Elektronik den hatıralar
ELEKTRONİK’ DEN BAZI HATIRALAR
OKUL; GAZ MASKEDEN MUHABERE OKULUNA TAŞINIYOR..
Assubay okulları,
Askeri Liseler
Ve
Harp okluları “iki yıllık”mış..
İki yıl okul, bir yılda stajyer 3 yılda mezun olunuyormuş.
Oysa sivil
Meslek liseleri
Liseler ve de üniversiteler “üç yıllık”mış
Bizim başladığımız yıl, Askeri okulları da sivile uygun hale getririp MEB müsredatına göre “üçer yıla” çıkarmışlar..
Bizim Elektronik assubay Okulu’na başladığımız 1972 de başlayan bu kararla bilindiğinin aksine 1974 mezunu olan subaylar ve assubaylar haricinde tümü iki yıllık okul mezunları.. Bu durum da sivillere göre daha az okudukları halde özlük hakları açısından iki yıllık Harp Okulu Mezunları hep 3 yıllık fakülte ayarı sayılmış…Ve öyle bilinmiş.Üstü ise staj ve mesleki kurs.
……
Bizden öncekiler ilk yılı Mamak 60 Evler’den Keçikıran tepesi altındaki vadide Mamak Kaymakamlığına ve Mamak çarşıya inen cadde üzerindeki MKE’ın “Gaz-maske” fabrikası yanındaki baraka okulda okumuşlar. Onlardan çncekiler iki yıla tabi oldukları için mezun olmuşlar.
Bizim önümüzdekiler ise 2. Sınıfı bizim okuduğumuz Muhabere Okulu , içindeki binalara taşınınca devam etiler..
Hemen cadde kenarında olduğundan, kolayca gizliden dışarı çıkma imkanları sebebiyle Eski okulları ile ilgili çok hikaye anlatırlar idi.
Yeni okul kışla ortası olduğu için “izin belgesiz” dışarı çıkmak hemen hemen mümkün değildi.
ALİ GÜMÜŞ ve BURHAN AKTEPE
Ortak sigara teklifi..
ELEKTRONİĞİN SESİ ve ORUÇ YASAĞININ SONA ERMESİ
Okula başladığımız yıl, Oruç, er ve erbaşlara, rütbelilere serbest.Ancak HARP OKULU hariç tüm askeri okullarda yasak..
Namazları kaçak göçek kılıyoruz..
Çok kere ders çalışmak için geç vakte kadar sınıfta kalırdım..
El ayak çekilince de
Sınıfın ışıklarını, florasanları söndürüp yansıyan ışık altında sıranın üstünde namaz kılardım.
Koğuşlarımız da o sat yat saati olduğu için millet yattıktan sonra yine bir izbeye geçer, kimseyi rahatsız etmeden sesizce orda kılardık..
…………..
BAYRAM TATİLİ GECESİ..
Birkaç arkadaş sürekli oruç tutardık..
Ancak, okulun çoğunluğu ise istediği halde tutamazdı..
Çünkü YASSAK.
Yemek imkanı yok..
Biz , gündüz öğleyin yiyeceğimiz ekmeği çalar, gizliden okulun özellikle vişne olan gür ağaçlı bahçesi içinde bir kulubede çamaşırhane var idi.
Elbiselerimiz haftada bir orada yıkanırdı.
Orada görevli şişman mı şişman bir namazlı, niyazlı amca vardı..
Ekmeklerimizi ona teslim eder..
Mesai sonrası onun sakladığı yerden alır, gece sahuru çok kere okulun mahzeninde kuru ekmek ve su ile yapar idik.
Akşam yemeğini saat 6 sularında verirlerdi.. Akşam iftarı ise , geciktirerek yemek suretiyle yapardık..
Bazen yemek tümden dağılmış olsa da görevli erler bildiği için oruçlu sayısınca kazan dibinde bırakmaya gayret ederler idi.
Güya ders çalışma, spor vs bahane derek sanki yemeğe gecikmişiz süsü vererek iftar yapardık..
Yemek kalmadığı, nöbetçi amirlerin titizlik göstererek yemekhaneyi erken temizlettiğinde de kaderimize küser idik..
Zira yemekhane aynı zamanda bizlerin istirahat alanı, sonradan Tv salonu olduğu için, yemek saatinden sonra masalar ve ortalık temizletiliyor idi.
………….
Oruç yasakdı ancak…
Bayram tatiline gidildiği gün esniyor idi..
Herkes bayrama gideceği için O gece sahura kalkmak, en azından evine oruçlu varmak isteyen çok oluyordu..
Bizim devrenin sayısı 64 idi..Fakat okulun öğrenci sayısı 240ları bulmuştu..
Sahura kalkanların listesini alıyor, son gece ona göre düzenleme yaparak görevlilere bira erkeden, yani sahurda sabah kahvaltısını vermeleri için yalvarıyorduk.
Sağ olsun, bize yemek getirmek vede servis etmek için görevli er ve erbaşlar yardımcı oluyordu..Hem de severek..
Nede olsa idare LAİK ise de onlar MEHMETÇİK idi.
Bu işler, idare ve de o gün nöbette olanların bilgiis dışında yapılıyordu..
Ha bazı çok sonra Temel karamollağolu kontenjanından FP’den Milletvekili olarak karşımıza çıkacak olan Çankırılı mühendis Hüseyin Karagöz gibi bağzı Asteğmenler ise canı gönülden destek verip imkan sağlamaya çalışıyordu..
…..
Bir Ramazan bayramı gidişimiz öncesi öyle talep artı ki sanki okulun yarısından fazlası ORUÇ tutmak istiyor..
Az olunca kolay da..
O kadar insana nasıl yemek verilecek..?
Çözüm ne..
Nasıl olsa tüm arkadaşlar, bayram için izinli.. Ve hemen herkes gidecek..Kiminin bileti erkene kimin öğleye , kimi akşama yola çıkacak..memlekete uzaklığına ve oraya giden vasıtaya göre değişiyor.
Gidip yemekçilerle görüştük..
Dedim ki; “arkadaşlar erkenden bayram izinine gidecek..
Bu arkadaşların sabah kahvaltısı erkene alınabilir, erken servis yapılabir mi?
Erkenden yiyip yola çıkacaklar.”
Sağ olsunlar “Ne olacak..zaten biz bu işle görevli olduğumuzdan erken kalkıp geliyoruz..
Kahvaltılıklar zaten depoda hazır..çayı da kazana erken atarız.Servis açarız..Siz bize sayı verin” diye kabul ettiler..
Üç aşağı beş yukarı sayıyı verdik..
Sahurda listede olanları uyandırarak yemek salonuna gittiğimizde kahvaltımız hazır idi.
Güzelce sahur yapıp, yola çıkan çıkıp istirahata çekilen çekilerek herkes gitti.
Kahvaltı saatinde görevli amir ve nöbetçi subayı geldiğinde çok az bir öğrenci ile karşılaşmış..
geri kalan nerde ?
Onlar yedi, gitti denmiş.
Mutfağa koşarak vaziyeti öğrenmişler..
Ve kimin başının altından çıktığını da..
………….
Tabi Nöbetçi Amiri çağırdı..
Epey “orucun yasak olduğunu “..Bunu nasıl yaparsınız.Şimdi yukarıya ne denecek vs” şeklinde nutuk vs den sonra
Dedim ki..
“Biz kimin ne yaptığını..Maksadını bilmeyiz..
Arkadaşlar; erkenden izne gideceğinden sabah kahvaltısını da erken yapalım dediler..
Bizde söyledikleri gibi rica ettik..Onlarda erken servis açtılar..
Zaten yapacakları da bu idi.ha geç ha erken bunda ne var?
Bu Sahura denk gelmişse biz ne bilelim..”
Nöbetçi Amir, işin öyle olmadığı gün gibi açık da… şayet yukarısı bişey derse o zaman görürünüz siz “diye bıraktı..
Hiç de kimseye bişey olmadı.. Geçti, gitti..
…………….
Okul Yönetimi “ Karar vermiş..
Öğrenciler; okula DUVAR GAZETESİ çıkaracak..
Edebiyat Öğretmenimiz sonradan Talim terbiye Kurulu Başkanı ve de İzzet Baysal Ün. Öğtim üyesi de olan Dr. Hüseyin Ağca..
O zaman öğretmen Kd.Bnb. rütbesinde ve zümre başkanı..
Fakat “ELEKTRONİĞİN SESİ “ ismini verdiğimiz DUVAR GAZETESİ’nin sorumluluğu diğer sınflara giren Edebiyat öğretmeni Bnb. Erol Ağagil..
Ağagil; daha sonra Kara Kuvvetleri Dergisi’nin de editörlüğünü yaptı ve de ABD/USA ‘nın “OURBOYS” unvanı verdiği “NETEKİM KENAN “ darbesinden sonra Calp’ın Halkçı Partisinden (1983) ve Erdal İnönü’nün SHP’sinden 1987 de Milletvekili olarak TBMM’de yer aldı.
Bir çok arkadaş kendi istidatlarına göre değişik çalışmalarda yer alırken bize de “GAZETE “ ve “gazetecilik” düştü..!
Bizden önce ki devrenin sürekli sınıf birincisi olarak lideri konumunda ki Yusuf Vehbi Eren 2. Sınıfın..ve ben de 1.sınıflar olan kendi sınıflarımızın sorumlusuyuz.
Bir daktilo verdiler. Onu Yaşar Şahin’e verdik.
Arkadaşların şiir, edebiyat,tarih, teknik, çeşitli spor dalları gibi çeşitli konularda ki el yazısıyla hazırladıkları yazılarını topluyoruz. Gözden geçirip “uygun” bulduklarımızı Yaşar Şahin, daktilo ediyor. Yaşar bu vesile ile daktilo yazmayı öğrendi, biz öğrenemedik.. Taaki gerçek gazeteci olana kadar..Akit’e başladığımda yazıları daktilo ila yazar idik.O zaman daktilo ile yazmayı öğrendim. Sonrada önce MAC sonra PC ye geçtik.
Yaşar’ın daktilo etiklerini toplayıp götürüp Erol Ağagil’e veriyoruz. Ağagil, inceliyor… “Olur “ verdiklerini bize Cuma akşamı, teslim ediyor..
Bizde mizanpaj yaparak, uygun olanı uygun yere yerleştirip, Pazartesi , görülüp okunacak şekilde Pazar gecesi duvara asıyoruz..
Bu gazetede teknikden spora her alanda yazı yazdım.. O yıllarda gece gizlice TV odasına pencereden girip maçlarını seyrettiğimiz Muhammed Ali’den dolayı olsa gerek boks ve teknikleriyle alakalı yazılar yazdığımı da hatırlıyorum..
Yusuf Vehbi Eren; mezun olunca Karahavacılığa gitti.. Assubaylıktan Subay oldu.
Vehbi ağbiyle, ben ayrılıp büro makinaları konusunda iş yapar iken Karahavacılık da karşılaştık.. Çok sonra emekliliğinde de Ahimesud’da yine karşılaştık..
İşe bakın ki
Oğlu, pilot subay iken kazada ŞEHİD oldu..
Bizde Ahimesud Alsancak Mahallesine yerleştik.. Hemen yanımıza yapılan parka belediye “Şehit Vehbi Eren Parkı” diye Yusuf Vehbi ağbinin oğlunun adını verdi..
……………
Yusuf Vehbi Eren, mezun olup gitti. Biz de sınıf atladık.
Gazetenin tüm sorumluluğu bana kaldı..
Eskiden olduğu gibi arkadaşlardan gelen yazı, karikatür, resim ne varsa gözden geçirip bir dosya ile Erol Ağagil’e teslim ediyorum.
İnceliyor..Cuma akşamı mesai biterken “SANSÜR”lenmiş malzemeyi DUVAR GAZETESİ, ELKTRONİĞİN SESİ’ni ete kemiğe büründürmek üzere alıyorum..
Ramazan ayı idi.Yine ORUÇ , yasak..
Gizlice gündüz ki nevalemizi alıp, ağaçların iyice gizlediği mekanda dev makinelerde çamaşır yıkayan amcaya teslim edip , bir avuç arkadaşla diğerlerini rahatsız etmeden gece yatak hane binasının birkaç kat altındaki depo/ mahsenlere inerek sahur yapıyoruz..
Gazete için hazırlık yaparken, yazımı ORUÇ mevzuuna ayırdım.
Milletin içinden çıkan ve milletin emrinde olması gereken ve harpde Allah Allah diye savaşan ordunun neden imanlı olması gerektiği..
Müslüman olan Mensuplarının da ibadetlerini serbestçe yerine getirmesi , engel olunmaması icap ettiğine dolayısıyla ORUCUN yasaklığının anlamsızlığı hata zulüm olduğuna yönelik bir makale yazdım..
O yıllarda asubayların yüksek okul okumaları da YASAK idi..
Hemen hepimizin de herkes gibi yüksek okul okuma daha fazla millete, memlkete katkıda bulunma arzumuz vardı.
Kaçak göçek, azda olsa okuyabilen de oluyordu. Ama yüksek okula giden yollar assubaylar için tıkalı idi..
Bu günlerde iyi bir çizer olan ve sanatını Angara’da Kızılay, OPTİMUM gibi AVM’lerde sergileyip halka arz eden YUSUF TEMİZ, Elektroniğin Sesi’ne karikatür çiziyordu..
Yusuf, A5’den daha küçük bir kağıda Asubayların ünüversite yasağını anlatan bir tarafta astsubay şapkası diğer tarafta sanki kale duvarı gibi kapısı kapalı İstanbul Ünüversitesinin meşhur giriş kapısı işlenmiş bir karikatür çizmişti.
O karükatür hala gözlerimin önünde dir.
Kağıdı ikiye katladığımızda şapka bir tarafta diğer tarafda da İstanbul Üniversitesi’nin meşhur giriş kapısı, taç kapı vardı..Ve bir tarafı mavi kurşun kalemle çizdiğinden sanki kağıdın iki sayfasına gelen farklı iki resim gibiydi.
Ancak kâğıdı açıp, bakınca olay fark edilerek asubayların ünüvesite yasağını anlatan manzara ortaya çıkıyordu.
Evet bir taraf da asubay Şapkası diğer taraf da sanki arkasındaki ünüveriteye geçmeyi engelleyen assubayları remz eden şapkanın önüne konmuş kale gibi duran sonradan
İstanbul Üniversitesi Beyazıt meydanındaki alnına
Sağda: “İnna fetehna leke fethan
mubina(mubinen).” Muhakkak ki Biz, sana apaçık bir fetih verdik.” (Fetih Suresi 1. ayet)
Ortadaki büyük yazı da “DAİRE-İ UMUR-U
ASKERİYE.” Yani Erkanı Harbiye veya “Genelkurmay Başkanlığı”
Solda; “Ve yansurekallahu nasran
azîzâ(azîzen).” “Ve Allah, sana azîz bir zaferle yardım etsin.” (Fetih Suresi
3. ayet)
Şeklinde yazı Hak edilmiş, kazınmış
bulunan Osmanlı dönemi Genel Kurmay
başkanlığı olan 1865 yılında Harbiye Nezareti Binası’nın nizamiye kapısı olarak
yaptırıldığını öğreneceğimiz ve . kapıdan ve arkasındaki bahçeden geçilerek
günümüzde İstanbul Üniversitesi olarak kullanılan yapılar grubuna ulaşılan “İstanbul
Üniversitesi Beyazıt meydanı giriş kapısı” ..
Bilmem “Tesadüf” mü dersiniz…?
……………
Evet, benim ORUÇ’la alakalı makalem ve Yusuf Temiz’in beklide binler sayfanın anlatmadığını bir çırpıda beyinlerde uyandıran assubaylara
üniversite yasağını anlatan karikatürü olan duvar gazetesi, yukarıda öğretmenler ve bölüm
başkanlarının odası,aşağıda uzun
koridorun sağına ve soluna sıralanmış sıflarımızın olduğu girişe göre soldaki duvar da her zamanki
yerine astığımız ELEKTRONİĞİN SESİ, yayınlandı..
Yayınlandı yayınlanmasına da..
O pazartesi de KKK’lığndan okulu denetlemek üzere heyet geliverdi..
Denetleme heyeti geldi diye sınıflarda çıt yok..
Hocalar; içeri ansızın girecekler
diye daha bir dikkatli.
Biraz sonra sinek vızıldasa duyulacak sesizliğin hakim olduğu sınflara
koridora hakim olan ayak sesleri duyulmaya başladı..
Ancak ayak sesleri ELEKTRONİĞİN SESİ hizasında birden kesildi..
Epeyce vakit geçtikten sonra bir
Tuğgeneral başkanlığında okulu denetleyen
heyet, sınıflara nice sonra girmeye başladı.
Sonradan öğreniyoruz ki Tuğ General başkanlığındaki heyet önce Okul
Komutanı Albay Orhan Dilmener’e uğramış.
Okul komutanı mihmandarlığında okulu denetleyen heyet, yatakhane, yemek
hane ve sınıfları gezmeye başlamış.
