tüdrkiye ye nasıl bakıyor.Türkiye müslüman bir ülke.Türkiye tarihi bir geçişin üzerinde.Türkiye boğazların bekçisi.Türkiyeden geçince petrole ulaşıyorsun,Rus pazarlarına ulaşıyorsun,Türki cumhuriyetlere ve Hazar bölgesine ulaşıyorsun.Aynı zamanda ABD ve Avrupa birliğinin stratejilerinin çatıştığını görüyoruz.Bir takım çıkar çatışmalarının politikalarına yansıdığını görüyoruz. 

ABDli  Prof.Ckıpmen’nin dediği gibi”ABD’nin ne sürekli dostu nede sürekli düşmanı  yoktur”Tüm politika bu.

-Tüm kavgalar petrol için mi?

-Petrol tabi ki önemli bir madde ve milletler politikasında hala etkili bir unsur.Her halde Almanla’ın Bağdat demiryolunu yapması her halde Arapların kara kaşı ve kara gözünün hatırı için değildi.Osmanlıyı çokta modernleştirme arzısının bir tezahürü dedeğildi.Onların derdi Osmanlıyı batılılarrın seviyesine çıkarmak değil bir güzel pişirip yeme sevdaları içinde idiler.

Kürtçü dediğimz akımlar osmanlı imparatorlğundan beri çeşitli hareketler içinde olmuşlardır.Osmanlının parçalanmasından sonra  eski Osmanlı vilayeti olan Şam ,Halep ,Musul ve Bağdat başkalarının eline geçmiş..Bunlardan biri sonradan  Fransız diğeri İngiliz mandasında kalmış.

İnglizler  tarihsel seyir içinde Kürtlerle ilgisini sürdüren tek devlettir.Burada şunuda söylemeden geçemeyeceğim.Biz tarihimizi yeni nesillere aktaramadık.İnsanlarımızın çok opjektif olarak bunlarıda bilmesi gerekirdi.

 

Ocalan bu merkezlerde yuvalandı.PKK’nın avrupa temsilcileri denen kişiler mamalandılar.Bol para sahibi oldular.Bu kişiler bir yandan bulundukları ülkelerin istihbarat birimlerinden para alıyorlar.Bu kişiler o kuruluşlarının  başı olarak o ülkelerin güvenlik güçlerinden güç alıyorlar.Bu kişiler bu aldıkları gücü kürt kökenli vatandaşlarımızdan haraç almak ve uyuşturucu kacakçılığından pay almak,kara para aklamak konusunda kullanarak çok  büyük paralar kazandılar.Ancak bu paraların  ne kadarı PKK kasasına girdi bilmiyoruz.Çoğu cebe giren paralar  Türkiyeden yeni bir uyuşturucu sevkiyatının finansmanında kullanılıyor.

Eroin Afganistan,İran ve  türkiye üzerinden geçiyor .Ama  eroin işleme labratuarları Türkiye’de.Siz hiç Hakkari’de eroin labratuarı kurulacağını eskiden duysanız inanırmıydınız.Eroin yapmak çok ince bir iştir.Onu herkes yapamaz.Özel uzmanlar gerekir ,işlemek için bir bilgi  birikimi gerekir.

- Buradan şunu sormak istiyorum bu göz kamaştıran servet için  dış bağlantılarıın yanında içerden yardımcı olan kişiler olamaz mı?

- Gayet tabi olur.Ben bunu söylemeye çalışıyorum.Bu  Türkiyede  işleniyor ve büyük paralar kazanılıyor.Eroinin milliyeti olmaz.Ne kürt,ne türk ne de cinsiyete bakılır.Kazanılan paraya bakılır.Para o işte tek milliyettir.Para yeri gelir insanı dinden ve imandan eder .Daha ötesini siz düşünün.

APO ZEVZEKLİK YAPIYOR

-APO gerçekten doğrumu söylüyor?

-Aponun en güçlü olduğu yerlerden bir tanesi Suriyedir. APO’ya   sen Rifat el Esat’la hiç görüştünmü diye soruldu.Onu inkar etti.Halbuki El Esat,Suriye Devlet Başkanı Hafız Esat’ın kardeşi.Özel güvenlik kuvetlerinin başında olan bir kişidir.Astığı astık kestiği kestiktir.Oğulları Waşington’da süper daireler alınarak okumaktadır.Suriye gizli servisinin başı olarak Suriyede kuş uçurtmazlar.

Apo suriyeye dokunmadı.Örgütlenmesi,kasası ve özellikle arşivi suriyede.Apo ne konuşuyor.O zevzeklik yapıyor.Geyik muhabbeti yapıyor.Hepimizle matrak geçiyor.Bizimle alay ediyor.Hiçbir şey  söylediği yok.

Halbuki APO ,Kenya’dan  alınınca  çeşitli sorgulamacılar tarafından sorgulandı.Burada bir teknik husus arzedeyim.Siz bir sorgulamacı olarak PKK ve APO hakkında çok iyi bilgiler sahibi değilseniz.Hem  yeteri  bilgi alazsınız ve karşınızda ki sizin neyi bildiğinizi ve neyi bilmediğinizi,sizin bilgi ve cehaletinizi ölçme sansına sahip olur.Tabi  bu noktaları bilmiyorum.Ben devlet adına iyi bir sorgulama yapıldığı kanaatini taşımak istiyor ve taşıyorum.Çünkü  Türkiye’de  bu konuları çok çok iyi bilen kişiler vardır.İnşallah o kişiler tarafından sorngulanmıştır.

APO  SURİYE ;ABD VE İSRAİL HAKKINDA KONUŞMUYOR

-Sizce APO ‘nun açıklamaları içinde dikkat çeken bölümler nedir?

-Abdullah Öcalan,Teşkilatları hakkında bilgi vermiyor .Avrupa hakında bilgi vermiyor.Dikkat edecek olursak Suriye hakkında konuşmuyor.ABD hakkında konuşmuyor.İsrail hakkında konuşmuşyor.Bu benim dikkatimi çekiyor.

YENİ GÖREVİNE UYGUN DARANIYOR

-Peki bunun sebebi nedir.Niçin bu saydıklarınız için konuşmuyor?

_Biliyorsunuz.Şuanda bile  Türkiyenin  dışında bir oluşum vardır.  Celal Talabani ile beraber  Mesut Barzani’yi Waşingtonlara kadar çağırıp bir  Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) benzeri bir Muamele yapan ABD Dışişleri bakanı Metlin Olbrayt

onlarla bir çok şeyleri  konuşurken bizi  dışlamıştır.Türkiyenin içinde bulunduğu Ankara süreci çoktan askıya alınmıştır.

Benim dikkatimi  çekiyor.ABD’nin ilgisinin bu derece yoğun olduğu bir yerde Türkiye bir bakıma dışlanmışken PKK’nında kendisine göre duyumları vardır .Aynı  zamanda PKK’nın mustakbel görevleri için bazı elbiselerde biçilmiştir.Benden evel ve benden sonra diye bir görev  alınmıştır.

 

APO bunları  konuşmadı. Suriye hakkında da konuşmaması için özel nedenleri  olabilir diyorum.

-İsrail’in bölgede ki etkinliği ve ilgisi biliniyor. İsrail hakında bilgi vermemesi İsrail Gizli servsi ile çalışma içinde oldğundanmıdır?

-İsrail PKK konusunda daha çok Suriye iliştkileri nedeni ile   ilgilenmiştir.Çünkü israil istihbaratının milli hedefleri vardır.

Bu hedefler için istihbarat yapar.İsraillin son zamanlarda ABD ‘nnide destek ve teşviki ile Türkiye ‘ye yanaşık bir politika gütmeleri karşısında israilin ezeli ve ebedi kdost veya düşman olacaığı  tahmin edilemez.Zaten böyle  bakılınca yanlış olur.Eee Efendim orası bizim çok yakın ahbabımız.Yok öyle bir şey.Ulusal menfatlar vardır.Bu nu ortaya koyduğunuz zaman ulusal çıkar çatışması her zaman mümkündür.Olaylara  bu açıdan yaklaştığımız zaman eskiden bizim yaptığımız  hatada olduğu gibi   “Sam amcaya bakarak” hareket etme şeklinde bir dışpolitika bakışımız olmaması gerekir.

 - APO ,PKK ‘nın elindeki kaynakların 200 milyon doları buldğunu söylüyor.Bu paraları Türkiye elde edebilir mi?

-Kendisi her ne kadar isviçre  bankalarında pamamız var dedi .Ama kimler adına yatırıldığını söylemedi.

-Bu paraları nasıl öğrenebiliriz..?

-       Öğreneabiliriz.ABD’nin sattığı PROMİS denen yazılım proğramı vardır.Bu proğram ABD’nin savcılık soruşturmalarında da kullandığı çok kapsamlı bir proğramdır.Bu proğramı bir çok devletin gizli teşkilatları da satın almıştır.Ve çok büyük enayilik etmişlerdir.Çünkü ABD bu gün bu proğram vediğerleri ile düğmeye bastığı anda şifresine girer isviçrede kimin adına kaç para yatırıldığını veya  gerçekten bankada ise Suriye’de kaç para  bulunduğunu öğrenir.Bu işlerle ABD ‘de elektronik verileri toplayan NSA yani  CIA’dan ayrı çalışan amerikan milli istihbarat ajansı ilgilenmektedir.Bu kanalla  ABD bulur.

-       Peki Türkiye bulabilir mi?

-       (Gülürek)ABD verir mi?....Verebilir.

-       Bu paranın türkiye tarafından alınması söz konusu mu?

-       Alabilir.Törör parası diye ama İsviçre ve Suriye verir mi?Bunu sağlamak için ABD gibi güçlü olmak gerekir.

-       APO tükendi mi?

-       Apo pili bitti.Bana göre APO devre dışı kaldı.Ama mahkemede sanki devre dışı kalmamş ve hala bir misyon yüklenecek  güçte göstermeye çalışıyor. Şu anda APO’nun mahkemede  söylemiş olduklarını yaptıracak hiçbir gücü yok.

-       Zaten  işi bitmişti.Paketlenerek mi getirildi demek istiyorsunuz?

-       Yani  APO miadı dolmuş konserve gibidir.Hani konservenin altında yazar;Bu konserve şu tarihe kadar kullanılmalıdır.APO’da kullanıldı bitti.

-       Bundan sonra ne olabilir?

-       Plent et Rue isimli  katolik bir dergi vardır.O dergide” Kutsal savaş “diye  bir konudan bahsedilmektedir.Buna göre Ortadoğu ile Papa ilgileniyor.

-       Avrupa  islamiyetin cebeli tarıktan geçmesini istemiyor.Türkiyede bir müslüman ülkedir.Sen de haddini bil  .Müslüman isen kabuğunda otur.Seni Avrupaya kabul etmiyoruz.Çünkü Avrupa bir hırıstiyan topluluğudur.Seninle bir din uyuşmazlığımız varken seni bizim avrupa birliğine almamız mümkündeğildir.Onun için Yunanistan kabul etkmedi  meselesi geçerli değil.

-       Peki Devletler ittifaklarını dinlerine mi göre kuruyor?

-       Hayır .Ama  bu gün Avrupa İslamiyetten korkuyor.Korktuğu için bizi Avrupa birliğine sokmak istemiyor.

İtalya APO ile neden bize şantaj yaptı bu ülkelerle  NATO ‘da müttefik değilmiyiz?

-Şuanda Kosova’da beraber değilmiyiz.Efendim orası başka burası başka.Ozaman Türkiyenin çok iyi düşünmesi gerekir.Türkiyenin çok iyi devlet adamlarına sahip olması gerekir.Türkiye Apo meselesindede hatalar yapmışsa.bu devlet adamlığı hatalarınhdan kaynaklanmıştır.Olayı anlayamamışlardır.Askere  bırakmışlardır.Neden askere  veriyorsun.Sen beceriksizsen ve bu ülkenen yüksek menfaatlerini bilipte bir üst politika üretemiyorsan  senin ne işin var orada.

- Yani sorumluluk devlet adamlırınnın diyorsunuz.APO yargılanıyor .Ama  bukadar can ve malkaybına seseb olan  yetkililer var ise yargılanmaları gerekmez mi.?

-Net bir cevap vereyim. Bu gün  adam bir şirkette hata yapsa;kulağından tuttarak derhal dışarı korlar. İşine  son verir.Ne koç tutar nede sabancı tutar .Hatta ve hatta ve hatta başbakanlık yapsan bile atarlar.Örneği var bir tarihte Özal ,Sabancıda çalışıyordu.Sabancı   merhum Özallın işine son vermişti.

Ama bu kişiler devlete geldiği zaman da... Devlet kusuru göstermeyen bir örgüttür.Devlet hiç kimsenin kusurunu göstermez.Devlet kim devlet biziz.Onun için devlette kusur gsterilmez.Bunu  kişilere atfetmek çok güçtür. Ama somut olarak durulan noktalardan bazıları şu olmuştur. Bazı tesbitler oldu.

?Yani?

Oda şu.TC bürokrasisinde, her kesiminde APO ya sempati duyan kişiler oldu. Militan demiyorum.Sempati  duyan diyorum.Bunlar ibre ne tarafa dönerse o tarafa döndüler.Baktılar APO güç kazanıyor APO tarafına yöneldiler,güç kaybediyor.İbre gibi bir oyana bir bu yana sallandı gitti. Benim nazarımda kararsız adam kararlı  adamdan çok daha tehlikelidir.Çünkü hiçbir şeye yaramayan hainliğe yakın bir konumdadır.Zaten Apo ile örtülü savaşta  bizim en büyük zaafiyetimiz devlet bürokrasisindeki  bu kararsızlardan ve sempati duyanlardan geldi.Bunların tesbiti dediniz.Bunların tesbiti yapıldı. Tesbit edildi.İstihbarat bilgileri arasında bunlar var.Telefon görüşmeleride var her türlü şeyi de var.Kimler para verdi.Hatta hangi sanatçı hangi müteahit ne verdi bunlar var.

-Neden bunlar mahkeme önüne çıkarılmadı?

-Bunları bu kadar dallandırıp budaklandırdığınız zaman  da işin içinden çıkılamaz  biraz olayı toparlamak lazım. Onun için birazda lokalize ederek  işi yürüttüler.

-Bu arada APO bazı isimler verdi.Medya büyük gürültü kopardı .Buna nedersiniz?

-Apo sayın Erbakan ve Özal’ın ismini veriyor.Veriyor da ne yapıyor.Özal ile Celal talabani vasıtası ile konuştum.

Konuştun da ne  konuştun kardeşim.Sana ne dendi sen ne cevap verdin.Belki çok iyi niyetlerle çok iyi bir mesaj verilmiştir.

Belki  bunun sonu yok ,bırak mesajı verilmiş de olabilir. Bundan da tabi bir şey olamaz. Kan ve mal kaybını önlemek için iyi adım atılmış. Ama netice alınamamış bu belli.

-Bundan sonra ne olacak?

-Adam ne diyor? Adam bir takım siyasal açılımlardan bahsediyor.Atatürk millliyetçiliği diyor.Anayasal milliyetçilik.Anayasal vatandaşlık diyor.Tüm bunlardan Osmanlının toparlayıcılığı,örtücülüğüne vurgu yapıyor.Biliyorsunuz Osmanlının toparlayıcı,her kesi kucaklayıcı yapısı  kaldırınca adeta tüm  unsurlar açıkta kaldı.O  Osmanlı şemsiyesi kaldırılınca herkes ortada kaldı. Eskiden Osmanlı meclisi mebusanındaki milletvekillerine sorduğunuzda Rumu ,Arabı ,Ermenisi Türkü ve Kürdü osmanlıyım diyordu.Bu Neye benzer .Bu gün ABD  kongresindeki  senatöre sorduğunuzda Amerikalıyım demesi gibidir.Adam ben ispanyol,İngiliz vs demiyor Amerikalıyım diyor.Ortak nokta Amerikalılık.

Ben birine  nerelisin diye sordum hala unutmam bana nerelisin deme dedi.”Ben Amerikan uygarlık ve refahını paylaşan mutlu bir  amerikalıyım” dedi.İşte Amerikan vatandaşlığı sadece bun adayanıyor.Başka bir şeye dayanmıyor.

Bu ne demekir eğer  Amarika  uygar olmasa veben mutlu olmasam amerekan vatandaşı değilim ve Amerikalıyım demeyeceğim demettir.Bunlar olmasa adam irlandalı veya ispanyol köklerini arayacak onunla kendini ifade edecek.

Üzülrek söylüyorum bu kadar etnik kökenli insanlar var.Biz bayramlarda büyüklerimizin elini öperiz.Eğer kürt bayramlarda Türk babanın elini öpmüyorsa demek ki fakir babanın eli öpülmüyor demektir.Çünkü ABD’linin dediği gibi onun Türkiye den bir mutluluğu  paylaşacağı bir şey göremiyor demektir. Fakir devletin mutlu adamı olmuyor.Memuruda mutlu değil.Haliyle mutlu olan kimse yok.

Ancak siz Güney doğuyu Paris yapsanızda  APOya özenenler çıkacaktır .Bu günkü deyimi ile terör eylemlerine devam edeceklerdir. Ancak bataklığı kurutmuş olursunuz.Birde o bölgede aşiret sistemine bakmak gerekir .Adamın her türlü otoritesivar.Sanki küçük bir devlet .Aşiretin tek eksikliği para basmamış olmaktır,Yargısı ve egemenliği kendine göre .Bunu değiştirmek gerekir.Kendi nufuz bölgesi var.Devlet o nufuz alanına girdiği zaman onunla çatışıyor ve sıfırlıyorsun.Onun için  o aşiretteki  her hangi bir kişi gibi oluyor.O her hangi bir kişi olmayı hazmedemiyor. Sadece rahat olan aşiretin üst düzeyi ,Onların dışındaki fakir fukara çocukları  ben sana gösteririm diye dağa çıkıyor.Kolay kolay aşiretağaları PKK içinde yer almamıştır.

TELE -KULAKTA BÇG  İŞİ

-Birazda son günlerinde Tüm ülkeyi sarsan Tele_Kulak olayına girmik istiyorum.Siz bu konunun bir uzmanı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

-       Tele _Kulak skandalı Bir yetkinin su istimalidir.Bu gün Mit ve Emniyetin elinde ileri teknoloji ile donatılmış aygıtlar var ise bu sadece ve sadece Türkiye’nin yüksek menfaatleri için  oparasyonlarda kullanılması gereken donanımlardır.

-       Siz devletin yüksek menfaati için mi , yoksa BÇG gibi bir  çalışmanın gereği olarak dinleme yapıldığını düşünüyorsunuz?

-Bazı yetkililer diyor  diyor ki”sisteme girilmiştir ama dinlemek için değil denetlemek içindir “. Şimdi dinleyenlere soruyorum :size Cumhurbaşkanını denetleme emrini kim verdi.Bir partinin başkanını  ki bana göre tüm parti başkanlarının  hepsi eşit konumdadır veya bir milletvekilinin telefon sistemine girilerek dinlenmesini haydi size birileri söyledi. Bu bilgileri kime aktarıyorsun?.Bu bilgilerin öğrenilmesi devletin yüksek menfataleri için yapılan bir operasyonun gereğimi dir.?Bu adamlar devlete ihanet ettiler de bir süphe varda bir oparasyon içinde bunu yapıyorsunuz?

“Yok merak ettik de dinledik” bununla geçiştiremezsiniz.Size bu görevi kim verdi?

-Anlıyorum.Adres belli demek istiyorsunuz.Eskiden hep MİT dinliyor denirdi şimdi neden emniyet?

-Çünkü emniyetin elindeki elektoronik aygıtlar son model cihazlar.

ÖZEL HİZMET SUNMA MERAKI

-Bu işler yasalara rağmen nasıl oluyor?

Türkiyede bizim bazı  yetkililerimiz, siyasiler kendilerinden bir hizmet talep etmeden bazı özel hizmetlere talip olurlar. O andan itibaren iş yozlaşıyor. Özel hizmet sunmaya başlıyor. Misal: Bir ara  kendisine bir Akit’i dinlesene deniyor. O da   “Emredersiniz efendim” diyor.  Birde Ahmeti, Mehmedi dinle tamam diyor.Sonrada özel hizmet sunma merakı bitmiyor. İnşallah bundan sonra  bir takım kişiler özel hizmet sunmak için bir yerlere getirilmez.Özel hizmet sunmak isteyinlerin bu hizmetinden yararlanmak istemeyen kaç kişi vardır?İstemem yan cebime koy der.

TELE- KULAK ‘I DA CIA DİNLİYOR

-Yalnız bir korkumu söyleyeyim Yazılımı ABD den alındığı için bizim burda ki bilgi sayar ekranında görünne her hangibir bilgi anında NSA da ekranında olabilir.Yani  biz dinliyoruz diyenler bunu gözardı etmemeliler sadece  kendilerinin  bildiğini sandığı bilgiler Waşşington daki ekranada yansır.Başka ben ne söyleyeyim.

- Küçük kulakları  da büyük kulak dinliyor diyorsunuz.Çok teşekür ederiz  efendim.

Ben de teşekür ederim.

 

Röportajın fotoğrafları Hasan Karakaya Beyin E- mailine  “Gökdeniz “kodu ile  geçilecek

 

///////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

 

Her şey  BÇG’yi gösteriyor.  Bütün yollar” büyük kulak” CIA’ya  çıkıyor....!

 

Tele kulak  skandalı için Emniyet İstihbaratının  kurucusu Ergün  Gökdeniz’den şok açıklamalar...!

 

Tüm Türkiye’yi  sarsan  “Tele kulak”olayını  BÇG ‘mi yaptırıyor? ..Bu Gücü Kimden Aldınız?   Sorularına Gökdeniz açıklık getiriyor.

 

Gökdeniz: “ Bu bir yetkinin suistimalidir....Emniyetten deniyor ki sisteme girilmiştir. Ama dinlemek için değil, denetlemek için girilmiştir. Peki siz bunu hangi hakla yapıyorsunuz.

Müessese ve kişileri siz nasıl denetlersiniz. Cumhurbaşkanını denetleme emrini size kim verdi. Bence tüm partiler eşittir ama herhangi bir parti lideri veya herhangi bir milletvekilinin sistemine girdiniz. Peki bu bilgileri kime aktarıyorsunuz?

Bu bilgilerin öğrenilmesi devletin yüksek menfaatleri için midir? Hukuki alt yapısı hazırlanmış bir operasyon mudur?  Bu adamlar devlete ihanet mi ettiler? Bir şüphe mi vardı da, bir operasyona girdiniz? Bir operasyon başlattınız? Veya “biz merak ettik de dinledik” diyemezsiniz? Bununla geçiştirilemez. Bunun arkasında mutlaka birileri vardır. Bir hedefe yöneliktir. Yoksa kendiliğinden olan bir şey değildir.”

 

Gayesi özel hizmet sunmaktır. Peki kime sunuluyor bu hizmet?

 

Gökdeniz “Siyasilerimiz kendilerinden bir şey talep etmeden bazı kişiler bazı özel hizmetlere talip olurlar. O andan itibaren iş yozlaşıyor. Derhal özel hizmet sunuyor. Sonra bir ara diyor ki... filancayı dinleyin... emredersiniz efendim.  Şunu da  dinleyin .....Emredersiniz efendim.  Bazan iktidarlar ve güç odakları bazı yerlere kendilerine yakın isimleri getirerek  bu şekilde özel hizmet almak istiyorlar. Özel hizmet sunma merakınız olduğu zamanda soruyorum size özel hizmet sunmak isteyen kişinin özel hizmetlerinden yararlanmak istemeyen kaç insan vardır?” diyerek zaman zaman bu işe siyasilerinde girdiğini söylüyor.

 

Her yol CIA’ya çıkıyor...!

 

Gökdeniz”Emniyetin cihazından sizin şifrenize girildiği ve ekranda görüldüğü zaman, bilgisayardaki yazılım nedeniyle ABD deki pentagon veya National Cekullery Ejansıy (NCE)’nin Washington DC’deki bilgisayarında anında görülebilir. Çünkü yazılım oradan alınmıştır. Başka ne söyleyeyim. “diyerek konunun içerdeki bir takım odaklarla sınırlı olmayıp CIA’ya kadar uzannan bir zincirin halkası olduğuna dikkat çekiyor.

 

Şavaş hemen şimdi ayrıl........!

Bir tarafta emniyet içinde görevden alınmalar yaşanırken diğer yandan  “tele kulak” ile elde edilen bant kayıtları FP kapatma davasına delil  olarak Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş tarafından Anayasa Mahkemesi’ne sunuldu. Vural Savaş  Meclis tarafından “ihaleye fesat karıştırmaktan”düşürülen ANASOL –D hükümetinin Devlet Bakanı Güneş Taner  hakkında  ortaya çıkan kasetler için” ahlak ve hukuk dışı “ nitelemesi yapmışken kendisi aynı işin içine girdi ve hala makamını koruyor. Bu hukuk skandalı karşısında kamuoyu ve siyasi çevreler  Vural Savaş’tan onurlu bir davranış bekleyerek istifa etmesini istiyorlar.

 

Necati Çavdar/ ANKARA

 

“Tele- kulak’ skandalında gözler  BÇG ye çevrildi...    Bütün yollar” büyük kulak” CIA’ya  çıkıyor.

 

Tele Kulak diye adlandırılan  Başbakan, Genelkurmay, Erbakan  dahil çeşitli  kişi ve kurumların telefonlarının dinlenmesi tüm Türkiye’yi sarstı. Öyle bir sarstı ki ne hükümet proğramı, ne güven oylaması ne de bütçe kanun tasarısı konuşuluyor. Hepsini gölgede bırakarak gündeminin birinci sırasına oturdu.

Şavaş hemen şimdi ayrıl........!

Bir tarafta emniyet içinde görevden alınmalar yaşanırken diğer yandan  “tele kulak” ile elde edilen bant kayıtları FP kapatma davasına delil  olarak Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş tarafından Anayasa Mahkemesi’ne sunuldu. Vural Savaş  Meclis tarafından “ihaleye fesat karıştırmaktan”düşürülen ANASOL –D hükümetinin Devlet bakanı Güneş Taner  hakkında  ortaya çıkan kasetler için” ahlak ve hukuk dışı “ nitelemesi yapmışken kendisi aynı işin içine girdi ve hala makamını koruyor. Kamuoyu ve siyasi çevreler  Vural Savaş’tan onurlu bir davranış bekleyerek istifa etmesini istiyorlar.

 “Tele kulak” skandalını Emniyet İstihbaratının Kurucusu Emekli Vali Ergün Gökdeniz, Necati Çavdar’ın soruları ile Yeni Dönem’e yorumladı ve dinlemeyle ilgili ayrıntılı bilgiler verdi.

 

Bir Yetkilinin Suistimalidir

 

Yeni Dönem -Sayın Gökdeniz Türkiye’yi sarsan “Tele kulak”la ilgili olarak sizin uzman olarak görüşlerinizi almak istiyoruz.?

-Bir yetkinin suistimalidir. Yani bugün Emniyetin, MİT’in elinde ileri teknoloji ile donatılmış aygıtlar var ise bu sadece ve sadece Türkiye’nin yüksek menfaatleri için kullanması gereken operasyonlarda kullanması gereken elektronik donanımlardır.

BÇG ‘mi yaptırıyor? Bu Gücü Kimden Aldınız?

 

-Basına yansıyan ve emniyetteki görevden almalarla görülüyor ki herkes dinleniyor,  bunu kim adına yapıyorlar?

-Evet. Emniyetten deniyor ki sisteme girilmiştir Ama dinlemek için değil.  Denetlemek için girilmiştir. Peki siz bunu hangi hakla yapıyorsunuz. Cumhurbaşkanı, başbakanı ve genel kurmay gibi müessese ve kişileri siz nasıl denetlersiniz. Cumhurbaşkanını denetleme emrini size kim verdi. Bence tüm partiler eşittir ama herhangi bir parti lideri veya herhangi bir milletvekilinin sistemine girdiniz. Peki bu bilgileri kime aktarıyorsunuz?

Bul bilgilerin öğrenilmesi devletin yüksek menfaatleri için midir? Hukuki alt yapısı hazırlanmış bir operasyon mudur?  Bu adamlar devlete ihanet mi ettiler? Bir şüphe mi vardı da bir operasyona girdiniz? Bir operasyon başlattınız? Veya biz merak ettik de dinledik diyemezsiniz? Bununla geçiştirilemez. Bunun arkasında mutlaka birileri vardır. Bir hedefe yöneliktir. Yoksa kendiliğinden olan bir şey değildir.

Zaman zaman gazetelerde yazılar çıkıyordu. Tüm telefonlar dinleniyor diye. Çünkü dinlenmeyen politikacının kalmadığı anlaşılıyor.

Gayesi özel hizmet sunmaktır. Peki kime sunuluyor bu hizmet?

 

-Olay bu kadar vahim ama niçin oluyor?

-Emniyet siyasallaşıyor deniyordu. Emniyet teşkilatı, bizim polisimiz ama siyasilerimiz kendilerinden bir şey talep etmeden bazı kişiler bazı özel hizmetlere talip olurlar. O andan itibaren iş yozlaşıyor. Derhal özel hizmet sunuyor. Sonra bir ara diyor ki...filancayı dinleyin... emredersiniz efendim.  Şunu da  dinleyin .....Emredersiniz efendim.  Bazan iktidarlar ve güç odakları bazı yerlere kendilerine yakın isimleri getirerek  bu şekilde özel hizmet almak istiyorlar. İnşaallah bu dönemde de yine bir takım kişiler özel hizmet sunma hevesinde olmasınlar diye düşünüyorum.

Eğer, yine aynı kafayla gidilirse ki  bunu önlemeniz mümkün de değil. Özel hizmet sunma merakınız olduğu zamanda soruyorum size özel hizmet sunmak isteyen kişinin özel hizmetlerinden yararlanmak istemeyen kaç insan vardır?

İstemem yan cebime koyuver. Mutlaka isteyecektir. Ve arkası gelir.

Her yol CIA’ya çıkıyor...!

- Eskiden hep MİT dinliyor denirdi. Şimdi Emniyet dinliyor deniyor. Sizce sebebi nedir?

-Emniyetin elinde elektronik cihazlar yeni ve modern olduğu için bunlar orada daha çok  oluyor.

-Peki bu bilgiler sadece içerde mi kalır. Yoksa başka yerlere uzanır mı?