Sınıfların olduğu binaya gelince de Okul komutanı alb. Orhan Dilmaner. “
öğrencilerimiz Gazete çıkarıyor, becerilerini geliştiriyor, bilgi sahibi
oluyorlar vs” diye övünerek sınıflardan önce heyeti doğruca ELEKTRONİĞİN SESİ
gazetesi başına getirmiş.
O sıra da okulun Bağlı olduğu komutanlık olan Muhabere Okulu’na 1960 gece baskını sonrası Cumhurbaşkanlığına
adaylığı zorla engellenen 1 cihan ve
İstiklal harbi gören komutanlardan Orgeneral
Ragıp Gümüşpala’nın damadı Tuğ.General Fahri GÜNHOŞ, komutanlık ediyor..
Sınıf subayı (Bölük Komutanı”) da sonradan
Karadayı döneminde Tuğ General
olarak Muhabere Okul Komutanı ve KKK MEBS daire başkanı olan Çankırılı Yz. Reşat Derelli.
Denetleme heyeti bizim Duvar Gazetesi Elektroniğin Sesi, karşısına geçerek
gazeteyi inceleyip benim yazıyı heyet
başkanı general okumaya başlayınca okul
komutanı ve de okulun öğretim üyeleri renkden renge girmişler..
Az kalsın sektei kalpden gidecekler..
Heyet Başkanı general, yazımı baştan sona okumuş, bitince kimseye hiçbir
şey söylemeden gazeteden ayrılarak rutin denetleme için sınıflara girmiş..
Bizim sınıfa da girip, rast gele sorular sordu.
Heyet kalabalık dı..Heyet başkanı, Okul komutanı ve birkaç kişi sınıfa
girerken diğerleri açık kapıda ve koridorda olanları izleyip not alıyorlardı.
…….
BURASI, DİYANET DERGİSİMİ…? “MIZRAKLI İLMUHAL Mİ.. SENİ “ASKERİ MAHKEMEYE”
VERECEĞİM
Heyet, okuldan ayrılır ayrılmaz Bnb. Erol Ağagil, sınıflarımızın olduğu
binanın üst katındaki odasına çağırdı.
Belli ki bir olumsuluk var..
Giitim ..Adam kıp kırmızı..Her zamanki yılışık ifade yerine en ciddi
tavırla selamımı verdim.
Selama bakan kim?
Bnb.Erol Ağagil;
“
BURASI, DİYANET DERGİSİMİ…? “
MIZRAKLI İLMUHAL Mİ..
Nasıl yazı?.. Nasıl yazarsın.Birde
gazeteye koymuşsun..
Sana güvendik…Güveni kötüye kullandın.. “
Vs diye kükrüyor..açık kapıdan
koridorlar, çınlıyor..
Anladım benim yazıdan rahatsız olmuş..
Diyaneti anladım da Mısraklı ilmuhal de ne..? sonradan ne olduğunu öğrenmeme karşılık
hayatımda hiç de okumadığım “Mızraklı İlmuhal’i
o gün bir askeri okulda İlk defa Erol
Ağagil’den duydum..
Dedim; “Yanlış bişey yok..Doğru olanı yazdım. Ordu bu milletin
ordusu.Millet imanlı millet askeri ve
ona kumanda eden heyet de öyle olmalı..
Bunda yanlış ne?” şakinde konuşunca
SENİ “ASKERİ MAHKEMEYE” VERECEĞİM dedi.
Doğrusu Askeri Mahkeme’yi de o gün iyi bilmiyorum
Artık bun noktadan sonra ne olacaksa o olacak..Hiç de bozuntuya vermeden
savunmaya hatta direnişe geçerek “
Veriversen ver. Ne isterseniz yapın..
Gider orada da aynısını
Malazgirt’i… Niğbolu, Plevne’yi Çanakkale’yi… İstiklal harbini yapan orduyu
ve onun düşman karşısında duran imanlı askeri
…. anlatırım.” dedim..
Sertçe “çık dışarı” demesiyle koridorda kendimi bulup merdivenlerden
koşarak indim.
Merakla arkadaşlar, “bundan sonra ne olacağını” soruyor.
Doğrusu, “veda edeceğimi, etmek zorunda kalacağımı “ ima ederek
endişelerini ifade ediyorlar.
Ben ise çoktan teslim olmuşum.
Olacak olacaktır.
“meraklanmayın bişey olmaz” diyorum..
Kimileri de “ağca seni sever..Ona bırakmaz.. Taban tabana zıtlar”
diyerek Zümre başkanının beni
koruyacağını söylüyorlar..
Mesele okulda olay oldu.Herkesin ağzında..
Hocalardan bile sevenler,
çaktırmadan daha bir yakınlık hiis veriyor.
Zıt fikirde olanlar da “görürsün” gibi tavır alıyor.
O haftamız,böyle geçti..
Bir hafta sonra tüm kıtalara bir
emir ”Silahlı küvetlerde ORUÇ SERBEST”
Hemen gece kendi elleri ile sahur hazırlatıp, tutan tutmayan için akşam yemeği saati
İFTARA uygun hale getirildi.
Okulun çoğunluğu serbestçe ORUÇUNU tutmaya başladı..
Şükür kü bu hadiseden sonraki Tüm Ramazanlarda bir daha ORUÇ yasağı
uygulanmadı..
…………….
Meğer, denetleme heyeti başkanı meseleyi yukarı arz edip işi çözmüşler..
Ve displin cezası az gelir mahkeme
ile mahkum etmek gerek diye tavır alanlar dahil
okulda bize karşı bir olumsuzluk da olmadı..
MÜKELLEFİYETİNİ EN İSBAT ET:
HAK VERİLMEZ SEMN ARA
FAHRİ GÜNHOŞ , ASKERE ÇAĞRILIYOR..
Okulun terzi işini yapan askerler vardı..
Bir tanesi yaşlı mı yaşlı.. Saçları ağarmış..
Bitlis/Besni’den olduğunu, orada terzilik yaptığını , evli ve çocukları bulunduğunu anlatırdı.
Dediler ki bir gün elinde resmi evrak görevli memur “İlla Fahri Günhoş’u göreceğim zira , evrak var kendisine vermem gerekir..”
Ne yaptılarsa olmuyor..
Adam Fahri Günhoş diyor, başka bir şey demiyor.
Komutana durumu söylüyorlar.. gelsin hele diye makama alıyor..
Görevli, Fahri Günhoş’a getirdiği evrağı imza karşılığı teslim ediyor.
Meğer “Tuğ general rütbesindeki insanı askerlik şubesi asker kaçağı olarak bulunması için arama,yazıyor.ilgililerde evrak düzenliyor..
AMAN ÖĞRETMEYİN, KAÇARLAR
Okulun kaliteli hocaları vardı.
Dr. Hüseyin Ağca..
Matematikçi sonradan kıızılay da ve ORAN da ki Yüce Fen Okulları sahibi Yücel Kalınyazgan.
Ve onun da hocası olan Amarika da Doç olmuş Samsunlu matematikçi..
Şimdilerde Selçuk Üniversitesi poflarından Erkan Türkmen.
Marmara üniversitesi ilahiyat Fak poflarından edebiyat hocası Farsakzade Yahya mahlaslı Yaşar Fersahoğlu..
ASELSAN kurucu heyetinden vede genel Müdür Yardımcılığı yapan..
Mıknatısı , elektromanyetik dalgayı anlatmasıyla haberi olmadan benim “taklidi imandan” “tahkiki imana” geçmeme sebeb olan Ermeni hocamız Aret OKUTAN,
Kıbrıs barış harekatında gayri Müslim olduğu için “koruma”ile gezen sonradan sosyetik Müslüman Engin NOYAN
Elektronik hocalarımızdan biri Almanya’ da işçi imiş.
Önceleri anlamıyormuş ..Sonra dil öğrendikçe çalıştığı fabrikada ki Alaman şef, müdür vs yetkililer; bizimkilere hakaret ifade eden kelimeler kullanıyor.
Buna çok içerlemiş. Ve okumuş. üniversiteyi bitirip aynı fabrikada onlara amir olmuş.
Ve askerlik için Türkiye’ye gelmiş.
Bize elektronik derlerde hoca olarak verdiler.
Çok güzel öğretiyor.
İşin sadece teorisi değil pratiğini de veriyor..
Güçlü donamıma sahip atölyelerimizde elinden geleni yapmakla kalmayıp daha ilerisine gidiyor.
Diyor du ki…
“Alaman resmi kurumları, dikkate almaz.Kişiye önem verir..
Onun için elektronikle ilgili alaman firmalarından, okul, kurum yada ben istesem ilgilenmezler vermezler.Ama siz ferden isterseniz verirler “
Diyerek örnek istek mektubu yazarak bizim fert olarak materyal istememizi sağladı.
Mesela philips fabrikası o gün üretimde olan televizyon şemalarını -bizim ülkede fotokopi bilinmediği bir zamanda şemaların fotokopilerini- göndermişti..
Hocamızın bu çabalarını haber alan Muhabere okul Komutanı Tuğ General Fahri Günhoş, hocamız asteğmeni çağırtarak” Bu çocuklara böyle şeyler öğretme.Fazla bilgi verme ..Yoksa kaçarlar” diyerek yüzeysel oyalanmamız sağlık vermiş.
Adamcağız gelmiş, “ben neler yaşadım..İnsanımız bilsin, öğrensin diye ben ne yapıyorum bunlar neler söylüyor” diye adeta ağlıyordu..
…………….
Erkan Türkmen..
Türkistanlı baba ile Pakistanlı anadan doğma.. İngiltere de okumuş.. Orada yaşıyorken “ben TÜRKÜM..
Türkiye’ye hizmet vermeliyim “diye Türkiye vatandaşlığını tercih ettiğinden askere asteğmen olarak alıp bize İngilizce hocası yaptılar.
Erkan hoca, gramerle kalmıyor. Çok güzel İngilizce bilgisi ve konuşması yanında işin pratiğini veriyor.
Nerelerden buluyorsa yansı makinesiyle ders de filimler izleterek hayatta nasıl konuşulur, nasıl davranılır onları izleterk kulak, göz ve ruha hitapla öğretiyor..
Mesela bir bakkalda, ticarethanede nasıl alışveriş yapılır..neler konuşulur, onu film olarak izletiyor.
Tuğ.general Fahri Günhoş, Erkan hocamızı da çağırarak fazla bişey öğretmemesi konusunda kulağını çekmiş..
O da olanlara kızarak anlam vermediğini, ülkenin bu şekildeki tavırlarla, insanların öünün kesilmesiyle ileri gidemeyeceğini söylüyordu.
…………..
Amerika dan gelen matematikçi doçent de ha keza.. “Biz yaban elleri , imkanları teperek ülkeye hizmete geldik..Gördüğümüz mualameye bak” diye dert yanardı.
Matematik hocamız..Yzb. Yücel Kalınyazgan, rütbece asteğmenden üste olmasına rağmen Amerikan dan gelen o doçente , hocam diye koluna girerek çok saygı gösterirdi.
Hoca , bazen matametik dersinde coşar giderdi.. Hiçbir şey anlamazdık.
Sonra da unuttuğu Türkçe aksanı ile “ Ha..siz lise talebesisiniz değil mi. Ben üniversite ütü diye dalıp gitmişim”der Tahtadakileri silip seviyeyi düşürerek bize göre ayarlar idi.
Tuğ.Genera Fahri Günhoş:“HASAN SEN BU İŞİ İYİ BİLİN.BEN DE KİMİN NE BİLDİĞİNİ BİLİRİM”
Okulu bitirdik, bir yıllık mesleki kurs anlamında SINIF okuluna geçtik.
Sınıf Okulu, Muhabere Okul Komutanlığının olduğu hizada “PAVYON “ denilen üçer katlı binalardan oluşan bloklardan biri..
Ders verenler muhabere subayları. Atölye de malzeme vs sorumlusu veya hoca yardımcısı ise astsubay.
Çok kere astsubaylar ders veren subaylardan bilgili. Ama yetkileri yok.
Bir gün Muhabere Okul komutanı Tuğ.General Fahri Günhoş, hocamız ders işlerken geldi.
Hoacadan dersin konusunu sordu..
Bizlere sordu..
Sonra en arkada duran Hasan başçavuşa ;
“Hasan sen anlat”dedi.
Hasan başçavuş, “ben bilmiyorum..”deyip Hocayı kast ederek “o bilir”dedi.
Fahri Günhoş irar ver emir verircesine “ Hasan, bunu sen iyi bilirsin” dedi.
Hasan başçavuş ise “adama makam, unvan veriyor, benden onun işini istiyorsunuz “edasıyla “unutmuşumdur” deyince Fahri Günhoş,
“Hasan , sen unutmuşsun öyle mi?
Hasan, sen bu işi iyi bilin…Ben de kimin neyi iyi bildiğini bilirim..”diyerek bize de bu konuyu “Hasan çok iyi bilir.. Çünkü yıllar önce bunun kursunu beraber gördük” diyerek dersi veren hocdan bilgi açısından Hasan Başçavuşun ilerde olduğunu söylemek istedi.
Fakat..
Sistem öyle kurulmuş ki.
Bilgiye değil rütbeye önem veriyor.
Beraber aynı bilgiyi alan biri yükselip general olmuş.Komutanlık yapıyor.Diğeri ise hep yerinde sayarak , o konuda az bilenin malzemesine koruyuculuk yaptırılıyor.
ÜNÜVERSİTE SINAVI..
Arkadaşlardan on kişi yasak olmasına rağmen üniversite sınavına girerek hepsi de bir üniversiteye kayıt yaptıracak kadar yüksek puan alıyor..
Tabii… Fahri Günhoş, bunu duyuyor..Ve okula damlıyor..
Sınıfları toplayıp, “Ne kadar sevindiğini..Gurur duyduğunu” söyleyerek kolaylık için ünüverisyete gidip gelinmesi için servis ayarlayacağından dem vurarak sınava girenleri tavlıyor..
Ve yardımcı olmak içende elerlinden sınav kazandı belgelerini alıyor..
Sonrada tüm okulun önünde bunları yırtarak “ağzınıza.. ede…. Var mı asubayın okuması diye bir şey.. Okuyacaktınız niye buraya geldiniz.. siiz astsubay okuluna zorlamı getirdik.İsteğinizle seçtiniz..Herkes işine”deyip çekip gidiyor..
MUHABERE OKULUNA CAMİİ YAPILIYOR.
Muhabere okulu içinde çok küçük bir baraka da Cuma günleri namaz kılınıyor, kıldırılıyor.. Çok kere dışarıda kalınan mescide erler, isteyen öğrenci ve subay, astsubay sivil memurlar geliyor..
Rütbeliler içinde den kıdemlisi bizim edebiyat öğretmenimiz meşhur Erzincan depreminde sağ kurtulan çocuklardan Kd.Öğretmen Bnb Hüseyin ağca..
Ağca’yı devlet , MSB adına sivil fakültede okutmuş.Öğretmen subay olmuş…Daha sonra Diyar-ı Bekir’de- ı 70. Piyade Tug. Gurup Komutanlığı karargahında - Albay Lütfi Başyiğit ile birlik de sadece üç rütbeli olarak çalıştığımız Piyade kd.Başçavuş Mete Evrensel’den yakın akrabası olduğunu öğreniyorum.
O sırada hükümet , CHP- MSP koalisyonu ..
Bayındırlık Bakanı MSP’li Fehim Adak. Adak okulu ziyeret ediyor.. Okul komutanı fahri Günhoşla dolaşıyorlar.. okulun yolları ve ve bazı alanlarının asvaltlanmasını istiyor..
Mesela 60 evler Nizamiyesine yakın tören alanı ham toprak idi.
Fehim Adak, tamam diye asvalt sözü veriyor. Fakat, komutana “gezerken gördüm ki burada Kışla camisi yok.. Siz yer gösterin tüm masraflar bizden camiyi yaptıralım” diye minareli bir camii cami teklifinde bulunuyor.
Ancak ,Fahri Günhoş; “Biz yerini zaten ayarladık Yakında yaptıracağız “şeklinde konuşarak kibarca Bakan’ın teklifini ret ediyor.Ama , döşenecek asvalt hatırına da cami sözü vermiş oluyor..
Cuma namazını vazifelendirilen erlerden biri kıldırıyor. Bir Cuma günü er İmamımız, hutbede cami yaptırılacağı için yardım tolanacağını, hazırlıklı gelmemizi duyuruyor.
Önsaflarda olan edebiyat hocamız Bnb .hüseyin ağca, ayağa kalkarak “ Cami yapılacak Ancak yardıma ihtiyaç yok.Camiyi komutanlık kendi yaptıracak”dedi..
….
Kısa zamanda ilerde hak-İş Başkanı ve AKPden milletvekili olacak olan ,
Biz orta okulda ilen Alaca ‘nın tek okumuş muhasebecisi Ali Osman Akdağ’ın yanında çalışırken memkeketten tanıdığım Salim Uslu’nun askerlik yaptığı ve de eğitim çavuşu olarak eğitim yaptıkları alanın kuzey doğusuna gelen ve yol ile ayrılan sahanın üstündeki kocaman çatısı bombeli hangar gibi barakalardan biri camii olarak tanzim edildi
Kıblesi biraz dönük olsa da eskiye göre çok daha büyük ve farah.. Yeni döşenmiş müşrafatı, minber ve mihrabı alçıdan ama mermer görüntüsü verimiş bir camii. Fakat tek eksik minare.
Galiba , minareli camii olmasın diye Bakan’ın teklifi ret edilerek dışarıdan camii olduğu bilinmeyen bir yer ibadete açılmış oldu.
Dolayısıyla MSPli Bakan, Kışlaya cami yapımına vesile oldu..
İSYAN ve..
30 Ocak 2021 Cumartesi akşamı Elektronik’de sıra arkadaşım Mümtaz Altınay, aradı.
Hoş beş vs’den sonra “ Bu günlerde ne yapıyorsun”diye sordu..
“Bir vesile ile Elktronik deki hatıralarımızdan bazılarını arkadaşlarla paylaşınca ağbi bunları yaz.Unutulmasın ..dedi.Onun üzerine zaten sivil hayattan da bazı hatıraları zaman zaman yazıyor, bazılarını da yazmayı düşündüğümden Elektronikle alakalı olan bazılarını yazdım.Bu günlerde de “İSYAN”la akalalı olanını devam ettirecektim..İyi aradın..Bazılarını unutmuşum..Bazılarını da eksik yazmış olabilirim.Mesela o günkü üsteğmenin adı Murat idi.Ama soyadını unuttum ”deyince Mümtaz, Muart Özveren’ idi..
O gün Ben B blok giriş nizamiyesinde nöbetçi idim..Olayı çok yakından gördüm.. Sen yaz, bizde bakar eksikleri gideririz” dedi.
Ve biz gelelim daha evvel başladığımız “İSYAN “hatırasını yazmaya ..
Muhabere Okulu’nun bizim bulunduğumuz alana hayli uzakta bir yazlık sineması vardı..
Daha çok er ve erbaşlara gece sinema seyrettirilirdi..
Öğrencilere ise bazen topluca seyre özel izin verilirdi.
Şimdi bilmiyorum ama o yıllarda askeri kurumların normal devlet bütçesinden aktarılan kaynak dışında kayda girmeyen ve sadece komutanın inisiyatifinde harcanan önemli bir kaynak da Kantin gelirleri ve sinema, moral geceleri gibi şeylerdi.
Hizmeti, ihtiyaç maddesi ürünleri ayağa getirmek gibi görülse de
Asker , yani müşteri hazır..
Mekan, elektrik, işleten personel vs diğer giderler bedava..
Yapılan kar net..
Onun içinde daha çok ahlaka uygun olmayan filmlerin oynatıldığı sinemeye gitmeyi, götürmeyi
Hayatında “yarinin” bir telini bile görememiş gencecik masum Anadolu çocuklarına her edepsizliğin sergilendiği “AÇ AÇ”denilen güya moral geceleri tertiplenerek müşteri çekilip para toplanırdı..
Der çalışmak vs peşinde olan arkadaşlar haricinde bazı arkadaşlar da bu sinemeye gitmeye hevesli olup, kaçak göçek erlerimizle sinema izlerlerdi.
Burada yakalanmak, öğrenci için ayrıca cezaya da tabii idi.
Bir cumartesi günü gecesi idi..
Biizm çoğunluğumuz ya istirahatta yada haftalık ders çalışması yapar iken
Bazı arkadaşlar yazlık sinemada oynatılan filme gidiyor..
O gün nöbetçi amir olan Angara Merkez komutanının oğlu olduğu söylenen
Üsteğmen Murat Özveren, sinamada arkadaşları yakalıyor..
Kendisinden izinsiz gidildi ya, bunu bir kendisine karşı yapılmış “ONUR” meselesi sayarak arkadaşlara askerler içinde saldırıyor..
Bazıları da kaçıyor..
Yakalanmıyor..
O hırsla koğuşlara gelip sen sen diyerek “aslında sinamaya gitmemiş olanlar dan da seçtiği “ arkadaşları bina dışına çıkarıyor..
Bizlerin kaldığı “B blok “ denilen yerin önünde okul Komutanının girip çıktığı Kuzey nizamiyesinden Mamak nizamiyesine giden yolun karşısı asfalt ve “Tören alanı olarak ayrılan yer”.. Onun hemen altı bol ağaçlı bahçe.
Götürdüğü ağaçların arasında arkadaşları dövüyor.. Arkadaşlar da Üsteğmen Murat Özveren’in bu tutuma “ vereceksen idareye ver.Onlar gereken cezayı verir.Senin, ceza verme hakkın yok “diye karşı çıkıyor..
Bazıları da zaten sinamada değildik, istersen fiancalara so diye şahit göstermek istiyor.Ama nafile..
Üsteğmen Murat Özveren..
Hem kolluk kuveti.
Hem savcı hem de hakim konumunda hissiyle kendisi dayak ve küfürle ceza kesmeye başlıyor.
Buana daynamayan arkadaşlardan bazıları, Nöbetçi Amiri üsteğmen Murat’a fiilen karşı duruyor.
Bunu üzerine Murat Özveren, tabancasına mermi sürüp ateşliyor..
Ancak tabanca tutukluk yapınca arkadaşlar, üzerine abanıp tabancayı almak isterken hırpalıyorlar.
Bu hengamede ne oluyor diye olay yerine gelenlerin artmasıyla Üsteğmen Murat Özveren kurtuluyor..
O doğruca Muhabere Okul Komutanlığının en yetkili o günkü Amire koşarken bizlerde hepimiz aynı noktada buluşarak kısa bir “Durum Değerlendirmesi.” yaptık..
Ve demokratik oylama ile “Bu hadise bazı arkadaşların atılmasına yol açacak..Buna mahal veremeden hep bereber OKULU TERK edelim..Sonra hepimizi ya geri çağırılar yada toptan atarlar..” diye benim gibi sinemaya ayak basmammış olanı, sinama da olanlar, Üsteğmen Murat Özveren’in çağırıp bahçede olaya karışanlar hep bir vucut olarak mezun olup rütbe takmaya “ 64 gün kala 64 arkadaş “
Evet çok da kararlıyız..
Mezuniyete 64 gün kala 64 arkadaş, okulu terk etme kararı alıyoruz.
Koğuşlara gidip kısa bir hazırlıkla bavulları alıp gece yarısı Muhabere Okulu ; “Mamak Nizamiyesi” yolunu tutuk..
Nizamiyen kolayca çıktık..Kimse de bişey demedi.
Ancak dışarıda ne dolmuş var.Ne otobüs..
Belki Gülveren de bulunur, bulunmaz ise Ulus, Kızılay yada nere gidilecekse tabana kuvet..
Biz an için Okul ve askeri bölgeden uzaklaşmak gerek
Kışlanın üç dört yüz metre ötesi yolun solunda Muahabere okul Komutanı Tuğ.Genaral Fahri Günhoş’un lojmanı.
Oradakilerde belli etmemek , yakalanmamak gerek..
Sesizliğin hakim olduğu hangi meçhule yol alındığının bilinmediği gece karanlığında ilerlerken ulus istikametinde 60 evlerden gelen önümüze Tuğ Fahri Günhoş’un aracı durdu.
O sırada Kavaklıdere de sınamada olan TuğGeneral Fahri Günhoş, olayı haber alıp acele gelerek babacan tavırla “Evlatlarım..!.. nereye … “diye biz durduruyor..
“kılınıza zarar gelmeyecek.. “ gibi güzel sözlerle tavlayıp “nizamiyeye “ den içeri sokunca da çevremiz askerle sararak adeta esir alıyor..
Ve “Sizi mezun etmeden…”diye biiz yemekhane de “ muhasra altına” aldırdı..
Dışarıda sialahlı asker.kuş uçurtmuyor.
Ne içeri girebiliyor nede dışarı çıkılablilyor.
Aslında bu işimize de yaradı.
Yarın olacakları biliyoruz..
Sinamaya giden yada üsteğmenin seçtikleri bilindiğinden onlar; cezalandırılacak hatta bizden koparılacak..!
O halde “ya hep beraber Ya hiç”..
Yeni vaziyete göre yeni strateji..
“Sinemaya hepimiz gittik” diyeceğiz..
Ama sinemaya gitmeyen var..Hiç gidip de görmeyen var .
Çare..
Çare bulundu..
Sinamanın, koltuk düzen. Koltuk sayısı..ne nerede hepsi bilenler tarafından çizildi..
Her birimize nerede oturduğumuz numaralar belirlendi.
Kim ne sorsa o numaralı koltuk da oturuyordum, diyecek.
Hem kendi yerimizi, hem de özellikle sinamaya gidenler ve Üsteğmen Murat Özveren’e yakalananlar olmak üzere arkadaşların yerini ezberledik..
Yanımız da şu vardı diye de şahitlikler..
Ertesi gün.
Ders filan yok..
Hemen idarecilerden “sorgulamak için” bir komite teşkil edilmiş.
Komite derhal faaliyete başlayarak arkadaşları tek tek sorguya çekti.
Bereket sorgu yapılan yer, dershane..
Orada da kara tahta var.
Kara tahtaya çizilen krokide herkes ezberlediği yeri göstererek “Ben de vardım” diyor..
Tehditlerle “sen yoktun.. sana bişey olmayacak.. Yaşın yanında kuru da yanmasın .Kim var ise nu söyle, kurtul” diyorlar..
Ancak tüm sorguya çekilenler aynı şeyi söylüyor..
“Üsteğmene kim vurdu..*”
“Ben”..
“Orada kimelr vardı..?
“hepimiz”..
Bir sonuç alamayınca..
Bu defa da tavlayarak” Aslında sen, sinamaya gitmezsin..Sen şöyle iyisin böylesin..Bunu içinizden kendini bilmez birileri yaptı.. Bak kendini ve aileni yakma..Toplum hiç de iyi bakmaz..Sivilde de perişan olursun”vs diye güya “bizden çok bizi düşünen” bir metotla sorguladılar..
Cevap yine aynı..
Herkes aynı konuşuyor..
Baktılar olmayacak..
Mesut Kepsutlu gibi bazı arkadaşları göz dağı için suçlu suçsuz bakmadan “hapsettiler.”
Bizleri de sıkı takiple derslere devam ettirerek mezun ettiler..
Evet, toptan ayrılmaya ramak kalmıştı ama kimseyi ayırmadan , fire vermeden mezun olduk..
Fakat..
Kıt’alara gidince on kişiye yakın arkadaş Halil verim gibi isteği dışında şu veya bu sebeple çoğumuz kendi isteğimizle ayrıldık.
Ayrılmak için firar eden Yaşar Şahin’i yıllar sonra yakalayarak vazifeye devam ettirdiler..
Kendi isteğimle ve kırmadan dökmeden ayrıldığımdan veda gecesi toplandısı yapılan ertesi gün tören mangasıyla yolcu edilen tek Res’en emekli edilen asker olsam gerek..
İbrahim Saraç gibi bazı arkadaşlar da yıllarca çalıştıktan sonra emekliği beklemeden ayrılıp, sivil hayata karışarak millete hizmete devam etti..
……………….
Biz FARUK GÜRLER dayatmasına karşı Fahri Korutürk’ün Cuhurbaşkanlığına getirilmesini de Elektronik’de yaşadık..
O günlerde Elektronik Astsubay Okulu’nda öğrenci iken şahit olduğumuz olaylara “Siyaset Çayırında Solan Gül; Ali Hersek” kitabında şöyle yer vermişiz.
“
4-29: FARUK GÜRLEDİ
1971 yılının 12 Mart’tın da milletin iradesiyle
oluşturulan hükümeti beğenmeyen kimi çeteler kıpırdadığı için o dönemin altını
tutamayan generalleri, aşağıdaki alt kademe darbe yapmasın diye milletin
namuslarına emanet ettiği silahı seçilmişlere dayayarak, yürütme “erkini biz
tayin edeceğiz”, siz destekleyeceksiniz diyerek mevcut hükümeti yıkmaları
yetmiyormuş gibi Cumhurbaşkanı seçimine de müdahaleyi en tabii“hakları”
bildiler.
Darbenin başına geçirilerek önce Devlet başkanı
sıfatını kullanan sonra Ali Fuat Başgil’in zorla geri çektirilmesiyle
Cumhurbaşkanı seçtirilen Cemal Gürsel’in yerine 30 Mart 1966’da Cumhurbaşkanı
yapılan o dönemin Genel kurmay başkanı Cevdet Sunay’ın görevi dolmak üzere idi.
Başbakan Ferit Melen, AP Genel Başkanı Süleyman Demirel ve CHP Genel Sekreteri
Kamil Kırıkoğlu ile görüşerek;Cumhurbaşkanı eski genelkurmay başkanı olan
Cevdet Sunay’ın görevinin iki yıl daha uzatılması için değişiklik yapılmasın
ister.Ancak olmaz. Azda olsa madem cumhurbaşkanlığı görev süresinin uzaması
için anayasa değişikliği yapılacak, seçimi halka bırakalım bu problem bitsin
diyenlerde çıkacaktır.Fakat parlamento o gün böyle bir değişikliği yapamaz,
yaptırmazlar.Cumhurbaşkanlığı konusunda baskı ve gerilimler artar.
Cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde, ulus
civarına çıkmanın serbest olduğu erlerin ortada görülmemesi, Ali Herseklere
elbet bir ip ucu veriyordur.
Ancak biz içerden seyrettik.
O yıllar bizim kışla yıllarımız..
Kışlada lise okuyoruz.
Hocalarımız gündüz üniformalı ancak gece “müteala”
nöbetini bitirip evlerine gidiyorlar.
Cumhurbaşkanlığı seçimine çok vakit var.Ama bir
hareket bir hareket..Koskoca koğuştu yanan tek lambanın loş ışığından dışarıyı
rahat izliyoruz ve birazda 2. katta olmanın verdiği avantajla geceleri yaşanan
hareketleri olduğu gibi görme imkanımız oluyor.
Cemseler gidiyor, jeepler geliyor.
Bir gün pijamaları ile hocaların bile toptan
mecburi yatakhanelere misafir olduğunu görünce cidden şaşırdık.
Haydi biri ikisi nöbet!...
Ama hayır.
Hepsine eve gidiş, yasak..
Bu durum günlerce sürdü.
Cumhurbaşkanı adaylığını Genelkurmay Başkanı
Faruk Gürler açıklar.Ve bu gaye ile 5 Mart 1973’de Genelkurmay başkanlığından
istifa etti.Ferit Melen’in hükümetinde savunma bakanı olan Mehmet İzmir aynı
gün Gürlere yer açmak üzere kontenjan senatörlüğünden çekildi.
12 Mart Muhtırası veren ekibin içindeki General
Faruk Gürler, cumhurbaşkanlığına yolu açılmak üzere mevcut Cumhurbaşkanını
Cevdet Sunay’ın kontenjanından, kontenjan senatörü yapıldı.7 Mart 1973’de
Senato’da yemin metnini okuyarak, parlamento üyesi sıfatını kazandı.
O zaman adet öyle idi.
Millete gitmeyen, hesap vermeyen, burnundan kıl
aldırmayan arpalık sahipleri vardı.
Bir ihtilal aparak milli iradeyi katleden
çeteciler vardı, tabii senatör olarak.
Birde bunlara ilaveten asker ve sivil sözde
derin devleti temsilen Cumhurbaşkanın atadığı kontenjan senatörleri..
En büyük partilerin liderleri Demirel ve Ecevit
renk vermedi. CHP, cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmama kararı alması, 1960
da başlayan “Asker cumhurbaşkanı” geleneğini kırmak için CHP’nin özellikle
Ecevit’in tavrı ve ilk defa CHP ile ordunun karşı karşıya geldiği şeklinde
değerlendirildi.
Bir taraftan Faruk Gürler, “cumhurbaşkanı oldum”
edasıyla dolaşa dursun ..
Askeri kışlaların “Her türlü emre hazır”
tutulduğu bir dönemde, Demirel’in “Cumhurbaşkanlığına tayin değil, seçim
yapılacaktır”diyerek demokratik bir tavır sergilediğine şahit olduk.
AP, Senato Başkanı eski hava kuvvetleri
komutanı- bu gün meclisde halkla ilişkiler kütüphanesinde çalışan gerçekten
beyefendi, işine aşık “Bintuğ” beyin babası - Tekin Arıburun’u..
Demokratik Parti, kendi genel başkanı efsane
meclis eski başkanı Ferruh Bozbeyli’yi aday göstermişti.CHP, 2007’de olduğu
gibi aday göstermedi ve meclise girmedi.
Demirel,Ecevit ve Turhan Fevzioğlu aralarında
anlaşarak, her türlü dayatmayı ellerinin tersi ile itmek suretiyle Gürler gibi
yeni kontenjan senatörü yapılmış bahriye amirali Fahri Sabit Korutürk’ü 6 NİSAN
1973’de Cumhurbaşkanı seçiverdiler.
Askerse asker.
Ama diplomatlık yaptığı için biraz sivilleşmiş
birini ehveni şer olarak Çankaya’ya oturturlar.