- Tabi ki sadece içerde kalmaz. Şunuda belirteyim bu işi yapanlar çoğu kez  ulaştıkları bilgiler kendileri ile sınırlı zanneder. Burada bir korkumu söyleyeyim. Emniyetin cihazından sizin şifrenize girildiği ve ekranda görüldüğü zaman, bilgisayardaki yazılım nedeniyle ABD deki pentagon veya National Cekullery Ejansıy (NCE)’nin Washington DC’deki bilgisayarında anında görülebilir. Çünkü yazılım oradan alınmıştı. Başka ne söyleyeyim.

 

-Sayın Gökdeniz söyledikleriniz çok önemli ip uçları veriyor. Peki insanlar hangi metodlarla dinlenir?

 

-Bunun için çeşitli metodlar  vardır. Bunun başında da taşınması ve yerleştirilmesi kolay olan “Bak” argo anlamı ile “böcek”denen   minik nesneler gelir. . Bunlar güneş pilleri  veya uzun ömürlü pillerle ama az enerji sarf eden küçük mikrofondur. Bunlar özelliklerine göre bir, üç, 10 km. gibi veriş güçleri veya sahaları vardır. Bu cihazlar kolaylıkla elektronikte gelişmiş firmalar tarafından her yerde ve sınırsız olarak satılmaktadır. Bunları dileyen istediği yerden temin edebilir.

-Bunlar nereye konuyor?

-Elektronik istihbaratta dinlenmek istenen bir yerden tam 144 yer vardır. Dinlenme yapılacak yerin 144 önemli yeri vardır. Dinlenme yapılacak bu yerin 144 noktasına değil de, yeteri kadar bir yer ve sayıda konur. Ancak kesinlikle bir tane konmaz da mutlaka birden fazla üç, beş gibi noktalara konur. Birisi arızalandığı veya bulunarak imha edildiği zaman diğerleri, yayınına devam eder.

 

-Bu “bak” lar  nasıl  tespit  edilir?

-Bu böceklerin tesbit edilmeleri mümkün ama hiç tesbit edemediğiniz böcekler de var.

Diğer cihazlara gelince cinsine ve kullanış gayesine uygun olarak  hacimleri  daha büyük olan cihazlardır. Bunlar çok kere sabit yerlere kurulur. Dinleme ve kayıt oralardan yapılır. Bunlar çok özel cihazlar olup ithal edilirler. İthalleri v denetimleri  hükümetin iznine tabi cihazlardır.

  Emniyetin elindekiler hükümetin iznine tabi olarak ithal ediliyor. Dolayısıyla bunların kullanımları da devletin denetimindedir. Görülüyor ki devlet içinde belli güçler bunları özel hizmet sunmak için kullanıyorlar.

 

-Bir de yine özellikle gazeteci Fehmi Koru ve Nazlı Ilıcak’ın konuşmaları ile Cep telefonlarının dinlenmesi gündeme geldi. Bunların dinlenmesi veya kaydı nasıl oluyor?

-GSM denen cep telefonların dinlenmesi için şifresinin çözülmesi gerekiyor. Bunun için de “decoder” denen şifre çözücüye ihtiyaç var. Şu bir gerçektir ki dünyada çözülmeyecek şifre yoktur.

Yapılmışsa kesinlikle çözülecektir. Bu cihazlar kapalı ve siz konuşmazken de sizin konuşmalarınız  GSM’lerdeki  akıllı kartların şifresine girerek bir şekilde alınabilir. O nedenle cep telefonları kapalı ilken şayet bataryası veya enerjisi kesilmemişse dinlenebilir.

ABD’de Ulusal Güvenlik Kuruluşu denen (NCE)’de her türlü dinlemeye girecek aygıtlar mevcuttur. Yeni geliştirilen tekniklerle her türlü konuşma ve resim elde edilebilmektedir. Bunlara misal olması için anlatıyorum. Bir CIA görevlisinin  duble ajan  olduğu tesbit  edildi. CIA  ve FBI  bu  görevliyi takibe alarak  FBI bu adamın bilgisayarına girdi. Bilgisayarından yayılan enerjiyi özel bir aygıtla çekerek, bu elektromanyetik dalgalar analiz edilerek kelimeler haline getirilip karakterize edildi. FBI bu ajanın bilgisayarına  depolayarak karşıya verdiği tüm bilgileri alabildi.

//////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

 

Çorum Belediye Başkanı  Prof. Dr. Arif Ersoy , Fazilet  Partisi’nin 18 Nisan seçimlerinden önce  ve sonrasında takip ettiği  politikalar konusunda Yeni Dönem’e şok açıklamalar yaptı.

OY KAYBINDA PARTİNİN KENDİ HATALARI ÇOK OLDU

Arif ERSOY : Milletvekili seçimlerinde Fazilet Partisi’nin aldığı olumsuz neticeyi  oransal olarak söylersek;  benim kanaatime göre  dış etkilerden çok iç etkenlerin payı daha fazladır.

Tahmin ediyorduk ki; parti bu 28 Şubat sürecini  lehte kullanır. Konjonktür bu duruma çok  çok  müsaitti. 28 Şubat süreci iyi değerlendirilse idi olumlu neticeler alabilirdi.

Bu düşük neticenin alınmasında ben dış etkenleri % 20 olarak sayıyorum. % 80’i ise partinin kendi içinden kaynaklanan etkilerdir.

 

Her şeyden önce partinin söylemlerinde sıkıntı oldu. Geçmişteki söylemler bir tarafa atıldı. Ama onun yerine yenileri konamadı. Tabanın alışık olduğu söylemler terk edildi. Fakat yerine de yenileri geliştirilip konulmadığı için partinin tabanı ve yerel bazdaki yöneticileri halka ne söyleyeceklerini tam olarak ortaya koyamadılar. Siz bir denbire onların önüne hiç çözüm getirmeyen sloganları korsunuz. Bunlarla onları tatmin etmemiş olursunuz ve o kitlenin kendilerine güvenlerini sarsmış olursunuz. Özellikle partinin öncü kısmı, yönetici kısmı bu konuda yeteri kadar güvence veremedi. Halkı harekete getiremedi. Biliyorsunuz. Seçimlerden önceki heyecan, güven ve geleceğe olan ümitle orantılı olarak artar.

 

 

PARTİ   YÖNETİMİ “GÜVEN VE ÜMİD VEREMEDİ”

Yeni parti proğramı gereken “güveni, çözümü ve geleceğe olan ümidi” veremedi. Mutlaka seçimden önce heyecan olması gerekir. Heyecanda “güven, çözüm ve ümide” bağlıdır. Bu üç konuda yeterli davranılamadı.

Hep ne olmadıklarını anlatmaya çalıştılar. Ne olduklarını anlatmalı idiler.

FP nedir? FP hareketi ne istiyor, nasıl bir Türkiye istiyor, nasıl bir demokrasi istiyor? Bu soruların cevapları net, açık bir şekilde ortaya konması gerekir.

PARTİDE PARTİ İÇ İDEMOKRASİ  YOK

FP’nin tabanı ile tavanı arasında yeterince bir diyalog sağlanamadı bu önemli idi. Bu parti içi demokrasidir. Taban ne istiyor, tavan ne söylemek istiyor. Bu anlatılamadı ve partinin üst düzey yöneticileri tabanın genel eğilimlerini listelerine yansıtamadı. Yansıtamayınca kendileri de tabana anlatmak istediklerini yansıtamadılar.

 

 

 

Necati Çavdar / ANKARA

 

 

Yeni Dönem: Kamuoyu yoklamalarında FP’nin % 25’in üzerinde bir netice alacağı görülüyordu. Ancak beklenen neticenin yerel yönetimlerde alındığı ve genel yönetimlerde alınamadığı ortaya çıktı. Siz bu sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Arif ERSOY : FP yeni bir parti. Yalnız, FP’nin dayandığı dünya görüşü ve hareket yeni değildir. Son otuz yıllık bir hareketin ve anlayışın devamıdır. Yani Türkiye Cumhuriyeti yeni bir devlettir, ama Osmanlı devletine dayanmıyor demek yanlış olur. Bu nedenle  FP de geçmişteki birikime dayanıyor. Parti olarak yeni bir partidir.

 

Doğrusu FP’nin bu seçimlerde % 23-24 dolayında oy alacağını tahmin ediyorduk. 98 sonları ve 99’un ilk aylarında yapılan anketler bunu gösteriyordu. Bu tahmin, mahalli seçimlerde doğru çıktı. Mahalli seçimlerde % 23 küsür oy alındı. Bunun sebebi de şudur: Halk, mahalli düzeyde FP anlayışını denedi, yapılanları gördü. Aşağı yukarı tahminlere yakın bir sonucu aldık.

Genel seçimlerdeki düşüşü biz dahili ve harici nedenlere bağlıyoruz. Yani parti içinden ve dışından kaynaklanan nedenler var.

OY KAYBINDA PARTİNİN KENDİ HATALARI ÇOK OLDU

 

Yeni Dönem: Sizce nedir bunlar?

Arif ERSOY : Milletvekili seçimlerinde alınan olumsuz neticeyi  oransal olarak söylersek;   benim kanaatime göre  dış etkilerden çok iç etkenlerin payı daha fazla. Dış etken olarak, 28 Şubat sürecinin yaşanması etkili oldu. FP, 28 Şubat sürecini lehte kullanabilirdi. Bu tarihimizde böyle olmuştur. Toplumumuzun kültürel yapısı böyledir. Yani, CHP’nin 1946’daki baskıcı  zihniyetine karşı 14 Mayıs 1950  tepkisi ortaya çıkmıştır. Halk, dayatmalara karşı bir reaksiyon ortaya koymuştu. 1960’dan sonra Adalet Partisi’nin, 80’den sonra ANAP’ın  ortaya çıkması da böyledir. Tahmin ediyorduk ki; parti bu 28 Şubat sürecini  lehte kullanır. Konjonktür bu duruma çok  çok  müsaitti.

Seçimlerden önce yolsuzluklar nedeniyle düşmüş bir hükümet sözkonusu idi. Ülkede uygulanan antidemokratik uygulamaların toplum üzerindeki olumsuz etkileri vardı. Nitekim CHP, 28 Şubat sürecinin gereği  olarak barajın altına düşmüştür. Dolayısıyla  28 Şubat süreci iyi değerlendirilse idi olumlu neticeler alabilirdi.

Genel seçimlerde düşük oy almamızın bir diğer nedeni de partinin sürekli kapatılma tehdidi altında bulunmasıdır.

Bu düşük neticenin alınmasında ben dış etkenleri % 20 olarak sayıyorum. % 80’i ise partinin kendi içinden kaynaklanan etkilerdir.

 

Yeni Dönem : FP’nin  kendi içinde hangi faktörler, seçimlerde düşük netice almanıza neden oldu?

 

Arif ERSOY : Parti, 28 Şubat sürecinin getirdiği konjonktürü iyi değerlendiremediği için, yeni duruma kendini adapte edemedi.

Her şeyden önce partinin söylemlerinde sıkıntı oldu. Geçmişteki söylemler bir tarafa atıldı. Ama onun yerine yenileri konamadı. Tabanın alışık olduğu söylemler terk edildi. Fakat yerine de yenileri geliştirilip konulmadığı için partinin tabanı ve yerel bazdaki yöneticileri halka ne söyleyeceklerini tam olarak ortaya koyamadılar.

Bir de, 28 Şubat süreci çözümsüzlüğü ortaya koydu. Bir bakıma geriye gidişti. Toplumların ileriye gidişi özgürlük ve demokrasiyle orantılıdır. Toplum ne kadar özgürleşirse, ne kadar demokratikleşirse, ne kadar katılımı artarsa topluma yeni gelişme ve dinamizm getirir. Sanayi inkılabından beri tüm toplumlarda bu böyle olmuştur.

Eğer toplum daha özgürleşiyor, daha üretken ve atılımcı oluyorsa bunda gelişme olur. Baskı ve dayatma toplumları durdurur, statikleştirir, geriye götürür. Dolayısıyla 28 Şubat süreci bir bakıma Türk toplumunu geriye götüren bir süreçtir.

Bu süreçten en olumsuz etkilenen parti FP oldu. Dolayısıyla partinin demokrasi, katılımcılık , ekonomik ve sosyal sorunların çözümünde daha net ve açık görüşlerinin olması gerekirdi. Parti, belki kısa zaman içinde kendini toparlayarak çözümler üretemedi. Halbuki bizim tabanımız diğer partilerin mevcut çözümlerini bilen ve o çözümlerin çözümsüzlük olduğunu anlayan bir tabandır.

Siz birden bire onların önüne hiç çözüm getirmeyen sloganları korsunuz. Bunlarla onları tatmin etmemiş olursunuz ve o kitlenin kendilerine güvenlerini sarsmış olursunuz. Özellikle partinin öncü kısmı, yönetici kısmı bu konuda yeteri kadar güvence veremedi. Halkı harekete getiremedi. Biliyorsunuz. Seçimlerden önceki heyecan, güven ve geleceğe olan ümitle orantılı olarak artar.

PARTİ   YÖNETİMİ “GÜVEN VE ÜMİD VEREMEDİ”

Yeni Dönem: Tabanın arzu ve isteklerini genel merkez ve parti yönetimi karşılayamadı mı?

 

Arif ERSOY : Yeni parti proğramı gereken “güveni, çözümü ve geleceğe olan ümidi” veremedi. Mutlaka seçimden önce heyecan olması gerekir. Heyecanda “güven, çözüm ve ümide” bağlıdır. Bu üç konuda yeterli davranılamadı.

Bir de bunu FP hareketinin geneli olarak düşünmek gerekiyor. Hep ne olmadıklarını anlatmaya çalıştılar. Ne olduklarını anlatmalı idiler.

FP nedir? FP hareketi ne istiyor, nasıl bir Türkiye istiyor, nasıl bir demokrasi istiyor? Bu soruların cevapları net, açık bir şekilde ortaya konması gerekir.

 

 Parti içi Demokrasi Yok

 

Yeni Dönem: FP’de parti içi demokrasinin olmadığını söyleyebilir miyiz? Bununda seçim neticelerine yansıması olmadı mı?

 

Arif ERSOY : FP’nin tabanı ile tavanı arasında yeterince bir diyalog sağlanamadı bu önemli idi. Bu parti içi demokrasidir.

Biz bilgi çağına girdik. Bilgi çağının özelliklerinden birisi şudur. Artık bilgi saklanan, bir karara bırakılan, korunan bir şey değil. Bir nevi bütün insanlığın ortak malı haline gelmiştir. Sürekli olmak elektronik hızla dünyaya kitle iletişim araçları, tv, radyo, bilgisayar, internet sürekli bilgi aktarıyor. Dolayısıyla tabanla tavan arasında bilgi akışkanlığında tıkanma oldu.

Taban ne istiyor, tavan ne söylemek istiyor. Bu anlatılamadı ve partinin üst düzey yöneticileri tabanın genel eğilimlerini listelerine yansıtamadı. Yansıtamayınca kendilerini de tabana anlatmak istediklerini yansıtamadılar.

Diyelim ki bu küskünler hareketi, seçimden çok az bir dönem içinde ortaya çıkmıştı. Burada parti üst düzey yöneticilerinin amacı ve bu hareketi desteklemekteki gayeleri anlatılamadı.

Hatta partiye karşı olan medyanın anlattıkları taban tarafından yankı buldu. Yansıdı ama partinin de dediği ortaya konmadı. Dolayısıyla burada partinin üst düzey yöneticileri ile taban arasında bilgi akışkanlığında kopukluk oldu. Tabandaki istekler yukarı yansıtılamadı.

 

Parti Aşırı Merkeziyetçilik Sergiledi

 

Parti ayrıca aşırı bir merkeziyetçilik sergiledi. Bu fevkalade yanlıştı. Aşırı merkeziyetçilik sanayi inkılabı öncesi sistemdir. Aşırı merkeziyetçi sistem demode olmuştu. Bu sistem belki askeriyede uygulanabilir. Bu sistem sivil hayatta uygulanması fevkalade yanlışlığa yol açar. Ve bilgi akışındaki olumsuzlukları ortaya çıkarır. Merkeze yakın olanlar, merkezden çıkan bilgileri kendi anladıkları gibi tabana yayarlar. Tabandaki arzuyu da, istemediklerini merkeze yansıtmazlar. Tabandaki şikayetleri, olumsuzlukları merkeze olmuş gibi yansıtırlar. Bu da merkezi yanlış karar almalarına yol açar. Dolayısıyla hem merkeziyetçi sistem partinin kitlelere ulaşmasını hem de heyecanını azaltır.

Antidemokratik diyebileceğim belki kendi partisine yönelik böyle insafsız bir eleştiri yapmış olurum ama, merkeziyetçi sistem demokrasiyle zıttır. Aşırı merkeziyetçi sistemde demokrasi gelişemez.

Türkiye’nin de bu gün en büyük çıkmazı dünya üzerinde benzeri olmayan katı kurallı merkeziyetçi bir sistem olmasıdır Ülke bunun için uluslar arası yarışta özlenen yeri alamamaktadır. Özellikle düşünce ve demokrasi alanında geri sıralarda kalmıştır. Rahmetli Özal, % 80’lerde ekonomide belli ölçülerde adem-i merkeziyetçiliği ön plana çıkarmakta idi. Türkiye bugün dünya üzerinde ekonomide de çok geri kalmış bir ülke olurdu. Ekonomide serbestlik, ekonomide dinamizme yol açtı. Ana tercihe siyasette merkeziyetçilik çelişkileri ve çıkmazları artırdı.

Türkiye’de genel sistemdeki merkeziyetçilik benzer şekilde bütün partilerde olduğu gibi bizim partimizde de vardır.

 

Yeni Dönem: Partide lider sultası mı var demek istiyorsunuz?

 

Arif ERSOY :  Partide tek bir lidere, tek bir kişiye yüklememek lazım. Bu merkeziyetçi yapının kendisi böyledir.

 

Parti Yönetimleri Polit Büro gibi

 

Yeni Dönem: Yani sanki partilerin üst yönetimleri tabiri caiz ise herşeye hakim bir “polit büro” olarak ortaya çıkıyor.

 

Arif ERSOY : Belki o sert eleştiri de bizim üslubumuza ters düşebilir ama Türkiye dünyanın en merkeziyetçi ülkelerinden biridir. Bizim partimizde de diğer partilerde de, bizim partimiz dersek haksızlık yapmış oluruz. Partilerimizde dünyanın en merkeziyetçi partileridir.

Bizim tabanımız bilgi bakımından da belli düzeye gelmiştir. Sorunların yerinde çözülmesini istiyor. Mesela burada aday yoklamaları yapıldı. Ben o zaman yurt dışında idim. Taban diyor ki bizi dinleyen sorunları eğilen insanları öne çıkaralım. Genel Merkez de tabii bu doğaldır diyor. Ama geliniyor burada yoklama yapılıyor. Yoklamanın neticesi o yörede açıklanmıyor, Genel Merkez’de açıklanıyor. Taban diyor ki; biz Genel Merkeze güveniyoruz Ama neden sonuçlar burada açıklanmıyor. Genel Merkezin dediği doğru idi ama burada açıklansa idi biz buna sahip çıkardık diyorlar. Gerçi  bu yoklama tarzı da tam demokratik değildi ama olsun, neticeler burada açıklansın isteniyor.

Partimizin kaybetmesinin nedenlerini şöyle açıklayabiliriz:

1- Partideki aşırı merkeziyetçilik.

2- Taban tavan arasında iletişim eksikliği

 

Yeni Dönem: Peki burada sormadan geçemeyeceğim. Taban il tavan arasında bir güvensizlik var mı?

 

Arif ERSOY : Merkeziyetçilikte güvensizlik herzaman vardır. Yani merkeziyetçilik iknadan çok korkuya dayanır. Halbuki demokrasi korkudan çok iknaya dayanır.

Türkiye Cumhuriyeti devletinde de bu vardır. Vatandaşa güvenmiyor, vatandaşı serbest bırakırsak yanlış yapar diyor. Bu fevkalade yanlıştır. Sosyolojik bir kuraldır. Toplum ne kadar serbest bırakılırsa toplumun doğruyu ve makula gitme şansı daha artar. Toplumun ne kadar merkezileştirilirse toplumun yanıltılma şansı daha da artar. Devletin kendini güvende hissetmesi adem-i merkeziyetçiliğe bağlıdır.

Bunu ABD ikiyüz sene önce keşfetmiştir. 1776 Anayasasında vardır. İngiltere’ye karşı devleti güçlendirmek için adem-i merkeziyetçilik sistemini getirmişlerdir. Dolayısıyla bir devletin gücü topluma güvenmekle olur. Devletin gücü silah ve askere bağlı değildir. Öyle olsa idi dünyanın en güçlü devleti Sovyetler Birliği olurdu. Dünyanın en güçlü ordusuna ve silahına sahipti, her taraftan kaleler gibi çöktü. Öyle istihbarat teşkilatı var idi ki heryeri kontrol edebiliyordu. Kartondan aslanlar gibi çöküşünün nedeni devlet hiçbir zaman halka güvenmemiştir. Dolayısıyla güçlü devlet halkla bütünleşen devlettir.

Güçlü parti de tabana dayanan partidir. Partinin heryerde teşkilatı olabilir, ama tabanla bütünleşmemişse ufak bir sadme ile, sarsıntı ile gücü sarsılır.

Aslında biz geçmişte bu tabana çok güveniyorduk. Partimizin kuruluşunda bir hata yaptık. Hatanın kaynağını tam bulmuş değiliz. Şunu savunduk belki de “tabanın dediğini yaparsak sıkıntı olur” Tabanın dediğini yapaydık ben inanıyorum ki % 27 oranında en az oy alırdık.

 

Yeni Dönem: Özellikle seçimlerden önce bir kanaat dile getiriliyordu. Parti kendi büyüklüğünden çekiniyor. Daha az sayıda milletvekili ile temsil parti için faydalı olur gibi bir düşünce gerçekten var mıydı?

 

Arif ERSOY : Ben bir parti mensubu olarak ve konuya iyimser bakan biri olarak benim bunu kabul etmem mümkün değil. Hiçbir makul ve mantıki düşünen hiçbir parti yönetimi kendi partisinin küçülmesini istemez.

 

Yeni Dönem: 28 Şubat sürecinin getirdiği bazı sıkıntılar üzerimizde. Biz seçimlere ........... belirsiz girelim de oy oranımız düşerse lehimize olur şeklinde bir düşünce olabilir mi?

 

Arif ERSOY : Bu söyleniyordu ben buna şahsen katılmıyorum. Böyle bir şey yoktur. Varsa bu fahiş bir hatadır. Partiler eğer iktidarı hedefliyorlarsa her an büyümeyi gaye edinmelidirler. İktidar demek kitleler tarafından desteğinin artması demektir. Esas iktidar budur. Efendim ben bir gurup insanlarla işbirliği yapayım, dolaylı yoldan iktidara gelemim. Bu çok yanlıştır. İktidar, esas iktidar, halkın desteğidir.

Türkiye’de egemen güçler var. Görünmeyen güçler var. Bence bunlar fazla bir anlam ifade etmiyor. Bunların karşısında halkın desteği olmadığı için anlam ifade ediyor. Halkın desteğine mazhar olursanız esas iktidarın kaynağı, güç sahibi halktır. Halk arasında ne kadar çok taraftarınız olur ise o kadar iktidara yanaşırsınız. Türkiye’de böyle bir halk desteği olmadığı için gizli güçlerden bahsediliyor. Yer altı dünyasından başka şeylerden bahsediliyor. Şahsen ben böyle komplo teorilerine fazla itibar etmiyorum.

Benim bakışım şudur. Eğer halkın gücüne iktidarı dayandıramıyorsanız mutlaka o iktidar belli bir gurubun denetimi altındadır. Bu gurup belki 500 belki 300 belki daha azdır. Buna karşılık ülkeyi demokratikleştirmenin tek yolu geniş kitlelere dayandırmalı. Geniş kitleler tarafından desteklenmenin yolu; fazla teorik de değil net, açık v esamimi olarak söylemlerinizi ortaya koymaktır.  Yani kitleler hiçbir zaman “Doğru” kitleleri harekete geçirmek için en büyük güçtür. Onun için peygamberlerin ne parası vardır, ne orduları vardır., ne organize güçleri vardır, ama peygamberler yaşadıkları çağın doğrularını “yalın, net ve açık” bir şekilde kitlelere anlatmışlardır. Önce bu gerçekler alay konusu olur. Sonra o gerçekler ambargoya tabi tutulur. Sonra pazarlıklar konusu, sonrada tehdit konusu olmuştu. Ama hiçbir zaman doğrudan taviz vermemişlerdi. Sonra da kitleler fevç fevç peygamberleri takip etmişlerdir. Filozoflarda böyle olmuştu. Dolayısıyla benim kanaatim bizim en büyük eksikliklerimizden birisi de söylemlerimizi net, açık ve samimi bir şekilde ortaya koymamamızdır.

 

Yeni Dönem : FP kitlelerle buluşamaması ve onlara yeniden ümit olmanın siz FP’nin ne yapmak istediğini kararlı bir şekilde ortaya koymasına mı bağlıyorsunuz?

 

Arif ERSOY : Sadece FP için demiyorum. Türkiye çok sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Tarih içinde bir çok devlet kurulmuş,bir çokları çökmüştü.

Devletlerin çöküş belirtileri vardır. Bu çöküş belirtilerinden ders alınarak gerekli dersler alınmazsa, devletin çöküşü kaçınılmazdır. Bunlar sosyolojik tarihi olaylardır.

Türkiye’de yaşanan bugünkü hadiseler adeta bir çözülme ve çöküş belirtileridir. Dolayısıyla bu meseleler a veya b partisinin meselesi değil. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurtuluş meselesidir.  Hepimiz bu geminin içindeyiz. Türkiye’de bu baskı, dayatma, haksızlık ve yolsuzluk bir çöküp alametidir. Hangi parti olursa olsun bu gidişi durdurmalıdır. Bununda yolu “net, açık, şeffaf” çözümler; kitlelere benimsetmektir. Yani Türkiye’yi önümüzdeki 10 yıl içinde kurtuluşa götürmenin yolu Türkiye’nin demokratikleşmesidir. Türkiye’de şeffaf, katılımcı bir demokratikleşme sürecinin ortaya konmasıdır. Benim kanaatim 18 Nisan seçimlerinden sonra bunu ortaya koyacak görüntüde hiçbir parti yoktur. Ancak bunu sağlayacak en büyük potansiyel FP'’e vardır.

 

FP Yeniden Yapılanmalıdır

 

Yeni Dönem: FP bunu nasıl başarabilir?

 

Arif ERSOY : FP şu noktada bir defa kendisi yeniden yapılanmalıdır. Türkiye’nin yeniden yapılanmaya ihtiyacı var ama. Bunu gündeme getirmek için bir siyasi parti ve hareketin kendisinden başlaması lazım. Onun için Tansu hanımın bir ara II. Demokrasi hareketini heyecanla işlemek istedik ama gördük ki konuşulanla yapılan aynı değil. Bülent Ecevit’in savunduğu demokrasi ile uyguladığı aynı değil.

Mutlaka kitleler eylemleri il düşünceleri birbirini bütünleyen, önderlerin peşinden giderler. Kitlelerin tümünü kandırmanız mümkün değildir.

18 Nisan seçimlerinden sonra ortaya çıkan tablo bir tehlikeyi ilan ediyor. Diyor ki ülkede tehlike var. Bu tehlikeyi gidermek için proğramı net olan eylemi ile söylemi birbirini tamamlayan bir harekete ihtiyaç vardır. Bunu kim çıkartırsa bu ilerde kârlı çıkacaktır.

DSP’nin MHP’nin oylarındaki artış diğer partilerin eylem ve söylemlerindeki çelişkilerden kaynaklanıyor. Kitleler DSP ve MHP’ye belli ölçüde kredi verdiler ama bu yeterli bir kredi değildir. Hala diğer partilere şu ikazda bulunuyor.

CHP’nin bu şansı kaybettiğine inanıyorum. CHP’yi devre dışı bıraktı.

Ama diğer partilere özellikle FP’ye şu mesajı veriyor. Sana bir şans daha veriyorum. Toparlan söylem ve eylemini bütünleştir. Kendini yeniden yapılandır. Eğer öyle yaparsan gelecekte seni tekrar işbaşına getiririm. Bunun bir belirtisi de bak merkez kendini düzeltmedi ama, belediyeler bu konuda belli ölçülerde başarılı belediyeleri destekliyorum ama, merkezi de ikaz ediyorum. Zira biz demokratikleşme açısından eylem ve söylemimizi bütünleştiremezsek CHP gibi oluruz. CHP’nin en büyük sıkıntısı, söylemi çok güzel, eylemi çok kötü. Dinlerken CHP’lilere hayran oluyorsun, ama yaptıklarına bakıyorsunuz, sıkıntı duyuyorsunuz. Eğer eylem ve sözlerimizi bütünleştiremezsek FP’ye verilen bu krediyi kaybederiz. Ben bu endişeyi hala taşıyorum. Bunun içindeki bu parti disiplinine aykırı değildir. Bu görüşlerimizi her platformda söylüyorum.

Ülkemizin ve partimizin çıkarları için özellikle partinin yönetim kadrosunda bu görüşleri dile getirmeliyiz. Mevcudu değerlendirmeliyiz. Türkiye’nin son 150 yıllık, Fazilet hareketinin 30 yıllık tarihini iyi analiz etmeliyiz. 11 aylık 54. Hükümet dönemini ve 28 Şubat sürecinin bu güne kadar olan bölümünü iyi tahlil etmeliyiz. Bu tahliller bugün nerede olduğumuzu ortaya koyacaktır. Bu tahlillere dayanarak bir paket program hazırlamamız gerekir. Bu paket programı demokratik olarak şeffaf olacak, katılımcı ve kalıcı olacak.

 

Yeni Dönem: Partide çok başlılık, partinin yönetimi ile bir üstün çatışmanın bu başarısızlıkta payı nedir?

 

Arif ERSOY : Burada şunu itiraf edeyim. Eğer bu konuda bir açıklama yaparsam duyumlardan hareket etmiş olurum. Ben taşrada bir belediye başkanıyım. Partinin üst yönetiminde görevim yok. Müsaade ederseniz. Bu konuda birşey söylemeyeyim. Net bilgiler olmadığı için fazla konuşmak istemiyorum. Ama bu tür söylentiler halk arasında söyleniyor. Fakat benim kanaatime göre buda doğru değildir. Kim yönetici ise sorumluluk onda olmalıdır. Sorumluluğu kime veriyorsan yetki ona ait olmalıdır. Yani sorumluluğu Ahmed’e veriyorsan yetkiyi ona vermiyorsan bu yanlıştır. Bu hem bizim dünya görüşümüze göre yanlıştı. Hem de demokrasi açısından yanlıştır.