Millette oh dedi.
Bizim anlı şanlı hocalarımız karıları ve
çocuklarına kavuşur oldular.
Ve Ecevit, darbelere, dayatmalara dayanacak,
milletin haklarını savunacak yeni tip olarak “Karaoğlan “ sanıyla belleklere
kazındı.
Eski general, çiçeği burnunda yeni senatör Faruk
Gürler o dert ile Gür-ledi, gitti..
Burnundan kıl aldırmayan kendini devletin asli
sahibi sayarak millete uzaklaşmış olan CHP anlayışının aksine kafasına
geçirdiği kasketi ile köylülere yaklaşıyor, mavi gömleği ile şehirlilere
yakışıyordu.Yani CHP’nin sadece bürokrasiye ve elitlere dayalı iktidar
arayışından Ecevit’in artık herkesin siyasal ortaklığına dayalı “birlikte
yönetim, birlikte üretim ve birlikte paylaşım” anlayışına geçildiği hissediyordu.
En azından kimilerine öyle geliyordu.
Yani “Devletçi ve seçkinci CHP’nin” milleti
terbiye etmek ve şekle sokmak anlayışından “Halkçı Ecevit’” sloganıyla
köylü-şehirli bir bütün halkın temsilciğine soyunuluyor, milletle yakın durmak
yolunda adım atılıyordu.
https://siyasetcayirindasolangulalihersek.blogspot.com/
…………
Süleyman Demirel'in Dillere Dolanan
Meşhur Sözü ''Dün Dündür Bugün Bugündür''ün Hikayesi
https://necaticavdar.blogspot.com/2019/01/suleyman-demirelin-dillere-dolanan.html
…………………
EVRENSEL TİRİKO
Elbiseler Cebeci Dikimevinden ..
Oraya Evrensel Başçavuş götürdüğü için “Evrensel Trikodan giyiniyoruz” diyoruz..
CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ ve FARUK GÜRLER’İN GÜRLEMESİ
…………….
KIBRIS HARAKATI ve KAMP
………………
ARET OKUTAN ve HİKMET KARAPINAR
Hikemet Karapınar, zekimi zeki.
Hep şen şakrak..
Elektronik Astsubay okulu sınavını kazanarak gelen tek İmam-Hatipli.
O yüzden okuldaki lakabı “Hoca”..
Hocalarımızdan biri Ermeni vatandaşlarımızdan Asteğmen Aret Okutan..
Dersin birinde nedense sınıfa” sen ne olmak isterdin…” diye soruyor.
Herkes bişey söylüyor..
Hikmet Karapınar’a sıra gelince “Çoban” diye cevaplıyor..
Aret Okutan ısrarla hep aynı soruyu soruyor.Hikmet Karapınar da her defasında “çoban olmak isterdim” diyor.
Hikmet Karapınarı’ın güya saçma bulduğu cevabına karşı bu defa
Aret Okutan, “o aman niye okuyorsun Bunca masrafa, emeğe ne gerek var” açıklamalarla sorusunu devam ettirince.
Hikmet Karapınar;
“bu memleketin çobanınında eğtime, okumaya ihtiyacı var.Okuyup, bilen çoban çok daha ülkeye verimli olur..memkelete katkı sunar” diye açıklayınca Aret Okutan, cevap vermeden derse dönerek o günkü konuyu işemeye başladı.
…………
Bir gün Aret Okutan’ın dersinden sınav olacağız.
Sınava çalışmak için sabaha kadar, dershanede kalarak uyumadım..
Ve gün içinde yazılı olduk..
Fakat uykusuzluktan sarhoş gibiyim.. Yazılı da bildiğim soruları bile cevaplayamadım..
Saçma sapan bir şey oldu..
…….
Birkaç gün sonra Aret Okutan, dersde yazılı sonuçlarını okudu..
Zayıf almışım..
Aret Okutan’ın benden hiç beklemediği sonuç…
Zira özellikle Aret hocanın dersinden hep iyi alıyorum.. Onun için sonuç sürpriz..
Bir süre ders işledikten sonra , beni kaldırıp yazılıda zayıf almamın sebebini sordu, ne diyebilirdim ki..
Kızarıp yerime oturdum.
Arkadaşlar; “Sabaha kadar ders çalıştığımı dolayısıyla uykusuz kaldığımdan yazılıda başarısız olduğumu “ söylediler..
Aret Hoca, hemen not defterini çıkararak “bence de öyledir..Yoksa bunları yapamayacak öğrenci değil Kanaat notu kullanıyorum” diye en yüksek notu verdi.
Sınıf da üç sıra halinde doturuyoruz..
Ben orta sıranın önlerdeyim..
Hemen son yanda pencere kenarındaki sırada oturan Hikmet Karapınar, hareketlendi
“seninle ilgiis yok.Takma gibi işaret ederek” ayağa kalktı ve Aret Okutan2a bende yüksek kanaat notu isterim. O’na verdin bana da vermelisin”dedi.
Aret Okutan, “ Benim kanaatim, bu.Kime istersem kullanırım vs “dediyse de “ Ya ona vermemeliydin ya da illa bana da iyi not verceksin” direten Hikmet Karapınar’a diye dinletemedi.
Ve sen zayıf aldın vs deyince
Hikmet Karapınar, “şayet konuyu anlatsaydın Yazardım..Yazsaydım mutlaka soruya cevap verirdim..” diyerek “Anlatmadığınız soruyu sormuşsun yüzden cevaplayamadım”diye neden “ kendisinin de iyi kanat notu istediğini” savundu.
Aret Okutanise “gerçekten defterde yazdıklarını aynen söyleyebilir misin?”diye sordu..
Himet Karapınar, “Evet.. İşte defter..ne anlatmışsanız yazdım..Ve ne sorarsanız da ben anlatırım”dedi.
Aret Okutan, Himet Karapınar’ı ne de olsa iddiasını ispatlayamaz diye tahtaya kaldırdı..
Bir yandan da Hikmetin desrle ilgili defterini kontrol ederek soruları soruyor..
Hikmet ,takır takır cevaplıyor..
Ve sayfada ne yazılmışsa onu adeta okuyor sayfa bitince de “sayfayı çevirin diyor..
Aret Okutan, buna rağmen Hikmet Karapınar’ın istediği kanat notunu kullanmayıp zil çalınca çekip gitti..
Hakikaten çok zeki olan, dinlediği dersle yetinerek çok çalışmadığı halde iyi not alan Hikmet bu ezber olayını şöyle açıklıyordu:
“Biz imam-hatip deyken surelerin, duaların ezberine çok önem verdiler.. O yüzden ezberimiz gelişti. Hocalar anlatırken yazıyorum.Yazarken de ezber ediyorum..O yüzden ayrıca çalışmaya gerek de duymuyorum.O bana yetiyor..
“ET TEKRARU AHSEN VELEV KANE 180”
“TEKRAR YÜZSESEN KREDE OLSA FAYDALIDIR”
Sınıf okulundayız.
Atölye hocası;
radyonun alıcı, osilatör, geliştirme
,ses yükseltme ve çıkış bölümleri gibi anlatarak bir de uygulama için sınıfı
üçerli guruba ayırarak devre kurarak radyo
yapma vazifesi verdi.
Her gurubun yaptığı radyonun çalışması halinde üç kişiye de iyi not vercek.
Çalışmaz ise üç kişide zayıf alacak..
Radyoyu çalıştırmak için günlerce çaba sarf ediyoruz..
Ya bir direnç eksik kalıyor..Ya kondansatörün ayağı tam lehimlenip boşta kaldığından iş görmüyor. Ya da çevrede var olan radyo vericiisnin aydığı elektro manyetik dalgayı almak için mıknatıs – kömür- üzerine sarılan bobinler, dalgayı almaya uygun olmuyor.
Hakikat zor bi iş.
Yapılır ise hiç yoktan kendi radyomuzu yapmış olacak, teoride bildiklerimiz pratiğe geçecek.
Hepimiz ortakca yapmaya çalışıyoruz.
Çalıştıkları tezgahta gurubunda
gayret eden Halit Baydar’ın önüne Hikmet
Karapınar, ““ET TEKRARU AHSEN VELEV KANE 180” diye bir yazı asmış..
Kendi keyf ediyor..
Yazıyı o güne kadar hiç duymadığımız bir şey..
Hikmete soruyoruz bu ne?
Diyor ki, sürekli yapıp çalışmayınca bozarak tekrar başlayan Halit Baydar’ın morali bozulmasın ve motive olsun diye yazdım..
“Tekrar yüz seksen kere de olsa faydalıdır..”
…………….
Okulumuz da sonradan ANAP’da Bakan olan ve 2019 senesi yazında (17 Temmuz 2019) cenazesini Ahmet Hamdi Akseki camiinden yolcu ettiğimiz Yücel Seçkiner, spor hocamız..
Benim spar, müzik gibi becerilerim hep zayıf olmuştur.
Yücel hoca, sen bu notu hak etmedin ama Ağca’ya dua et diye iyi not verirdi.
Demek, öğretmenler kurulunda durumumuz görüşülürken notlarımın iyi olması etkileyip not ortalamasını düşürmemek için zayıfı hak etiğim halde iyi not veriyormuş.
Bnb.Yücel Seçkiner, “KKK bünyesinde spor müsabakaları var.Buna hazırlanmamız gerek diyerek arkadaşları gruplara ayırdı..
Kimi atletizm.
Kimi koşu..
Kimi güreş..
Beni de bıçak atma (hedefe bıçak saplama” gibi basit bir şeye ayırdı..
Başarılı olanlarımız KKK ‘nin çeşitli okullarından gelenlerle yarışacak..
Başarılı olanlar hem kendilerine hem de okula madalya kazandıracaklar..
Eskişehirli Halit, içimizde en ir ve babayiğitlerden.
Onu güreşe ayırdı.
Ama Halit, hiç güreş bilmiyor.
Yücel Seçkiner, “Olsun…. Kilosunda güreşen çıkarsa yenilir gelir …Çıkmaz ise madalya alır “dedi
Ve gerçektende Halit Baydar, yarışmalara katılarak okullararası güreş şampiyonasında ikincilik madalyasıyla döndü..
Zira tüm elemelerde aynı kiloda rakip çıkmayıp, finale kadar gitmiş.
…….
ALİ Yılmaz ve YAZILI ÖNCESİ KOPYA OPARASYONU
Erol Ağagil
Elektronikte binbaşı rütbesiyle, edebiyat öğretmeni.. Daha KKK dergisi editörlüğü yaptı ve sonra 80 darbesi sonrasında Halkçı partiden Milletvekili edildi.
Bizim öğretmen Hüseyin Ağca..
Ağca edebiyat gureubu başkanı olduğundan
Çıkardığımız “Elektroniğin sesi” gazetesinin sorumluluğu Ağagil’de..
O yıllarda tüm askeri okularda “oruç yasak”
Gündüz verilen hakkımız olan Ekmeği akşam yada gündüz çalıp saklıyoruz. Gece bodrumdaki kalarifer dairesinde gizlice yiyerek oruç tutuyoruz.
…..
Denetleme heyeti gelecek..
Pazargünü hazırlayıp pazartesine astığımız gazetete
Askerin neden imanlı olması gerektğini belirten bir yazı yazdım
Aslında yazıların tümü “solcu” olarak bilinen Erol Ağagil’in onayından geçiyor..
Hafta içi verdiğim yazıları Cuma günü akşamı onaylanmış olarak alıyorum
Yani rütbeli olarak sorumluluk onun
Yine öyle yaptım
..
Denetleme heyeti geliyor..
Okul komutanı Hilmi albay, heyetei öğrencilerin mühim faaliyeti olarak duvar gazetesine götürüyor.
Denetleme heyeti başkanı tuğ (ya da Tüm) general, yazımı
baştan sona okuyor.
Ona eşlik eden okul komutanı Hilmi albay ve arkadaşları kıpkırmızı kesiliyorlar
Ve Komutan Erol ağagile basıyor fırçayı..
Oda beni çağırıp, “Burası mızraklı ilmihal mi?
Askeri mahkemeye vereceğim.vs.
Mızraklı ilmihal..Askeri mahkeme ne?
Bilmiyorum
O burası diyanet dergisi değil filan diyor..
Bende yaptığımı doğru bularak sizde onay verdiniz diyorum
Vereceksen ver..Bu gün yine yazarım diye dikleniyorum.
Adam küplere biniyor..
Varsın olsun
Okulda olay oluyor..
Herkes benim başıma bi iş geleceğini beklerken, bir hafta sonra gelen emirle tüm askeri okullarda “oruç yasağının kaldırıldığı”, tutanlar için düzenleme yapılması gerektiği emrediliyor..
Meğer denetleme heyeti yukarıya konuyu rapor etmiş.açilen mesele halledilmiş..
Biz askeri mahkemeden vs kurtulduğumuz gibi, az sayıda gizlice oruç tutanlara neredeyse okulun tamamı katılır oldu..
Karamürsel kampı
Spor hocamız Yücel
Seçkiner bey vefat etmiş.. 24 haziran 2019
Spor hocamız Yücel Seçkiner bey vefat etmiş..
Allah,cümle müminlere rahmet eyleye
..........
24 Haziran 2019
Pazartesi
https://cavdarahimesudda.blogspot.com/2019/06/spor-hocamz-yucel-seckiner-bey-vefat.html
83 yaşında vefat eden Seçkiner için 26 Haziran Çarşamba günü saat 11.00'de
Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) tören düzenlenecek.
Öğle vakti Ahmet Hamdi Akseki Cami'sinde askeri törenin ardından cenaze
namazı kılınacak Seçkiner, Karşıyaka'daki şehitlikte toprağa verilecek.
:::::::::::::::::::::::::::::::
Okulda iki dersim hiç iyi değildi.
Müzik ve spor...
orta okul da müzik dersi hocamız AYDIN CAN; müzikteki vaziyetimi
" Ebemin sesi bile senin sesinden iyi " diye özetlerdi.
...
Lise döneminde spor hocamız olan Yücel Seçkiner de her defasında sınıf
ortalamamın düşürmeyecek bir not verirdi..
Ancak " Bu not senin değil..Bunu biliyorsun.. Sırf Ağca'dan - Edebiyat
hocamız Dr. Hüseyin Ağca- korktuğumdan veriyorum.." der idi..
Hakikaten de gerçekten spor yeteneğine göre hak ettiğim notu verse kesin zayıf
olmalı idi. O da diğer derslerden iyi olan vaziyeti aşağı çekecek..
Nasıl olsa yazılısı vs yok.
Kanaat notu veriliyor.
Hoca da kaanatını bol kepçe kullanır idi.
Halbu ki diğer dersleri zaten zayıf olanlara HAK ne ise onu vermekten de
çekinmezdi..
...
Sonra yolar ayrıldı..
Millete dayatılan deli gömleklerine, darbelere özellikle NATO ve ABD
kafasındakilere karşı oldum.. Külfete talip olduk..
Yücel beyde onun nimetlerinden istifade tarafını seçti..
"Elektroniğin sesi" ve Yusuf
Temiz'le

"Elektroniğin sesi" ve Yusuf Temiz'le
Yusuf Temiz'le
Yusuf,
Lise yıllarında çıkardığımız Duvar Gazetesinin yazar ve çizerlerinden idi.
O zamanda çok güzel çizerdi.
Çizmeye devamediyor...
Zaman zamanda yazmaya...
Şayet Çarşamba günleri Kızılay AVM'ye uğrarsanız..
Yusuf, halinizi çizmeye hazır... Tabii sıraya girebilirseniz..


3 yıl önce
Necati Çavdar, Çavdar'ın Angarası albümüne 6 yeni fotoğraf
ekledi — Yaşar Şahin ile birlikte.
İzaha gerek var mı?
Gönderen Necati Çavdar zaman: Pazartesi, Ocak 21, 2019
Dr.
Zeki Uğurata Kocabıyıkoğlu :
1946 Doğumlu, Ankara Atatürk Lisesi mezunu, devlet sınavı sonucu kazanılan devlet bursu ile İngiltere Sheffield Üniversitesi - Elektronik Mühendisliği bölümünü bitirdi. Yüksek lisansına ayni Üniversitede devam ederek 1971’de Elektronik Mühendisliği konusunda Doktorasını tamamladı.
1971 yılından itibaren 5 yıl kendisine yurt dışı eğitimi için burs sağlayan Karabük Demir – Çelik İşletmelerinde çalıştı, 1978 yılında ASELSAN’da AR-GE bölümünde işe başladı. Sırasıyla Elektronik Montaj Müdürlüğü, Elektronik Üretim Müdürlüğü, Elektronik Üretim Direktörlüğü, Haberleşme Cihazları Grup Başkanı ve Genel Müdür Yardımcısı görevlerinde bulundu.
///////////
Bu gün
Simalar cönkü (face) iki hadiseyi
hatırlattı..
Tam onu okurken
Bu defa TRT 4k da
Alnı turnalar ve Yumurtalık karşıma
çıktı..
Tesadüf mü dersiniz selamlarımala
…………
3 yıl önce
Alim,
Anadolum.....!!!!
Paris' den bayram mesaji..