 

Yeni Dönem: Zaman zaman zikzaklar görülüyor. Mesela milletvekilleri listeleri oluşturulurken, seçilecek yerlerden başörtülü aday konmayacak dendi. Ama sonar listelerde yer aldı. Bu tür çelişkilerin genel merkezden kaynaklanmadığı ve başka odakların devrede olduğu yönünde geniş kanaat var

 

Arif ERSOY : Yani sorumlu kim ise yetki de onda olmalıdır. Davul kimde ise tokmakta onda olması gerekir. Aksini savunursak mevcut çelişkileri eleştirme hakkımız olmaz. Biz diyoruz ki TBMM milli iradenin tecelligahıdır. Öyle de olmalıdır diyoruz.  Sonra da çıkıp diyoruz ki meclis iş yapamıyor. Peki kim iş yapıyor? Meclisin dışındaki çevreler iş yapıyor. Bunu böyle yaparsak eleştiremeyiz ve çözüm getiremeyiz.

Mutlaka çözüm getirenler önerdikleri çözüme göre kendilerinin hareket etmesi gerekir.

 

Yeni Dönem : FP 18 Nisan seçimlerinden önce mecliste en büyük guruba sahip bir parti idi. FP o dönemde Ana muhalefet partisi olduğu zaman bunun sorumluluğunu yeterince yerine getirebildi mi? Yine Ana muhalefet Partisi bu kez de görevlerini yerine getirmesi için önerileriniz nelerdir?

 

Arif ERSOY : FP seçimlerden önce program ve prensiplerini tam ortaya koyamadığı için 55. Hükümetin yaptığı çelişkileri için dezavantaj olarak görülmesine rağmen, hem bu süreç hem de 55. Hükümet FP için bir avantaj idi.

Çünkü 55. Hükümet adeta uzaktan kumanda ile kurulmuştu ve birçok yolsuzluklara karışmıştı. T.C. tarihinde ilk defa bu hükümet meclis tarafından yolsuzluklardan dolayı düşürülmüştü. Onun yerine de dünya demokrasi tarihinde 61 kişilik bir parti ile iktidar oldu. Adeta emanetçi bir iktidar.

FP bir program ve çözüm ortaya koyarak bir seçime gidemedi. Bunları değerlendiremedi. Ana muhalefet partisi idi. Ana muhalefet partisi görevini tam yerine getirse idi, demokratikleşme konusunda söylemlerini net ortaya koysa idi, farklı netice elde edecekti. FP hep savunmada geçti. Halbuki FP’nin kendini savunacak bir şeyi yoktu. 55. Hükümetin ortakları kendisi savunması gerekirdi. Yapılan ithamların çoğu da FP’nin kendisine değil hayali bir tehlike oluşturulmuş o tehlikeye yönelik eleştiriler idi. O tehlikelerin FP ile özdeşleştirilmemesi gerekirdi.

Ama FP kendisini adeta o tehlike imiş gibi görerek sürekli savunmada bulundu.

Savunmada bulunan insanlar alternatif koymaya vakit bulamazlar.

 

Yeni Dönem: Yani kapatılma psikolojisi içinde kendini ifade edemedi mi?

 

Arif ERSOY : Evet. Kapatılma psikolojisi içerisinde idi. Dolayısıyla ana muhalefet partisi olarak yeterince performansı ortaya koyamadı. Bunun nedenleri arasında yeni kurulması, tam toparlanmasının yanında yeni eski diye bir durumda oldu. Yani parti üst düzey yöneticilerinin hepsini mi yenilemeli idi. Diğer milletvekillerinden ne kadar almalı idi. Bu konuda sıkıntılar yaşandı. Tam bir entegre parti olarak parlamentodaki gurubu ile uyumlu götüremedi. Seçimlere bu şekilde girildi. Bu durumda güven ve heyecanı veremedi, güven ve heyecanı üretemedi.

18 Nisan seçim sonuçları vakit kaybetmeden değişik platformlarda tahlil edilmeli. Yine vakit kaybetmeden partinin programı, söylemleri geleceğe yönelik demokratikleşme ve ekonomik modelini ortaya koyması gerekir.

Bu konularda diğer partilerden öne çıkmalıdır. Türkiye’de çözümsüzlük talihsizlik olarak Türkiye’nin önünde durmaktadır. Bunu hangi parti ortaya koyarsa öne çıkar. Tekrar ediyorum. FP’nin bunu ortaya koymaya güven daha fazla yeterlidir. Müktesabatı elverişlidir. Kitleler hala bunu FP’den beklemektedir.

 

Yeni Dönem: Seçim mitinglerinde gördüğümüz kadarı ile halk ekonomik meselelerden çok düşünce ve inanç hürriyeti gibi konularda daha heyecanlı tepkiler veriyordu. Siz bu bağlamda 312 den dolayı mağdur olan Tayyip Erdoğan ve inancı gereği başını mecliste de örtmek isteyen Merve hanıma FP yeterince sahip çıktığını düşünüyor musunuz?

 

Arif ERSOY : Meseleyi kişiselleştirmemek gerekir. Tayyip beyin uğradığı sıkıntı hepimizi üzmüştür. Ama mesele Tayyip beyin meselesi değildir. Mesele Türkiye’de baskı, dayatma ve insan haklarının ihlali vardır. Bir çok insanlar bu ihlallerle karşı karşıyadır. Anadolu halkı içinde yavaş işleyen, işlemeyen adalet mekanizmasından dolayı zulme ve haksızlığa uğrayan bir çok insan vardır. Biz sadece Tayyip beyi alırsak meseleyi daraltmış oluruz. O zaman Tayyip bey bir partinin elemanı olarak görülür. O partiyi sevmeyen ve o partiye antipatisi olanlar sanki Tayyip beye iyi olmuş gibi davranırlar.

Diğer  partiler açısından özellikle FP açısından da öteden beri belki geçmişten ta RP ve daha önceden bizim dünya görüşümüz, diğer ölçülerimiz insan hakları merkezli bir dünya görüşü vardır. Dolayısıyla haksızlığın hepsine karşı tavır koymalıyız. Tayyip beye yapılan bu haksızlık öncelikle Türkiye’de anti demokratik baskıların dayatmaların ulaştığı boyutları ortaya koymuştur.

Parti bunu önce genelde tam ortaya koyması gerekirdi. Yasal düzenlemeler, anayasada anti demokratik hükümlerin kaldırılması hususunda ta baştan beri bunu herkes için savunmalıdır. Eşber Yağmurdereli’ye bu haksızlık yapılırken o günde savunmalı idi. Bu da yeterince ortaya konmadı. Tayyip beyin olayı sadece FP’nin meselesi gibi yansıtıldı. Halbuki Tayyip beyin meselesi devletimize karşı işlenmiş bir hatanın göstergesidir. Devletlerin çöküş alametlerinden birisi de şudur. Suçluların meydanlarda dolaşıp alkışlanması, suçsuzlarında cezalandırılmasıdır. Tarihte birçok düşünür bunu devletlerin iflah olmaz çöküşünün belirtisi olarak ortaya koymaktadırlar. Tayyip beyin uğradığı mağduriyet T.C. devletinin tehlike içinde olduğunu gösterir. Tayyip beye bunu reva görenler devletin temeline dinamit koymaktadırlar .Yani devletin temeli adalettir. Tayyip beye bu cezayı verenler T.C. devletini adeta tahrip ediyorlar. Bu şekilde bu olay partinin her kademesinde ve her platformda ortaya konması gerekir. Aslında bu sadece FP’nin değil diğer partilerinde bu konuda, hissiz kalması bence Türk demokrasi tarihinde bir utanç meselesidir. Sadece Tayyip bey için değil tüm 312 mağduru düşünce suçluları içinde öyledir. Sadece Tayyip bey için çalışıldı ama onunla da bir yere varılmaz.

Hala bugün bile telefon dinleniyor. Erbakan hocamız ile Yasin beyin olayı hiç dile getirilmiyor. Bu çifte standart hemfikirde var hem karşı da var.

Çifte standartta devletin çöküş belirtisidir.  Devleti yönetenler kendi tebaları veya yakınlarına ayrı konuşurlar, halka döner ayrı konuşurlarsa bu devletin çöküş belirtisidir. Çifte standartta bir toplumun çürümüşlüğünün belirtisidir. Tele kulaklar için bir yandan soruşturma açıyorlar, bir yandan bazılarını görevden alıyorlar ama kimse demiyor ki bunlar suçlu da Yargıtay Başsavcısı nedir? Kimse onu söylemiyor. Sanki onun yapması doğal hak, küçük memurların yapması yanlıştır.

Güçlüler haksızlık yaparsa alkışlanır. Sokaktaki adamlar haksızlık yaparsa cezalandırılırlar. Bu da çelişkidir. Biz bunları ortaya koyamadık.

Aynı şekilde demokrasimizin çelişkilerinden biri de Merve hanım olayıdır. Merve hanım aday olsa veya olmasa mı idi veya Merve hanım ABD vatandaşı olup olmaması ayrı olaydır. Hele hele aday olduktan sonra yemin etmesi büyük bir çelişkidir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. T.C. mer’i yasalarına göre de gerekenin yapılması gerekir. Yasa varsa uygulanır. Yasa benim lehime ise iyi, değilse kötü diyemeyiz.

Ama oraya kadar gelmiş bir hanımın başörtüsüyle yemin etmesine engel hiçbir hukuki mesnet yoktur. Bir de başörtüsü inanç özgürlüğünün ötesinde bir insan hakkı meselesidir. Yani yeme, içme, barınma ve giyinme temel insan hakkıdır. Bu hakkın yapay hukuk kuralına bağlı olamaz. Bunlar yapay hukukla sınırlanamaz.

Siz düşünebiliyormusunuz ben ne yiyeceğim, ne giyineceğim, nerede barınacağım, başkası karışamaz. Evimin içine başkası karışacak bu olamaz. Bu açıdan savunulamadı.

İnanç nedir, inancın gereği nedir? Bunu hala anlamayan insanlar var.  Az gelişmiş insanlar var. Bütün yeryüzünde inanç meselesinin baskı altında tutulmasının fevkalade az gelişmişlik olduğu kabul edilirken biz de hala mantalite olarak gelişmemiş insanlar var Bizde hala inançla Mustafa Kemal Atatürk’le kanunu karşı karşıya getirmeye çalışan insanlar var. İnanç ve kanun karşı karşıya gelmez ki inancın ayrı alanı var, kanunun ayrı alanı var. Kaldı ki Merve hanımın başörtüsüyle yeminini engelleyen hiçbir kanun yoktur. Bu yeterince ve etraflıcı anlatılamadı.

Artık bu vatandaşlık olayı ile sona erdi. Merve hanım yemin etsin mi etmesin mi diye tartışmanın manası yok. Çünkü artık Merve hanım T.C. vatandaşı değil.

 

Yeni Dönem: Sizce partinin aday listelerinin hazırlanmasındaki sıralamaların ki bazı insanlar ya hiçbir yere konmadı veya bazıları da uygun yere getirilmedi. Bunun seçim sonucuna sizce etkisi nasıl oldu?

 

Arif ERSOY : Demokrasinin temel esprisi halkın arzu ve isteklerinin yönetime yansımasıdır. Dolayısıyla aday belirlemesi sırasında tabanın arzuları listelere yansımadı. Yansımasının da taban desteğini çekti veya herkes destekledi. Belli ölçüde de küstü. Tekrar ediyorum, bu aldığımız kredi sürekli kredi değildir. Artık bilgi çağına geçtik, ben buradayım. Dedem bu partide idi çocuklarımda bu partide olacak şeklindeki partizanlık yok.

 

Yeni Dönem: Veya şahsım emretti, o ne derse olur mantığı.

 

Arif ERSOY : İşte bu değişti. Dolayısıyla bazı arkadaşlar biz yeni partiyiz % 16 iyidir diyor. Ben bu görüşte değilim. % 16 bir kredidir.  Önümüzdeki dönemde demokratikleşmeye yeterince yer vermez. Tabanın istek ve arzularını yapılanmaya yansıtmazsak daha büyük sıkıntılar olur.

Parti bunu yapmaz ise marjinalleşmek ile Anaplaşmak arasında bir tehlike ile karşı karşıya kalır.

//////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

 

 

 

24 Anayasası” Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir .Millet bu hakimiyeti meclis eliyle kullanır “derken 196l ve 82 Anayasında ise  hakimiyetin meclisin yanında kurumlar eliyle de kullanılacağı belirtilmiş. Bu durumda 1960 Anayasası ile kurumlar hakimiyetini sağladı ve milli iradeye rağmen tüm çekilen sıkıntıların ana kaynağı bu deniyor. Türkiye’de sık sık müdahaleler oluyor. l960  darbesi sivil ve askeri cuntaların işbirliği ile asker ağırlıklı olarak gerçekleştirildi. Mustafa Kemal’in ortaya koyduğu  1924 anayasası bu cunta tarafından rafa kalrdırıldı .Garip bir durum olmuştu.Milli hakimiyeti getiren bu anayasa  Atatürkçülük adına ortadan kaldırılıyordu.Gerekçeyi  darbeyanlısı hukukçular sonradan buldu. “Meşruiyetini yitirmiş bir iktidara karşı direnme hakkınnı kullanan... “diye. 71 Muhtırası ve 12 Eylül darbesi emir komuta zinciri içerisinde oldu deniyor. İçinde yaşadığımız döneme 28 Şubat sürecide denen post modern bir darbe deniyor. Yani meclisin üzerinde bir irade var.Şu ana kadar bunu aşacak mekanizmalar geliştirilemedi. Sizce bu noktaya geliş sebebimiz nedir?

-Soru içirusunde zeten cevabı var.Şöyleki Türkiye de milli mücadele yapılırken Amasya  tamimini neşreden Mustafa Kemal ve arkadaşları orada şunu açıkça belirtmişlerdir.Milli iradenni emrinde silahlı kuvetler milli mücadeleyi yürütecektir.Onlar milli iradenin  emrinde her işi yürüteceklerini,bunun için Erzurum,Sevas kongrelerinin ve TBMM’nin toplanacağını belirtmişler ve arkası arkasına bunları fikir planından eyleme dönüştürerek gerçekleştirmişlerdir.Bunnunla HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLLETİNDİR denen TBMM’si meydana getirmişlerdir.

Mustafa Kemal’de  “Benim en büyük eserim TBMM ‘dir “demiştir.

 

 

TMMM ve yapılan milli mücadele  çok büyük olağan üstü şartlarda yapılmıştır. Birinci dünya harbinden malup çıkmış,çok büyük sıkıntılar içinde bu günkü sınırlar içindede değil sadece 15 ile sıkıştırılmış bir memleket haline gelmişti. Bu şartlar içinde milli mücadele yapılarak misakı milli sınırları içinde bir vatan meydana getirilmiştir.Bu başarıda o günkü  silahlı kuvetlerle,TBMM’sinin beraber çalışmasının ve birbirlerine büyük destek olarak milli mücadeleyi başarmalarının rolü vardır.

Bu günle kıyaslanmayacak bir mahrumiyetin olduğu dönemde ama milletin iradesiyle vatan ve millet kurtarılmıştır.

 

Elbetteki birden bire çok partili hayata geçmek mümkün değildi.Ama CHP yi  bizzat Mustafa Kemal kurdurmuş,1924 yılındada Amasya Tamimini yayınlarken beraber olduğu arkadaşların ki Kazım Karabekir ve Rauf Orbaylara Cumhuriyetçi Terakki Perver Fırkasını kurdurmuşlardır.Bu parti  bir süre sonra kapatımlmıştır.Daha sonra yine Mustafa Kemal’in çok yakın arkadaşı bulunan Ali Fethi Okyar budefa Serbest Fırkayı kurmuş.Oda sekiz ay sonra kapattırlımış.Bunun suçunu sadece kapatanlarda veya partileri açanlarda aramak mümkün değil.Çünkü Türkiye yeni yeni kendine gelmeye çalışan bir memleket idi.

 

 

Padişahlığın kaldırılması,Tevhidi tedrisak kanununun çıkarılması,cumhuriyetin ilanı gibi peşpeşe gelen değişikliklerle  ozaman buna karşı çıkanlar olmuş bunları  önlemek içinde 1924 Anayasası ile İstiklal mahkemeleri kurulmuştur.Bu istiklal mahkemeleri ilede inkılapların yapılmasına karşı reaksiyonların önlenmesi düşünülmüş.Tek partiyli hayat ikinci dünya savaşının sonuna kadar devam etmiş.1946 ocağında Demokrat partinin kurlmasıylada çok partili hayata geçilmiştir.1923den 1946yakadar açılan kapanan partilere rağmen Türkiye demokratik hayata geçememiştir.Demokratikleşmenin cumhuriyetten öncede denemeleri var.Fakat hiç birisi uzun ömürlü olma imkanına sahip olamamıştır.Demokratlaşma çalışmaları uzun sürmüştür.

 

Bunun en uzun ömürlüsünü Demokratlar gerçekleştirebilmiştir.Onlarda 1946 seçimlerinden sonra bölünmek zorunda kaldılar.Fakat buna rağmen 1950 dede Türkiyede ilk defa seçimle işbaşına geldiler.Bana göre 14 Mayıs 1950 bir partinin iktidara gelmesi,diğer partinin iktidardan gitmesi  değil.Kansız kavgasız milletin iradesi ile iktidar değişiklmiğinin yapılmasıdır.Burda parti meselesi ikinci plandadır.Ondan sonraki seçimlerde partiler denebilir.Fakat 14 Mayısta türkiyede  ilk defa milli  irade değişikliğini kansız ve kavgasız fikirden eylem planına çıkarmış olmasıdır.

 

Demokratlar büyük bir çoğunlukla iktidara gelmişlerdir. Bu gün o oranda bir oyu hayal etmek bile mümkün değildir.%53,3 oranında oy almışlardır. Ancak orada çok iyi bir davranışları olmuştur.”Devri sabık meydana getirmeyeceğiz”demişlerdir.Yani eski dönemin hesabını sormayacağız sözünü vermişlerdir.Mahkemeler kurarak  eski devrin hırsızlık ve yolsuzluklarını sorgulamamıştır.Bu da isabetli olmuştur.Gerçi demokratların bu tavrı garipsenmiş.hatta kendi parti tabanında DP  aleyhine istismar edilmiştir.Sonradan bu anlaşıldıki bu hareket doğru bir harekettir.Çünkü ne olursa olsun her hangibir siyasi harekele  istediğiniz kadar tarafsız mahkemelerde olsa  hesaplaşmasını yaptığınız zaman o siyasi  tarafların çıkan kararları benimseyip kabul etmesi mümkün olmuyor.Çünkü her şeye rağmen o mahkemelerden çıkan kararlar saf hukuki kararlardan çok siyasi maksasatlarlad anlaşılacağı için Demokrtların böyle bir şeye gerisin geri dönmemeleri  çok iyi olmuş idi.

AYDINLAR VE CHP

Ama ne yazık ki Halk partisi bu büyük ekseriyetle iktidarı devretmiş olmasına rağmen bunu hazmedemedi.O günden itibaren Türkiyenin z münevverleri  o %53,3 oyu kırsal kesimin ,cahillerin oyu şeklinde müteala ederek demokrasinin  fakir memleketlerde gerçekleşmeyeceğini iddia etmeye başladılar.

 

CEMAL KUTAY

Bir köylünün oyu ile bir profesörün oyu  eşit olamaz bu yöntemle kazanılan seçimler demokratik değildir ve böyle demokrasi olamaz.

İşte  bize nazaran o dönemden  yetişip geldiği içindirki  hala aynı teranede bulunmaktadır.

Halbuki   milli iradenin  tecellisi ancak milleti farklı mütelaya tabi tutmamaktır.Hoca şunu bilmemektedir. Türkiye’de yapılan seçimlerde onun cahil dediği halk seçimlerden  seçimlere demokrasiye çok daha sahip çıkmıştır.Ama münevver dediği kimseler çok daha lakayt davranmıştır.Mahalli idarelerde değişik renkteki seçim pusulalarını değişik zarflara atıldığı halde büyükşehirlerde bu oylar  hatalı kullanıldığı halde köylerde umimiyetle bu hata yapılmamıştır.Çünkü köylü  oylarına sahip çıkmıştır.Sandığa sahip çıkmıştır.

 

 

Nedense hep böyle söylenir aslında böyledi değildidir. Buna  karşılık 1966dan beri benim bir teklifim vardı.Oda serbest adaylık  daraltılmış seçim çevreleri ki altı milletvekilliğinden fazla olmamak şartı ile ve tercihli aday..Bu defada o aydınlar  siz  cahil vatandaşların oy hakkını elinden alıyorsunuz diye karşı çıktılar.

Halbuki nisbi temsilerde sandık başına gelen her seçcmenh evet damgasını vurmak suretiyle oy kullanır.Burada cahille  aydının oyu aynıdır.Ama mademki tercihte aydın olduğunu iddia eden adam  cahel kullanamıyorda kendi secmek istiyorsa o hakkın kullanımını ona verecektir.Niye ozaman böyle bir tercihin karşısına çıkılıyor.Türkiyede aydınlar hangi seçimin milletin bünyesine uygun olup olmayacağını ve bu şekilde ayrımlar yaparak daima şaşırtma yolunu tercih etmişlerdir.Bu yanlıştır.Türkiyede vatandaş hele 1946 dan beri göstermiştirki oyunu gayet bilinçli kullanmıştır.Hele bu seçimlerde mahallli idarelerle genel seçimler beraber yapıldı gördükki milletvekili seçimlerinde  kullandığı oyunun istikameti ile belediye ve ilgenel meclisinde kullandığı oyun istikameti birbirinden farklı olmuştur.Buda vatandaşın iddia edildiği gibi bilinçsizliğinin değil bilincinin işareti ve örneğidir.

CHP EZANIN ASLINA DÖNMESİ İÇİN OY VERDİ

Demokrat parti ilk defa bu şartlarda iktidara geldi. Türkiye’de  ilk defa işe Ezan_Muhammediyi aslına çevirmekle başladı. Fakat halk  partisi gurubuda demokrat parti ile beraber  Ezanın aslına dönmesi için oy kullandı. Ezana evet dedi. Ama ne yazık ki bu yönde oy kullanmasına rağmen hale bütün basın demokratları irtica kapı açmakla itam ederler. Halk Partisinin de onlarda ........ olduğunu mesele eder. Beraber olduğunu bildikleri halde bilmezden gelirler. Ayrıca demokrat parti memleketin fakru zaruretini yekene bildiği için anal vergisi diye bir vergi vardı ki ayakları üzerinden alınırdı, yol vergisi diye bir vergi vardı ki her 18 yaşını bitirmiş 60 yaşına kadar olan her erkek nüfustan alınırdı. Bunlarla da altı ...........ibaret yol vegisini yırtan....hayvan başına küçükbaşlarda 80 kuruş büyük baş hayvanlarda 2.5- 3 lira olan hayvan vergisini ödeyecek takarata sahip diğildi bide. Bunları kaldırarak başladı ve ilk taban fiyat politikasını uyguladı. Buda türkiyede tarımın gelişmesine ve vatandaşın yüzünün gülmesine sebebiyet verdi.

  _Yani kaynaklanan köylüye ve fakir kesime yayılması

  _tabi

  _Şimdi meselâ deniyor ki rantiye çok alıyor üreten kesim almıyor deniyor orda ters olmuş.

  _ozaman rantiyeci ........... yok. Ozaman rantiyesi olacak bankada faize para verecek adamın daha 950 lerde Türkiyede öyle bir sınıf yok. Orda ancak bütün şeyi ürettiğinin değerini alabilmesinin vatandaşa sağlandığı bir dönemdir o. İşte alt yatırımlara başlanmıştır. Yani bugünkü adıyla altyapılara yol baraj elektrik üretimlerine.... başlandığı dönem öylesine ki türkiyenin aydınları bu alt yatırımlara karşı çıkmış türkiyede çimento sanayinin karşısına çıkmış, şeker sanayinin karşısına çıkmış, elektrik üretilmesinin karşısına çıkmış türkiyenin bu hidro elektriklerin nerde kullanılacağını hesabını yapmaya çalışmıştır. Türkiyenin büyüyeceğinin hesabbını yapmayı hiçbir zaman düşünmemiştir.

  _Şuanda da dikkat ederseniz yani şeye dalıyorum soruyu bölüyorum biraz ama şuanda da aydınlarımız kalkınmayı üretimi tartışmıyor Feytullah Hoca nerede filanca nerede irtica avına çıktılar. 

  _ şimdi o tamamıyla ayrı ve basit bir konu. Şimdi o öyle bir şeyki bütün buralarda türkiyede maalesef bu şartlarda 1954seçimlerine gidildi. Bu şartlarda ve demokrat parti o seçimlerde de %56 oyla çıktı.

  _3 puan ilerde

  _4 sene sonra 1954 seçimlerinde %56 oyla çıktı. Yani bir liderliğiniz. ....... bundan daha muhim ....... olamaz..........milli irade ama gene de bunu da hazmetmedi. .......basını o günkü basına tepki.........buna hala kırsal kesimin oyları ve jaine...halkının oyları şeklinde muteala...  etmeye kakmışlardır ki bu tamamıyla yanlıştır. Türkiye de demokrat partiye elinden geldiği kadar  bütün gücüyle kalkınma hamlelerini devam ettirmiştir. 1957 seçimlerinde bir erken...  seçimlerine gidilmiş 57 seçimlerinde de gene demokrat parti %47olduğu için... oyla dönmüştür. Fakat bu dönüşte hatayı başka yerde aramaktan daha çok demokrat parti kendinde araması lazım gelirdi. Neden çünkü 67 ilin 42 sinde siyasi partiler kanunu olmamasına bugünkü gibi yargı denetiminde parti içi aday tespitleri bulunmamasına rağmen teşkilat kademelerinde aday tespiti yapmış fakat 7 seneden beri beraber çalıştığı bakan ve genel idare kurulu azası grup başkanı arkadaşlarından seçim çevrelerinde seçimi kazanamamış arkadaşlarını bu defa merkez yoklaması yapacağı 25 vilayete dağıtmıştır. Onlarında 19 unu seçim kaybetmiştir(kaydetmiştir). Bunun için oyu daha ziyade %47 olmaya çalışmıştır. Yani millet parti içi demokraside de partinin kendisine tabanına karşı gereken bilhassa... kıymeti hassasiyeti göstermemiş olmasından ötürü ona tepki olarak bu tezahürü ortaya koymuş ve merkez yoklamasına hazmedememiş 25 vilayetin 19unda  seçimleri kaybetmiştir......... ve ordan onun için %47 oyla çalışmıştır. Fakat buna rağmen 7 senelik iktidar yavaş yavaş yatırımlar senelerini vermeye yeni yeni başlıyor idi artık bundan sonra başlayan seçimlerde milli iradeyle demokrat parti  iptalden uzaklaştıramayacağını anlayan muhalefet halk partisi ve bu memleketin aydınları meseleyi artık tahritte  ve memlekette askari tahritte aramışlar ve mütemadiye bütün misbet hareketlerin karşısına geçerek onları kötülemeye... başlamışlardır. Teknik...   şöyle dursun hatta onunlada yetinmemiş Ankara , İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde yapılmış her inşaat bir demokrat partiye mal edilerek onu suiistimal eseri olduğu gibi gösterilmiş.1960 27 mayıstan sonraki yasada mahkemede değilse...bunların demokrat partilerle uzak yakın alakası olmadığı da  meydana çıkmıştır ama işişten geçmiştir. İşte burada.....bu şekilde itile itile 27 mayısın yapılmasına 27 mayıs 1960 daki askeri müdahalenin yapılmasına zemin getirilmiştir.

   ­­_Ben burda bir şey sormak istiyorum. Bu askeri müdahalemidir yoksa askeri kışkırtan askeri içeren... asker içinde  yapan çünkü ozamanın genel kurmay başkanı da içeri alınmış vaziyette.