İş te
Millet, anla mi bu olsa gerek...
"hersabah hasandagi gibi başım hep dumanlı olur.karamanli besici babanın
oğlunun şehadet haberini aldığında söylediği söz beni aldı,aldı götürdü.ben bu
habere gülerim,oynarım.benim için en büyük olay ve onur der.simdi su
babaya,istanbula koşan kemal abi.obur tarafda yiyiciler ve bir tarafta metropol
bülbülleri.gelin de bu çoklu denklemi çözün.ben bu topraklar için düşeni yere
değil,arsın yedinci katına gomerim.cennet yolun açık olsun aziz sehidim vene
mutlu o ana ve babaya.sukranlarim sizlere."
Ali Koc
Hur general
Felt Maraşal
10Yasin
Karakaya, Kadir Yılmaz ve 8 diğer kişi
Yorumlar
·
Ali Koç hocam,tevazu
göstermişsin.bilmiyorum,vatanın kokusu böyle geliyor burnuma.sadece hissim
değil,tadı böyle istiyorum belkide.boyle olsun özlemi de olabilir .
/////////////////////////////////////////////
https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10153467522492700&set=pcb.10153467530312700&type=3&theater
5 yıl önce
Necati Çavdar, Kadir Yılmaz ve 7 diğer kişi ile
birlikte.
Değerli "Kardeşimiz";
Ali Yılmaz'ın ," bu gün baki aleme göçtüğünü
Cenazenin öğle namazını müteakip Polatlı- Beşköprü Köyünde toprağa verildiğini
" öğrendik.
Rabbim, cümle iman sahipleri ile birlikte Ali kardeşimize gani gani Rahmet
eylesin.
Mekanı, makamı Cennet olsun...
Ailenin, arkadaş ve dostlarının başı sağ olsun.
24Recep
Çavdar, Bkc Mtn ve 22 diğer kişi
Yorumlar
·
Mehmet Zeki Çelik Allah Rahmeti ile Muamele etsin
·
Mehmet Said Allah
rahmet eylesin mekanı cennet olsun
·
Kadir Yılmaz Allah
Rahmet Eylesin. Mekani Cennet Olsun. Geride kalanlara sabirlar dilerim.
·
Amin..Aminnn. Allah , razı olsun
o
· 5y
·
TC Mustafa Zor Allah
rahmet eylesin , mekani cennet olsun insaallah.
·
TC Mustafa Anbar Allah
rahmet eylesin mekânı cennet olsun inşaallah.Kederli ailesine baş sağlığı
dilerim.
·
Tahsin Selçuk Allah
rahmet eylesin mekanı cennet olsun..
·
Osman Sakıcı Allah
rahmet eylesin .Mekanı cennet olsun
·
Süleyman Bülbül Mekanı
cennet olsun
·
Rahmi Ayhan ALLLAH
RAHMETVEYLESİN MEKANI CENNET OLSUN
///////////////
At ahırlarından bir hatıra..
Ulucanlar cezaevi /Ankara
3 yıl önce
Necati Çavdar, At Ahırlarında Bir Umut! albümüne yeni bir fotoğraf ekledi.
10Mustafa Çevik, Sami Gören ve 8 diğer kişi
3 yıl önce
Necati Çavdar bir fotoğraf paylaştı.
Sait Özdemir, vefat etti.
.
Kendisini öğrencilik yıllarımızda Hacıbayram camii yanındaki kitapçılar
çarşısında sahibi olduğu İhlas Kitapevi'nden tanırız..
Rahmetli Vahit Pak , kardeşimiz orada çalışırdı..Yakından tanıma imkanımız
oldu.
1980 den sonra da Özelif'de görmüşlüğümüz var.
Fakat, geçenlerde Ulucanlar cezaevi müzesini ziyarette resmi dikkatimi çekti.
Fotoğraflamıştım.
Meğer oda Ulucanlara uğrayanlardanmış.
Allah , rahmet eyleye.
///////////
GELİR şiiri ve
https://www.facebook.com/photo.php?fbid=749133092116026&set=a.113809918981683&type=3&comment_id=749255892103746¬if_id=1546189247931043¬if_t=feedback_reaction_generic&ref=notif
BeğenDaha
fazla ifade göster
Yorumlar
Necati Çavdar Ahmet
bey,
Oruç yasak idi...
Biz gündüz çıkan ekmeğimizi " çalar" bir yer de saklar.. Gece,
binanın kalorifer dairesi ya da mahsenlerde sahur yapardık..
...
Namaz gizli gizli..
.....
Dini Bayram'larda bile LİKÖR içer , içtirirlerdi...
Bİr defasında Albay, bak hepimiz içiyoruz...
Bİşey olmaz..vs..
Allah için iç demez mi..
" Allah'ın yasak ettiği şeyi Allah için iç" diyorsun..
Deyince "Bak biz içiyoruz.. Bişey olmaz.. Huzursuzluk çıkarmamak gerek.."vs
diye savundu..
Adam emekli olunca milliyetçi muhazakar kesildi...
Hanımı başını kapattı... Kİmbilir belki de NAMAZa başlamıştır...
.......
GELİR
Sabır et, sert geçen kış uzun sürmez
Buz dağlarını yok eden yaz gelir
Gülüm, hiçbir zulüm ebedi gitmez
Aydınlıklar uç verince, tez gelir
İman ehli gönlü paslı tutamaz
Kalbini temizleyecek nur gelir
Sonsuza dek sürmez umut kesilmez
Derman dize, görmez göze; fer gelir
Edepsizlik; her gün seyir edilmez
Biter; hayasızlık, yüze; ar gelir
Her güvendiğine sırlar verilmez
Sırttan hançerlemeyecek; er gelir
Hep anlaşmalar sanma ki bozulmaz
Hesap tutmaz; başlarına dar gelir
Hiçbir müttefiklik ebedi olmaz
Yeter, kaybedilen artık kar gelir
Her yatan hastadan; ümit kesilmez
İlaç almakta; hareket gelir, can gelir
Her devirde liderler; cüce olmaz
Milletin dilini bilen, kalbini gören ser gelir
Hesap alt üst olur dünya dar gelir
Milletin başına; yiğit, ser gelir
Dostum sabır et, aşılmaz dağ olmaz
Çekilenler ne ki, bunlar hiç gelir
İmanla çarpan yürek mahzun olmaz
Çarpınca gönüllere Hak'kın ışığı
Cümle alem bir olsa da vız gelir
l6.07.l997
02.00 / Ankara
https://sairinyeri.blogspot.com/2006/09/gelir.html
Bunu düzenle veya sil
SAİRİNYERİ.BLOGSPOT.COM
GELİR
/////////////
KIBRIS da ŞARKILARLA PSİKOLOJİK HARP
Ve
KURTULUŞ..
İngiliz’in
KIBRIS da bulunan iki üssünden rahatsızlık duymayan Rumlar; güya ortak DEVLET'e
hakim olmak ve ada da Müslüman TÜRKü bitirmek üzere Yunanistanla müşterek
ARKRATİS planı uygulayarak vahşi soykırım işlediler.
Orta okulda iken KIBRIS Türklerinin sesi BAYRAK radyosundan ramazan Durmuş ile
Hem ders çalışıyor hem de rahmetli Arif Durmuş ağbinin radyodan başta
"Uykuda mısın sevgili yarim uyan uyan
Aç pencereni göreyim yüzünü uyan uyan
Aman
yar canım yar
Sabah olmadan aman uyan yar" diye acı acı türküler dinlerken
RUmlar da Hem Türkiye hem de Kıbrıs türkü ile Türkçe çaldıkları "bekledim
de gelmedin" şarkısıyla güya dalga geçerek psikolojik harp yapıyordu..
Ve
günü gelince de radyolarda "bu kadar yürekten çağırma beni Bir Gece
Ansızın Gelebilirim " diyerek seslenerek MEHMETÇİK , Rumların en güvendiği
alana çıkarma yapıyor, geçilemez denilen BEŞPARMAK dağlarını aşıyor idi.
O sıralar da bu garip ve arkadaşları ANGARA TREN GARINda , trene binerken halk,
nede küçükler diyerek KIBRIS'a yollandığımızı sanıp hayır dua ve gözyaşları ile
uğurluyorlardı.
Yüreğimizde Kıbrıs ve orada vatan için çarpışanlar olduğu halde KARARTMA
yapılarak
Karamürsel deki kampa ulaşmamız için trenimiz batıya doğru yol alıyordu..
Rabbim tüm ŞEHADETE erenlerle birlikte Kıbrıs ŞEHİTlerimizin derecesini yüce
eylesin..
Ve de tüm gazilerimize sağlık huzur içinde afiyetler versin...
.....
KAZIM SANRI nın derledği ve BAYRAK radyosundan dinleyerek fafızamıza nakşedilen
ÇUKUROVA türküsünün sözleri şöyle:
Uykuda
Mısın Sevgili Yarim
Uykuda mısın sevgili yarim uyan uyan
Aç pencereni göreyim yüzünü uyan uyan
Aman
yar canım yar
Sabah olmadan aman uyan yar
Aman aman yar yar
Canım gülüm yar yar
Sabah olmadan aman uyan yar
Horozlar
ötmeden gün ışımadan
Eller duymadan usul usul bana gel bana gel
Aman
yar canım yar
Sabah olmadan aman uyan yar
Aman aman yar yar
Canım gülüm yar yar
Sabah olmadan aman uyan yar
..../////////////////////////////............
RUmların
psikolojik harp için Çaldıkları
Yesari Asım ARSOY'a ait
BEKLEDİM DE GELMEDİN
ŞARKISININ SÖZLERİ
Bekledim
de gelmedin
Sevdiğimi bilmedin
Bekledim de gelmedin
Sevdiğimi bilmedin
Göz yasimi silmedin
Hiç mi beni sevmedin
Soyle
boyle hiç mi beni sevmedin
Soyle boyle hiç mi beni sevmedin
Bir öpücük ver bana
Yalvariyorum sana
Bir öpücük ver bana
Yalvariyorum sana
Beni kucaklasana kollarini açsana
Söyle böyle hiç mi beni sevmedin
Söyle böyle hiç mi beni sevmedin
İstanbul konağında
Beni var yanağında
İstanbul konağında
Beni var yanağında
Bir öpücük ver bana
Yalvarıyorum sana
Söyle böyle hiç mi beni sevmedin
Söyle böyle hiç mi beni sevmedin
Ve
ÜMİT COŞKUN'a ait
BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİM
Bu
kadar yürekten çağırma beni
Bir gece ansızın gelebilirim
Bu kadar yürekten çağırma beni
Bir gece ansızın gelebilirim
Beni bekliyorsan, uyumamışsan
Sevinçten kapında ölebilirim
Beni bekliyorsan, uyumamışsan
Sevinçten kapında ölebilirim
Bir gece ansızın gelebilirim
Bir gece ansızın gelebilirim
Belki de hayata yeni başlarım
İçimde küllenen kor alevlenir
Bakarsın hiç gitmem, kölen olurum
Belki de seversin beni kim bilir
Bakarsın hiç gitmem, kölen olurum
Belki de seversin beni kim bilir
Bir gece ansızın gelebilirim
Bir gece ansızın gelebilirim
Kal dersen, dağlarca severim seni
Bir deniz olurum ayaklarında
Kal dersen, dağlarca severim seni
Bir deniz olurum ayaklarında
Aşk bu özleyiş bu, hiç belli olmaz
Kalbim duruverir dudaklarında
Aşk bu özleyiş bu, hiç belli olmaz…
..........///////////////////////
....
Not:
Kıbrıs harakatımızın yıl dönümünde
Türkçe yayınlatılan AVRUPA gazetesi
Necati Çavdar, Arz dan bir Er sefer
eyledi:Muhammed Ali albümüne 26 yeni fotoğraf ekledi.
https://www.facebook.com/necati.cavdar/media_set?set=a.10154279771577700&type=3
Arz dan bir Er sefer eyledi.
Zalimlere zulmünü,
Mazlumlara Hak'kını haykıran
Tüm zamanların en iyi boksörü olarak kabul edilen Muhammed Ali'ye rahmetler
diliyoruz.
mekanın - makamın Cennet olsun.
Rabim; cümle geçmişlerimize Rahmet eyleye
/////////////////////
Derler ki bu gün M. Ali, göçtü
O yaşarken aşkın şerbetini içti
İçti de Hak Yolu’nu seçti
Müminlerin sevdiği gençti
Ruhu, ebedi huzura uçtu
Zulme karşı duran Hüseyin’di
Ali, Hüseyin gibi yaşayıp, göçtü
Alsancak/Ahimesud
Necati Çavdar
http://www.antoloji.com/muhammed-ali-5-siiri/
///////////////////////
Bize tv izlemek yasak idi. Gece pencereden girer, kaçak olarak sabaha karşı tv
de izlerdik
Benim , lise yıllarında yayınladığımız ilk gazetede diğer konular yanında
boksla ilgili spor yazıları yazmama vesile oldu.
NECATİ ÇAVDAR
MİLLİ VİCDANIN SESİ
Bu milleti millet yapan değerlere bağlı, onun yılmaz
savunucusu, alperenlerin son
halkalarından Ahmet Kabaklı’da Hakkın
sonsuz rahmetine kavuştu.
Tercümanı olduğu milli vicdan, onu gıpta edilecek bir şekilde tekbirlerle ebedi
yolculuğa uğurladı. Allah yar ve
yardımcısı olsun.
Elimde Kabaklı hocanın 1970
baskılı Mabet ve Milleti var. 1974 de
12.5 liraya aldığım ve kütüphanemden
ayırmadığım kitabı Kabaklı’nın
yeryüzü misafirliğinden
ayrıldığını duyunca onun ruhunu
taziz için yeniden okudum.Yıl 1974 bir askeri okulda öğrenciyiz.
Tabi hangi kitabı okumamız gerektiği
izne tabi.. Edebiyat öğretmeni Yaşar Fersahoğlu’dan ( Adanalı Farsakzade Yahya) Kabaklı’nın “Mabed ve Millet’i”’ne de
izin çıkmış. Belki dieğer Edebiyat öğretmenimiz
ve daha sonra Halkçı Partiden
Mebus olan ... Dündar görse idi izin vermezdi.
Kabaklı, tüm milletlerin
mabetler etrafında şekillendiğini anlattığı kitabında, Türklerin İslam’a
girmesiyle birlikte “Türkistan. Efganistan, İran,Mısır,vs, den sonra Türk
–İslam camileri ile donatıldı. Anadolu’muzun Doğu’sundan batısına doğru bu
İslamlaşma –Millileşme hareketi
İstanbul’un Fethinden sonra Rumeli ve Afrika topraklarında sürdürüldü. Malazgirt, Erzurum,
Sivas, Konya, Bursa, Edirne.. şehirlerinde yükselen her biri yeni üslupta
mabetler din ile milleti ilahi kubbeleri altında topladılar. Ezanlar, Türk
milletinin hem savaş sedası hem barış
ilahisi hem de istiklal marşı oldular .. İstiklal savaşımız önce cami kürsülerinden saçılan İslami milli vaazlar; heyecanlı
hutbelerle başlamış, şuurlanmış sonra cephelerde birer zafer olmuştur...Maraş
kalesini zapteden de bir camidir .. Minarelerde ezanlar, yüzyıllar boyu Türk islam hakimiyet
ve istiklalini haykıran marşlar oldular.”Diyordu. Kabaklı, “Bu
gün Türkiye’de mabet gerçeğini inkara
kalkışan “ezan sesinden”rahatsız
olduklarını pervasızca söyleyebilen kimselerin Mlletin de mabetle birlikte
silinebileceğini iyi bilen
davranışlar” içinde olduğunun altını
çizerek her şeye rağmen “ Kur’an rahmetinin şelalesinde gelecek
çağlara hükmeden güçlü bir millet
meydana getirmek, Türk ve İslam alemine yeniden
kurtarıcı, koruyucu rehber
olmak,Allah’ın milletimize bahşettiği alın yazısıdır” diyerek
şuanda yaşanan sıkıntıların geçici olduğu müjdesini veriyordu.
İmam –Hatiplerin kapandığı,
İlahiyatlarda bile gözyaşlarının sel
olduğu günümüzde bile zor olan bir arzuyu 1970lerde “Orduya dilekçe” isimli makalesinde
dile getirmiş.
Kabaklı milli vicdan
adına verdiği dilekçesinde şöyle diyor
:”Ordumuzda bir DİN İŞLERİ SUBAYI olmak şerefine
erseydim, Sayın Genel Kurmay Başkanı ile Milli Savunma Bakanına şu
dilekçeyi yazardım:
Bu gün Türk Ordusunda her
branşta olduğu gibi, DİN İŞLERİ SUBAYI adı altında ve sayıları 35 –40 arasında olan biz İLAHİYAT
FAKÜLTESİ mezunu subaylarda varız. Bizi,
Milli Savunma Bakanlığı hesabına
İlahiyat Fakültesine alırken neler vaad
etmişler, hangi şartlarda
çalışacağımızı, memlekete ne faydalı hizmetler göreceğimizi, bizlere çok ihtiyaç olduğunu söyleyerek almışlardı.