    _işte şimdi bu öyle bir şey ki mutlaka askeri müdahale kumanda kanosu... içerisinde olmak zorunda. Bu hareket askerin müdahalesidir ve asker içinde yapılmış bir müdahaledir ve yapılan kurucu mecliste 150 kişilik kurucu mecliste 125 kişiyle hakim kadro olan halk partisinin şimdi diyeceklerdi ki nerden böyle 175... 75 kişiyle halk partisi fiilen meclise girdi duruşma meclise. Millet partisi ozaman 25 kişiyle girdi geri kalan 50 kişide proktesiden veya değişik çevrelerden getirilmiş olmasına rağmen halk partisi .....kişilerdi. Bunu  zaman zaman kendi..........dokunsada itiraf etmişlerdir. Halk partisi kahir ekseniyette  kurucu meclisine hakimdir diye. Şimdi halk partilerinin hakim olduğu kurucu mecliste seçim kanunları onlar zamanında yapılmış anayasa onlar zamanında yapılmıştır. Bu şekilde yapılan kanunlarla ve kanunun anyasanın birparçasına şu hüküm konulmuştur hukuka ve anayasaya aykırı tutum ve davranışı ile meşrutiyetini...            kaybetmiş iptale karşı. Direnme hakkını kullanarak Türk milleti adına yeni yeni... barış devrimi yapılmıştır. 64’e kadar. Eğer hakikaten milletin adına yapılmış ve millet bunun böyle olmasını istiyor idiyse anayasayı da bunlar yaptıklarına göre seçim kanunlarını da kendileri okuduklarına göre telaşlanmalarına mahal yoktu. Ama ne yazık ki 1961 seçimleri anayasanın bir parçasında ki bu hükmü benimsememiş halk partisinin karşısında adalet partisi yeni türkiye partisi cumhuriyetçi.......millet partisinden 277 milletvekili 114 senatörü ozaman meclis iki taneydi gelmesine imkan dahile... sokmuştur hemde ekseri stprik... kanununa göre değil barajlı nispi temsil stre senedolu tesislerini arardık. Demek ki millete mal olmuş olsaydı millet onlarla beraber olacaktı. Demek ki millet bu istikamette olduğuna göre millet onlarla beraber değildir ve anayasanın diye başlığına varan bu hüküm yanlıştır. Tabi bu şartlarda ama 1961 anayasası işteburda başlıyor dediler. Askeri müdahalenin........... yapılmış olduğu içindirki anayasada türk silahlı kuvvetlerin lehine bazı hükümler anayasaya girmiştir. 1.milli birlik komitesinin tabi işareti olmaz  2. Milli güvenlik kurumunun kurulması 3. Genel kurmayın başkanının milli savunma kamunundan alınıp başbakanlığa bağlanması 4. Milli güvenlik grubu zamanınındaki idaresi zamanınındaki hakkında herhangi bir anayasa  aykırılık iddiası kanunlarda ve uygulamalardada suç duyurusunda bulunulmayacağı hükmü getirilmiştirki bu 1980’den sonra da bu hükümler aynen muhafaza edilmiş yalnız tabi senatörlük kademeli senatörlük yerine cumhurbaşkanının referandumla anayasa referandumuyla seçilmiş olması ve konseyin  diğer üyelerinin de cumhurbaşkanı muavini olmaları referandumla bağlanmıştır ki bu da hiçbir demokratik memlekette görülmesi mümkün olmayan  bir seçim şeklidir.Bunuda yeri gelmiş alkış sarmıştır  ama tamamıyla yanlış bir harekettir  ki  kendi illerinin yaptıkları 82 anayasasındaki hükmede intiza    gösterip  mecliste seçilmeye dahi razı olamamışlardır.   Ve %92..... ile de  cumhurbaşkanı seçildim diye    Kenan Evren Paşa övünebilmiştir  bu memlekette Anayasanın referandumda kabulü başka şeydir  ama cumhurbaşkanı seçilmek meselesi tamamıyla farklı bir  muameledir. Ama ne yazık ki zaman zaman  inanlar bunu yalnız onlar yapmıyor başkaları da  yapıyor1989 da                       

     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

xxxÖzal’ın cumhurbaşkanı olmasına  itiraz ederek  ,Cumhurbaşkanını halk seçsin diyerek Anayasa değişikliğini imzaya açan Demirel 1993de Turgut Özal  vefat edince bu sefer o iddiasından tamamen vaz geçti.Seçimlerden geleli henüz iki sene olmuş ve daha üç yılı bulunan bir mecliste bu defa dördüncaü turda salt çoğunlukla Cumhurbaşkanı seçilemezse mmeclis seçimlere gider  anayasa hükmünden istifade ile ve SHP Genl başkanı Erdal İnönü’nünde sırtına binerek köşke çıkmıştır.Maalesef yalnız askerler değil sivillerde  ellerine geçen fırsatı istedikleri gibi kullanmak ve  ogün kullandıkları fırsat bu gün ihtiyaçlarını karşılamıyorsa bu defa onun aleyhine olmaktan insanlar uzak kalamıyorlar.İşin tuaf tarafıda budur buna dikket etmek lazım.

 

 

27 Mayıs l960 hareketi asker kumanda konseyi içerisinde yapılmamıştır. İhtilalcilerin içlerinde en büyük Rütbeli olanı Cemal Madanoğlu idi oda tüm general idi.Onunla işi götüremeyecekleri için, ihtilal sonrası cumhurbaşkanı seçilen Cemal Gürsel paşa zaten Ankaradan izmire giderek emekliliğini bekleyen biri idi.Onu alıp geldiler

Ama mesele  CHP nin tahriki ile olmuştur.Bu bir halk hareketi değildir.Her ne kadar halk 27 Mayısı büyük bir çoşkuyla alkışlamış ve tasvip etmiştir deselerde bizim insanımız bir yyerde sevdiğine değil korktğuna hizmet eder.O gün korku dağları beklediği için öyle hareketler içne girenler olmuştur ama ona inandıkları ve tasvip etmediğini de ilk  gizli oy açık tasnif şeklindeki seçimlerde  meydana çıkmıştır.

 

27 Mayıstan sonra  CHP ‘in çoğunluğu ile oluşturulan kurucu meclis CHP 1950 de çoğunluğu elinde bulunduruken çıkardığı seçim  kanunu ile her ili bir seçim çevresi kabul ederek  ekseriyet sistemini kabul ettiği halde bu defa gene CHP ,milletvekili seçimlerinde  her ili gene bir seçim çevresi kabul eden  barajlı nisbi temsile,senetoyuda daraltılmış ekseriyet sistemine ceviren iki seçim kanununu çıkarmayı uygun gördü.Fakat seçimler yapılıp toplo ortaya çıkınca bu defa şaşırdılar.Askeri  cuntalar yeniden ortaya çıktı.Eğer Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı seçilmezse  ve İsmet Paşanın başbakanlığında hükümetler kurulmazsa  meclisin kapısının açılmayacağı iddiaları ortaya çıktı.Kendi yaptıkları anayasaya rağmen karşı çıktılar.Kendi yaptıkları anayasada böyle bir hüküm olmamasına rağmen bağlayıcı iddialarla ortaya çıktılar.Halbuki o öanayasaya göre bir meclis oluşmuş o meclis Cumhurbaşkanınıda seçebilir  ve bir hükümet çıkarabilirdi. Vesayete ihtiyaç yoktu ama bunlar bu tazyikleri yaptılar.Bu tazyiklere(dayatmalara ) parti genel merkezleri o günün şartları içinde rıza gösterdikleri içinde bunlar oldu .Bununla da yetinmeyerek AP listelerinden bağımsız senatör seçilen Ali Fuat Başgil Hocanın adaylıktan zorla istifa ettirilerek gerisin geri gönderilmesinden sonra Cemal gürsel tek aday bırakılması üzerine birinci turda 434  oyla 3de iki çoğunlukla seçilmiştir.

 

Fakat milletin beklentisinin aksine ismet paşanın  başkanlığında Adalet Partisi ile hükümet kurulmuştur. Adalet partisiyle kurulan hükümet  6 ay sürebilmiş. Adalet partisi hükümetten  ismet paşa istifa

İsmet paşa hükümetten ayrıldıktan sonra     6 aylık hükümetle  Adalet Partisi’nin  11 bakanı vardı.6  bakan Halk Partisinde kalmıştır.

_Verilen bakanlar gelmedi.                                                                       Cum.çi  köylü halk partisi 

Evet. Bakan yaptırmış  11arkadaştan   altısı Halk   Partisinde kaldı. Birisi  de sonradan gitti oraya ve bu suretle  bunlardan sonra  11  bakanın   yedisi  Halk Partili oldular. Halk partisi ,Cumhuriyet  Halk Partisi ve Yeni Türkiye Partisi ile bir koalisyon  kurdu, evvela  bekledi Adalet Partisi’nde  bölünme olacak  onlarla kuracağım diye fakat Adalet Partisi’nde  bölünme olmayınca   aradan uzun müddet geçti  sonunda mecbur kaldı onlarla  hükümeti  kurmaya ve kurdular  bu hükümette 1963  mahalli  idareler  seçimlerinin sonuna kadar  devam etti.

Bu ivviyaçlardan sonra  gerek  Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi   gerekse Yeni Türkiye Partisi 1963 mahalli idareler seçimlerinde  oy kaybetti. 1961’de ki yüzler onda önderlik uğruna ( 13 küsür  birinin 13.9 birinin 13.8 birinin  oylarını  birisi üç buçuğa  birisi iki buçuğa   )  düştü. Bunun   üzerine onlar ,millet bizlere itimat  ederse gir dediler koalisyondan  çekildiler ve mahalli idareler seçimlerinde  Adalet Partisi’nin oyları  da  %46 buçuğa  çıktı. Senato  seçimleri ertelendiği için  1963 de yapılması lazım gelen senato seçimleri 1964’ün  Haziran ayına kaldı. Adalet  Partisi için mütemadiyen böyle parekte    kampanyalar ,sözler söyleniyor  ama buna rağmen 12 Şubat 1962’de  askeri bir hareket meydana geldi. Bu hareketi yapan  albay  “Talat  AYDEMİR” ve arkadaşları  ve onlar 22 Şubatta  1962’de  onların hakkında takibat yapılmama kararı almak zorunda maksat  takibat yapılacak mahkum olacak  olurlarsa  o zaman Adalet Partisi   Demokrat  Partililer gibi  muhtuva     alacaklar ve affedilmeleri gerekirse de  Demokrat Partililerle onları ayıramayacaklardı  onun için takibat yapmama kararı alındı,takibat yapılmadı    ve    50 sayılı  kararla onlar takip edilirken bu defa 78 sayılı kanunla da  Demokratların

10 seneliklerin  affı bir araya geldi. Bu şekilde 1962’lerin Ekimi’nde de   Demokratlar affedilebildiler ama ferdi cezaları ,müebbetleri ve diğerleri kalmak şartıyla  ,1962’den sonra  1963’de dediğim gibi son mahalli seçimler yapıldı .Mahalli seçimlerde ki tablo  ip ucu gibi ortaya çıktı.1964  kısmi  Cumhuriyet  Senatosu seçimlerine  gitmemde ki  ertelemede şöyle oldu  ; Bir ara, henüz  Senato  6 sene  ,2 seneye( bir  geline bir  )kuralar çekilmediği için   Adalet Partili Senatör   arkadaşlarımız  kuranın kime isabet edeceğini bilmediklerinden  bu seçimlere razı olmadılar  kendilerini  ikaz etmiş  olmamıza rağmen  seçim kanunu değişecektir  sonra sıkıntıya düşeceksiniz  biz de düşeceğiz demiş olmamıza rağmen anlatamadık bunlar Senato seçimlerini ertelediler  Halk Partisi ile birleşerek  ve senatodan müstakil  çoğunlukla ertelemeyi  geçirdiler. Meclisten de  müstakil çoğunlukla  reddetmek lazım denildi .Meclisteki  müstakil çoğunluğu  bulmamız mümkün olmadığı için  de erteleme kararı ortaya çıkmış oldu. Fakat biz mahalli idareler seçimlerini kazanınca  bu defa senato  seçimleri dağıtılmış  seçim sisteminden parasız nispî temsile  çevrildi ,  her il  bir seçim çağrısı başlatarak (kaplatarak) parasız nispi  temsile  çevrildi. Buna rağmen Adalet Partisi yüzde almış olduğu oylarla 51senatonun o zaman 33’ünü kazandı, çünkü 50,30  oy almıştı. Oyu da Genel   Başkanın   menfaatına    4 Haziranı  5 Hazirana bağlayan  gece   mefaat etmiş,  6  Haziranda oy kullanmış kimin genel başkan  olacağı belli olmamasına rağmen

ve seçimle (iktidarı kaderi tayin) etmemesine rağmen  Adalet Partisi  (hükmün )şahsiyetli  bu  oyu alabilmiştir. Fakat tabiî  Türkiye’de  artık gerek   tabii senatörlük  gerek milli güvenlik  kurulu  gibi müh eseler  tamamıyla    oturmuş  vaziyette ,1964’den sonrada  Türkiye’de   tabii  65 seçimleri yaklaştı      o zaman  gene   Cemal  Gürsel  partilere  mektup yazdı  “Kıbrıs  meselesi hallolunmadı   sakın oradaki hükümeti düşürmeyiniz . ...“  falan diye ..

Biz  zaten hükümeti düşürmeyi düşünmüyorduk  çünkü daha  o zaman  seçimlere 18 ay vardı.18 ay bir koalisyonu  götürememe  halinde  milleti  hüsrana uğratma  ihtimalide büyüktü.  Bu bakımdan ona meydan vermemek  için  biz böyle bir şeye yanaşmadık ve hükümeti düşürmedik .Bu defa   Adalet Partisi    büyük  kongresinden sonra    1965’in şubatında  bütçe dayanışma ...........................  düşürdü.............................................                                     

Düşürerek   (sualtay)  daire  başkanlığında hükümet kuruldu  ve  sualtay  daire başkanlığı hükümet  8ay  beraber   yaptı  bir seçim hükümetiydi.Onun ortakları Osman Bölükbaşı  Halk partisiyle  ikinci koalisyon  kurulurken 

Cumhuriyetçi köylü halk partisinden ayrılmış millet partisini kurmuştur. Böyle olunca o koalisyona  o iştirak  etmedi  fakat  sualtay....koalisyonuna   Millet Partisi, Cumhuriyetçi köylü millet  partisi,Yeni Türkiye partisi ve Adalet  partisi   iştirak etti. Adalet    partisinin  bu hükümet kurul  bundaki maksadımızda  Adalet partisi  seçimle

                           İktidar   verilmeyecek                       ortadan  kaldırmak içindi. Netice itibariyle  muaffak  olduk.1965  seçimlerinde  Adalet partisi  %52,9  milli bakiye ile  seçim kanunuyla iptal oldu.   Çünkü milli bakiye seçim kanununun  %50’den  aşağı oy  alan parti iptal yapıyordu.%50’nin üzerinde mutlak oy almak gerekiyordu bu da 52,9’a  yaptı. Gene basınımız  arkasında %50,30’luk oy oranıyla  siyasi parti varken  onu o siyasi partiye mal etmeyip Demirel geliverdi Adalet partisinin başına Genel Başkan oldu. İsmet Paşayı düşürüverdi, seçimleri de kazanıverdi  gibi vasıflandırdılar. Halbuki aynı Demirel 1987 siyasi yasaklar kakmasından sonra 15-20’lik.......  adalet partisi genel başkanı 7 senelikte başvekilliği 23...... senelik bulmasına rağmen gitti Doğruyol   Partisinin başına oturdu zannetti ki Adalet Partisindeki hibbi................ olacak basın onları tarif ediyordu. Ama Doğruyol Partisinde aldığı oy %19’un üzerine çıkmadı. Demek ki meseleleri şahıslara bağlamaya devam ettiğiniz gün memlekette demokrasi oturtmak imkanına sahip olamazsınız. Demokrasiyi oturtmak istiyor iseniz meselede organların ve organlarına görevlilerin yerini kabul edeceksiniz. İşte 965’te Adalet Partisi bu şekilde iptal oldu,ilk işrabı olarakta 657 senelik memuru kanunu mali hükümlerin tatbikini kanun tasarısı halinde birisi sevk etti. İlk hükümet buda.......Biz ozaman bunun karşısına çıktık hükümete dedikki

sen şimdi ne ödüyorsun yarın yeni kanunlar böyle yaptığın  ödemeyle ne ödeyeceksin ve aradaki farkı nerden bulacaksın bunu ortaya koymadıkça biz parti olarak bu kanunun meclisten geçmesinin karşısındayız. Bu hareketimizin bizim Demirel’e karşı olmak şeklinde vasıflandırdılar. Çünkü biz Demirel’le büyük kongrede genel başkan mücadelesi verdiğimiz için ozaman efendim sanki ona şahsi münaferetimizden  ötürü bunu yapıyoruz şeklinde vasıflandırmaya çalıştılar. İşte öyle değildi. Nitekim bundan maliye bakanın başkanlığında iki devlet bakanıyla beraber kurulan komşu altay  çalışmasına rağmen ne eskiyle yeniyi getiremedi ve 1969 seçimlerinin sonuna kadar 70’e kadar da hatta  71’e kadar yasağı kanunun aleykümlerinin........ tatbiki artık gündeme gelmedi. Sırası gelmişken ifade ediyim 1971’de de 16 milyar öderken senede memura 18milyarlira farkla 34 milyara çıktığımı zannetme. Hem kimseyi tatbiye edemedik hemde enflasyonun büyük rakamlarla başlangıcını temele atılmış olsada ozaman biz Adalet Partisinin dışında idik 1971’de. Şunu söyliyelim ki Türkiye’de işte 1960’tan sonra Adalet Partisi  parti olarak büyük alt yapılara başlamıştır. Yolların asfaltlanması,

 büyük  hidroelektrik  santraller artık megavatla ölçülen elektrik idrasyadlar Keban  kalekayakaral Atatürk barajlarına hazırlıkları bütün bu çalışmalar Türkiye’de başlanmış vaziyetteydi. Termik santraller aynı şekilde o dönemlerde otomotiv  sanayi değerli tüketim malları  sanayi ve Türkiye’de inşa sektörü sanayi teksilde bitik ve bilhassa konfeksiyon sanayi o dönemde kuruldu. Enflasyon %5’ti. Kalkınma hızı plandebin üzerinde takip etti 7.8’di. işsizlik yok anarşi yok buna rağmen Türkiye’de  o günde hep söylüyorsunuz aydınlar nerdeydi bakın aydınlar nerdeydi  Adalet Partisi 1965’in 10 Kasımımda güvenir aldı 29 kasımda 20 gün sonra siyasal bilgiler ve ortadoğu teknik ünüvürsitesinde 40 öğretim görevlisi bir denklansyondur  bunların denklasyonda   Adalet Partisi Anadolu’dan çekilmeyi efendim empelizma karşı çıkmayı diyaframa sahip çıkmaya ve 3. Dünyada yerini almayı yeğniyor vebu yapılmadığı takdirde Adalet Partisi iceği.... iktarları emperyalizmin uşağı olmakla itam ediliyor. Bunu yapan kimlerdi bu isimler bunu yapan isimlerde CAHİT TALAS ,BÜLENT NURİESEN ,FARUK EREM

MUAMMER AKSOY, MÜMTAZ SOYSAL BÜTÜN BU GRUB onun içerisinde vardır yani şimdi mühim olan

27 Mayıs hareketine başlarken  radyoda ilk anons da                                                                                                

ve onların hükümetleri döneminde  ikili anlaşmalar  10-15 tane yapılmış emperyalizme ve NATO ‘dan  çekilme düşünülmemiş. AP  gelince düşünmeye başlamış. Çünkü %52,9 oy ile iktidara gelmiş olsa  gelenlerin hazmedilememiş olması milli iradeye inanmamasıdır. BU  nedenle  karşı çıkılmıştır  fakat  ikili anlaşmaları yapmışlardır .Birinci milli birlik kuvveti                 şeyh  ise sonra  gelen  İsmet Paşa    koalisyonları  döneminde de yapılmış  ama 20 günlük  hükümet NATO  ile  ikili bir anlaşma yapmamışlar.  NATO  ise demokrat partisi zamanında  bir  tedafü  part  olarak kurulmuş  ve Ruslar    Kars ,Ardahan ,Erzurum’u ve Boğazlarda  üst hak isterken verilmiş(girilmiş) bir parttır 951’de .

_Çalışması da    zannediyorum ismet paşa zamanında olan bir şey.(48ler de)

ciddi bir faydası yok onu götürüp oraya bağlamayın, kim bağlıyor onları.....

  Onlar zamanında vardı da onlar yapamadı bunlar yaptı şeklinde demek için yapılıyorsa oda yanlış .Onlar zamanında NATO’ya girmek için bir teşebbüslerde   büyük ölçüde olamadı zaten Demokratlar ile bu iş başladı ve Demokratlarda bunu yürüttüler.Şimdi bütün bunlardan sonra hazımsızlık ,münevverin hazımsızlığı  milli iradeyle seçilen iktidarlara karşı her zaman ortaya çıkmıştır .  Bu defa  1969 ’da da  seçim  kanunlarında değişiklik yaptık .Seçim kanunlarını 1961’de uygulanan şekle çevirdik ,61’de Halk partisinin  kurucu meclisten

Hakimiyetçi olduğu  27 Mayıs devriminin kanunu  dedikleri kanuna dönmüş olmamıza rağmen bu defa bunun karşısına çıktılar ve bunu yapanın A. partisi anayasayı değiştirecek güçte meclise girmek istiyor ve anayasayı  değiştirmek suretiyle de  memleketi yeni  maddelere  sürükleyeceği iddia edilmiştir. Bunlar   kama file  kendilerinin her devirde yeni bir yalan  veya yeni bir iftira  yapmayı  kendileri için mubah saymışlardır. Başkaları için masum hareketler dahi suç saymışlardır karşı koymaları  şimdi olduğu gibi  bugünde devam eden  aile bundan farklı değildir,nerede kaldık nereye geldiğimizi   iyi bilmekte fayda var

__Menderese de  mürteci demişlerdir,o devirde  Süleyman Bey  için de bir ayağı Konya ‘da bir ayağı Ankara ‘da diye irtica ile suçlamışlar şimdide bir çok insanlar bu konuda ... Bu irtica neyin nesi ?Hatta ben şöyle bir şey hatırlıyorum. Yanlış ise eğer  düzeltin lütfen. Bediüz zaman  hazretlerini  götürüyorlar Selanik’te  Meşrutiyetin ilanı yönünde konuşma yaptırıyorlar daha sonrada 31 Mart hadisesi olunca  mürteci diye yargılıyorlar  yani Türkiye’de başımıza musallat olan irtica nedir. Çünkü dinden çok  bu başka bir mebuh gibi geliyor.

Evet  bir nevi dini iddialar konularına geleceğiz .Çünkü bu tür konuları ben şahsen kendimde de yaşadım. 1964 Adalet partisi genel başkanlık mücadelesine girdiğim zamanda  beni gerici ,ırkçı,Turancı,takunyalı diye itam etti.

_Şimdi çok suçunuz var bir girici oldunuz, ırkçı oldunuz ,Turancı oldunuz,takunyalı oldunuz.

Birçok şeyler ile itam ettiler,onun için  bu Türkiye’de devamlı söylenen  muayyen bir grubun  kendileri gibi düşünmeyenlere karşı yaptıkları belli başlı  iftiralardır. Onların kafalarındaki şey bizim zamanımızda  ihtilalci sosyalizmi ön plana çıkarmış  olmalarıdır.1960  27 Mayıstan sonra  YÖN  dergisini kurmuşlar o  zamandan başlamışlardır.     şimdi yeni değil devrim hareketler. AP  1969 seçimlerine  bu atmosferde girdi ve girmeden evvelde asıl sıkıntısı şu oldu.  Adalet partisi demokratların  siyasi hakları ile ilgili  anayasa  değişikliğini  HALK  partisi de  kendisi ile beraber olduğu halde  1960’da Mayısta çıkan .......şimdi Halk partisinin %27 oyu var  1965’de, Adalet partisinin %52,9 oyu var  ,    ikisini topladığınız zaman millet nezdinde yüzde seksenin üzerinde oy demektir. Meclis desteği  ise yine yüzde seksenin üzerinde idi.Bu oy oranı ile Anayasa değişikliğini yapacak güç var  ama demin ismini verdiğimi kadrolar bu defa yeni bir deklerasyon yayınladılar.”27 Mayıs Devrimi elden gidiyor” dediler.Yirmi yedi mayıs hangi devrimse..Hangi  ekonomik meseleyi çözmüş ve hangi iyi hareketi memlekette gerçekleştirmişse. Oysa ortada  gerçekleştirdiği hiçbir ciddi bir şey yok.Memleketin geriye gitmesine sebebeb oldu.Anayasa ile  tabi senatörlük müessesesini getirdi.MGK’yı kurmaktan başka ve kendi idare zamanındaki tasarruflarından dolayı takibat yapılamayacağı,bu dönemde çıkardıkları kanunların anayasaya aykırılığı idia edilemeyeceği konularından başka bir şey getirmişdeğildir.

AYDIN İHANETİ

O Anayasanın 48 maddesi 12 Marttan sonra değiştirilmiş ve 12 Eylülden sonrada o anayasa tamamen rafa kaldırılmıştır.Peki kaldırılıncada memleket elden gitmemiş.1980 Anayasasında referandumla Cumhurbaşkanı seçildiği halde onu bile alkışlamışlar.Sonra gelip onada karşı çıkmışlardır.Yani aydınların hangi hareketi var ki ciddi bir şekilde memlekete  iş yapılmıştır.

 

Türkiyede bu meseleleri ciddi bir perspektif içerisinde bilinmesi gerekir. Yeni nesil pek haklı olarak  pek hareketli  bulunan bu maziyi,sıkıntıları adım adım takip edemediği için nerde  yakalamışsa ordan itibaren alıyor ve onu mazisi olmayan yepyeni bir mesele şeklinde müteala ediyor. Türkiyede bu gün yaşanna sıkıntılar yepyeni bir mesele değildir.Türkiyede 1946 da başlayan çok partili demokratik hayat üç askeri müdahale ile üçdefa kesintiye uğramış,ikisinde siyasiler toptan tasfiye edilmiştir.Üçündede seçim kanunlarında yapılan değişikliklerle bir noktaya varılmak istenmiştir.

 

Burada 12 Marttan sonra anayasa değişikliği yapıldığı halde MGK’nın,tabi senetörlüğün kaldırılmasıgibi her hangi bir şey yok.12 Eylülden sonra yapılan  82 Anayasasında 1961 Anayasası tamamen ortadan kaldırılmış ama buna mukabil kendilerine lazım geldiğini kabul ettikleri bazı müsseseler devam etirilmiştir.Yani 1960 Anayasasını tamamen ortadan kaldırmış değiller.

Onun için kuvetler ayrılığında, memur tayin ve terfilerinde bazı değişikliler getirilerek toplu sözleşme,grev ve lokavt kanunlarında,sendikalar kanununda bazı devletin hakimiyetini artıran  yasalar çıkarılmıştır.Oda 1960 dan sonra 80nekadar yapılan uygulamalarla gördükleri  sıkıntılardan ötürü bunları engellermiyiz,devleti güçlendirebilirmiyiz endişesiyle o gün konseyin ortaya koyduğu hareketlerdir.Bu gün hala onların karşısına  çıkılıyor hemde aradan 18 sene geçtiği halde hala Anayasada ciddi bir değişiklik de yapılamamıştır.Yapılamamaktadır.Tüm bunları bu şekilde düşünmediğiniz takdirde bir yere gitmek imkanına sahip değilsiniz.12 Eylül ile 12 mart askeri hiyararşi içinde yapılan bir harekettir.27 Mayıs öyle değildir.

27 Mayıs alt kademeden çünkü ihtilal komitesinin içinde üsteğmen,yüzbaşı yarbay ve albaylar vardı.

////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

Şartlanmış insanların  muayyen fikirlerden,muayyen ideolojilerden ayrılmaları mümkün değildir. Siyasi şartlanmalar ,ideolojik şartlanmalar    hatta dini mezhep  şartlanmaları ırki şartlanmalar bunlar daima vardır ve maalesef  insanları  bu kalıpların dışına çıkarak  meselelere bakmayı çok zaman bakmalarında mümkün olmadığını  görürsünüz  bugün insanlık arasındaki din kavgaları da ,din aşmazları da ,aynı dinin mensupları arsındaki mezhep kavgaları da ,yurtlar arasındaki  etlik kavgaları da tamamıyla bu şartlanmalar ile ileri gelmektedir. Yoksa bugünün şartları içerisinde  islâmiyetin ve insanların bir faydası olduğu için değil , sadece o bununla kendisini ,kendi milli vahdetini ,kendi milli bütünlüğünü ayakta tutabileceğini zannettiği için kendi milletine ve vatandaşlarına bir öcü,bir korku  göstermek zorundadır aman ha Türkler geliyor Yunanların yaptıkları gibi böyle bir şeyin içerisinde mademki 2. Dünya birliğinden ......sonra milletlerin hudutları içerisinde 1945-46’dan bu yana hemen hemen tecavüzlere ve  toprak işgallerine girişmek imkanı ortadan kalkmıştır.Onların kendi içlerindeki meselelerini  kendilerine bırakmak şartıyla  sen efendim bu defa el altından  veya değişik sebeplerle kendi koğuşlarını veya kendi rakiplerini ırzlarla...  koyu düşün efendim gizli tedbirlere tebessül edeceksin bunu kendin için aksaraylıyacaksın salak kullanıldığı zamanlarda bu defa bağracaksın. Bunlar insan hayatında ne kadar yanlışsa ferdi hayatta milletlerin hayatında da o kadar yanlıştır.

    ___Türkiye’de Dünyanın gidişatı daha hürriyetçi daha demokratik bir topluma doğru gidildiği görülüyor.

    ___şimdi türkiyede demokratik........şimdi Türkiye’de demokratik........şimdi kasımtaşıyla şimdi Türkiye’de öyle birşeyki  2 grub insan var birisi diyor ki 163’ü niye kaldırdınız yeniden kurunuz,.bir grup insan var ki 141-142’yi niye kaldırdınız yeniden kurunuz neden demek ki bu iki farklı görüşün  herkes kendisi için hak ve hürriyet kendi düşüncesinin  hakim olmasını istemekte karşıt düşünceye hayat hakkı tanımak istemektedir .Ne zaman ki insanlar birbirlerinin fikirlerini tahammül eder hale gelirlerse ...................fikir planında bırakırlarsa ama fikir planında bırakmaz da meseleyi eyleme dönüşecek şekle çevirirlerse  kavga........ve silah kullanarak anayasa  tabiri yatında ................ veya silah kullanarak insan haklarını gasbetmeye kalkar ise elbette ona karşı uygulanacak tedbirlerin olması lazım gelir .Efendim ben silah kullanmıyorum ama yazdım................neyi yazdım ,neyi istedim sen bu memlekette fikri hürriyet istiyorum insanlara diyeceksin ve bunu .... elde etmek  için  istediğiniz zaman da silah kullanabilirsiniz .................................................onları...........anlatan veya onları düşündüren bir ibareler kullanacaksınız ,ondan sonra da  harekete geçilecek devlet   bu defa senin hakkında tatbikata girdimi sen benim .fikir özgürlüğüme..........................düşünce özgürlüğümü kısıtlıyorsun senin düşünce özgürlüğü yapmıyorsun ki sen düpedüz bu memlekette  ayrımcılık yapıyorsun bu ayrımcılığı önlemek ise benim devlete olan vazifem olduğuna göre bir yerde elbette ki  dur diyecek dur demek senin bunu yapman için herkesin ferden ferde eline silah alıp sokağa çıkması gerekmez sen silah alanları teşvik ediyorsun ,düşük hareketlerinle onu tahrik ediyorsun  bu da ölçüsü de bir memlekette huzursuzluğun ,enflasyon %5’te kalmış  ,kaldırması......................................işsizlik yok ,anarşi yok memlekette   eeee memleket bütün bunlara rağmen memlekette sen huzursuzluk yaratmaya çalışıyorsun ölçün ne bunu ölçü kabul etmiyorsun işine geldiği zaman bu ölçü değil ,%70 enflasyon .............nazamı müsamayla........................karşılıyorsun yeri gelince  ondan sonrada kalkıyorsun bir taraftan bu defa işçiye hak ,memura hak niçin verilmiyor memur bununla geçinemez diyeceksin ama hem onu tahrik edeceksin hem bir taraftan başkasını düşüneceksin bu nereden çıkıyor onun için Türkiye’de bu meselelerde çok dikkatli olmak lazım. Ben bunu yaşadım fiilen hakikaten etlik ,mezhep,din ,ideolojik şartlanma  hatta  siyası şartlanmalardan ötürü efendim aleyhimde ...............................çok  şahit oldum. Hiçbir esasa dayanmadığı halde adam iftira .........diye biliyor .Hakkınızı  aradığınız  zaman da benim bu fikrim nedir,senin hangi fikir özgürlüğün var Türkiye’de dikkat edilecek bunlar  haa  “basın “  elbette ki basın hür olsun basın bugün bundan ötürü devletin veya efendime söyleyeyim başka bir organın sansüründe değil basın ,basın patronunun sansüründe çünkü basınında basın çalışanları sendikası yok ,basın çalışanları sendikasının olmadığı bir memlekette basının hürlüğünden bahsetmek mümkün değildir .Efendim bizim ihtiyacımız yok ,bunu kimse söyleyemez ben bunu dar kadroda  bir siyasi partide çalışan topu topu  35-40 kişiyken imza ile biz toplu sözleşme istemiyoruz dedikleri halde mutlaka bunun oylamayla tespiti dendiği zamanda da ................................o 35-40 kişinin üçte ikisinin biz toplu sözleşme istiyoruz dediklerini gördük ,bu böyle olursa basın çalışanlarına sendika kurdurmadığınız ,kuramadıkları gün o zaman demek ki  patronların hakimiyeti bahis konusudur orda basın hürriyetinden bahsetmek mümkün değildir siz basının patronunun arzu ve temayüllerine uygun neşiyat  yapmadığınız gün ayakta kalmanız mümkün değil,bunu kim savunuyorsa bizim ona ihtiyacımız yok diyorsa mutlak  banada.............yalan söylüyor ,korktuğu için söylüyor  ekmeğine mani olunmaması için söylüyor .Basın patronları öyle bir hale geldiler ki ..........................basın işçilerini bir yerde değil sendikalarda değişik iş çevrelerinde  (istiam ediyorlar )  gösteriyorlar ve kendi kadrolarında göstermiyorlar. Peki o zaman bu arkadaşlar halleri böyleyken devlet bizim özgürlüğümüzü kısıtlıyor Türkiye’de fikir özgürlüğü yok denemez ki........kanunlara konmuş ,kanunlar değişmediği müddetçe kanunların uygulanma zarureti vardır ,anayasa anayasadır ,kanunlar kanun...efendim değiştirin demokrat partisi zamanında  ve demokrat parti muhakeme  edilirken veya AP kuruluş yıllarında hakkında davalar açılırken  hiç bunlara riayet etmeyenler bugün  bakıyorum.efendim  ceza kanunlarında mevcut ve mahkemeyi mahsus (Özel mahkemeler)tarafından verilen cezalara karşı isyankarlık davranışı içerisine girieyorlar.Aynı adamlar o gün onu tasvip edenler bu gün buna karşı çıkıyorlar.Bu adamların hakikaten samimi olduklarına veya gelişerek fikir değiştirdiklerine inanmak mümkün değildir.

 

Onun içindirki bu meselelerde tahammüle ihtiyaç vardır eğer 1946 da çıktığmız yoldan  bu günlere kadar kesintiler olmadan devam etmiş olsa idik hem parti içi demokrasileri hemde partiler arası demokrasiler ve diğer müesseseler oturudu.Artık bir kartel medyası düşünülemezdi.Kartel medyasında çalışanlarında biz sendika istemiyoruz diyebilmeleri mümkün olmazdı.Bunun içindirdi ki Türkiyede her kim ki askeri müdahale davet ediyor o demokratik parlementer sisteme inanmıyor demektir eğer inanıyorsa bunun kendi  ihtiyaçlarına göre ıslah ederek  götürmesi lazım değildir.

ABD’nni ABD olmasına esas sebeb iki yüz yıldan fazla olmasına rağmen askeri müdahaleler olmadığı için değişmemiş iki yüz  senelik şartlar içerisinde ABD bünyesine ve dünyaya uyacak şartlara   bazı değişiklikler yapılarak getirilmiş.Bunuda ihtiyaçlar ortaya çıkarmış bu ihtiyaçlara göre değişikliğide ABD parlementosu yapmış.Kendisi  değiştirmiş.Anayasa aynen duruyor.Yoksa bizde ne zaman anayasa yapılmışsa mutlaka askeri müdahaleden sonra asker anayasa yapmıştır.1961 anayasası askerlerin hazırladığı anayasadır.172 tarihli değişiklik yine 12 Mart müdahalesinden sonra yapılan değişikliklerdir.Yine 1982 anayasasını da askerler yapmışlardır.Bunun dışındaki yapılan değişikliklerde ihtiyaçlardan çok taraftarların bir birleri ile yaptığı pazarlık sonucunda gerçekleşmiştir.Böyle pazarlıklarla çıkan anayasayardan bir şey çıkmaz.Çünkü 1995de anayasaya konans hükümlye “Yönetimde istikrar,temsilde adalet^”diyor.Temsilde adalet deyince ben yüzde yarımda alsam meclise girersem bu adaletli olur.Böyle bir demokratik sistem olamaz ve böyle bir sistemdernde istikrarlı yönetim çıkmaz.Seçim kanunları  öyle bir hale geldiki küçük parti büyük parti iktidar veya iktidara yakın parti olmanında  dışında siyasete hevesli olan ve olmayanlarında ”ben nasıl olurumda  meclise girebilirim meclistende belli yerlere gelebilirim hesabını yapan insanların kendisini oraya getirecek bir sistem arayışından başkma kanun düşünmedikleri göülmektedir.Nitekimde bütün seçim kanunları böyle olmuştur.Değişiklikler ya iktidarda kalabilmek için yapılmıştır.Yada muhalefetin önünü kesmek için yada küçük partilerin meclise girelimde koalisyonlara girerek bazı imkanları ele geçiririz düşüncesi ile yapıldığından memleketin ihtiyaçı olan seçim kanunları olamamıştır.

Türkiye şunu aramaktadır.1961den butarafa nisbi temsillerde sandık başına giden herkes yalnız parti seçebilmektedir.Çoğunluk sistemlerinde karma liste yaparak şahıs seçme şansıda vardır.Ama türkiye l950-1960 dan sonra yapılan seçimlerde bu şansını kullanamalarak 67 vilayetin ancak 4-5İnde karma listeleri ortalya çıkarabilmiştir.61 den sonra hep nispi temsil uygulanmıştır.Nisbi temsil uygulandığı seçimlerde sandık başınha gelen  seçmen partiyi seçerek partinin yaptığı listedeki millletvekili adaylarını onaylamıştır.O ilde halkın onay verdiği partinin aldığı oy sayısınca milletvekili seçilmiştir.

Ohalde vatandaş hem sandık başına gelmek hemde partisini iktidara getirmek,hemde  kendisi o seçim çevresinde milletvekilini kendi tercihi ile seçmek istemektedir.Buna giden yol İstanbul’da 69_70 mebus veya 3 bölünerek 24 er mebus çıkaran ,Ankara’da14 er mebus çıkaran iki  seçim çevresi yapmak yerine 6şar mebusluk seçim çevresi yaparsınız.Böylece siyasi partilere kayıtlı olmak şartı ile aynı şartlara sahip kaniunlarla milletvekili seçilmek sansı ortaya çıkar.Seçilebilme  yeterliliğine sahip  aday olacakları her parti bu adayları listelerine geçirebilmeli.Burada iddia  şudur çarşafliste olur.Hakından gelinmez .Bir milletvekili çıkarracak yere 20-30 kişi aday olur.Bu mümkündeğil ama.Bununda çaresi var.Partinin tesbit ettiklerinin yerine o seçim çevresinde  çıkacak milletvekili sayısının  5-6 katı aday korsunuz millet istediğini seçer.6 milletvekili çıkararaç yere altı katını korsanız 36 eder.Biz İstanbulda 43 milletvekili seçilen listelere çok oy kullandık.Dolayısıyla denenmiştir.Hiçbir seçim güçlüğü de getirmez.Müşterek oy pusulasıda kullanılabilir.Dolayısıyla vatandaş hem partisine  oy kullanarak hangi partiyi iktidar,hemde çok aday içinden seçerek kimi mellet vekili yapacağını bilir.

Burda tek adaya tercih vermenin yanlışlığı ortadadır.Müşterek oy pusulası olmadığı zaman bir mana ifade etmez.Çünkü bir parti bir seçim çevresinde  fazlası ile aday bulurken bir diğeri o seçim çevresinde aday  bulamayacağı için çıkaracağı milletvekili sayısının iki katı aday kor. Yarıdan bir fazla oyla  her milletvekilinin seçilmesi sağlanabilir.6 milletvekili seçilecek bir yerde %50 oy ile ancak 4 milletvekili seçilebilir,5 milletvekili seçilemez.Öyle oldğuna göre yarıdan bir fazla tercih kullanıldığına göre bu sıralamalar tüm partiler arasındra yapılabilir.Sandık başına gelen vatandaş hem partisini hemde milletvekilini seçer bu şekilde seçilmiş milletvekilide parti genel merkezinin emir ve komutasına uymaz.Gerçekten milletvekili olur.

Biz demin de söyledim .Adalet partisi içinde kendi partimiz iktidar olmasına rağmen kendi hükümetimizin  hazırlamış oldğu  657 sayılı memurlar hakında ki kanunun  mali hükümlerinin tatbiki hakkındaki tasarıyı geri aldıttırabildik.Buna benzer bir çok tasarıyı geri çektirdik.Bu durum  partini lehine olmuştur aleyhine olmamıştır.Ama ne yazı ki gün geçtikçe  ortadan kalktı ve şahıs hakimiyetine döndü.1983 seçimlerinde  başlayarak bütün genel merkezler 5 seçimdir tüm aday gösterme yetkilerini  kendi üstlerine aldılar.Durukmda meydanda.

 

..............................

İRTİCA

-Efendim  zamar zaman geçmişte de  yapılan  ve her  güçlü sağ iktidarlara söylenen  ve son irtica   yaygaraları için ne diyorsunuz?

_Türkiyede organize bir irtica hareketi yoktur.Mürteci olabilir.Yalnız şuna dikkat etmesi lazım .Dindarım diyen.dini savunan da  dini karşı değilim diyen de hurafe ile dini birbirine karıştırmaması gerekir.

Hurafeye karşı olacakken dini ön plana alıyor.Öteki dini savunacakken hurafeye çok bağlı olduğu için bu defa dinin yerine hurafeyi öne geçiriyor.iki tarafında bunda çok dikkatli olması gerekir.Hurafadan dinin kendisi  daima   çekinmmiştir.Gerçek hadisler var.uydurma hadisler var.Gerçek hadisleri bulup çıkararak onlar ile hüküm bina etmez rivayetlerle gelen hadislerle amel etmeye kalkarsa bu dine  güç değil bu  dine güç vermez,dini zaafa uğratır.

Dini Kur’an dayalı hakümleri ile amel etmez ibadetle ayinleri karıştırısanız oda yanlıştır.

İbadet dince tesbit edilmiştir.Bunlarında şart ve farzları tesbit edilmiştir.İbadet dışındaki hareketler dinen hiçbir zaman meçbur tutulmaz.Yapılamaz değil yapılır.Ayin yapılır.Ama ayin yapmak mutlaka dini vecibeyi yerine getirmek manasına gelmez.İslamiyetteki bütün mezheplerde  5 temel şart farzdır.

Bu böyle  olduğuna göre  efendim camilere ve cami imamlarına para veriyorsunuzda diğer mezheplerin ayin yaptıranlarına para vermiyorsunuz.Böyle bir iddia olamaz.ayin için devletler para harcamaz.Eğer devlet camilerin vakfiyelerini satmasa idi onu

 Başka yerde kullanmasa idi bu gün caminin hademei hayratına,imamına müezzinine kayyumuna devlet tarafından para vermesine gerek olmayabilirdi.Ama sen bunları satacaksın  hemde bunlara  bir ücret vermeyeceksin veya  bunu caminin cemaatının yarndım ve hasenatına bırakacaksın,köylerde köy muhtarlarına bırakacaksın.Bu dinin zaafa uğramasından başka bir mana taşımaz.

Son zamanlarda birde şu var.Bir kısmı diyor ki biz kendi camimizi yaparız  imamı biz tayin eder ve üçretini de  biz veririz.Camiye gitmeyende diyorkui ben gitmediğime göre imamın maaşını ben den kesmesinler.bunun ikiside yanlıştır.Sen müslümanım diyor ibadet şartlarını yerine getiremiyornsan o Allah ile senin aranda bir keyfiyettir.Ama camide namazkılınmasına  ve oradaki görevlilerin ücretine karşı çıkamazsınız dediğim gibi vakfiyelerini satmışsın parasını devlet olarak  kullanmışsın.Biz camimizi yaptık imamımızı biz tayin ederiz oda yok.

Osmanlıda şeyhülislamlık Hilafetten öncedir.Şeyhülislamın iki vazifesi vardı.Biri eğtim müşaveribi ile ictihadda tevhidi meydana getirerek cemat içerisinde  ayrılıklara meydan vermeke idi.İkinciside cami hademei hayratının görevlendirilmesini sağlamatır.Bunu cemaate bırakmaz il ve ilçelerde müftüler marifeti ile onların liyakat öelçülerine göre tayinlerini mümkün hale getirmekti.Bir adam caminin vakıflarından nemalansa bile  cemat istiyor diye gelipte o camiye  imam ve hatip olamaz.Ya imam ve hatip olacaklar şeyhülisal müessesesini tayin ettiği il ve  ilçe müftülerinin tayinleri ile olurdu.Cumhurieyettede Diyanet işleri başkanlığı onun  uygulanmasından başka bir şey değildir.İslamiyette  cemat  diye bir şey yoktur.İslami hizmetler bu hiyararşik düzen içerisinde devam etmiştir.

Ruhban sınıfıda yoktur.Bu gün dünyada müslüman din adamlarının yeknasak kıyafetleri yoktur.Ama papazların,patriklerin,kardinallerin kendilerine göre bir yeknasak kıyafetleri vardır ve bbütün dünyada aynı kıyafettir.Mekke_i mükerremede .Kabe’de  herkes ihramlı olduğu için  hangi memleket ve kim olduğu bilinmez ama.Medine-İ Münevverede ise bu böyle değildir.Orada her millet kendi coğrafi şartlarına göre kendi kıyafetini giyer.Orada her memleketin din adamının ve hademei hayratının kıyafetleri birbirinden farklıdır.Onun için islamiyette bunları bir birinden ayırmak gerekir.

Bunları kalkıpta  islamiyeti şekle ifra edip esası bir tarafa bırakırsanız Hz.Peygamber ve ashabının ahlakını  örnek alarak ona göre cemat içerisinde münasebetlerini düzenleyeceği yerde onları birtarafa bırakarak sadece şekilperestliğe  heves etmek gerçek manada mümin olmak manasığna gelmez.Onun için çok müslüman olan kişide hurafa ile gerçek dini birbirinden ayırt emesi gerekir.Hurafaya karşı olanlarınada mutlaka dine karşı çıkmaması gerekir.

Nezamanki  islamın beş temel şartına inanıyorum hemde bunların uygulanmasına akarşıyım diyemezsiniz.Bunu istemediğiniz zammanda siz zaten o dini  benimsemiyorsunuz demektir.Zaten o din üzerinde ahkam kesmeye hakınız yok.

..............................,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

1960 sonrasında Genel kurmay başkanı Erdalhun Paşa’yıda idamamahkum ettikleri için Komuta konselyi içerisinde müdahaleleri tercih eder hale gelmişlerdir._

-Yani meşru hale getirdiler.

-Evet l960-61 de Erdalhun ve arkadaşları bu şekilde mahkeme ve mahkum edilince l972 ve 1980 hareketinde  komuta konseyi şeklinde hareketi tercih etmişlerdir.

-Birde12 Mart öncesi 9 Mart hadisesi var.Buda emirkomuta zinciri içinde mi idi?

_O hareketin içinde bulunan komutanların sonradan yazdıkları hatıratlara göre,1972 de sonradan cumhurbaşkanı seçilmek isteyen Faruk Gürler Paşa’da ,Muhsin Batur paşa’da hepsi  olaydan haberdarlar.Ama enson anda GenelKurmay Başkanı Memduh Tağmaç paşa karşılarına çıkıpta  hadiseyi gerçekleştiremedikleri için bu defa 9 martaki hareketi 12 Marta ertelediler.12 Martı yaptıktan sonra beraber oldukları yıllarca hazırlık yaptırdıkları,bu hadise için beraber teşriki mesai yaptıkları adamları bu defa ordu içinden tasfiye ettiler.

Yani  aynı adamalar beraber getirdikleri adamları tasfiy ettiler.

ÖNCE YAVRULARINI YER

Her türlü gayri hukuki hareket önce kendi yavrularını yer.Nitekim o hareketktede kendi adamalarını vharcamışladır.12 Mart ile 9 Mart ayrı hareketler değil.12 Mart 9 Martakileri bir kenara iterek olayın komuta konseyi eliyele ortaya çıkmasıdır.Bir dokuz Marta itihatçıarın ll,Meşrutiyetten evel Abdulhamidde karşı hareketleri var. Bazıları ikisini karıştırıyor.

-Kısaca  millet iradesine karşı oluşan bu hareketlerin kaynağı 1960 darbesi ve  61  Anayasası ile getirilen düzenlemelerin eseri  denilebilir mi?

-Şu var .Bütün dünyada her askeri müdahalelerden sonra  askerler içranın işine daha çok müdahale eder hale gelmişlerdir.Yalnız bizde değil dünyanın her yerinde böyle.Bizdede bunun somut örnekleri işte ortada.61 Anayasası  ilede ve 82 Anayasası ile de bunlar ortada.Artık asker müdahale ettikten sonra tamamı ile bırakıpta gitmiyor.Mutlaka icranın içinde belli  noktalarda kalıyor.

Yalnız bunun sıkıntısı şu. Anayasaya girmiş bir müssese artık anayasanın müssesesidir.

MGK Anayasanın müssesesidir.Cumhurbaşknlığının başkanlığında kurulan anayasada belli  kişilerin oluşturduğu bir topluluktur.Bu toplulukta karar alırınsa bu karar hükümet tarafından kararname halene getirilir.Neden getirilir?Başbakan orda ,Cumhurbaşykanı orda ,bakanlardan bazıları orda.Orada bunlar bu kararlara fiilen iştirak etmişler .Evetk demişler dönüp gelipte bizbuna katılmıyoruz demeleri mümkün değil.Dedikleri anda tutarlı olmaları mümkün değil.Eğer bir idiaları varsa o organ içinde münakaşaları yayıp o organ içinde imza atmamaları gerekir.

 

 

MGK bu gün her şaye rağmen anayasaya girmiş bir müssesedir.Ama 12 Mart veç 12 Eylül böyle değil.

12 Martta komuta konseyi geliyor ben müdahale ettim.Şunları  şunları yapacaksın yoksa çekileceksin  ,çekilmezsen ben gelip müdahale edeceğim.12 Eylüde  ise gelip ben meçlisi kapattım sizide el çektirdim.Bunları bir birinden ayırmak gerekir.

Efendim 28 şubat devam ediyor diyorlar.Ediyor çünkü.O  günkü MGK’ya iştirak eden hükümet üyeleri o kararın altına imza atıyor.O hükümet gidiyor.Gelen hükümet zaten o kararları uygulamak  taahüdü ile geliyor.

Bu belli olmayan bir şey değil,Efendim ben gelirim ama uygulamam yok öyle birn şey.Sen zaten o şartla geliyorsun.

Bu bakımdan bunları birbirinden farklı düşünmemek gerekir.Ancak birbirlernden metod farkı var,Eğer anayasada meçlis var.Bu meclis  eğer askeri  hükümet işlerine müdahale dışına çıkarmak istiyorsa  oturur anayasanın ilgili maddesini değiştirir.Hatta referanduma götürür.Milletinde tasvibini alır .Buna göre uygular.Bunu yapmayacaksın.Müssese ana yasa içinde yasal olarak duracak .Sonra diyeceksin ki sen hayır.Bu yaptığın  yasal uygulama değildir.Komuta konseyi içinde müdahaledir diyerek vasıflandırırsanız bir yere gidemezsiniz.

Ozaman niçin o mecliste kalıyorsunuz?Bazı meseleler varki karşılığında külfet olmaması mümkün değil.Hem mecliste duruyor.Hem hükümeti beğe8nmiyor hemde seçime gitmiyor.Veya  sinei millete dönersiniz.Seçimleri erken yaptırma imkanı sağlayabilirsiniz. İlla meclisin karar alması lazım gelmez.Ama onu yapmayacaksınız,bunu yapmayacaksınız,sinei milletede dönemeyeceksiniz.ondan sonra  şudur budur diyerek devamlı sistemi kötüleyeceksiniz.Buna hakınız yok.O zaman gelecek sistem daha iyisi olmaz daha kötüsü gelir.

İşte  maalesef bunu da Türkiyenin münevverlerine anltamadık.

 

1961 ve 1982 ayasaları referandumuna giderken anayasanın büyük çoğunlukla

 onaylanması bir vatan perverlik,anayasanın reddi vatan hayinliği şeklinde yazılmıştır.Akis mecmuasının l961 Haziran_Temmuz sayılarını ,Ulus gazetesini ve diğerlerini okuyun.Oralarda açıkça göreceksiniz. Buna rağmen  o günkü  anayasa oylaması %45 ve %55 oranında çıkmış.Buna mukabilde 67 vilayetin 20 -25

 kadarında hayırlar evetlerden fazla.Fakat sonuç itibari ile bir şeye yaramamış .ve 1980 dede  millet şunu bekledi.ben anayasaya hayır desem komuta konseyi ve devlet başkanı olarak devam edecekler. Aynı zamanda askeri idare devam edecek.Halbuki referandumla ben bunu geçirirsem sadece cumhurbaşkanı olarak gelecek.Hiç  olmazsa bir meclis seçeceğim.Meclis bir hükümet çıkaracak ve hükümet sivil bir idare olacak ve o bana muhatap olacak.Onun için referandumda anayasa bukadar çok oyla oylandı.(:::::::::::::::J)

Aslında MGK  demokratik hukuk devletinde yanlış ise burada yapılacak olan iş anayasayı değiştirerek b.u müsseseyi ortadan kaldırmaktır.Bu nu yşapmayacaksınız bunun münakaşasını yapacaksınız.Bu medyada,tvlerde gündeme gelep münakaşa edeceksiniz,bunun hukuki olmadığına kara vereceksiniz ama MGK dan çıkan karar sizin düşündüğünüzün aleyhinde ise bunun karar olarak  değil bir nevi yaptırıcı hüküm olarak kabul edeceksiniz.

Türkiye hep bu ikili düşüncelerin esiri ve sıkıntısını çekmektedir.Madem ki MGK  demokratik hukuk devletlerinde yoktur diye açık oturumlar yapıyorsun.Bu hususta görüş beyan ediyorsun artık bunun kararının bağlayıcılığındanda öteye geçerek bir nevi MGK kumanda konseyinin muhtırası şeklinde MGK kararını değerlendirdiğin zaman yanlıştır.İster aleyhine olduğu zaman Bu MGK kararı değilde askeri komuta konseyi muhtırası şeklinde kabul ersende yanlış binim aleyhimde oldğu için MGK da kara alanlarında komuta konseyi kararı şeklinde değerlendirmeleri de yanlış.İki taraf içinde yanlış.Birisi aleyhe  bulunduğu için bukarara karşıyım demesi birininde  bu karar lazımdır uygulanması gerekir diyerek yanlışlık yapıyor.

Halbuki bukarar alınıyor ve anayasada “ditkkate alınır “diyor.Eskiden bağlayıcı değildi. İstişari kararlardı.82 anayasasında tavsiye eder diyordu.Dha sonra Özal zamanıda  işin garip tarafı bunu  siviller değiştirerek yetkiyi artırmışlar.

İş böyle ollurken birisi bir organ olarak anayasa içinde var ve kanunen tanzim edilmiş.Birisindede dorudan doğruya hiçhabersiz Muhtıra veriyor.Ya şunları şunları yapacaksın yoksa çekileçeksin.Biri filili müdahaledir.Birinde gelip meclisi fesh ediyor.birinde ise meseleleri münakaşa imkanları vardır. Orada dersiniz ki biz hükümetsek,hükümette kaldığımız müddetçe bizide  buanayasa gereği ancak TBMM  güvensizlikle düşürebilir.Güvensizlikle düşürmediği müddetçe biz görevimize devam eder ve bu şekildeki sekiz yıllık kesintisiz eğtimi uygulamayız.Neden uygulamayız.Ülkenin  sekiz yıylık eğtime ihtiyacı var ama kesintisiz olmamak şartı ile :beş yıllık  eğtim bittikten sonra hem çocuklar eğtime devamedecektir. Hemde meslek seçmeye başlayacaktır.Hangi mesleği sececeklerse o meslek gurubuna yavaş yavaş geçeceklerdir.Çünkü sekizyıllık eğtimden sonra artık üç sene daha o mesleğin derslerini okumak sureti ile o meslek gurubunda uzman olarak çalışmaya başlayacaktır.Ama bunu yapmazda çocuğu 16 yaşına kadar hiçbir sanatla ilglendirmezseniz.O cocuk birden bire gelipte sanata dönmez.Türkiyenin liseyi  bitirmiş,ünüversiteyi bitirmiş aylaklaramı ihtiyacı var.Yokasa türkiyedeki sarnayi vdiğer meslekleri icra edecek onların üretiminden milletin istifadesine arz edeçek kadrolaramı ihtiyacı var.Bunlar söylenir ve bunların münükaşası yapılırdı.Çünkü

Askerin saplantıarı vardır.

1971 muhtırasından sonrada asker toprakreformu diye tutturmuştu.Toprak reformu ile ne alakası var askerin.Toprakreformunun ne olduğunu nez bilir.Toprak reformu ayrı tarım reformu ayrı şeydir.Toprak reformu ne demek?Topraksız köylüye toprak vermek nasıl vereceksin?Hangi raziyi kime vereceksin.Türkiye 65 milyon nerden baksan 65 milyon dönüm arazi yok.Nerden bulupta her nufusa l dönüm arazi vereceksiniz.Beş nufusa beş dönüm verseniz neye yarar.6 miyyon hektar ekilen arazi yok.Onun ürettiği ile kendi bile geçinemez.Tarım reformu iseöyle değilBilimde  üretimin artırılmasıyla hem artıranın geçinmesi hemde tüketicini ucuz elde etmesini sağlar.

 

Güneydodğuya yatırım yapılmadı deniyorn.niçin yapılmasın yapıldı.Bu gün gap ile 20 milyon dönümrazi sulanaca ve 4 mahsül alınacak.Pamuk dahi ekilecek.Tarım reformu ile bu araziyi parçadın götürdün 20 milyon insan birer dönümarazi verdin neye yarar.

Böyle  bazı meseleler Türkiyede ynlış ele alınmıştır.Herkes kendi sahasında kalmasını bilmeli.Uzmanlık alanında kalmalı.Bunlar bilinen şeyler değil:bizde adet haline gelmiş herkes yarım yamalak bilgisiyle kendine göre bir istikamet vermeye çalışıyor.Eğtimi eğtimciler,askerliği askerler bilir.Eğtimcilerin hepside iyi bilemez ve ayrı ayrı uzmanlı amanı vardır.Bir fiilen içnde bulunanlar iki ilköğretim,orta öğretiml veyüksek okullar da yarı şeylerdir.Filien içnde olmak gerekir.

-Sahiplenilmeyen raparlar

_Rapor resmi makamlara ait ise ilgil kuruldan geçmeyen rapor rapor değildir.Hele altında imzası olmayan hazırlanan raporun kime ait olmadığı bilinmeyen raporlar bir mana ifade etmez.Rapor hangi kurula arz edilmiş ve o kuruldan bir karar ortya çıkacaksa ozama o kararın hangi bilgiye  istinat ederek bu kararı aldınız.bu kurulun görevi bu değildir deme imkanına sahip oluruz. Veya bu organın böyle bir kara almak görevi değildir diyebilmeliyiz.Bu organ bu  konularla uğraşmaması gerekir.Hiçbir opjektif kıstasa dayanmayarak alınmış birkarardır veya  bu karada şu eksikler vardır hayali bir  olay üzerine hüküm bina etmişsiniz denir.Ama oraya varıncaya kadar her hangi bir istihbaratı resmi müesseseler dikkate almaz diye bir şey yoktur.

Elbetteki  haberi verenin  kim olduğu belli olmayan habere  haber denmesi mümkün değildir.Elbette bunu değerlendirecek olan müsseseler ona göre  dikate almak durumundadırlar.Eğer muhbir iftira etmiyorsa delilleride ortalya koyması gerekir.Her ihbar ihbar edilen müsssese tarafından dikkate alınarak değerlendirilmez.Muhbirinde opjektif delilleri ile ortaya koyması gerekir.

 

Burada hemkuvetler ayrılığını benimsemişbahsediliyor.Hem icra ,yasama ve yargı ayrı ayrı düşünülüyor.Ama bütün bunlara rağmen iişine geldiği zaman bütün bunları bir birine karıştırmak istiyor.Bütün yetkiler devletin elinden alınmak isteniyor.Alınınca ve bir musibetle karşı karşıya kalınıca bu defa neden sen banasahip çıkmadın deniyor.Devletin bütün yetkilerini elinden alır ve memlekette anarşiden ötürü zarar görürsen bu zararın mesulu olarak devleti arayamazsın.Elbette ki devletin bazı yetkileri olacak ki yerine geldiği zaman kullanacaksın.

////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

-Bu raporları daha çok 1960 ve sonrasında ajitasyonları yapanlar.Dedinizki AP hükümete geldi henüz bir şey yapmadan 10 günde deklarasyon yayınladılar?Hep aynı cepheden geliyor.