Bu gün orduda bulunduğum halde mezuniyetimden bu yana,
branşımla ilgili hizmetler yapamamanın
acısını duyuyorum.
Söylemek istediklerim şunlardır: Her alaya bir Din İşleri Subayı karosu konmuş. Eğitim Tugaylarında; Tümen,Kolordu,Ordu Karargahlarında, KKK.lığı Karargâhında,Genelkurmay Karargahında kadromuz var. Halbuki bu kadrolar devede kulak. Bu kadroları doldurmak için şimdi, İlahiyat Fakültesine askeri öğrenci neden alınmaz? Bu sahada hizmet edecek nice idealist gençlerimiz var. Madem ki bu fakülteye öğrenci alınmıyor, İslam Enstitüsü mezunu kıymetli yedeksubay arkadaşlarımız, bu kadrolarda kullanılamaz mı?
Mevcut talimat ve talimnameler, Din İşleri Subaylarının görevlerini açık ve seçik olarak belirtmiş ve hatta gördürülmeyecek işler hususunda bazı kayıtlar koymuşken,Sayın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Genelkurmay Başkanlığı bazı kararlar alınmışken, bizler neden ihtisasımızla ilgili hizmetlerde kullanılmayız? Hani yirminci asır, ihtisas asrı, ihtisasa hürmet asrıydı?
Bilmiş olunuz ki arkadaşlarımızın halen gördükleri işleri yapabilmeleri için İLAHİYAT FAKÜLTESİ mezunu olmaya hiç de lüzum yok. Personel hizmetlerinin envai çeşidi bizlere yaptırılıyor: Maaş bordrosu tahakkuku , her türlü evrak ve ayak işleri, hatta emir subaylığı ..
Talimnameler Amerikan ordusundan (aynen ) çevirme olduğu için, gelin görün elin gavuru, Din İşleri Subaylarının (Amerikan Ordusunda bulun adı CHAPLİN’dir) görev ve sorumluluklarını nasıl teferruatla belirtmiş; h0ayret edersiniz. Din İşleri Subaylarına , dini görevlerinin dışında vazife verilmememsi, sınırlayıcı hükümler arasında belirtilmiş.
Türk Ordusunun bir Din İşleri Subayı olarak sorarım:Bizim Amerikan Ordusundaki bir papaz subay kadarda mı değer ve itibarımız yok. Hiç kimse bizim onlardan daha bilgisiz ve daha faydasız olabileceğimizi iddia edemez. Hal böyle iken, bizlere branşımızla ilgili işler neden verilmez?Benim bu gün gördüğüm hizmeti herkeş pekala görebilir. Fakat manevi hizmetimi herkes yapabilir mi?
1967-1968 ders yılından itibaren liselere din dersi kondu. Aynı şartlarda öğretim gören Askeri Lise ve Subay Okullarında bu ders neden okutulmaz?
Okutacak insan mı yok?Her biri bu memleketin güzide aileleri çocukları olan askeri öğrenciler mi Din dersi istemiyor, aileleri mi müsaade etmiyor? Ne münasebet. Gençlerimizin dini konulara ne derece susamış, Türk halkının ise bu hususta ne kadar hassas olduğunu siz takdir buyurursunuz.
Kısaca şu hususlar konusunda durmanızı istirham ediyorum:
1. İlahiyat Fakültesine askeri öğrenci neden alınmaz?Bu yolda verilmiş kararlar uygulanmalıdır.
2. Halen mevcut Din İşleri Subaylarına dini görevler neden verilmezde, eften püften hizmetler gördürülür?Dinsizlik cehaletinin her gün biraz daha artması elbette arzulanacak şey değildir.
3. Askeri okullarda din dersi neden okutulmaz? İslamın aydınlık perensiplerininin zararlarından (!)korkulacak değildir elbette.
En derin hürmetlerimi sunar milli vicdan ve mantığın icaplarını yerine getirmenizi rica ederim.”
.......................
Mabet ve Millet. s:224.
Toker Yayınları-1970.Ahmet Kabaklı.
/////////
Necati Çavdar, Kadir Yılmaz ve 7 diğer kişi ile birlikte.
https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10153467529802700&set=a.71832082699.74609.689617699&type=3&theater
Değerli "Kardeşimiz";
Ali Yılmaz'ın ," bu gün baki aleme göçtüğünü
Cenazenin öğle namazını müteakip Polatlı- Beşköprü Köyünde toprağa verildiğini
" öğrendik.
Rabbim, cümle iman sahipleri ile birlikte Ali kardeşimize gani gani Rahmet
eylesin.
Mekanı, makamı Cennet olsun...
Ailenin, arkadaş ve dostlarının başı sağ olsun.
NOT:
Rahmetli Ali Yılmaz için ailesi, Polatlı merkezde Şentepe Mah. TOKİ camiinde 29
Haziran 20015 Pazartesi İftardan sonra "tebareke " okutacaktır..
Şimdiden Allah kabul eylesin..
Nasip olursa, taziyeye gidederk katılacağız, İnşallah..
BeğenDaha fazla ifade göster
9TC
Mustafa Zor, Adnan Elver ve 7 diğer kişi
Yorumlar
Sadık Altunkuş Mekanın cennet olsun Ali kardeşim. Allah gani gani rahmet eylesin.
BeğenDaha fazla ifade göster
· Yanıtla · 27 Haziran 2015, 16:02
Mustafa Tunç ali kardeşime allah rahmet eylesin. çok görmek istemiştim kısmet
olmadı.
:(
BeğenDaha fazla ifade göster
· Yanıtla ·
Mukadder Ziver Akoğlan · 6 ortak arkadaş
Çok üzgünüm allah rahmet eylesin
ailesine ve tüm devre arkadaşların başı sağolsun.
BeğenDaha fazla ifade göster
· Yanıtla ·
Arif Derin · Ali Koç ve 25 diğer kişi ile arkadaş
Çok üzgünüm. Allah rahmet eylesin.
Mekanın Cennet olsun. Ailesinin ve devre arkadaşlarımızın başı sağ olsun.
BeğenDaha fazla ifade göster
· Yanıtla ·
Yunus Öztürk · Mustafa Tunç ve 6 diğer kişi ile arkadaş
mekanı cennet olsun aile fertlerine
sabır ve metanet diliyorum
BeğenDaha fazla ifade göster
· Yanıtla ·
Alaettin Akan · Tahsin Selçuk ve 2 diğer kişi ile arkadaş
Mekanı cennet olsun, ailesinin ve
dostlarının başı sağolsun.
BeğenDaha fazla ifade göster
· Yanıtla ·
Mehmet Adim Allah rahmet eylesin, sevenlerine sabır versin.
BeğenDaha fazla ifade göster
· Yanıtla ·
Atila Işık · Ali Koç ve 32 diğer kişi ile arkadaş
Allah, rahmet eylesin...
daha çoğunu yazmak isterdim ama yazamadım, özür...
nur içinde yatsın......Daha Fazlasını Gör
BeğenDaha fazla ifade göster
· Yanıtla ·
TC Hüseyin Gökçe AMİN
BeğenDaha fazla ifade göster
· Yanıtla ·
Selami Kılıç ALLAH RAHMET EYLESIN,KABRİNE NURLAR YAĞSIN.
BeğenDaha fazla ifade göster
· Yanıtla ·
Nedim Ugur · Erhan Öz ile arkadaş
mekanı cennet olsun. nurlar içinde
yatsın.
BeğenDaha fazla ifade göster
· Yanıtla ·
Ekrem Alptekin · Ali Koç ve 25 diğer kişi ile arkadaş
allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun
ailesine ve yakınlarına baş saglıgı ve sabır diliyorum
BeğenDaha fazla ifade göster
· Yanıtla ·
Ali Atan devrem nur içinde yat, mekanın cenet olsun
BeğenDaha fazla ifade göster
· Yanıtla ·
//////////
//////////////
AHMET SAVAŞ VE ŞİİRLERİM
Zaman zaman hatıraları yazıyorum.
Özellikle sosyal medyada bazıları bunları kitaplaştırsan diyor.
En son Bilal Sürgeç beyin “Ecevit” le ilgili paylaşımında yaptığım yorumda Ecevit’e “Merve Kavakçı” olayını sorduğumu ve aldığım cevabı yazmıştım..
Bunun üzerine Bilal bey,“Ağbi, artık şu hatıralarını yaz.. “ diye cevap yazmış.
Bende” İnşallah “ diye cevap vermiştim..
……….
Bu gün Halk Tv de … Servet Savaş’ın programında Musa Eroğlu var.. Programı kapatırken dinleyicilerin “Mihriban”ı istediklerini söyleyerek Musa Eroğlu , bu türkülerle sona erdiriyor….
Malum Karakoç’un Mihriban’ı gazete ye yazdığı şiir ama aslında sevdiğine mektuplardan oluşuyor..
Onu dinlerken Benim aklıma da rahmetli Ahmet Savaş ve onun ağzından yazdığım şiirler geldi..
Tam da bizim ibrahim’in dün İstanbul’a gidip Mahkemede “kararını “tescilleterek izi üzerine döndüğünün ertesi evde bir “esiklik” olduğu ; ”ayşe gelinden” , “yedi yıllık” bir “sevgi” den “ayrıldıkları” gün…!
………..
Elektronik Assubay okulunun üç katlı yatak hane binası.. 2. Katı bizim koğuşumuz..
Uzunca tek salondan oluşan bir koğuş.
Kocaman koğuşta 30-35 kişi altlı üstlü ve karşılıklı dizilmiş karyolalarda yatıyor..
Koğuş da tamamen karanlık olmamamı için gece tek bir lamba yanıyor.
O lambada özellikle alt ranzaları zar zor ışıtıyor..
Her hafta Çarşamba günleri mektup gönderme günü.. Fakat, o gün yazılan mektuplar ilgili arkadaş tarafından toplanarak “idare”ye teslim edilir..İdare okur mu okumaz mı bilinmez, “görülmüştür” kırmızı damgayı basarak postaya gönderilir..
Dolayısıyla özel meseleler, bu mektuba yazmak sakıncalı..
Onun için kaçak göndermek gerek..
Haftalık izin kullandığın Cumartesi ya da Pazar günü dışarı çıktığında göndereceksin..Ya da bir çıkan arkadaşa rica edip ona PTT’ye vermesini sağlayacaksın..
…………
Okul arkadaşımız Ahmet Savaş, memleketinden bir kızı sever..
Ahmet Savaş, sevdiğine mektup yazacağı zaman ki çoğu zaman cumayı- cumartesine ya da Cumartesiyi pazara bağlayan geceler olur..
Millet yatınca yavaştan gelir..
Zaten o saatte çok arkadaş çoktan derin uykuya dalmışken bizde mutlaka bir konuyu çalıştığımdan uyanığımdır..
Koğuş nöbetçisi ya sızmış yada uzaktaki masasında olduğundan koğuş çok sesizdir..
Ahmet, üste yatan arkadaş dahil kimseyi de rahatsız etmemek için yavaştan süzülerek gelir..
Kızdan gelen mektubu okur ya da anlatır.. Birazda özelini.
Buna göre şiir ister.
Tamam deriz..
O gider, yatağına ..
Biz başlarız ilham gelsin diye..
Ne zaman olur bilinmez..
Ahmet’in ağzından bilmediğimiz sevgilisine şiiri yazarız..
Mektup gönderme günü heyecanıyla zaten sabaha kadar uyumayacak olan ve de kedinin ciğer beklediği gibi yeni yazdığım şiirin bitmesini bekleyerek uyuyamayan Ahmet, gelip şiirini alır..
Ahmet kendi el yazısıyla onu mektubunda diyecek olduklarını dedikten sonra yazdığım şiiri ekler ve gönderir.
Nice haftalar vardır ki bu heyecanla geçirir..
Heyecanını bastırmak için mi bilmem Ahmet; koğuşta dolabına zulalayarak kanyak denen küçük kutuda bir şey içer.
…………..
Ahmet, bir gün kayboldu.
Ara tara yokk.
Yoklamalara “YOK” yazıldı..
Bilen arkadaşlar “Ahmet, memlekete gitti” dediler.
Yani Ahmet, izinsiz okuldan kaçmıştı..
Birkaç gün sonra çıkıp geldi..
“Hayırdır Ahmet ..?” diye neden gittiğini sorduğumuzda ..
“Rüyamda sevdiğimi kaçırdılar .. Onun için hemen gittim..Ancak kaçırmamışlar.
Döndüm…!
Geldim..! “ dedi.
Gariban insanların çocukları..
Başka çare mi vardı?
Gitsin, hazır mesleği olan bir iş. Kendini kurtarsın… Biz de yük olmasın.Kısyoldan hayata atılsın diye gönderilen çocuklar..
Kendime değil de Ahmet’e çok aşk, duygusal şiirler yazdım.. Kimbilir nerelerde .Kimbilir hangi sandıkta,i yada gönüllerde saklı..
Toplansa kocaman kitap olurdu..
………
Ahmet, “şiirler yazdığım” o sevdiği kıza kavuştu mu ?
Aşkları melenkonik şekil de mi kaldı
Bilmiyorum..
Tertemiz bir aşkla seviyordu..
Ahmet mi?
Dediler ki “Ahmet, alkol den vefat etti..
Genç yaşta vefat eden arkadaşım Ahmet’i n taksiratını Rabbim, af etsin..
Tüm aşıklara; SELAM ve rahmet olsun..
20 Haziran 2020/ Ahimesud-Alsancak
/////////////////////////////
MUSTAFA TUNÇ
https://www.facebook.com/messages/t/mtunc08
20 HAZ 2020 15:25
Agam.. Bu gün de aklımıza “Ahmet Savaş “ düştü... Şayet yanlışlar var ise düzeltilmesi, eksik var ise hatırlatılması dileği ile Selamlarımla ///////////////// AHMET SAVAŞ VE ŞİİRLERİM
CTS 18:59
Necati kardeşim duygulandırdın beni. Ahmet
savaş sanırım üstleri ile girdiği sinir savaşını kaybedince intihar etti. Yada
ben öyle biliyorum. O Urfa da ben Diyarbakır daydım o zaman. Ve sanırım
sevdiğine de kavuşamadan gitti. Onun da etkisi olabilir gidişinde.
Necati
Bende Musa eroğlunu dinler iken Rahmetli
Abdurrahman Karakoc un kavuşamadığı sevgilisine yazdığı Mihriban hikayesini
hatırlayınca duygulandım.. Ve Ahmet ŞAVAŞ rahmetli aklıma geldi.. ŞAİR Durmuş
Ali Eker ağbi Karakoç un köylüsü.. Karakoç gençken belediyede çalışırken Bu
şiirlerini Durmuş Ali beye gösterip Basit gördüğü için ben bunları yakacağım
der.. Durmuş Ali bey Sakın yapma bunlar seni Köroğlu yapar der Ve öyle olur
Bende o zamanlar DİYARIBEKİR de
idim
Selamlarımızla
Bende sanki senide öyle hatırlıyorum ama
senin o zaman hangi birlikte olduğunu hatırlayamadım. Ama seni yüksek ovadan
itibaren iyi biliyorum. Saygı ve selamlarımla
CTS 20:53
Necati
İkimiz de aynı zaman da DİYARIBEKİR de
idik. Sen muhabere taburu da idin Sizin hemen güney doğdunuzda Siirt 70.tugaya
bağlı 3ve 4..taburlardan oluşan Gurup komutanlığı vardı.. Oranın teknisyeni
kademe amiri olarak çalıştım As. Hastanesinin olduğu yoldan aşağı giderken
https://www.facebook.com/groups/186729481349229/?fref=nf
Ali Sentosun arşivinden Ahmet Savaş
kardeşimiz.
16Sen,
Ali Koç, Yaşar Şahin ve 13 diğer kişi
Yorumlar
İbrahim Kartal Allahım rahmet etsin, ailesine
sabırlar versin.
😔
· Yanıtla ·
Ali Atan Allah rahmet eylesin mekanı cennet
olsun, Ahmet,in otopsisinde ben vardım o günü hiç unutmam
· Yanıtla · 9 Temmuz 2017, 00:19
Şaban Uludağ Allah rahmet eylesin mekanı cennet
olmuştur inşallah kardeşimizin
· Yanıtla · 9 Temmuz 2017, 06:41
Selami Kılıç Allah rahmet eylesin.
· Yanıtla · 9 Temmuz 2017, 07:04
Yunus Şen Allah rahmet eylesin.
· Yanıtla · 9 Temmuz 2017, 08:46
Kadir Yılmaz Allah rahmet eylesin. Mekanı
cennet olur İnşallah. Ev arkadaşımdı. Ankara'dan dönüyordum. Uşak'a cenazeyi
dayısı ile birlikte ben götürdüm.
· Yanıtla ·
Ali Şentosun Allah razı olsun
· Yanıtla · 9 Temmuz 2017, 20:31
![]()
Yanıt
yaz...