-Şu bir vakıa ki; bizde bir söz vardır.Kırkyıllık yani olur mu kani.Bir insan belli fikirlerle şartlanmışsa o insanın ben döndüm .kanaat değiştirdim demesiyle kanaat değiştirmesi mümkün değildir.Şartylanmış insanları kolay kolay fikirlerinden döndürmek mümkün olmuyor.Bu fertlerin siyasi fikirlerinde olduğu gibi devletlerdede  olabiliyor.Mesela Yunanistanın türkiyeye bakışında olduğu gibi.1945_46 dan sonra dünyada ki sınırlarda bir değişme olmadığına ve olamayacağına göre  onlar Türklere karşı bir ön yargıları devamlı olmuştur.Hayali tehdit ve tehlikeden bassedebilmişlerdir..Siyasi,mezhep ve ırkı şartlanmalar vardır ve maalesef insanları bu kalıpların dışına çıkarmak pekde mümkün olmamaktadır.

 

-Demokratikleşmeden kasıtkt ne onu anlamak gerekir.Bir gurup insan varki  163 neden kaldırdınız yeniden koyun.Diğerleride 141 ve 142 yi yeniden koyunuz diyor.Bu iki farklı görüş  sadece kendi düşüncelerinin hakim olmasını istemekte .hak ve hürrüyyetlenri kendisi için arzu etmektedir.Diğer  düşünceye hayat hakkı tanımak istemekektedir.Ne zaman ki insanlar bir birlerinin fikirlerine tahammül ederek tartışmaları sadece fikir planına bırakılmalıdır.Ama fikir planında bırakmazda kavgaya dönüştürerek silah kullanarak insan haklarını gasbetmeye kalkarsa elbette  ona karşı uygulanacak tedbirlerin olması lazım gelir.

 

 

Ben bunu filen yaşadım. Siyasi, şartlanmalardan dolayı aleyhimde  yayınlara çok şahit oldum. Hiç biri  bir esassa dayanmadığı halde adam at izi kalır diyerek yazabiliyor. Hakkınızı radığınız zamanda adam fikir özgürlüğün elden gidiyor diyor. Basın hür olsu elbette. Bu gün basın devletin  filan değil basın basın  patronunnun  sansüründe. Çünkü basın da basın çalışanlarının sendikasının olmadığı bir memmlekette basının hür olmasının imkanı yok. Efendim çalışanlar istemiyor  bunu kimse söyleyemez. Ben bunu dar kadroda bir siyasi partide topu topu 35-40 kişi iken bile uyguladım. Bunlar açıkca imza vererek biz sendika  ve toplu sözleşme istemiyoruz dedikleri halde sonra bunu gizli oylamaya koyduğumuzda bunların üçte ikisinin biz toplu sözleşme istiyoruz dediğini gördük.Orada bu böyle olursa  basın calışanlarına sendika kurdurmadığınız  gün demek ki patronların hakimiyeti söz konusudur.Orada basın hürrüyetinden bahsetmek mümkün değildir.Siz basın patronunun hoşuna gitmeyen neşriyat yapmadığınız zaman ayakta kalmanız mümkündeğildir.Buna ihtiyacımız yok diyen oluyorsa ,yalan söylüyor ve korktğu için söylüyor.,ekmeğine mani olmaması için söylüyorlar.

     ///////////////////////////////////////////////////////

UFUK TURU

 

Türk sanat müziğinin yaşayan  en büyük Üstadı Yıldırım Gürses ile  milli kültürümüze ve  Türk müziğine  karşı yapılan “Tasallutları “konuştuk.Yıldırım bey tüm açık kalplilikle ve bu konulara bir ömür vakfetmiş olmanın   verdiği  vukufiyetle  sorularımızı samimi bir şekilde cevapladı.

 

GÜRSES:

****Türk musikisi şuanda muayyen  çevreler tarafından yok edilmek istenmektedir..Şu son beş senede  Osmanlıya karşı son derece büyük bir kin ve nefret  görmekteyim. Klasik musikimizi  Osmanlının bir ucu olarak kabul ediyorlar. Dolayısıyla bu musikiyi ortadan kaldırmakla Osmanlının son izlerini ve eserlerini silmek istiyorlar.Osmanlı tarihini örttükten sonra geriye Türk olarak hangi tarih kalacaktır ,onu merak ediyorum.

MEHMET AKİF’İN MİLLİYETÇİLİĞİNDEN ŞÜPHE ETMEK İHANETTİR

****Bu milletin şehit olmuş askerinin başına “Bu taşındır diyerek Kabe’yi diksem başına”diyecek kadar yüceltecek bir insanın  milliyetçiliğini tartışmak çok zor ve son derece yanlış bir olaydır.Akif’in milliyetçiliğinden  şüphe etmek ihanettir.Osmanlı Türkünü ve Osmanlıyı  ve Türkü ayakta tutacak  her şeye karşı hucumlar başlamıştır.

               Çocuklarımız doğuyor .Doğduğu vakit Ezan- ı Muhammedi ile  teşerrüf ediyorlar. Arkasından dünyanın en güzel annesinin ninnisiyle büyüyor. Dünyanın  en iyi ninnisini Türk annesi okur..Fakat o çocuklar yedi yaşına gelince; ilk okula gider gitmez  Yohan sabastianbah’ın  tam perme  sistemiyle tanıştırılır. Ve kulaklarından  doğumundan  okula başlayana kadar edindiği bu sesler silinmeye uğraşılır.

İSRAİL  DOSTU  ÇAĞDAŞLAR !  DUYSUN.........

İsrail’de Parlementonund a bakanların da,başbakanında ,devlet başkanının da üzerinde bir  Hahamlar gurubu vardırBu devletin her tarafından kanunlar geçse dahi o dört kişilik hamalar gurubu eğer kabul etmezse İsrail parlâmentosundan hiçbir kanun geçmez.Adamlar kendi milli kültürüne aykırı gelecek olan her türlü mali, her türlü maddi ve her türlü manevi olaya  karşı yukarıya bu dört hahamdan oluşan bir süzgeç koymuşlardır.

***ENTERNASYONALİST KÜLTÜR YÜZÜNDEN  -SATANİSTLER TÜREMİŞTİR,Bizde milli kültür politikası bir türlü kurulamamıştır. Bu uygulanan “enternasyonalist politika “bizi buralara getirmiştir.satanistler türemiştir. Bu piyasada akan kepazelik türemiştir. Bu pop müziği türemiştir. Belli bir ciddi kültür politikası olamadıktan sonra,bir ülkenin ekonomisi de bozulur,maliyesi de bozulur.Bence Türkiye’nin bütün  bozukluğunun altında insan sorununu aramak gerekir.

****SATANİST YETİŞTİRMEYE ;MEDENİYET  DİYORLAR

Dünyanın en tehlikeli silahı bilimdir. İlk önce çocuklarımıza bu bilimi kullanacak aklı selimi vermemiz lazım. İşte bu bilimi verirken çocuklarımız  Üniversite  bitiriyorlar ama o akli selim olmadığı için “satanist “oluyorlar Etilere,eğlence gidin,dolaşın da üzülün,oturun ağlayın. on beş on altı yaşlarındaki kız çocukları zeril sefil beline kadar etekler sokaklarda geziyorlar ve bunun ismine de MEDENİYET  diyorlar. Rüzgar ektik bora biçtik.... halk  devletine  güvenini kaybetti

Yani bu gün Türkiye’de yanlış bir politika ,yanlış bir çocuk eğitimi bizi bu hale getirmiştir.Halk kendi devletine karşı güvenini kaybeti.

 ****RADYO VE TV :  Bize kapalı sadece batıya açılan bir pencere.

                   ****MUSUKİMİZ CAMİDEN DOĞDU

Batının musikisi  nasıl ki kiliseden doğdu ise benim musikimde camilerden  ve tekkelerden doğmuştur.Batının tem perman sistemi Johhansabastiyan Bah’ın kiliseden çıkartmış olduğu bir sistemdir. Hatta kullanmış olduğumuz nota  bir papazın yazmış olduğu notadır. Hatta bu papazın yazmış olduğu  notanın ilk harflerinde  bir Hıristiyan ayinin baş hecelerini alarak kullanmıştır.  te, mi, fa, sol, la, si, do diye sonra ud kelimesi ajiliteye ters geldiği için “do”ya çevrilmiştir. Yani  şuanda kullandığımız nota bir  Hıristiyan olayıdır ve tenperman sistem dediğimiz piyano sistemi bir kilise düzenidir.

****İSTİKLALMARŞININ GÜFTESİ VALS OLARAK YAZILDI

Melodisiyle güftesi arasında bir tenakuz vardır. Zeki  Üngör besteyi  yazdığı zaman ilk önce bunu vals olarak yazmıştır.

****TÜRK ÇOCUĞUNUN KULAĞINDAN ÖNCE TEKBİRİ SİLİYORLAR

Çocuklarımız küçük yaşta iken kendi özümüzü ,güzelliğimizi anlatıyoruz,kendi milli musikimizi veriyoruz ama ilk okula giderken çocuklarımıza tenparmen sistem denen piyano sistemi ile çalıştırıyoruz.Tanpermen sistemi bizim Türk musikisini çalmaya  yeterli değildir...Demek ki çocuk piyano ile tanıştıktan sonra  yüzlerce Türk musikisi makamını kulağından siliyor.

Milletin müşterek  zevkini kaybettirdiler ki parçalaya bilsinler.

***SEÇİM SONUÇLARI ;TÜRKÜN KENDİNİ GERİYE İSTEMESİDİR. İNANCINI KÜLTÜRÜNÜ GERİYE İSTEMESİDİR

          Yıldırım Gürses-Necati Çavdar

 

 

Özellikle son zamanlarda  kültürümüz ve müziğimiz üzerinde  oluşturulan “tasallutlar” diyebileceğimiz  gelişmeler var. Dolayısıyla  bu gelişmelerle beraber  Türk sanat müziği de  dahil  öz müziğimiz biraz  geride kaldığı ,batı müziği ve arebeks müziğinin öne çıkarıldığı görülüyor. Sizin gibi  değerli sanatçı ve bestekarlarımızın el atmadığı zamlar kısır kalıyor. Bir şey vermiyor.

-Yıldırım Gürsess bu nokta da ne yapıyor. Ne yapabiliriz?

-Bir defa üzülerek  şunu açıklamak istiyorum. Bir defa Yıldırım Gürses  ömrü  boyunca hep ideali  üzerine savaştı. Ama hiçbir zaman sırtını dayayacağı bir güvence yeri olmadı. Hep yaptı. Hiçbir  zaman benim yerimde olan ,benim yaptığımı destekleyen, bana ışık açacak ,bana yol gösterecek hiçbiri olmadı. ,Hiçbir zaman yardım eli ,hiçbir dost eli sırtımı sıvazlamadı.

Hep yalnız ve tek başıma savaştım.

Musikiyi  başından buyana bir kazanç  vasıtası değil,bir hizmet vasıtası olarak gördüm. İnsanoğlu bazen Allah tarafından mükafatlandırılır ki bazen da  doğarken mükafatlandırılmış olarak doğar.

Allah bana  çok iyi bir ses ,bunun yanında iyi bir karizma ,iyi bir bestekarlık kabiliyeti ,okuma öğrenme ve konuşma-belagat- kabiliyeti verdi. Biz bunları hiçbir zaman bir gurur vasıtası  yapmadık ,bir şükür vasıtası yaptık. Dolayısıyla bu kadar  yük üzerinde taşıyan bir insanın yapmak mecburiyetinde olduğu bazı  vazifeler vardı.

Bu vazifelerin başında da: bir defa kendi mesleğinin güzelliklerini ,Allah’ın vermiş olduğu bu üstün yetenekleri hayra değil şerre  kullananlara karşı bir duvar çekmek ve hayırlı şeyler yapmaktı. Benim yapmış olduğum bütün  şarkılarımda her ne kadar etrafımda bir şeker sarılıysa da için de mutlaka muayyen mesajlar gizlidir. Şuanda Mehmet Akif ve Necip Fazıl gibi şairlerin eserlerini bestelemek istiyorum. Bunun  çabası içindeyim. Sanki bunu mutlaka  yapmam için  ben zorlanıyorum gibi bir his var çimde.

 

Ben inancımın ve milli kültürümün devamlı surette bayraktarı  oldum,hizmetine  amade oldum.

Çünkü alt yapı olarak çok mütedeyyin inançlı ve milliyetçi bir camiadan geldim. Ve kendi  genimin vermiş olduğu insiyakla da daimi surette bu yolda hizmet verdim.

Türk musikisi korkunç bir tasallut altındadır.

 

Bunu şöyle açıklamak istiyorum Türk musikisi korkunç bir tasallut altındadır.

Türk musikisi şuanda muayyen  çevreler tarafından yok edilmek istenmektedir. Çünkü bunu burada açıklamak istiyorum.

Şu son beş senede  Osmanlıya karşı son derece büyük bir kin ve nefret  görmekteyim.

Osmanlı her ne olursa olsun kim olursa olsun hangi kimlikte olursa olsun bizim atamızdır. İyisi de  vardır. Güzeli de vardır. Kötüsü de vardır. Ama bunlar bizim atalarımızdır .Bizim geçmişimizdir. Bizim kanımızdır. Bizim ırkımızdır. Genimizdir. Dolayısıyla Osmanlıyı  iyice tanıyıp Osmanlının kültürünü iyice  öğrendikten sonra onlara karşı olan hayranlığım kat be kat arttı. Bunu da burada zikretmek isterim. Ben ırkımın  devamıyım. Ve dolayısıyla şu anda görüyorum ki Türkiye’de Osmanlıya karşı inanılmaz bir kin ve nefret büyümektedir. Hulki Cevizoğlunun programında o kadar ileri gitmişlerdir ki Türk tarihini açıklarken   Osmanlı tarihine “kara bir tül “bile  örtmeye kalkmışlardır.

Osmanlı tarihini örttükten sonra geriye Türk olarak hangi tarih kalacaktır ,onu merak ediyorum.

Osmanlı tarihini örttükten sonra geriye Türk olarak hangi tarih kalacaktır ,onu merak ediyorum.

 AKİF’E DİL UZATMAT  İHANETTİR

-Burada  yakın bir zamanda paşa rütbesi verilmiş bir şahsın Mehmet Akif  dolayısıyla ,İstiklal Maşında ifadesini bulan milli   ruha da bir saldırısı  söz konusu oldu. Bu milli kültür eksikliği,milli kültüre yakınlık duymamanın tesiri midir?

-Efendim   şuanda Türkiye de çok değişik şeyler oluyor. Özellikle Osmanlı denilen,Osmanlıdan ürkmek başladı farkında iseniz. Ve bizim klasik musikimizi  Osmanlının bir ucu olarak kabul ediyorlar. Dolayısıyla bu musikiyi ortadan kaldırmakla Osmanlının son izlerini ve eserlerini silmek istiyorlar. Yani büyük bir gerçek burada .

TBMM ÇAĞRI:

Esasında TBMM’de,DSP,MHP,FP,DYP VE ANAP ‘tan  hangi partiden olursa olsun  esasında benim tanıdığım çok değerli ,memleketini  ,milletini seven,Türk  milli musikisine,kültürüne  amade  yüzlerce tanıdığım dostlarım var. Ben onlara buradan çağrı yaparak  milli kimliğimize ve değerlerimize   saldırılara karşı birleşmeye ve ortak tavır almaya  davet ediyorum.

Bunun için Bir üst  komisyon kurmalıyız.

Bu  musiki ,bu  easar,bu mimari,bu edebiyat bu  hüsnü güzellikler bizim geçmişimizin mirasıdır ve  bizim öz be öz malımızdır.

Nasıl ki Mimar Sinan’ı bir kenara atamazsak, kalkıp Şeyh Hamdullah’ın üzerine bir çizgi çizemezsek,Dede Efendi ve Buhurizade Itri’yı bir kenara  atamazsak; benim şahsi kanaatime göre bu gün Türk musikisinin zamanımıza getirmiş olduğu güzellilikleri de yok edemeyiz. Ve şunu söyleyeyim hiçbir kuvvet bizim geçmişimizin mirası  olan  kültürümüzü  silmeye gücü yetmeyecektir.

MEHMET AKİF’İN MİLLİYETÇİLİĞİNDEN ŞÜPHE ETMEK İHANETTİR

Mehmet Akif’e  dil uzatmaya gelince ... Mehmet Akifi  bestelemek şerefini kazanmış nadir bestekarlardan bir tanesiyim. Bütün Safahatı satır satır  okudum. Mehmet Akif’i gönlümde ve ruhumda yaşatıyorum. Onu bestelerken on beş gün yirmi gün acaba o büyük  ustaya,Türk milletine  Allah’ın lütfetmiş olduğu o büyük şaire yanlış bir şey yapacağım mı ,yapmayacağım mı diye sabahlara kadar uykusuz kaldım. Besteledikten sonra arkadaşlarıma  okudum. Ancak onların tasvibini alıp,hocalarım yakışır dedikten sonra yayınladım.

“Yılmam ölümden ,yaradan , askerim

Orduma gazi dedi Peygamberim.

Bir  dileğim var; ölürüm isterim

Yurduma tek düşman ayak basmasın”

diyen adamın milliyetçiliğinden  şüphe etmek ihanettir.

Yani ben Mehmet Akif’i İmanı  bütün,inancı bütün,ama Allah’ına kadar milliyetçi,Allah’ına kadar Türk oğlu türk olarak tanıyorum.

Bu milletin şehit olmuş askerinin başına “Bu taşındır diyerek Kabe’yi diksem başına”diyecek kadar yüceltecek bir insanın  milliyetçiliğini tartışmak çok zor ve son derece yanlış bir olaydır.

Bence  şöyle bir şey var :

Osmanlı Türkünü ve Osmanlıyı  ve Türkü ayakta tutacak  her şeye karşı hucumlar başlamıştır.

-Bu hücumların özellikle müzik kanalıyla geldiği görülüyor?

-Tabii tabi başta müziği kullanıyorlar.

-Müziği kullanarak mesaj verme,insanları etkileme   metodunu son zamanlarda “Satanistlerin” resmen de söyledikleri gibi ,”biz   müzikle ayın yapıyoruz,gençler üzerinde müziğin etkisini kullanıyoruz”şeklindeki ifadeleri  ile  iyice su yüzüne çıkıyor. Sizce müziğin gençlik üzerinde  tasallutların aracı olmasına takip edilen kültür politikası mı sebep oluyor?

-Enine boyuna müziği incelemiş,beş yaşından beri musikinin içinde büyümüş,önce tekkede,sonra camilerde,sonrada musiki derneklerinde ömrünü tüketmiş bir müzisyenim. Müzik çalışmaları ile ömrümü tükettim. Beş yaşımdan buyana 340 tanede şarkı yazdım.

Bir zamanlar on beş yirmi sene gibi uzun bir zaman hatta ve hala bir milletin müzik zevkini temsil etmiş bir insanım. Müziğe ömrümü verdim. Şunu öğrendim:Bu pedagoglarında araştırma sonuçlarıdır.

İnsan doğar doğmaz iki yaşına kadar  araştırma dönemidir. Yani iki yaşına kadar çocuk araştırır. Bir mum görür parmağını uzatır. Mum yakar. Fakat ikinci bir defa parmağını muma götürdüğü vakit hemen  beyin   der ki;” bir daha elini  değersen yanar”. Çocuk “ cız ..”der çeker. Bu araştırma  dönemidir.

İkinci dönem : İki ila beş yaş arası tasnif dönemidir.

Ondan  sonra  çocukta tatbikat dönemi başlar.

Çocuklar  sadece yaşadıkları olayı değil,yaşadıkları ortamın kokusunu,yemeğini ,kültürünü,örfünü ,muhitin düşüncelerini ve aynı zamanda oranın aksını ,lehçelerinde öğrenirler. Yani  iki yaşında bir zenci çocuğunu Karadeniz’e götürür beş sene bırakırsanız o zenci çocuk  on yaşına gelince aynı Karadeniz aksanı ile konuşur. Gene bir Karadenizli  bir çocuğu Amerika’ya götürür bir zenci mahallesine bırakırsanız oda aynı zenci aksanı ile konuşmaya başlayacak ve Zenci  şarkıları  söylemeye başlayacaktır.

Yanlış bir kültür politikamız var

Ben şunu söylemek istiyorum:Yanlış bir kültür politikamız var.

Çocuklarımız doğuyor .Doğduğu vakit Ezan- ı Muhammedi ile  teşerrüf ediyorlar. Arkasından dünyanın en güzel annesinin ninnisiyle büyüyor. Dünyanın  en iyi ninnisini Türk annesi okur.

Bizim Hicaz ve Uşşak  makamındaki ninnilerin üzerine  dünyadaki hiçbir  devlet bu kadar ifadeli içinden gelen,gönülden gelen melodilerle  ninni okuyamaz. Nasıl Buhurizade Itrî ,tekbiri  bütün dünyada yapılmış olan ayinlerin üzerinde bir  hülasa çıkarmışsa Allah’a giden rafta_yolda_bizim annelerimizde  gönülden kopan fırtınaları,sevgileri  o güzel ninni ile ifade ederler.

Fakat o çocuklar yedi yaşına gelince; ilk okula gider gitmez  Yohan sabastianbah’ın  tam perme  sistemiyle tanıştırılır. Ve kulaklarından  doğumundan  okula başlayana kadar edindiği bu sesler silinmeye uğraşılır.

İSRAİL  DOSTU  ÇAĞDAŞLAR !  DUYSUN.........

Bu gün beğenmediğimiz İsrail’de Parlementonund a bakanların da,başbakanında ,devlet başkanının da üzerinde bir  Hahamlar gurubu vardır. Kültür bakanlığı gurubu derler buna. Bu devletin her tarafından kanunlar geçse dahi o dört kişilik hamalar gurubu eğer kabul etmezse İsrail parlâmentosundan hiçbir kanun geçmez.

-Bizimkilerin baş örtüsünde bile Diyanetin görüşüne laiklik  nedeni ile itibar etmezken bizdeki çağdaşların  baltacı ettiği  İsrail de mi oluyor? Aman Çağdaşlar duymasın...!

-Gayet tabii ..Ve şöyle bir şey var. Adamlar kendi milli kültürüne aykırı gelecek olan her türlü mali, her türlü maddi ve her türlü manevi olaya  karşı yukarıya bu dört hahamdan oluşan bir süzgeç koymuşlardır.

Bakın bizim kültür bakanlığımıza,Kültür bakanlığımız her bakanlığın altında kalmış ezilmiş bir bakanlıktır.­_ Bütçesi milli gelirin binde bilmem kaçı. Çevre bakanlığından sonra  bütçeden en az pay alan bir  bakanlık._

ENTERNASYONALİST KÜLTÜR YÜZÜNDEN  -SATANİSTLER TÜREMİŞTİR

Bizde milli kültür politikası bir türlü kurulamamıştır. Bu uygulanan “enternasyonalist politika “bizi buralara getirmiştir.

İşte- uygulanan kültür politikası yüzünden  -satanistler türemiştir. Bu piyasada akan kepazelik türemiştir. Bu pop müziği türemiştir. Bunların hepsi  milli kültür politikasından kaynaklanan olaylardır. Ben  şunu söylemek istiyorum:Dünyada kendi milli kültürüne sırtını çeviren nadir  devletlerden bir tanesi olduk.

DEVLET SANATÇILIĞI:BÖYLE BİR ŞEY OLMAZ

İspanyol kendi müziğini çalar ,kendi  milli musikisinin kıyametini koparır. İsrail kendi müziğini çalar. Yunanlı kendi müziğini  çalar. Fransız kendi müziğini çalar. Rus  kendi müziğini çalar ,Japon kendi müziğini çalar.

Biz niye Avrupa’nın müziğini çalıyoruz ki........?

Ben buna  akıl erdiremiyorum. Bu nasıl bir kültür politikasıdır? Arapları açın bakın. Araplarda hiçbir taviz yoktur. Beğenmediğimiz ,bu gün vah vah dediğimiz Arapların  televizyonunu açın bakın. Adamlar her türlü olaylarını  Cemal Abdül Nasır’ındediği gibi”Bizim atom bombamız yok ama  bizim musikimiz ve milli kültürümüz var”dedi. Yani  adam o kadar  kendi milli kültürüne güveniyor ki... Adamlar devlet sanatçılığı koydu. Kimi koydu ? Ümmi Gülsüm’ü  koydu. Abdül Vahhab’ı koydu .Üçüncü bir  insan  yoktur.

Ama bizde şu anda devlet sanatçılarını  şöyle bir yan yana dizin bakalım. Yok öyle.......Böyle bir şey olmaz.

Belli bir ciddi kültür politikası olamadıktan sonra,bir ülkenin ekonomisi de bozulur,maliyesi de bozulur.

Bence Türkiye’nin bütün  bozukluğunun altında insan sorununu aramak gerekir.

SATANİST YETİŞTİRMEYE ;MEDENİYET  DİYORLAR

Merak ediyorum okullarda çocuklarımızı bu kadar üzerek bir kompütür gibi  üzerlerine çok şeyler yıkarak yetiştiriyoruz ama hangi evsafta çocuk yetiştiriyoruz. evsafı  Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür  bakanlığı  tavsif etmiş mi dir?

Ben  Milli Eğitim Şurasına  katıldığım zaman”Efendim biz  çocuklarımıza Türkçe’yi şöyle yapalım,Coğrafyada şunu birleştirelim. Bunu bunla yapalım “diye kültür  ve eğitim kavgası yapıyorlardı. Ben şunu söyledim.”Yapacağınız  ilk kavga şu: Siz bir eğitim müessesesiniz. Bir imalathanesiniz. Siz ne imal ediyorsunuz Türk çocuklarını imal ediyorsunuz. Bu çocukların evsafı nedir?Bir standart çizin. İlk defa bu çocuk geçmişine saygılı olması lazım. İnançlı olması lazım. Bilimle teçhiz edilmiş olması lazım. Bütün insanları  sevmesi lazım. Ondan sonra  kalkıp bunları bütün dünyanın lehine  sarf edecek şekilde kullanması lazım.”

Ben size şunu söyleyeyim dünyanın en tehlikeli silahı bilimdir. İlk önce çocuklarımıza bu bilimi kullanacak aklı selimi vermemiz lazım. İşte bu bilimi verirken çocuklarımız  Üniversite  bitiriyorlar ama o akli selim olmadığı için “satanist “oluyorlar. Ankara’yı bilmiyorum ama saat beşten sonra siz gelin bizim Etilere,eğlence yerlerine –Satanistlerin bol  olduğu yerler  olarak adı geçen Akmerkez vs.bu bölgede-dolaşın da üzülün,oturun ağlayın. on beş on altı yaşlarındaki kız çocukları zeril sefil beline kadar etekler sokaklarda geziyorlar ve bunun ismine de MEDENİYET  diyorlar.

rüzgar ektik bora biçtik.... halk  devletine  güvenini kaybetti

Yani bu gün Türkiye’de yanlış bir politika ,yanlış bir çocuk eğitimi bizi bu hale getirmiştir. Senelerdir rüzgar ektik bora biçtik. Hala kendimize gelemedik. Milli kültürümüze hep sırt  çevirdik.

Bence  depremle Türkiye çok büyük bir sınav atlatmıştır. Bu deprem korkunç bir olaydır. Büyük bir felakettir. Bu felakette ancak ve ancak gördük ki halk kendi kendisinin yarasını sarmaya başladı. Niye  en kötü şey oldu. Halk kendi devletine karşı güvenini kaybetti.

Ve şuna  inandık ki,ancak biz sivil örgütler olarak yaralı olabiliriz.

 

 

 

_Geçen ay geldiğimde  Topkapı Sarayında ki inşaat devam ediyor.Ancak  alcı üzerindeki  tavanlardaki işlemeler beyaza boyanıyor. Küçük küçük orijinal işleme parçaları  bırakmışlar. Oradaki görevlilere nedenini sordum.  Onlarda “Tavan alçı  süslemelerini tutturabilirlerse  yapacaklar. Yoksa orijinali bu idi diye numune bırakacaklar .Tutturamazlarsa gerekirse tamamı beyaza boyanacak”diye cevap verdiler. İnşallah tuttururlar.

-Efendim orada çok uzman insanlar vardır. El atılmıştır. Tedavi edilmektedir. O kepazelik son bulacaktır. Orada eski bir piyano vardı onu bile çalıştırmışlar. Allah razı olsun onu yapandan.

Biz, özel  hayatımızı musiki ile birleştirmiş nadir devletlerden bir tanesiyiz.

 

Biz Türk milleti olarak,Osmanlıdan kalan bir miras olarak özel  hayatımızı musiki ile birleştirmiş nadir devletlerden bir tanesiyiz. Ve Allah’ın lafzı   ile  dünyada en çok iş yapan tek millet var  oda Türk milletidir. Her lafının başında Allah vardır. Allah nasip ederse...Allah’a ısmarladık ...gibi,Binlerce Allah’la başlayan kelime ve cümleler vardır.

Allah kelimesi ve musiki ile kendi dünyamızı özdeşleştirmiş,pekleştirmiş nadir ülkelerden bir tanesiyiz.

Her şeyimizde musiki vardır.

Çocuklarımız doğar Ezan_ı Muhammedi de  musiki vardır. Bunların yanında  ninnilerimizde, eğlencelerimizde,nişan ve düğünlerimizde,kına gecelerimizde ,ağıtlarımızda,peştamal kuşanmalarda ve hasta tedavisinde musiki vardır. Bakın mesela Farabi,her hastalığa tedavi ,rehabilite olayı olarak kullanmış. Bunun yanı da Ahilikte  mesleki olayda peştamal giymelerde kullanılmış. Yani her olayımızda musiki  bizim hemen yanımızdadır. Dolayısıyla Türk milleti  musikiyle doğumdan ölümüne kadar  iç içe yaşamıştır.

RADYO VE TV :  Bize kapalı sadece batıya açılan bir pencere.

 

Bizim musikimizin batıdan bir farkı vardır. Biz öyle  bir hale geldi ki  bundan elli sene evel her evde bir kemençe. tambur, ud varken evlerimizde sadece bir radyo ve televizyon kaldı. Oda  sadece batıya açılan bir pencere. Sadece batının propagandasını bize duyuran,hatta kendi kanallarımızı da kast ediyorum batının düşüncesini,tefekkürünü, mananın felsefesini beklerken maddenin felsefesini veren ve bizim inanç anlayışımıza ters düşen felsefeleri çocuklarımıza  ileten ve ailenin dördüncü ferdi olarak giren bir televizyonlarımız var.

 

MUSUKİMİZ CAMİDEN DOĞDU

YANİ  ŞUANDA KULLANDIĞIMIZ NOTA BİR  HIRİSTİYAN OLAYIDIR VE TENPERMAN SİSTEM DEDİĞİMİZ PİYANO SİSTEMİ BİR KİLİSE DÜZENİDİR.