Fahri Kan Canım dostum. Uşak eşmeye gittim
mezarını bulamadım. Duamı kabul et. Seninle aynı evde yaşadım kim oluğunu
biliyorum. Huzur içinde yat kardeşim
· Yanıtla ·
Mustafa Kaya Mekanı cennet olsun
· Yanıtla · 9 Temmuz 2017, 23:26
Mustafa Bağcı Mekanı cennet olsun
· Yanıtla · 10 Temmuz 2017, 00:26
Mümtaz Altınay Mekanı cennet olsun,Nurlar içinde
yat.
· Yanıtla · 10 Temmuz 2017, 08:31
TC Ali Özgür Ispanak Allah rahmet eylesin.
· Yanıtla · 16 Aralık 2017, 17:41
Şaban Uludağ Allah rahmet eylesin mekanı cennet
olsun
· Yanıtla · 16 Aralık 2017, 19:01
![]()
Yanıt
yaz...
Necati Çavdar Bana kendi için çok aşk şiirleri
yazdırdı.Sevgilisine göndermek üzere.. Allah, rahmetiyle muamele eyleye
· Yanıtla · 16 Aralık 2017, 19:17
Ali Atan Allah rahmet eylesin mekanı cennet
olsun devremin otopsisinde bulundum
· Yanıtla · 16 Aralık 2017, 19:34
Fahri Kan Okul sonrası aynı evdeydik. Bile
bile gitti. ne desem boş
· Yanıtla · 17 Aralık 2017, 01:34
Fahri Kan Halit sen de o evdeydin yaz
birşeyler
· Yanıtla · 17 Aralık 2017, 01:35
Fahri Kan Osman yapar ne der bilemiyorum
· Yanıtla · 17 Aralık 2017, 01:35
Kadir Yılmaz Arkadaşlar Urfa’da aynı evde
beraber kaldık sıkıntılar yoktu desek yalan olur, lakin; ne dersek diyelim geri
dönüşü yoktur. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun
· Yanıtla · 17 Aralık 2017, 11:44
![]()
Yanıt yaz...
Halit Kocabaş ne denir bilemedimki fahri
kardeşim özlemişiz demekki. Allah gani gani rahmet eylesin biz onun
arkadaşlığına o da dünya nimetlerine doyamadan gitti. mekanı cennet olsun.
· Yanıtla ·
Ali Şentosun 3. Kısım arkadaşları hatıra kalsın
diye burada tek tek çekmiştim. Doğrusu herkesi poz verme konusunda
yönlendirmiştim. Sadece Rahmetliye etki edemedim. Böyle durmuştu. Çok farklı.
Allah' ım rahmet etsin.
· Yanıtla · 18 Aralık 2017, 18:48
/////////////////////////////
https://www.facebook.com/messages/t/100003242484431
PAZ 12:10
Necati
Agam.. Bu gün de aklımıza “Ahmet Savaş “
düştü... Şayet yanlışlar var ise düzeltilmesi, eksik var ise hatırlatılması
dileği ile Selamlarımla ///////////////// AHMET SAVAŞ VE ŞİİRLERİM
Abdul Kadir:
Rahmetli Ahmet’le Urfa’da aynı evde kalıyorduk, alkolden uzaklaştırmak için çok uğraştım, bir ara bıraktı ama tekrar başladı. Sevgilisine
kavuşamadı can arkadaşım, sanırım dayısından ekonomik destek istedi, destek
verilmedi, özelini de dile getirmezdi. Urfa’dan bir kızla buluşuyordu ara sıra, kız Seyyal Taner’in yeğeni idi. Ve bir gün ben Ankara’dan Urfa’ya döndüğüm gecede Muhabere Bölüğünün kamelyasında nöbetçi iken silahı ile kendi Canına kıydı. Diyarbakır’a otopsiye götürdükten sonra,
gelen dayısı ile birlikte naaşını Uşak Eşme’ye götürdük. Rabbım taksiratını affetsin. 21 haziran 2020 pazar
https://www.facebook.com/profile.php?id=100003242484431
////////////////////////////////
36 Yıllık bir hatıra.. Mezuniyet mevlidi ve Maltepe
Çavdar'ın Angarası Albümü
Necati Çavdar,
yeni bir fotoğraf ekledi — Yaşar Şahin ve 11 diğer kişi ile
birlikte.
36 Yıllık bir hatıra..
23 Mayıs
2012 Çarşamgba günü..
AYİM'e Karar Düzeltme dilekçesini verip Necatibey Cadedinde ilerliyoruz.
O sırada ikiindi için ilahi çağrı yapılıyor..Çağrıya uyarak Maltepe camii
yolunu tutuyoruz.
Biz gidene kadar millet, namaza durmuş.
Farz safındayız.
Ses çok tanıdık geliyor.
Adeta Maltepe ile özdeşleşmiş bir ses.
İçimizden "mekan sesini bulmuş" diyoruz.
Ve yıllar öncesine, yolculuğa çıkıyoruz.
Nasıl çıkmayalım ki?..
On yıllarca vazife yapıp yıllar önce emekli olan Sadık Ağaç hocaefendi, yeniden
mihrapda..
Namaz
sonrası bakıyoruz simaende O..Yıllar sonra yeiden karşılaşıyoruz.
Hatıralar yadediyoruz.
Sadık hoca: "Emekliyiz.. Yine Namaz kılıyor, kıldırıyoruz" diyerek
hali anlatıyor.
Arif olan anlar..
......
Yıl 1976..
Muhabere Okulundan mezun olacağız.
"Mezuniyet kutlamasını nasıl yapalım?." diye fikirler çarpışıyor.
Kimi; "resmi törenden sonra Barda, pavyonda,eğlence merkezlerinde
kutlayalım" diyor.
Kimide .
"Bu anlamlı gün. 30 Ağustos. Şehitler ve vefat eden gazilerimiz için
Kur'an okunacağı melüt töreni iele olsun" diyor.
"Ve
demekratik bir oylama yapılsın.
Kim kazanırsa ona uyalım.
İsteyen gitsin isteyen gitmesin ancak masrafına katlanalım " kararı
veriliyor.
Oylama
yapılıyor.
"30 Ağutos günü, Mevlüt okutarak kutlama yapılması kabul" görüyor.
Komite oluşturuluyor.
Kimi tanıdık işin ehli (hocalar) biz Allah rızası için okuruz diyorlar.
Fakat mekan neresi olmalı?.
Hem Ankara'nın manevi kalbi. Hem merkezi yer olması açısından Hacıbayram Camii
tercih ediliyor.
Gidp
görüşüyoruz.
İmam odasında yaşlıca bir görevli zat..
"Tabi okuruz.. Fiyatı 900 lira" demez mi?
"Para karşılığı " okutmak garip geliyor.
"Aman hocam yapmayın"desek de adam "Bu da sizin için. Madem
talebesiniz..vs."
Hiç aşağı olmaz mı?
"Olmaz. Çünkü dağıtıcı vs 9 kişiyiz. Her birimize yüz lira"diye diretiyor.
"Peki biz genç insanlarız ... İkramları kendimiz dağıtsak da sadece
okuyanlara para alsanız"
"Hayır olmaz.Biz ekibiz. Ekip olarak bu hizmeti veriyoruz. Hemde gırtlak
patlatacağız. Parasız olmaz. İsterseniz başkalarını getirin. Ücretsiz okusunlar"
diye kestirip atıyor.
Üçretsiz okumak isteyenlere durumu söylüyoruz..
"O iş olmaz. Zaten olmayacağını bilerek söylüyorlar. Onlar bizi sürdürür.
Perişan ederler. Biz onlara rağmen Hacıbayram'da okuyamayız. Başka mekan olursa
ne ala"diye cevap veriyorlar..
Onlarda haklı..Başları durduk yere belaya girecek.
Ankara'da o günlerde Kocatepe yeni inşaat.
Merkezi olarak Maltepe var.
Hani "resmi ölülerin yolcu" edillirken tercih edilen camii.
Maltepe Camiin yolunu tuttuk..
Gitiğimizde genç insanlarla karşılaştık.
Sonradan isimlerini öğreneceğimiz iki insan. Biri camiin imamı diğeri
babayiğit, esmer bir delikanlı..
Talebimizi ilettik.
Çok hoş ve sevinçle karşıladılar.
"Bu genç yaşta düşünmüşsünüz bize memnuniyetle vazife olur. Hay hay..Ancak
Başbakanlık da bir hanımefendi var. O her yıl 30 Ağustos günü öğle sonrasını
ayırtır. Bu sene henüz atramadı. Fakat mutlaka arayacaktır. Onu kırmayız. Yine
o saati ona veririz. O saat haricinde öğle öncesi, ikindi, akşam..ne zaman
isiterseniz cami sizin. Biz hazırız "dediler.
Budefa zorlama sırası bize..
-"Kaça okuyacaksınız?"
-"Ne parası.. Biz parayla okumayız. Hele siz bu genç yaşda böyle
düşünmüşsünüz bize vazife olur"
- Hiç mi para almayacaksınız..Gırtlak patlatacaksınız.."
-"Kesinlikle hayır. Para filan yok. Bu bizim işimiz. Allah rızası için.
Szi Allah rızası için okutuyorsunuz, biz de Allah rızası için okuyoruz..."
- "Peki dağıtmak için müdahdemler demi para almayacak. Hiç değilse onlara
verelim.."
- "Hayır kardeşim.. Biz allah raızası için okuyacağız. Dağıtım için sizler
varsınız. Genç insanlarsınız. İkramınızı siz dağıtı. Olur biter. Biz üç kişi
okuruz. Para filan yok....Şayet ila para derseniz biz okumayız. Okuyan
bulunur..
Tüm zorlamamıza rağmen "para" kelimesini etmediler/ etirmediler.
Zaten "para"deseler biz tüyeceğiz.
Zira gönlümüzden kopanı vermeye hazırız da pazarlıkla ücter talebi bize hoş
gelmedi. Onu vermeye razı değiliz.
......
Zamanı konusunda anlaştık...
Okula gelip durumu söyledik.
Nasıl olsa dinleyen cemmate mevlüt için ikram yaptıracağız. Bu ücret talep
etmeyenlere de hediye paketi yapılması kararı alıdı..Onların hediyeden
haberleri olmayacak. Çıkışta ikram edilecek..
Ulus'da Anafartalar Cadesi köşesinde Yavuz Pastanesi var. Ozamanlar çok
meşhurdu. Sonra ikiye ayrıldılar. Bir kısmı kuyumcu oldu. Kuyumcuda Dikmenden
komşum çalışmaya başladı.
Yavuz!a ikramlarla beraber hediyeleride yaptırdık. Üç tane. Ve Hacıbayramda
pazarlıkla dayatılandan daha fazlaya..
Mevlüt, okundu. İkramları biler dağıttık.
Çıkışda da okuyan hocaefendilere hediyelerini takdim edttik.
Bu bila ücret himet veren Hocaefendilerden biri Adem hoca idi. Diğerinin
isminin sonradan Sadık Ağaç olduğunu öğrendik..
...........
Her birimiz memleketin bir köşesine dağıldık.
Bize Diyarbakır - Hakkari yolları gözüktü..
Başka arkadaşlar başka yönlere savruldu.
Kader bizi Angara'ya mıhladı..
Ve Maltepe Camii yakınında - Aytuna Pasajı'nda- maişet kovaladık.
O sırada Sadık Hocamla yine karşılaştık..
O hala Maltepe camiinde ve Başiamam..Ve o günlerde bizmim mahallenin -ki
Hacılar Camii imam-hatibi - sonradan rahmetli Özal'ın himayesi ile TUNA Aş'ye
yaptırılan Camisiz- mabetsiz belde olarak planlanan meşhur ORAN şehrinde
Atatürk Sitesi camine tranfer olan Mehmet hocanın akrabası imiş..
Ali Hocalar.. İnsanın yüreğine işleyen yanık sesli Mustafa hocalar..Sadık hocam
bizcemamat onlar uyulan olarak hoş zamanlar geçirdik..Erzurumlu Hasan
(Yıldırım) hoca, farklı algılasa da..
Sonra biz mekan değiştirdik..
O'da emekli oldu..
Bir gün Demirel'in Günüz Sokak'da her hafta cuma günleri tekrareden oturak
alemine katıldık. Yanımızda Mehmet Yüce Hocam var. Bu oturak alemlerinin nasıl
olduğunu başka bir yazımızda yıllar önce neşrettik.
Şimdi konu o değil.
Süleyman bey, Cuma namazlarını söğütözünde, Yükseliş Kollejindeki Hacı Ali
Camiinde kılıyor. Bizde oraya yol aldık.
Ve Mimberde Sadık Ağaç hocam var...
O gün bu gün karşılaşmamıştık. Yıllar geçti..Biz "angara"dan
uzaklaştık...
Kısmet bu güne imiş...
Sadık hocam hatırlarmı bilmem ama..
Hayli cihan değer zamanlar olurmuş..Buda o türden yaşanmışlıkların
hatırlanması..
////////////////
https://www.facebook.com/photo/?fbid=10150961697667700&set=a.379256432699
Yorumlar
- Selamlarla
BeğenDaha fazla ifade göster
5Burak
Koçak, Osman Bilen ve 3 diğer kişi
1 Yorum
Yorumlar
İbrahim, cümlemizden Allah razı olsun.. Bende
bu yaşadığım olay vesilesiyle hatırladım. Hoca'nın haberi yok. Yalnız ben ne
yazacağımı biliyorum dedim. Sadık hoca da " yaz. ne yazarsan
kabul"gibisinden konuştu. Bende hatırladığım bu hatırayı yazdım. Şayet bir
eksik, yanlışlık varsa düzeltelim..Olayı hatırlamak yada yanlış varsa
düzeltilmesi için bende olmayan yada bizi bir sebeble silen arakadaşları
etiketlerseniz memnun olurum..Selamlarla
6y ·
BeğenDaha fazla ifade göster
Yaşar Şahin bir fotoğraf paylaştı.
Necati kardeşim geçmişte kalan bu güzel
anıları hatırlattığın için çok teşekkür ederim
/////////////////////////////////
Mümtaz altınay dan gelenler
Operada 45 yıl sonra 12 Aralık 2018
45 SENE ÖNCESİNDEN BİR
HATIRA
Ve OPERA
Necati Çavdar, OPERADA bir Anı albümüne 13 yeni fotoğraf ekledi.
Kazakistan'ın bağımsızlığının 27. yıl dönümü münasebetiyle Ankara Devlet Opera
ve Balesi Genel Müdürlüğünde Kök Tuğ Kazak Kültür Derneği tarafından
tertiplenen ve meşhur Kazak topluluğu " ADIRNA" nın sunduğu müzik ziyafetindeyiz.
Kazak Adırna Folklor ve Etnografya Müzik Topluluğu'nun Millli kıyafet ve yerel
enstrümanlar eşliğinde icra ettiği Kazakça ve Türkçe eserlerler muhteşemdi..
......
Bu arada tam 45 yıl önce yaşadıklarımız filim şeridi gibi gözlerimiz önünde canlandı...
Lise yıllarındayız..
Okulumuzun tek bayan Hocası var Coğrafya hocamız Melahat Sander..
Melahat hoca bizi OPERAYA götürüyor..
Tabii isteyen gidiyor..Ama o herkesin gitmesini istiyor..
Uygun program olunca bize haber veriyor..Kç kişi katılacağı ortaya çıkınca da
OPREDAN o kadar yer ayırtıyor..
Hep de balkondan yer ayrılıyor..
Bu işin okuldaki organizasyonunu bana havale ediyor..
Operaya gideceklerin listesini yapıp sayısını Melahat hocaya veriyorum..
Okulumuz, yatılı
okul..
Opera, geç saatte başlıyor..
Biz saat dokuzda yatmaya alıştırılmışız..
Okula gelişimiz, gece 12 yi buluyor..
Kış günü olduğu için Angara soğuk mu soğu..
Dışarı ayaz..Opera sıcak..
Hele de Angara elitlerine göre yapılmış koltuklara gömülünce uyku geliyor..
Üstüne de milli değerlerden uzak BATILININ sanat zevkine uygun eserler sergilen
di mi?
Ne dedikleri anlaşılamayan, bize ninni gelen sesler.
OPERA binası bizim için beşik oluyor, UYUYORUZ..
Temsil bitip de uykudan uyandırılıp, Angara ayazına çıkmak tam bir işkence..
Hem kısıtlı öğrenci harçlığından BİLET PARASI vereceksin hemde işkenceye
katlanacaksın.
Bu sebeple ilk zamanlar fazla olan katılan sayısı gittikçe düşüyor..
Bir gün iki katlı olan okulumuzun üst katındaki Melahat hocanın odasına listeyi
götürdüm..
Sayıyı verdim..
Sayı çok düşük..
Hoca ; " Biz onca eziyet çekerek yer ayırtıyoruz..Bir sürü zahmet
çekiyoruz..
ASOSYAL adamlar yinele katılmıyor" diye dertlendi..
Sesimi çıkarmadım..
Hakikaten hocanın her hangi bir mecburiyeti de yoktu..
Yapmasa yapmaz.. Kimse de niçin talebeleri OPERAya götürmüyorsun demezdi.
Götürmesi, herhangi bir olumsuzluk da O'nun için bir risk idi..