 

Bunun yanında en mühimi batının musikisi  nasıl ki kiliseden doğdu ise benim musikimde camilerden  ve tekkelerden doğmuştur.

-Bundan tabi bir şey olamaz değil mi?

Tabii...Bakın Mevlevilere çok şey borçluyuz

-Neden?

_-Çünkü çok mutaassıplardır. Musikilerinde bir tek notanın dahi silinmesine tahammül edemezler. Bu gün  eğer dini musikimiz varsa,klasik musikimiz varsa bunu bir tarik olarak  Mevlevilere borçluyuz. Allah razı olsun bunu yapanlardan.

Batının tem perman sistemi Johhansabastiyan Bah’ın kiliseden çıkartmış olduğu bir sistemdir. Hatta kullanmış olduğumuz nota ,bir Guy Dervezo isimli papazın yazmış olduğu notadır. Hatta bu papazın yazmış olduğu  notanın ilk harflerinde  bir Hıristiyan ayinin baş hecelerini alarak kullanmıştır.  te, mi, fa, sol, la, si, do diye sonra ud kelimesi ajiliteye ters geldiği için “do”ya çevrilmiştir. Yani  şuanda kullandığımız nota bir  Hıristiyan olayıdır ve tenperman sistem dediğimiz piyano sistemi bir kilise düzenidir.

İSTİKLALMARŞININ GÜFTESİ VALS OLARAK YAZILDI

-İstiklal marşınnı bestesi  içinde böyle bir şey söylemiştiniz?

- Melodisiyle güftesi arasında bir tenakuz vardır.

İstiklal Marşı   zaten iki ayrı  yaşayan insanın yanlış izdivacı olmuştur.Yani bir tanesi  fevkalade Osmanlı ve bize uygun olan hanımefendinin bir Avrupalı ile  evlendirilmesi gibi  yanlış bir olaydır.

Başından  yanlış yapılmış. Basit bir müzisyenin dahi prozedi olarak uygun bulamayacağı yanlış bir çizgi içindedir. Ama artık millet kabul etmiştir. Bunun bir dönüşümü olur mu olmaz mı ?Bu bir devlet sorunudur. Hatta benim şahsi kanaatime göre bir referandum,anket sorunudur. Halka  birkaç tane  yapılarak bunlardan birini mi seçersiniz yoksa böyle mi kalmalıdır diye sormak  gereklidir. Ama bana müzisyen olarak sorarsanız  eserin  metik denen bir olayı vardır. Yani - Melodisiyle güftesi arasında bir tenakuz vardır.Zaten biliyorsunuz ki  beste bağlanmak demektir.Dilbestenim, dendiği zaman gönülden bağlanmışsın manası  gelir.

-İstikllal Marşında nasıl bir bağlantı vardır?

-Melodi ile güfte  birbirine  yanlış izdivaç yapmıştır. Zaten derler ki bu parçayı Zeki  Üngör yazdığı zaman ilk önce bunu vals olarak yazmıştır. Fakat sonra yarışma olunca onun üzerine   marşın güftesini yerleştirmiş. Yerleştirirken de zaten farkında iseniz kelimelerin prozedisinde büyük yanlışlıklar vardır. Okunurken kelimeler bölünüyor ve insan zorlanıyor. Birde zaten son  nötürale çıkan yani bizim Türk musikimizde tiz çağrı yaptığımız yere çıkan interval yani oktav farkıda vardır.

Yani  İstiklal Marşımızın bestesindeki hata dolayısıyla  tartışılır. Bir ara Eski Kültür bakanlarımızdan Namık Kemal Zeybek böyle bir çalışma içine girmişti. Hatta  bana da” İstiklal Marşını  bir besteleyip bir deneyebilir miyiz” diye bir şeyler çıtlatmıştı.

Bize böyle bir vazife verilirse  şeref duyar yaparız. Bu böyle kabul edilmiş derlerse de  halkın isteğidir bu. Bana sorarsanız yanlış bir izdivaçtır.

-Denemeyi düşünür müsünüz?

-Şeref duyarım.Yani Mehmet Akifin her eserini bestelemekten gurur duyarım.Benim için byük bir şereftir.Böyle bir vazife verilirse her  zaman amadeyim.

_Yozlaşma  ve kendini beğenmeme  daha çocuktan başlatılıyor diyorsunuz?

 

-Evet.. Çocuklarımız küçük yaşta iken kendi özümüzü ,güzelliğimizi anlatıyoruz,kendi milli musikimizi veriyoruz ama ilk okula giderken çocuklarımıza tenparmen sistem denen piyano sistemi ile çalıştırıyoruz.Tanpermen sistemi bizim Türk musikisini çalmaya  yeterli değildir..Batı musikisinde bir oktav ses yapı olarak on iki eşit parçaya bölünmüştür. Ama Türk musikisinde bu aralıklar yirmi dört gayri musevî-eşit olmayan- parçaya bölünmüştür. Demek ki bizim musikimizde paletin  üstündeki delikler Batı’dan bir misli fazladır.

Bizim Segah makamımız bizim Uşşak makamımsımız ve uşşak akrabaları bizim Rast makamımız,bizim hüzzam makamımsımız,bizim karciar makamımız,muhayyer makamımız bunların hepsi sikoma bemolü  alan makamlardır ki bunlar piyano ile içra edelmez.Demek ki çocuk piyano ile tanıştıktan sonra  yüzlerce Türk musikisi makamını kulağından siliyor.

TÜRK ÇOCUĞUNUN KULAĞINDAN ÖNCE TEKBİRİ SİLİYORLAR

Başından tekbiri siliyor. Tekbir segah makamında yapılmıştır. Çocuk bunları  okula gidince öğrenemiyor.

Misal vermek gerekirse Ben oğlumu radyoya çok sesli koroya gönderdim. Çocuğa uşşak  makamında  bir türkü vermişler çocuk Türkü yi buselik gibi okuyordu .Çünkü çocuk orda ki si komu  basamıyordu. Kulağından silinmişti. Hemen radyodaki çok sesli korodan aldım.

Dolayısıyla  Türkiye’de başka bir hucumda var.

 -Bu hucum nedir ?

-Türk çocuklarına  batının tampermen sistemini öğretip Türk musikisi sistemini kulaklarından silmek.

Bakın bizim camiaya bir serzenişte bulunuyorum. Hep tek başıma savaştım ve hep tek başıma dayak yedim. Benim bilgim mi eksik. Benim konuşmam mı düzgün değil. Benim musiki bilgim mi yok. Ben bestekar mı değilim. Bu gün Türkiye de diğer kanallar  abur cubur,konuşma özürlü insanlara program yaptırırken bu gün bizim camiamızın televizyonları. kapımı dahi çalıp “Ya hu Yıldırım Gürses gel.Sen  bu kadar umman bir kavga verdin. Bizim kavgamız buraya kadar geldi. Lütfen ne yapabiliriz,gel bir program yap. Politik standardını koy gel mücadeleyi beraber yapalım” demedi. Ne bir televizyon kanalı geldi nede bir kişi... Çünkü bizim camiamız öyle bir camiadır ki musikiyi daimi surette belden aşağı olayı ve eğlence olarak görmektedir. ama öyle gördüğü için  zaten mahkum olduk,yıkıldık.

MUSİKİ  ALLAH’A YAKARMADAN ÇIKMIŞ

-Bu  tavır kompleksten mi kaynaklanıyor?

-Efendim hala musikiyi helal olarak,hayır olarak görmüyorlar. Hala şer olarak görüyorlar. Eğer öyle olsa idi benim sevgili ve aziz Peygamberim “gel Bilal Çık Ezan_ı Muhammedi’yi o güzel sesinle oku “ demezdi. Yoksa birisi bağırırdı”Allahü ekber “diye .yada teneke  çaldırırdı. Haaa demek ki musiki teyittir. Neyin teyididir?Söz yetmediği yerde musiki başlar.

-Gönüllere girmenin bir metodumudur?

-Evet... Musiki  Allah’a yalvarışla başlamış .Adam Allah’ı seviyorum demiş. Yetmemiş daha çok seviyorum diye  bağırmış. Yetmemiş Seeee-viiiii-yoooo-rummmmmmmm- dediği vakit insan tatmin olmuş.Musiki bundan çıkmış.

      Çocuğumda  Cugili gibi okusun ........!

       -Müziğin yozleaşması cocuk eğitiminden  başlıyor diyorsunuz.Bunun için bir çalışma olmadı mı?

 -Boş durmadık yaptık tabii..Bu konuları gidip sevgili Cemil Çicek’e anlattım. Allah razı olsun inandım nasıl yapalım dedim. Dedim ki Çocuk şarkılarının bir repertuarı olması lazım. Çünkü ben nereden sevdim o zalim kadını yedi yaşındaki bir çocuğa okutamam. Yahut Çeşmi bezminun canan döndürür’ü okutamam. Lafını anlamaz manasını anlamaz. Hep uyutmuşlar. Ne çocuk şarkıları repertuarı yapmışlar nede gençlik şarkıları repartuarı yapmışlar.

Musikiyi bir ara  çingenelere mahkum etmişler. Bir ara belden aşağı  insanlara mahkum etmişler.

-Şimdide Cuguli’ye taktık

-Ne olacak...her  sefer  böyle .Bunlar sistematik organizasyonlar. Ama ben onlara acımıyor ve onlara üzülmüyorum. Ben buna kanan  çocuklarına öğreten,benim camiamdaki   aslan gibi delikanlılara ve hanımefendilere üzülüyorum. Uyanamıyorlar hala. Musiki elden gidiyor. İnanç elden gidiyor hala oturuyorlar evlerinde. Aman çocuğumda  Cuguli gibi okusun diyor .Suç bizde .Suç bunu kabul edenlerde. Bunu çıkaranlarda değil.

HEMEN  KARŞIMIZA MİSYONER TEŞKİLATLARI DİKİLDİ

 

Bakın  ben bu şarkıları yaptım. Büyük masraflarla  Türkiye’de çocuk şarkıları yarışmaları  yapıldı. Bu yapılan çocuk şarkıları yarışmasında hakikaten son derece güzel şarkılar,bizim makamımıza ,bizim ahkamımıza ,bizim inancımıza uygun  şarkılar  çıkarıldı. Bu şarkılar repertuar olarak bizim elimizde oldu. Bu şarkıları bant  yapıp binlerce okula gönderdik. Binlerce kasetler yapıldı. Notaları basıldı –Sonuç  ne oldu?

-Hemen karşısına misyoner teşkilatları dikili verdi. Beni paraladılar. Bunu yapanları paraladılar. Cemil Çicek’e hucum ettiler paraladılar.

-Ne idi bunlarda,karşınıza dikildiler?

-Bakın  mesela bunlardan birinde ne diyor .Cocuk  Ayşe nineye  Anadoluyu soruyor oda cevap veriyor.

 

“Ayşe nine söyle bana ;

neresi Anadolu dur?

İnsan  onun bir  köşesine,

özlem duymaz gayrısına

Şükrederse  tanrısına

 orası Anadolu’dur”

Hasan dede anlatsana ;

Neresi Anadolu dur?

Deresinde  sazan varsa

Beş vaktinde ezan varsa

Her köyünde ozan varsa

 orası Anadolu’dur” diyor,

İşte bunlar tehlike arz etti. Yıldırım gürses tehlikeli bir adam. Coçuk şarkıda ;Ne diyor sevgili Anadolu’m diyor. Bunlar tehlike görüldü.

Bakın Çocuk şarkısında  Nasretin Hoca nasıl  anlatılıyor. Allah razı olsun. Muharrem Kubat sözlerini yazmış. Hüseyin  Soysal bestelemiş. Demin  okumuş olduğum şarkının  bestekarı da sevgili talebem Engin Çır ve söz yazarı da Sadettin Kaplan. Bakın Nasrettin hocayı nasıl tarif ediyor ve çocuk onu nasıl belleğine alıyor.

“Hortulu Abdullah onun babası

Güldürü dünyayı Nasrettin hoca

Akşehir de açık durur türbesi

Güldürür Dünyayı Nasrettin hoca”

Bununla çocuk kolayca hocanın babasının  Hortulu Abdullah , türbesinin Akşehir’de  ve açık olduğunu öğrendi.

 

 

“Hep yalın söylemiş herkes anlamış

Bilginler ders almış köylü dinlemiş

Denizler ses vermiş dağlar inlemiş

Güldürür dünyayı Nasrettin hoca

Binmiş eşeğine düşmüş yollara

Maya  atmış yoğurt çalmış göllere

Destan olmuş sanki adı dillere

Güldürürdü dünyayı Nasrettin hoca”

Şimdi kuşlar çik cik ötüyor,eşek aa ii bağırıyor”yada bebeğim faak fak bilmem ne yapar. Bunlar şarkı değil. Bunlar mesaj vermeyen çocuklarımızı boşluğa götüren ve başı boş bir takım uydurma şeylerdir.

Hazırladığımız çocuk şarkıları repertuarında bunun gibi yüzlerce şarkı var. Bunlar Türkiye ye tehlike sinyali olarak bildirildi ve yok edildi.

YILDIRIM GÜRSES’İN ÇIĞLIĞI: Nerede benim camiam...gazetelerim...televizyornlarım.....! verin bir yer.Bu pisliği  Türkiyeden söküp atayım.

 

 

-Gerçektende bunlar tehlike!Çocuklar müzik yolu ile kendini öğrenirse maazallah..!

-Peki şimdi  nerede benim camiam kardeşim?Hani benim gazetelerim. Hani benim televizyonlarım.?Bunları yayın. Yıldırım Gürsesin çırpınması ile bu iş olmuyor. Ben bitiriyorum artık. Yarın eleğimi asacağım. Cenabı Allah’ın verdiği karara göre bu gün varım yarın yokum. Hepimiz Müslüman’ız. Teslim olduk. Elhamdülillah biz her şeye inanan,her şeyi kabul eden insanlarız. Ama ben neyin üzüntüsünü taşıyorum.

Ne demiş Arşimet  bana bir yer verin dünyayı kaldırırım demiş. Yahu  verin bir yer. Bu pisliği  Türkiye’den söküp atayım.

Çünkü ben fırının fırıncısı,hamurkarı  değilim. Ekmeğin bizzat  kendisiyim ateşin içinde yaşıyorum. Bütün kavgayı ,her şeyi ben gördüm öğrendim.

Milletin müşterek  zevkini kaybettirdiler ki parçalaya bilsinler.

Benim kanaatime göre Türkiye kargaşaya gidiyorsa,en mühim dönemlerinden birini yaşıyorsa musikiyi kullanmalıdır.  Musiki birleştirici ,barıştırıcı ,sevgi verecek olan mühim bir mesaj olayıdır.

Türkiye’de insanların bazı  birleştiği noktalar vardır. Kimdir bunlar Aşık Veysel dir. Kimdir? Yunus Emre’ dir. Kimdir bunlar ?Şeyh Hamdullah tır. Mevla’na Celalettin_i Rum_i dir.Kimdir bunlar Dede Efendi’dir. Bakar mısınız bunların hangisi var televizyonlarda.?_İşte katalizörleri çıkartılar. Milletin müşterek  zevkini kaybettirdiler ki parçalaya bilsinler. Artık Mevlana Celalettin_i Rum_i ‘yi ancak muayyen kimseler seviyor.

Radyolarda  artık bölgesel programlar yapılmaya başlandı. Karadeniz ayrı program yapıyor. Güney doğu ayrı. Bir şeye dikkatinizi çekerim. Türkiye doğu müziğinin baskısı ve tamamen işgali altında kaldı.Herkes ibrahim Tatlises’in bir kalıbı

-Onun versiyonu

-Evet..Her çıkana  bir bakın  İbrahim’in başka bir şeyi.Hani Akdeniz müziği?Hani Rumeli,Hani Ege..Ne oldu  yahu..? Hani Türk müziği?Hani benim Dede Efendim.Şevki beyim.Ne oldu bunlar?

Ama bunların günahı vebali onlarda değil ki ..Benim halkımda. Artık ben  Türk halkına buluyorum bu hatayı. Bir ara kalkıp “Türk milletinin %60’ı  aptal demişti.”Ben bunu söylemye dilim varmıyor ama bilinçsiz diyeceğim.Lütfen kendimize gelelim .Bu baskıyı kendimiz hak ediyoruz.

SEÇİM SONUÇLARI ;TÜRKÜN KENDİNİ GERİYE İSTEMESİDİR. İNANCINI ,KÜLTÜRÜNÜ GERİYE İSTEMESİDİR

Bu gün Cuguliler çıkıyorsa,neremi neremi  çıkıyorsa,Türkiye’de bu  gün binlerce  iğrenç müstehcen kelimeler  çıkarıp lanse ediliyorsa ve biz çocuklarımızı masa üstüne  çıkarıp bunları  dinleyerek elimizi çırparsak olacağı bu. Her programda  iğrenç şarkılarla,tesettür kıyafetli kadınların göbek altlarını görüyorum. Ne biçim iştir yahu.

Ben bir şey daha söylemek istiyorum. İslam  kafaya örtülen başörtü ve giyilen etekte değil beynin içindedir. Artık Türk kadınının Türk milletinin kendine gelmesinin zamanı gelmiştir.

- Sizi bu inanca götüren nedir?

-Yapılan seçimde Türk milleti özünü istemiştir.. İstemiştir ama...Bakın önümüzdeki seçimde MHP gereken reyi alacaktır.

Bu dediğimi buraya çiziyorum.

-Milletteki bu arzu ,siyesi tercih  sizce nedir?

-Bu  arzu,istek ;Türkün kendini geriye istemesidir.inancını ,kültürünü geriye istemesidir.

Biz  çırpınıyoruz. Türkiye’de naletli adam oldum .Başından bu yana niye naletli adam oldum?Bana Refah Partili dediler. Bana MHP’li dediler. Beni Sultan Abdülaziz’e benzettiler. Benzetmedikleri kisve kalmadı. Elhamdülillah. Eğer benzettikleri  Abdülaziz ise başımın üstünde. Daha ne isterim ki. Yani bütün isteğim şu:Türkiye eğer bu kargaşa içerisinde iyi bir insan yetiştiremiyorsa,problemi insansa bunun yetiştirilme nedenlerinde sebebi aranmak icap eder. Biz kendimize gelmeliyiz.

-Bu nasıl olmalı?

_Birbirimizi sevmeliyiz.Düşmanlık yok.Ne oldu ilk önce tarikler bir birine girdi. Irkçılık çıktı. Şimdi  irtica bilmem ne diye bölüyorlar. Türkiye doğusundan batısına birlik içinde olmalıdır. Türkiye’de bu vahdeti kuracak  en önemli unsurların başında  müzik gelir.

Bu birleştiriciliği bizzat yaşayarak görüyoruz. ABD’ye gittim. Oradaki Türklere hep sanat adına  göbek altı ile gitmişler. Oradaki Türk çocuklarına Başbakan kim diyorum. Atatürk diyorlar. Türkiye’nin en büyük şehri diyorum. Kostantinopol diyorlar.

Ama ben  mesaj vermeye geldim.

Çıktım sahneye  önce

“İzmir benim Van benim

............

Türküm ne mutlu benim” şarkısını okudum hüngür hüngür ağladılar.

“Ordunun destanını “okudum.

Orada Allahü ekberlerle  yeri göğü inlettik.

 Bizi dinleyenler dediler ki” biz çocuklarımızı  buraya yarı Türk getirdik  şimdi  Türk olarak götürüyoruz.”İşte birleştirme aracı.

Müzik mesajdır. Eğer çocuklarımıza sahip çıkarsak bizimdir. Sahip çıkmazsak  sahip çıkarlar.

Devlet batı müziği sanatçılarını göndermiş.Bir salonda sadece  atmış kişi dinledi.Ama Kanuni sergisini yüzbinler gezdi.Birisi orijinal biri taklit adam takliti ne yapsın.

ABD ‘de  meşhur bir  salonu konser için  istedik. Vermediler.”Türk müziği demi var “diye.Ama Osmanlı deyince  kem küm ettiler.Ben ilgililere  sizin devlet başkanlarınızdan kaçı kompozitördür dedim Şaşırdılar. Benim sadece makam tertip etmiş şu kadar padişahım var.sadece 3. Selim  5000 tane  beste yapmış diyince adamların gözleri fal taşı gibi açıldı. Salonu verdiler. Orada  binlerce  kişiye Türk musikisinden örnekler verdik. Büyük takdir ve beğeni aldık.Bunu geçmişimizle ve günümüzle aldık.Biz kendimiz olduğumuz için aldık. Onlarda dinledi.Bizi adamlar bizimle tanırlarsa memun  oluyor,ilgileniyor ve etkileniyor. Ama kendi kopyaları olarak  değer bile vermiyorlar.

Biz aslımız ve ecdadımızla beraber varız. Bunun için biz bir yanlışlık yaptık ecdadımızla irtibatı kesip atmak için Latin alfabesine geçmişiz.Ecdadımızı tanıdıkça daha çok kendimizi buluyoruz.

Doğunun yerini bilmeyen batının istikametini bilmez.  O yüzden biz ecdadımızla irtibatı koparmamalıyız.

Konservatuarlarımızda öce  insana  sevgi ve saygı öğretilmelidir.

Milli kültürle yetişmeyen gençlerimiz  batıcı ve popçu oldular.Pop........

Bir gün bana Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel dedi ki “Türk musikisi konservatuarını  açmak için çıkardığımız yasa için zorlandığım kadar TBMM’de başka bir kanun için zorlanmadım”Çünkü hemen birileri bir yerlerden engel olmaya çalışıyor.Gençler Türk musikisini tanırsa  onlara tesir edemeyeceklerini biliyorlar.

-Kaç eseriniz  var?

-Bilinen 350

-Bunun kaç tanesi Hit oldu?

-Tahminen 50 tanesi hit  oldu.

-Bu sesinizi hala   iyi bir şekilde muhafaza etmenizi neye bağlıyorsunuz?

-Ben hayatımda hiç içki ve sigara içmedim.İşim gereği içkili yerlerde şarkı söyledim ama  kendim  içki içmedim.

-Sizin en çok üzüldüğünüz olay nedir?

-İsmi lazım değil.Bir İstanbul belediye başkanı benim için şunu söylemiş.”Ben o hainle konuşmam”demiş buna  çok üzüldüm.Bunu söyleyen İstanbula belediye başkanı olan biri..

-Niçin öyle söylemiş?

-Bunu da bir sanatçı arkadaşın şu sözleri ile açıklamak mümkündür.”Siz bazı çevrelerde  neden ikinci sınıf kaldığını biliyor musun çünkü siz  milliyetçi ve inançlısınız”demişti. Ama buna rağmen çalışıyorum. Biliyorum ki kaset yapsam almazlar. Ama  ben her şeyin zekatı olduğuna inanıyorum. Bu çalışmalarım ve didinmelerim de  bilgimin ,tecrübelerimin Türk müziğine zekatım olsun.Ben bu noktaya tırmanmalarımla  kazarak geldim. Kimseden destek görmedim.1966 tarihinden bu yana 34 senedir  ayaktayım.Kimseden bir şey istemiyorum. Hep sırtımı  dönüyorum ki yaptığım inşaat yıkılmış.

Her şeyin bir hayrı ve şerri vardır. Kainat bir dengede durmaktadır. Sıcak var,soğuk var. Artı var eksi var. Musikinin de hayrı ve şerri vardır. Hayra kullanırsanız hayır ,şere kullanırsanız şer olur.Buna bir misal verirsek Yine ABD ‘de  bir dini musiki  icra edelim dedik. Önce sizde  dini musiki yok diye itiraz ettiler. Ama bizimde var dedik  yer verdiler. ..Tekbir...Tekbir nedir ki?

Ekip arkadaşlarımda iyi çok şükür. Biz tabii müzik aralarında Tekbirleri de getirdik. Orada  verdiğimiz konserden sonra  bazı papazlar yanaşıp “sanki  gökler yarılıp Allah yere iniyor sandık”dediler. Çok etkilendiler. İşte müziğin iyi yerde kullanılması halinde iyi neticeler alınır.

Şeyh Hamdullah’ın  bir ayet el kürsü çalışmasını inceleyen batılı ressam Dante ‘nin biz  soyut resim üzerinde yıllardır çılışıyoruz. Yazıyı resme bu şekilde dönüştüremiyoruz diyerek Şeyh Hamdullah’ın eseri önünde bayıldığını biliyoruz.

Selimiye’de Japonlar akustik testleri yaptılar,Mimar Sinan’ın  kurduğu

Biz bilimi sanatla içi  içe  işlemiş bir geçmişe sahibiz. Biz onlarla akustiği  nereden ölçseler  o noktada  kusursuz buldular.daha büyük oluyoruz.

-Size  teşekkür ederek ,hayra hizmette daha uzun bir ömür diliyorum.

-Bende sizlere teşekür ediyor ve  hayırlı hizmetler niyaz ediyorum

Not.Röportaj fotoğrafı diskete

Necati Çavdar.

0542.724 20  97

Tel –fax:490 71 43

////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

Medet Ünlü –Necati Çavdar

 

Medet ünlü Ççenistandaki Rus işgalinin perde arkasını anlattı.

-Şuanda  karadeniz ile Hazar denizi arasında kalan ve Kafkas Dağlarının  kuzeyinde kalan bölgenin genel adı Kuzey Kafkasyadır.,Bu kafkasya  diye bilinenn çoğrafyada yaşayan muhtelif Kafkas topluluklarınınbir,arada yaşayan ve dünyanınn bilinir ortalama normlarına uygun olarak devletler ailesinin bir üyesi olarak ifade edilebilecek  devlet olma ve ösgürlüt  talepleri şimdilerde ortaya çıkmaya başlayınca kıyama kalkan insanların ciddi yaklaşımlarındarn rahatsız olan Rusya Federasyonu diye bilinen devletin bu hazımsızlığı ve bağımsızlık taleplerini durdurabilmek adına o coğrafyaya bir şekilde askeri müdahale yaparak  gidip o insanların bu taleplerini boğmaya yönelik başlatılan bir savaş var.

-Bu savaş neyi ifade ediyor?

-Bu savaş çok yönlü ve bir çok şeyi ifade ediyor

Bir defa Ruslar ,Dağılan Sovyetler birliği egemenliği dönemindeki  Sovyet hinterlandını yaşatabilmek için bir gayret içerisinde.

İkinci olarak da uluslararası  emperyalizmin bu çoğrafya üzerindeki egemenliğini tesis edebilme noktasında Rusya  federasyonuna verilmiş olan bir görev var.Bu görev çerçevesinde Moskova merkezli güçlendirilmesi istenen Rusya Fedarasyonu ,emperyalalizim tarafından  bu  bölgede bir şekilde denetim dışı diye ifade edilir.Bu tür bağımsızlık yolunda harekete geçmiş olan toplumları   dünyannın en büyük kara ordularına sahip  olduğu bilinen Rusya eliyle sindirmeye yönelik ve onlara yapılabilecek en ağır cezalarda vermek  adına böyle bir savaşı başlattı.

 Bu savaşın çokboyutlarından biride ,bu  bölgedeki petrol ve doğalgaz gibi stratejik  enerjinin dağıtımı ve dışpazarlara sunulması  noktasındaki  odak noktası olan Kafkasyayı mutlaka elinden çıkarmamak gibi bir niyet içerisindedir.

Ancak Rusyanın böyle bir tealep ve pozisyonu varken,Kafkas milletlerinin de yüz yıllala dayanan bir mücadele ve bu mücadele ile ortaya koydukları bir gelenek var.Kafkaslarda verilen  bu mücadele bir bağımsızlık mücadelesidir ve bu mücadelenin tarih içinde  öteden beri  verile gelen mücadelenin   verilmiş adı da GAZAVAT’tır.Yani CİHAT’tır.İlahi Kelimetullah tır.

Bu anlamda Ruslar bu bölgeyi ellerinden çıkarmamak adına diye koydukları  bir gerekçe ile  emperyalist düşüncelerinin gereği olarak buraya askeri müdahalede bulundular.Ancak bu askeri müdahaleleri güçsüz zayıf ve parçalı gibi gözüken kafkas insanı üzerinde etkili değil.Tarihte belki ikincisi olmak üzere ilk defa Kafkas insanları  artık bir araya geldiler ve Kafkasya Dağlılar Konfederasyonu diye ifade edilen 11 Mayıs 1918 de  tarihinde kurulup ve dünyacada kabul edilen devletin tekrar kurulması noktasında bir mücadelenin içindeler.

Kafkasya dendiği  zaman kafkas insanının o çoğrafyada ayaklarını sabit bir yere basacak ve bağımsızlığı bir şekilde kabuil edilmiş veya ona yakın  hiçbir devlet yoktu.Kafkas insanı şunu der :Ruslar Kafkasyayya bir kere geldiler çeçenistan kurtuldu.Ruslar Kafkasyaya ikinci defa geldiler İnşaallah  bütün Kafkasya kurtulacak.Bu sonucuda göreceğiz.Kafkasya coğrafyasında Çeçenistan stratejik önemi asla tartışılmayan  merkezi bir yerdir.Petrol yatakları ve jeo enerji bakımından verimli  bir coğrafya ve her tarafı yemyeşil cennetten bir parça diye ifade edilebilecek kadar da verimli  bir arazidir.

Siyasi anlam olarakta Kafkasyanın merkezindeki Çeçen istan Kafkasya için ne kadar önemli ise aynı derecede belki başka  faktörler itibari ilede önemli olan Dağistan Kafkasyanın ayrılmaz bir parçası Kafkasya iuçin o denli önemli bir çoğrafyadır.

Daistan kafkaslar için önemli ikin bir taraftanda Ruslar de  için önemlidir.Hazar denizine sınırıbulunan ülkeler Kazakistan.Türkmenistan,İran,Azarbaycan ve Daistandır.Burasıda genel anlamı ile Hazar enerji havzasını oluşturur.Eğer Daistan Kafkaslar lehine Rusyanın elindren çıkarsa Rusyanın Hazar denizine sahili kalmayacak.Ve Hazar Denizi Rusya için kapalı bir göl haline dönüşerek .

-Budurumda stratejik olarakRuslar  hem hazar enerji havzasını kontrol her bakımdan kontrol edemeyecekler hemde bölge devletleri yeni birer güç olarak ortaya çıkacaktır.?

-Tabi tamamen.Veya fiziki olarak bir bağı kalmayacak.

-Peki Rusların bölgedeki   askeri,ekonomik ve stratejik çıkar ve hakimiyet mücadelesi bir noktada anlamak mmükün.Kominizm yönetiminde eline geçirdiği bölgeyi   sovyetlerir dağılmasıyla birlikte  hukuki bir mesnedi olmasada elinde tuktmak istiyor.peki  bu haçzar enerji bölgesini Rusların kontrol etmesine göz yuman ve destekleyen batılıların veya  Türkiye gibi fili statünün korunmasından yana olanların çıkarı ne?

-Dünya şekil vermeye çabaylayan veya dünyada kendi proğramlarına uygun bir şekillendirme yapmak isteyen emperyalist güçlerin  glabolleşme yada küreselleşme  noktasından hareketle yeni bir  dizayn vermek istedikleri dünyada,kendi  denetim ve istemleri dışında gelişen hadiselere karşı bir şekilde tavır koyacakları açık.Çeçenistan ve kafkasyada yaşanan hadiselerde onların beklentilerinin dışında gelişen hadiselerdir.Bu anlamda Rusyanın  kafkasyaya olan saldırısı ,işgali ve işgal girişimi ve orda Ruslar aracılığı ile yaşanabilecek bütün insan hakları ihlalleri ve bütün zulümler,sıkıntılar ve mültecilerin yaşadıkları dramları dünya görmezden gelecektir.Yani  tabiri caizse  Kafkasları dünya Rusların kucağına atacaktır.

-Neden dünyayı harekete geçiren güçler buna böyle bakıyor?

-Bunnu bir çok sabeb ve gerekçeleri var.Bunlardan bir tanesi kendi planlarına uygurn olmayan bir çıkışın denetim altına alınmasına yönelik niyettir.

İkincisi emperyalistler paylaşma noktasında adil olmayı bir tarafa bırakarak,lehlerinin dışında olan bir şeyede kabul vermezler.Dolayısıyla  Kafkasya coğrafyası hem siyasi olarak hem ekonomik olarak ,hemde  iktisadî ve stratejik olarak her yönden önemli bir coğrafyadır. Dünyanın önem atfettiği bir çoğrafyadır.Çünkü sadace Türkiye  açısından hadiseye baktığımızda ortaasya tük cumhuriyetlerine  giden yol üzerinde stratejik önemi tartışılmıyor.ikincisi Rusya tarih boyunca kendisine yakın olan coğrafyalar üzerinde tehdit unsunru olmuştur.Bu yönüylede bölge ülkelerini Rusyanın tehdidi söz konusudur.Şu üanda Kafkasyada verilen savaşı bidr nevi Türkiye nin güvenliği çin verilen bir savaş olarak ifade edebiliriz.Çünkü her ülkenin olduğu gibi Türkiyenin de geleceğe yönelik stratejik hedefleri vardır ve bu hedefler noktasında Rusya asla faktör olarak tartışılmayacak önemde bir çoğrafyadır.Ora ile olan  münasebetlerinde bir şekilde Türkiye menfaatlerine düzenlenmesi açısından  Kafkasyada verilen savaş bir nevi Türkiyenin lehine olsun diye verilen bir savaştır.

-Bu gerçeğe rağmen Türk milletinin kalbi desteklerini biliyoruz ama  devletin resmi yaklaşımı nasıl?

-Şuana kadar maalesef TC devleti dünyadaki  diğer devletler gibi hadiseyi sadece diplomatik   olarak ve diplomatik yaklaşımları ile ancak geçiştirmeye çalışıyor.sadece  Türkiye değil bu arada Avrupa devletleri ,ABD vediğer devletlerle İslam ülkeleri içinde bu geçerlidir.Şu cümle ile  başlayan  açıklamalara biz çok aşina olduk. Denilirki “Rusyanın toprak  bütünlüğü içerisinde proplemin siyasi müzakerelerle çözümünden yanayız”En yumuşak ve iyimser olan açıklamalardır.Türkiyenin yaptığıda bu.

Bu arada  bazı hadiseler vardır ki Rusya kafkasyaya yapmış olduğu bu işgal eylemi ile bir anda  bir macara olsun diye gelmediler.Önceden hazırlıklar ve bir senaryo vardı.Bu senaryolara bağlı birtakım altyapı hazırlıklarını yaptıktan sonra geldiler.Bu nedemek Kafkasyada bir şekilde işgal eylemi başlayınca ve işgal eylemlerini haklı çıkarmak adına Kafkasya da verilecek direnişi farklımecralarda algılamaya ş,imaj oluşturmaya yönelik olarak oranın lekelenmesi gerekiyordu.Lekelenme  hadisesi içinde “uluslar arası terörizm bütün toplumların ve bütün devletlerin birinci  elden karşı olduğu hadisedir.Dolayısıyla Kafkasyaa yarın bir gün oluşacak direnişin uluslar arası terörizmin bir boyutu olduğu konusunda bir imaj yerleştirmeye çalıştılar.Bu bağımsızlık ve özgürlük tabebinde bulunan insanlara Vahhabi dediler,fundamantalist  dediler.Kökten dinci  dediler...Dedilede dediler.

-Halkımız bu konuda  yeterli bilgiye sahip değil.Türk kamu oyuna da  bu imajla verilmeye çalışıldığı  gibi hadise hakikaten bir vahhabi,veya başka birhareket mi.?

-Tabiiiki  öylediğildir.Halbu ki burada yaşayan insanlar ateizimin,kominizmin sosyalizmin ve dinsizliğin eğtim potasından geçirilerek dinsizleştirilmek istenmelerine rağmen Müslüman kimliklerini ön plana çıkarabilen insanlardır. Yani  bütün dünyanın olmasını istediklerinin tersine olarak sonuç gösteren insanlardı. Dini ile ,İslam’ı ile kitabı ile  ümmete  bağlılığı ile ayakta kalabilmemin kavgasını çok uzun yıllardan seri vererek ve bunda da rüştünü ispat eden toplumlardır. Kökten dinci diyorlar.....Eğer  bir insan köküne  kadar dinci oluyorsa bunda bir suç olmaz. Çünkü Müslüman iyi Müslüman olmak zorundadır. Fundamantalist  Latin kökenli bir kelime olduğu için doğrusu bunun ne manaya geldiğini ben dahil kimse bilmiyor. Ama bilinir ki bu kelime kullanılırken  Müslümanların lehinde ve  müspet anlamda kullanılmıyor. Biz fundamantalist filan değiliz. Biz Müslüman’ız elhamdülillah. Bizim atalarımızdan gelen ve tarih içerisinde verdiğimiz adı ile belli Kafkasya’da gazavat  diye ifade edilen ve  müridizim hareketi  diye kendini  çok net sbir şekilde gösteren bir mücadele geleneğimiz var. Şuan da verilen mücadelede  o geleneğin son halkası ve güzel bir halkasıdır inşaallah.

-1994 yılında Rusların Çenistanı işgali ile başlayan mücadeleye Türkiye ve özellikle Türk halkı farklı bakıyordu. Şuanda ise Çeçen mücahitlere   direkt Moskova ağızı kullanan medyanında  tesiri ile vahhabi teröristlerin  Rusya’ya  karşı saldırıları olarak taktım edildi. Bunun da  bizim halkımız üzerinde muazzam bir gölgeleme meydana getirdiğini görüyoruz.1994 den 1999’a geldiğimizde vatanlarını  ve bağımsızlıklarını Rus işgaline karşı savunma durumundaki  Müslüman Kafkas  milletlerinin yapılarında, dini inanışlarında  ve düşüncelerinde bir değişiklik mi oldu veya mezhep mi değiştirdiler?

-Şimdi şunu açıkça ifade edelim ki1994-96 arasında 21 ay ve 636 gün süren savaşta  Türkiyede  kafkasyada ki mücahit kardeşlerine muhabbet besleyen ,kalbi desteğini ,dualarını maddi ve manevi yardımını  eksik etmeyen insanlar müslüman insanlardı.Bu kaygıdan dolayı orada ki kardeşlerini yalnız bırakmammanın gereğine inanıyorlardı.Şimdi şu halde dahi yine aynı desteği veren,yine aynı kaygıyı duyan ve yine aynı yüreğini yakan insanlar müslüman insanlar.Ben kafirlerin oraya farklı imaj olsun diye ortaya koydukları bu kavramlardan dolayı  müslümanların bundan  olumsuz anlamada etkileneceği düşüncesinde değilim.Böyle bir sonucuda doğrusunu isterseniz göremedim.Dolayısıyla  Türkiye toplumunda medyanın önemi asla tartışılmaz.Medya deyincede kim anlaşılır.Bu ortadadır.Mevcut  Medyanın kendi çabaları ile oluşturmaya başladığı rus ağzı ile yapmış oldukları yayınlar ve bu yayınların etkisini toplum noktasında tabiki bir gölgeleme olabilir buna itiraz etmiyorum.

Bu durum aynı zamanda Rusyanın kendi politikaları doğrultusunda oluşturmak istedikleri şeyin burdaki  yardakçıları aracılığı ile dile getirilmesi ve bunun olumsuz etkileri bu topluma yansımıştır.Buna itirazım yok ama Müslümanlar haberin kimlden ve neşekilde geldiği noktasında  titiz davranmaları sonucunda  ortada var diye ifade edilen ve gücü tartışılmayan medyadan gelen haberlerin üstelik Rus ağzı ile geldiği tartışılmayan haberlerin ne anlama geldiğini çok iyi bilirler.Dolayısıyla Kafkasyada ki mücahit kardeşlerini asla yalnız bırakmazlar.Biz öyle inanıyoruz.

-Şu anda ki  Rusların Çeçenistan işgali ,Mücahit komutan Şamil Baseyev’in emrindeki güçlerin Daistana girerek bir çok yerde kontrolleri ele  geçirmesinden sonra başladığı görülüyor.Bunun  üzerine harekete geçen Rusya önce dediki Daistan  topraklarında Çenistandan sızmaları önlemek  üzere sırın boyu güvenlik şeridi oluşturacağım.Sonra bu şeridi Ççen topraklarında oluşturmak istediğini açıkladı.Ancak şuanda böyle bir niyet görülmeyerek fiilen  Çeçenistan başkentine kadar işgal eylemine  devam ettikleri şeklinde haberler geliyor.Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-                   O haberlerin Türkiye  kamuoyuna ulaşmayan yönleri ile

birlikte ele aldığımızda sizin söylediğiniz  şeylerde tamamlayıcı kısmı olacaktır.Birincisi Şamil  bir gün önce haydi macara yaşayalım diye Daistana girmiş değildir.Önce onu net olarak ortaya koymamız gerekiyor.Aynı çeçen kardeşleri gibi yiğit olan ve dinlerine imanlarına bağlı olan,özgürlük aşığı olan ve Hz.Şeyh Şamil’in müntesibi bulunduğu toplumun fertleri olan Daistanlı kardeşlerimiz kendi ülkelerinin de –Dağistan’nın-bağımsız olması için ciddi hazırlıklar içerisinde idi.Bu anlamdada Daistan resmi kominist yönetimine rağmen kimi bölgeleride ellerinde tutuyorlardı.Dağistan’ın bağımsızlığını isteyen halkı kendi iradeleri ile  kıyama kalkma kararını aldılar.Kıyama kalkma kararından sonra da faaliyete geçtiler.Bu faaliyetleri esnasında yardıma ihtiyaç duydukları bir noktada yardım talep ettiler ve Şamil Baseyev o yardım talebine binaen Daistan’a girdi.

Tabiki uluslar arası siyaset oyunları ve entrikaları konusunda moskova bir çok  insanlardan ve devletlerden başarılıdır.Bu anlamda Şamilin Dağistana girişini gerekçe göstererek hem kafkasyada silahlı güçlerini yoğunlaştırda.Hemde Akka’yı -Avrupa konvensiyonel silah sınırlaması anlaşmasını –delerek gereğinden çok fazla oraya zırhlı  ve konvensiyonel silahları yığdı.

-Rusyanın  bu işgali sadece Kuzey kafkasya ile mi sınırlı.Yoksa başka hedefleridemi var.Bmelela petrol boru hatlarının  kendi topraklarından geçmesi için olamaz mı?

-Aslında Rusyanın tüm planı  bir şekilde  Kafkasyaya girmesi yönnüde idi.Bence  hedef sadece Daistanın güvenliği ve Çeçenistan değildi. Nedenlerden bir tanesi; Güney Kafkasya da bulunan Azarbeycan ve Gürcistanın Rusya hinterlandının  dışına çıkma  istidadı göstermesidir.Çünkü çok uzun yıllardan beri bu  adını bahsettiğiniz petrol nakil hatları Rus ‘ya tezine uygun olarak Bakü-Nevarosozki ‘mi yoksa Bakü _Ceyhan’mı olsunmu diye tartışılırken Bakü-Ceyhan tercih edilir hale gelmişti.Eğer Bakü Ceyhan gerçekleşirse hem ,Azarbeycan,hem türkiye hem gürcistan kazanacaktı.Kaybedecek olan ise Rusya idi.

 

Rusya kendi tezinin işlevsiz olmaya başladığını gördükten sonra batı ile daha çok entegre olmaya başlayan Azarbeycan ve gürcistana da bir göz dağı vermek  noktasında”Ben hala ölmedim.Dişlerimde  sağlam” demek adına Kafkasyaya  silahlı müdahale  etti.Ama  inşallah  Allah onlara  istediklerini göstermez.Kafkasya düşmeyecektir.Düşmediği sürecede Rusya güney Kafkasyadaki devletlere ki Azarbeycan ve Gürcistan’a bir tehdit unsuru olmayacaktır.Bu savaş Türkiye için ne kadar anlam ifade ediyorsa Bu devletler içinde  çok büyük önem ifade ediyor.

Kafkasyaya Rusların gelerek ortaya koydukları mizansen tektaraflı olaerak gerçekleştirilen bir mizansendir. Onun da Allah’ın izni ile çok fazla işlerlik bulma şansı yoktur.

-Şuandaki durum nedir?

-Şuandaki durum ..Birincisi..Kafkasyada  Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti idaeline uygun olarak hem Dağistan,hem Kabartay-Balkar,hem Karaçay-Çerkes’te hem Adıgey’de hem Abhazya’da hem Osetya’da hem İnguşet’yada Rus  işgaline  karşı bu zikredilen toplumlar nezdinde  topyekün bir mücadele verme noktasında ciddi hazırlıklar var.ikincisi:Şuanda  savaşın objesi olan Çeçenistanda Devlet başkanımız  aslan gibi Aslan Mashadov’umuz var.Çeçen  liderliği noktasında  tüm komutanlar onun emirlerine harfiyen uyma  şeklinde  ona biat etmiş durumdadırlar.Önceki günlerde de Aslan Mashadov’dan önceki devlet Cumhurbaşkanımız  olan-Cahar Dudayev’den sonraki iknici devlet başkanı-Zelimhan Yandarbiyev Aslan Mashadov’un İslam ülkeleri ile ilgili temsilcisi olarak atanmıştır.Bu bir şereftir.Sen yukarda ben aşağıdayım,aramızda siyasi çekişme olmak zorundadır gibi bir mantığa asla sahip olmadılar.Herkesin bir  görevi var  ve kendi görevlerine  Allahrızası,kendi vatan  ve milletleri için ve bağımsızlık duyguları için ve geleceğin Çecen İslam cumhuriyetinin  sağlam durması  için iş bölümü yaparlar ve bundada asla gocunmazlar.Bu tür işleri nefis konusu yapmazlar.Çeçenistandaki liderlik noktasında böyle bir pozisyon varken topyekün bir çeçen halkı Rusyadan yada  çok açık bilinen adıyla  gavurdan,kafirden gelen her türlü saldırılara karşı koymak için elinden geleni esirgemeyecek kadar birlik ve beraberlik içerisindeler.

Cephelerden her gün değişen haberler geliyor.Bunların arasında öncelikle  Ruslar sınırları aşarak  Çeçenistana girdiler.Trek nehri diye ifade edilen ve Çeçenistanı  doğu batı ekseninde bölennehrin kuzey kesiminede yerleştiler.Orası düzlük olduğu için savunma imkanlara rahat olur düşüncesi ile orayı tuttular.Sözde şöyle bir senaryo hazırlanmış.Denmiş ki “.Egemenlik altında tuttuğumuz bu  Çeçen topraklarında mültecileri dışarı çıkartmadan buraya toplayacağız,onların geçinme ,barınma ,Sağlık ve eğtim ihtiyaçlarını karşılayacağız. Burası güzel Çeçenistan olacak.Karşı tarafta bomba yağan ve kimsenin hoşnut olmaması gereken bir bölge olacak.Dolayısı ile Çecen halkı tercihini Rusyanın egemenliği  altındaki bölgeden yana koyacak....!”Afedersiniz..Hangi toplumdan bahsediyoruz.Eğer sözü edilen halk Ççen halkı ise Rus’un ortaya koyduğu bu mizansen asla tutmaz.Çünkü çeçen halkı Rusların taa çarlık döneminde nasıl Rus olduklarını iyi bilirler.Sovyetler birliği döneminde  nasıl Rus olduklarını iyi bilirler.Çağdaş Çarlık diye ifade edilen Rusya federasyonun dönemindede Rus’un ne olduğunu  çok iyi  bilirler.Bu anlamdada Ruslar avuçlarını yalayacaklardır.Bu işgali bükün bir millet olarak ordusu ile başkomutanı ile halkı ile yediden yetmişe büyük –küçük bütün çeçen milletinin nasıl mücadele verdiklerine  önceki dönemde  dünya şahittir.Şimdi inşaallah onun çok daha fevkinde  çok daha güzel örnekler vererek Kafirlerin bir daha Kafkasyaya bakmamasını sağlayacak şekildede güzel sonuçlarırn geleceği ümidindeyiz .İnşaallah......

-1917 Sovyet ihtilallinden sonra oluşan Sovyet sosyalist Cumhuriyetler birliği  tüm halkların gönüllü katılımı şeklinde  oluşturulduğu lanse edilmişti.Aslında  kominist idareyi isötemeyen tüm bölgeler zorla işgal edilmişti.Bunun yanındada  eski sovyet anayasasında da bu sovyetler birliğin oluşturan devlet veya özerk bölgelerin isterse halkları bağımsız olabilecekleri hüküm  altına alınmıştı.Ancak Sovyetlerin daığılması ile bu işgalin sona ermesi gerekmez miydi.Dolayısıyla dağılan bir devletin sözleşmesi bittiğine göre yeni devlete ki Rusya Federasyonu bu bölgedeki devletler miras  olarak kalmaması  ve bu özerk Cumhuriyetlerde  kendi iradesi ile bağımsız olması gerkmezmiydi? Genelde durum bu iken özelde Kafkasyanında içirnde bulunduğu fiili durum ki Türkiye dahil bir çok ülkenin Rusyannı toprak bütünlüğü  dedeği   statüko aslında bir işgalin devamı değilmidir?

-Aynen öyledir ve eksiktirde.Çünkü Dünya tarihinde Rusya  fedarasyonu diye bir devlet henüz yokken,yani Sovyetler birliği henüz dağılmamışken Çeçenistan cumhuriyetide tüm dünyaya  bağımsızlığını ilan etmiştir.Bu bağımsızmlığı korumak noktasında her hangi normal bir ülkenin yapması gereken  bütün sorumlulukları yerine getirmiştir.Bu bağımsızlığa kast etmek düşüncesi ile gelebilecek her türlü prokatif hareketlere,her türlü askeri müdahale ve işgale karşı savunma yeteneklerinin var olduğunu dünyaya ilan etmişlerdir.Sovyetler birliği yıkıldıktan sonra sovyet anayasasına bağlı olarak özerk cumhuriyet statüsünde iken bağımsızlığını ilan eden Ççen cumhurieti Sovyet anayasası ortadan kalkınca yani ilga olarak Sovyetler birliği tarih sahnesinden silindikten sonra Rusya anayasasına asla bağımlılık göstermemiştir.Bu  anlamda ortada  hiçbir  imza yoktur.Rusya ile  herhangi bir ilişkiye girilmemiştir.Onunla bir entekrasyona girilmemiştir.Rusyaya bağımlılığı ifade eden bir tektane  kağıt üzerine imza atılmamıştır.

Dolayısıyla  Çeçenistan’ı uluslar arası meşru şartlar itibari ile ve uluslar arası  hukuk ve  usular arası kamuoyunun dikkat çektiği kimli normlar açısından Çeçenistan’ı Rusya’nın içi olarak gösterebilecek hiçbir belge ,hiçbir yapı  veya  işaret yoktur. Ama buna rağmen  dünyayı yeniden şekillendirmek iddiasında olan devletlerin ifadesine bağlı olarak bu kavramlar şu anda tartışılmaktadır. Bu işin çeçen toplumu nezrinde çok net olarak iki cümle ile özeti vardır. Bunu biz Allah Rahmet eylesin Şehidimiz  Cahar Dudayev’den de duyduk,Yandarbiyev Zelimhan’dan da duyduk,Mashadov Aslan’danda duyduk.Çeçen toplumu adına her üçününde söylediği şey:”Bizi  Allah bağımsız olarak kabul ediyor.Kendimizi bizde bağımsız olarak kabul ediyoruz.Dünya er yada geç bağımsızlığımızı kabul edeçektir.Bundada acele etmiyoruz.”demişler idi. Halada bu yapı devam etemektedir.

Bunu şunun için söyledim.1990 yılnda Ççenistan tek yanlı olarak egemenliğini ilan etti.6 Eylül 1991 de bağımsızlığını ilan ederek tüm dünyaya duyurdu.Kendi anayasasını hazırladı.Kendi idari yapılanmasını tamamladı.Bir meşru devletin tüm organları neyi gerektiriyorsa onu tamamladı.Dünyanın karşısına bu şekli ile çıktı.Bundan sonra o devletin kendi bağımsız yapısını koruyabilme noktasında hazır olan devlete  hayat hakkı tanımammak için dünyanın en büyük ordusu diye tabir edilen gücü saldırarak Rusya Çeçenistana girdi ve çıktı.Çıkarıldı.Oradan beli kırılarak çıkarıldı.

Bütün açılardan bakıldığında Ççenistanın bağımsızlığı asla tartışılamaz ve  Çeçenistanın bağımsızlığını resmi ve diplomatik olarakdeklare etmesede ilk tanıyan devlet Rusya Federasyonudur.Tanıma biçimi de defaktödür.Yani ilk tanıyan Rusyadır  .Rusya Ççenlerle iki ayrı taraf olarak muhtelif zamanlarda  masaya oturmuştur.Muhtelif zamanlarda anlaşmalar imzaladılar.Bu anlaşmalarda uluslar arası  gözlemciler nezdinde yapıldı.Bu anlamdada bu  konularda  meşruiyet tartışmaları yapılmadı.Ancak şimdi Rusya Fedarasyonunnu başındaki ayyaş Yeltsin,Abdal birtane adamı getirnmiş başbakan yapmış.O Putin Ççenistanın bağımsızlığını tartışmaya başlamış,Meşru  Çeçen yönetimini  tartışmaya açmış vekendince Ççenistanı küçük görüp kendilerini büyük görmek gibi bir iddia ile Ççenistana askeri müdahale yapmış.Rusyanın  yıl sonu itibari ile yapılacak Duma seçimleri,gelecek yılda yapılacak başkanlık seçimlerinde Çeçenistan konusunu iç politik malzemesi olarak kullanmak istemelerini  anlarız.Güçleri yetiyorsa yapsınlar deriz.

Fakat Ruslar kendi halkı ve kendi çocukları adına ciddi bir kumar oynadı.Bu kumarı kaybedeceklerdir.Çünkü onlar bu tür hadiselere kumar olarak bakarlarr.Çeçenler  için bu hadiseye bakış Allah için savaştır.Yani Gazavattır.Onun için 1994-1996 savaşından sonra  1999 yılına kadar ki geçen üç yıl içerisin de Allahü Teala  o çok güzel teçhiz ettiği çeçen toplumuna onların donanımlarını daha güçlü kılmak  adına ikiyüz bin tane  çocuk hediye etti.Yani Çeçen toplumu ikiyüzbin çoçuk yaptıki bunlar savaş veren insanların çocuklarıdır.Onlar biraz emeklemeye başlayarak ayağa dikilmeye başladıktan sonra görecekleri şey daha dün yaşanmış olan savaşın izleridir.Allahü Teala onların kalplerini elhamdülilllah okadar güçlü kılıyor ki o çocuklar daha şimdiden savaşçı olarak yetişiyorlar.Biz üç günlük beş günlük,sadece hangi cephede savaşın ne tür sonuçlar getireceğinideğil

Ama yirmi yıl otuzyıl ve elli yıl sonrasının dünyanın  en mükemmel ve en güzel ama adaletin Allah adına  en güzel yaşanacağı bir ülke olarak Ççenistanı biz şimdiden görüyoruz.Ama onlarkumar oynuyorlar ve kaybedeceklerdir.

-Şuanda  orda mültecilerin durumları nedir?

-Savaş asla sevilebilecek bir şey değil.Savaşın farklı yapıları itibari ile  mülteciler diye bir olgusu vardır ve dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi drama dönüşmüştür.Şuanda 155 bini geçkin  Çeçen insanı evlerinden yurtlarından ve köylerinden  normal sosyal hayatlarını terk ederek yuvalarını bırakıp bir başka çoğrafyalara gitmek zorunda kalmıştır.Bu insanlar her şeye muhtaç oldukları halde yer yüzünü şekilendirme  iddiasında bulunan devletlerin bu tür işleri yapmak  üzere  ortaya koyduğu  kurum ve kuruluşlar ki bu insanlara güya bakmak zorundadır ama hala hiç birinden bir tek ses çıkmamaktadır.Buda batının Çeçen insanını Rusyanın kucağına atma noktasında ne kadar gözünün kara olduğunu göstermek içinde iyi bir örnektir.

Şuanda Çeçenistanda yaşanan Rusyanın İşgalci zihniyeti ve emperyalist yapılarının gereği olarak Çeçenistana girmektir.Şuanda çeçenistan daki  savaş önceki savaşta olduğu gibi ahlaki bir savaş değildir. Buna bir örnek verirsek Rusya savunma bakanı Şamanev gelerek yerel bölge yetkililerini ve belediye başkanlarını yanına “Sizinle görüşmek istiyorum “deye çağırmış ve  askerlerine emrederek  onlara işkence yaptırıp şehit etmiştir.Bu dünyanın hiçbir yerinde askeri kurallar çerçevesinde izah edilecek bir durum değildir.Biz şehit verdik.Üstelikte bu bir musibet vari bir şehadet,yani  Rusa  güven olmayacağı noktasında toplumun bir kere daha diri ve teyakkuz halinde olsun diye Allahü tealanın böyle bir sonucu verdiğine inanıyoruz.Ruslar  savaşın askeri  ahlak kurallarına uysalar çeçen askerleri karşısında asla varlık gösteremezler.Gösteremeyeceklerinin çok çok örnekleri yaşandı ve şimdi yaşanacçaktır.İnşaallah.

Eğer RuslarÇeçenistana  gelmekteki niyetleri ile inşaallah sonuç alamayacaklar ve   bir şekilde kafkasyanın bağımsızlığını sağlayarak bir dahada gelmemeyi düşünerek gideceklerdir.İnşaallah.

-Putinden önceki azledilen Rus başbakanı Daistan olaylarını halletmek için bölgeye gönderildiğinde Moskovadaki görünüşünün aksine belki  bölgedeki fiili durumu izah etmek bakımından”Daistanı kaybekmek üzereyiz “demişti.Ama şimdiki başbakan Putinde ne pahasına olursa olsun Ççenistanı dize getirme yönünde bir niyeti var.Bu olaydaRusya fedarasyonunun meydrana getren diğer devletlerin  resmen fedaral yapı içinde merkezde  Ççenistana  siyasi anlamda bir desteği  var mı?

-Halkların isteklerinin hilafına bu mümkün değil.Çünkü orada temsil edilen resmi sıfatlı kişiler Rusyanın .......k,,dır.Rusyanın atadığı insanların yönettiği çoğrafyada ki resmi görevliler  Kafkasyadaki insanlar nezdinde Ruslardan daha beterdir.Rus rdostluğu ile kendi halkına düşmanlık yapmaktadırlar.Rusyaya sırtlarını dayayarak Rusyadan aldıkları güçle toplumlarına tahakküm eden yöneticiler  eğer sağ kalırlarsa er veya geç Ruslar def olup giderken onlarla birlikte onlarda çekip gitmek zorundadırlar.Şuanda  yapılan bağımsızlık hareketine kafkas halkalarının isteğinin aksine kafkas çoğrafyasındaki devletlerin yöneticilerinin hiçbir olumlu katkıları olmadığı gibi  çok açık bir biçimde  bu hareketin aleyhinde ve Rusyanın yanında bir tavırları vardır.

- Şuanda çeçenistanda yaşanan hadiselerin dialektik açısından adı konmuştur.Ççenistanda  bütün Müslümanların ortak düşünce ve inançları odur ki bu işlere  teori hastalığına bulaşmadanda adını korlar..

Derlerki “yer yüzünde hiçbir hareket yoktur ki Allah’ın takdiri dışında geççekleşmez.Biz ona teslim olduk. Biz onun adına biz mücadeleyi vcreceğiz.bize düşen kulluktur.Şehadet ise  biz ona dünden razıyız.Ama diğer çoğrafyada yaşayan Müslüman kardeşlerimiz hiç değilse duaları ile bizi yalnız bırakmasınlar ve kardeşlik hukukunun gerketirdiği busormluluğu yerine getirsinler..”derler.Türkiyedeki müslümünlürü özelikle çok büyük güvenleri vardır.İnançları ve beklentileri vardır.Bu en azından bir duadır.

-                   Tabi Rusyanında  özellikle bu çağda zorla güzellik

olamayacağını bilerek hareket etmesi gerekir.Benim çıkarım var diyerekte bir halk artık süngü nezaretinde tutulmaması gerekir.İnşallah  muzaferiyetle sonuçlanır.Kısa zamanda orada akan kan durur.O insanlar normal hayatklarını sürdürür.

-İnşaallah

 

 

 

/-/////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                          

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

'EYLÜL - DER ' den arkadaşım Tayyip beyin Albaylarından Rahmi Yıldırım .. .. Bu Evren'i terk etti..16 Nisan 2026

  'EYLÜL - DER ' den arkadaşım Tayyip beyin Albaylarından Rahmi Yıldırım .. .. Bu Evren'i terk etti.. (Kenan #Evren , komünist ...