Götürmemesi halinde kafası rahat..
Benim gitmeyenler için kullandığı " ASOSYAL adamlar" ifadesine karşı
sesiz kalışımdan mı dır neden ise..
Verdiğim listeye bakmadan ;
" Sen gidiyor musun?" diye sordu..
Yüzümüz kıpkırmızı " Ben de gitmiyorum" diyebildim..
Bu defa daha bir bozuk halde yüzüme diktik baktı..
Açıklama şart oldu:
" Biz saat 9 da yatmaya alıştık..
OPERAya gidince geç saat oluyor.. O rada da uyuyoruz..
Sergilenen eseri de dinleyemiyoruz. Bİ şey anlamıyoruz..
Hemde boş yere bilet parası vermiş oluyoruz.. O yüzdende gitmek
istemiyoruz"
dedim..
" Ha o tarafı da var diyen " Melahat hoca, az sayıdaki katlım
dolayısıyla OPERAyı iptal edip , toplanan parayı sahiplerine dağıtmamı
söyledi..
Bir daha da OPERA işkencesine katlanmadık..
Ve o gün bu gün 45 yıl olmuş...
..........
Gündüz olduğu için Edebiyat hocamız Hüseyin Ağca'nın organize ettiği Devlet
Tiyatrosu salonlarında Yunus Emre gibi milli oyunların oynandığı tiyatro
eserlerine gitmeye devam ettik.
///////////
YAŞAR FERSAHOĞLU
YUSUF VEHBİ EREN
ERKAN TÜRKMEN
///////////////////////////////////
///////////////////////////////////
Erkan
Türkmen
https://www.facebook.com/rumierkan?hc_ref=ARQEE1V76-mZ0xBcGPSctI0OcJIotiFQh_IwKiFC5Z_gplvaBcAhqiIuCMDaNM53iYw
en, KTO Karatay Üniversitesi'nin Pakistan Cumhurbaşkanı'nı Prof. Dr. Erkan TÜRKMEN bilgilendirdi..albümünü paylaştı.
///////////////////////////////////
KTO Karatay Üniversitesi, Pakistan Cumhurbaşkanı'nı Prof. Dr. Erkan TÜRKMEN bilgilendirdi.. albümüne 3 yeni fotoğraf ekledi.Sayfayı
Beğen
KTO Karatay Üniversitesi KARSUM (Karatay ve Selçuklular Araştırma, İnceleme
ve Uygulama Merkezi) Müdürü Pof. Dr. Erkan Türkmen, Pakistan Cumhurbaşkanı Sn.
Mamnoon Hussain’e 30 Ağustosta mihmandarlık yaptı.
Yaşar
Fersahoğlu
https://www.facebook.com/yasar.fersahoglu?ref=br_rs
///////////////
Hüseyin ağca
https://www.facebook.com/huseyin.agca.7543
Çok şükürkler olsun 4 günlük Kudüs ziyarnetimi tamamlayıp vatanıma
döndüm.Üç tam gün içinde her üç kitaplı dine ait 31 ziyaret mahalli rehberimiz
tarafından ana hatlarıyla bize tanıtılmaya çalışıldı.TUR-İNDEX İN SUNDUĞU ÇOK
SINIRLI İMKANLARLA VE TEMİN ETTİĞİ AYNI SINIRLILIK İÇİNDE HİZMET VEREN
JARUSELEM otelinde konakladık.Her iki rehberimizin gayretleriyle bu imkanlar az
da olsa genişletilmeye çalışıldı.Dolaşılan coğrafi bölgenin tamamı İsraile ait
ve kendi vatandaşları yanında beşeri yapı Yahudi ve Araplardan
oluşuyor.1946 dan sonra Filistin topraklarının büyük bir kısmı israilin eline
geçmiş.1967 den sonra da Filistin halkının elindeki toprakların daha da geniş
bir kısmı yine israilin işgaline uğramış.Bu 31 ziyaret mahallini 12 si cami, 5
i kilise, diğerleri ise yine üç dinin memsuplarına ait mezar ve makamlardan
oluşuyor.Biri de ağlama duvarı ve oraya yahudilerden başka kimse
yaklaştırılmıyor.
Bilindiği gibi ,Hazret -i Muhammed (Selam üzerine olsun) yeryüzünde üç mekanın
ziyaretini tavsiye etmiştir .Bunlar İlk Müslümün mabedi ve ziyareti Müslümanlar
için farz olan Mescid-iHaram"dır(Kabe-i Muazzama),ikincisi Mescid-i
Nebevi, üçüncüsü ise Mescid-Aksa"dır.
BEDEN SAĞLIĞI UZUN SÜRE YÜRÜMEYE VE AYAKTA DURMAYA MÜSAİT OLANLARA ÖNERİLECEK
BİR GEZİDİR.
/////////////
Erol Ağagil
https://www.facebook.com/huseyin.agca.7543
............
https://tr.wikipedia.org/wiki/Erol_Ağagil
1.
2.
Erol Ağagil, (d. 1939, Karacabey), Türk siyasetçi. Kara Harp Okulu mezunudur. Muhabere
Okulu Öğretmenliği, Brüksel NATO Karargâhı Türk Askerî Temsil Heyeti Muhabere –
Elektronik Subaylığı, Genelkurmay Muhabere Elektronik Başkanlığı Muhabere
Enfrastructure Subaylığı, Serbest Ticaret, TBMM XVII. Dönem ...
/////////////////////////
76'lı Muhabere Teknisyen Astsb.lar
/////////////////////////
Reşat Derelli
................
https://www.facebook.com/BeyazMasa18/posts/382159345269173
Çankırı Belediyesi Beyaz Masa İlanları
29.09.2014(PAZARTESİ)
Çankırı eşraflarından Kırıker ailelerin enişteleri emekli Tuğgeneral REŞAT
DERELLİ vefat etmiştir.Cenazesi ikindi namazını müteakip Hoca Ahmet Yesevi
Caminden alınarak aile mezarlığına defnedilecektir.
MERHUMA ALLAH'TAN RAHMET YAKINLARINA BAŞSAĞLIĞI DİLERİZ.
///////////////
Çankırılı tuğgeneral vefat etti!
http://www.cankiripostasi.com/manset/cankirili-tuggeneral-vefat-etti-h6907.html

30 Eylül 2014 Salı 20:55
Emekli Tuğgeneral Reşat Derelli 73 yaşında vefat etti.

Toplam Yorum Sayısı 20
·
1
Selahattin Arslan5 ay önce yorumlandı
Komutanım, Kıbrıs'ta
Bl.K. mız idi. O sert görünümünün altında son derece sevecen, yumuşak kalpli,
yapıcı, güvenilir bir kişiliği vardı. Ondan çok şey öğrendik. Çok iyiliklerini
gördük. Benim onda hakkım var ise sonuna kadar helal ediyorum. Kabri nur,
mekanı Cennet olsun. Ailesine saygılarımı sunuyorum.
Mehmet Durak6 ay önce yorumlandı
Merhum komutan benim Ankara Mamak Elektronik Ast Sb
okulundan ogrenci boluk komutanimdi beni cok severdi Allah Tafsilatini af etsin
mekani cennet olsun ruhun saad olsun komutanim
ibrahim
KAVAZ/TRABZON2 yıl önce yorumlandı
allah rahmet eylesin nur içinde yatsın.1977/4 olarak
15 ay komutanlık konutunda 15 ay haberciliğini yaptım.babacan bir
insandı.eşleri hanım efendi nisa hanıma,oğlu burçin beyfendiye kızı dilek hanım
a başsağlığı diliyorum...
.
mustafa ogus2 yıl önce yorumlandı
Allah rahmet eylesin
.
Metin Batuk 78/42 yıl önce yorumlandı
Allah rahmet eylesin. Çok iyi ve babacan bir insandı
Mehmet Reşat Derelli paşam ben 7 ay Mebs. karagahında postalığını yaptım.
0 Kişi
beğendi.
Fikret albayrak2 yıl önce yorumlandı
Allah rahmet eylesin değerli komutanım 1986 1988
yıllarında plan program daire başkanlığı ve okul komutanlığınayken şoförlüğünü
yapmıştım mekanın cennet olsun
1978/22 yıl önce yorumlandı
Usta birliğinde teskereme kadar garsonluğunu yaptığım
babacan bir paşaydı M.E.B.S'de adam gibi adamdı şefkatliydi nisa anne enaz
onunkadar ıyıydı başı sağolsun nisa annenin allah mekanını cennet eylesin
0 Kişi
beğendi.
Asian2 yıl önce yorumlandı
Iyı adamdı küme balmış kımse üfurmesın ben memnunum ondan
Allah da memnun olsun
sedat kıbrıslıoğlu3 yıl önce yorumlandı
osman çiçek " hakkımı helal etmiyorum "
demiş.. varmıki hakkı? varsa helal etmesin. ama Merhum Komutanımızın haklarını
unutmak, inkar etmek (biz 73 lü talebeler için söylüyorum) eşeklikten ötedir
nankörlüktür. Öbür dünya da var. orada hesaplaşılır.. Allah rahmet eylesin.
İsmail kahraman3 yıl önce yorumlandı
Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun
0 Kişi
beğendi.
osman nuri eralgın3 yıl önce yorumlandı
Allah rahmet eylesin aile sine ve sevenlerine baş
sağlığı ve sabrıcelil ihsanetsin amin adam gibi adamdı ancak adam olanlar bilir
0 Kişi
beğendi.
ali pekgöz3 yıl önce yorumlandı
Allah rahmet etsın
Yanlız Kurt3 yıl önce yorumlandı
allah rahmet eylesin
osman cicek3 yıl önce yorumlandı
Gercegini ben yaziyorum biz cocuklara cehennem hayati
yasatti bunu yayinla
osman cicek3 yıl önce yorumlandı
Hakkimi helal etmiyorum
Selami KILIÇ3 yıl önce yorumlandı
1972-1973 yılında Öğrenci Bölük Komutanım,Mu.Er Eğitim
Alayında Alay komutanım,Genarelliğinde Mu.Okul Komutanım,Allah rahmet
eylesin,mezarına nurlar yağsın.Sevenlerinin be talebelerinin başı sağolsun .
sedat kıbrıslıoğlu3 yıl önce yorumlandı
1970-1972 yillarinda elekronik astsubay okulunda
1973yılı mezun astsubarin ya i bizim böluk ve sınıf komutanımız idi. Sert ama.
Ögrencilerini kollar sever bir kisiliği vardi. Ögrencileri biz 1973yılı
elektronik astsubaylar adına başsağlığı diliyorum.
soner derelli3 yıl önce yorumlandı
Dereli nedir ya?haber yapıyorsunuz merhumun soyadını
doğru yazın bari Editör notu: Sehven yanlış yazılmış düzelttik Soner bey.
E.Mu.Kd.Bçvş.Orhan
SELIŞIK3 yıl önce yorumlandı
sevenleri̇ne tazi̇yeleri̇mi̇ i̇leti̇yor,merhuma rahmet
di̇li̇yorum.
Yüksel TEKE3 yıl önce
yorumlandı
mekanı cennet olsun.1984
te muhabere okulund
////////////////////////
Komutanlara onay
Hürriyet Haber
07.08.1998
- 00:00
http://www.hurriyet.com.tr/komutanlara-onay-39032522
Milli Savunma Bakanı İsmet Sezgin ile Genelkurmay Başkanı
Karadayı tarafından Köşk'e çıkarılan Yüksek Askeri Şûra kararları,
Cumhurbaşkanı Demirel'in onayından geçti. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hüseyin
Kıvrıkoğlu, 30 Ağustos'tan geçerli olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin 23'üncü
Genelkurmay Başkanı olacak.
Terfi listesi
31 general ve amiral bir üst rütbeye, 46 albay ise general ve
amiralliğe terfi etti. 49 general ve amiralin rütbe bekleme süreleri bir yıl
uzatıldı ve 1 general ise yaş haddinden emekli oldu.
Genelkurmay açıklamasına göre terfilerin tam listesi şöyle:
KARA KUVVETLERİ
ORGENERALLER:
Halit Edip Başer, Tahir Aytaç Yalman
KORGENERALLER:
Fevzi Türkeri, Fethi Remzi Tuncel, Sami Zığ, Mehmet Aydın Şen, Kemal Yılmaz
TÜMGENERALLER:
Mustafa Ethem Erdağı, Şaban Recai
Öztürk, Behzat
Balta, Hayri Güner, Nevzat Bekaroğlu, Kenan Deniz, Yavuz Ertürk, Ersal Kayan, Fuat Büyükcivelek, Kamil Erdal Sipahi, Hasan Peker Günal
TUĞGENERALLER:
Hulusi Akar, İsmail Hakkı
Pekin, Zeki
Durlanık, Ümit
Şahintürk, Mehmet
Sarı, Ömer
Necati Özbahadır, Naci Beştepe, Mustafa Korkut Özarslan, Mahir Kök, Şerafettin Telyazan, Haluk
Alper, Hüsnü Can Teler, Hüsnü Cihangir Dumanlı, Saffet Kaya, Fehim Güler, Bahadır Tetik, Hikmet Tahmaz, Emin Ünal, Galip Mendi, Ali Bağcı, Mustafa Çelik, Kazım Usta, Ömer Ertaç Öztürk, Mehmet Akçay, Noyan Umruk
DENİZ KUVVETLERİ
KORAMİRALLER:
Yener Karahanoğlu
TÜMAMİRALER:
Orhan Aydın, Yalçın Ertuna
TUĞAMİRALLER:
Özer Karabulut, Hasan Hoşgit, Mehmet
Otuzbiroğlu, Engin Baykal, Kadir Nazif Özdağdeviren
HAVA KUVVETLERİ
KORGENERALER:
Batmaz Dandin, Aydın Okan
TÜMGENERALER:
Ahmet Atalay
Efeer, Hasan Aksay, Bilgin Balanlı, Selahattin Şener
TUĞGENERALLER:
Mustafa Fırat, Ziya Güler, Suphi Acar, Sefer Öztürk, Mehmet Pınar, Yılmaz Üçer, Bekir Ata Yılmaz, Özkan Anıl
JANDARMA
KORGENERALLER:
Yusuf Soybaş
TÜMGENERALER:
Nurettin Çakır, Şakir Altınbaş
TUĞGENERALLER:
Mustafa Bıyık, Baki
Onurlubaş, Oğuz Altay, Eyüp Engin Hoş, Tahsin Baltacıoğlu
GÜLHANE ASKERİ TIP
AKADEMİSİ
TÜMGENERALLER:
Çetin Harmankaya
TUĞGENERALLER:
Devriş Şen, Yalçın Işımer
ASKERİ YÜKSEK İDARE
MAHKEMESİ
TUĞGENERAL:
İrfan Erdinç
1 yıl uzatma
KARA KUVVETLERİ
KORGENERALLER:
Tamer Akbaş, Erdinç Demirbilek
TÜMGENERALLER:
Orhan Tan, Kamil Erol Kırışoğlu, Çetin Erman, Orhan Yöney, Ersin Köşer, Oltan Evren
TUĞGENERALLER:
Mehmet Reşat
Derelli, Çağatay Titiz, Aydın Kalpakçı, İzzettin Gürdal, Yekta Numanoğlu, Tuncer Akçay, Mustafa Oktay Alnıak, Necmi Çora, Mehmet Celal Gürkan,Aslan Güner, Hasan Güray Kılınçoğlu, Nevzat Mutlu, Erol Uğur, Mehmet Zafer
Özer, Emin
Erhan Çeliker, Canay Koru, Selahattin Uğurlu, Muammer Ünal, Mehmet Yaşar Öney, Metin Denli
DENİZ KUVVETLERİ
KORAMİRALLER:
Hayri Bülent Alpkaya
TUĞAMİRALLER:
Umur Ömer
Esentürk, İlker Güven, Ersin Güler, Devrim Çorbacıoğlu, Taner Balkış, Alev Gümüşoğlu
HAVA KUVVETLERİ
KORGENERALLER:
Cumhur Asparuk, Orhan Köse
TÜMGENERALLER:
Osman Nuri Solakoğlu, Erdoğan Batmaz
TUĞGENERALLER:
Bican Erçakır, Turan Bulamur, Hikmet Yavaş
JANDARMA
TÜMGENERAL:
Hakkı Kılınç
TUĞGENERALLER:
Uğur Çevik, Ali İhsan
Güvener, İsmet
Yediyıldız, Ali Akgöz
GATA
Tuğgeneral:
Naci Seber
ASKERİ YARGITAY
Tuğgeneral :Hakkı Önder Ayhan
EMEKLİ OLANLAR
KORGENERALLER:
Teoman Erkan, Ali Yalçın, Metin Sağlam, Yalçın Ertan, Vural Avar
KORAMİRAL:
Aydan Erol
TÜMGENERALLER:
Saim Tezcan, Utku Güney, Ayhan Cansevgisi, Kadri Özer, Selahattin
Dinçer, Özer Altınışık, Yaşar Spor, Ersin Yılmaz, Şevket Turan, Ergin Önür, Turhan Bedir.
TÜMAMİRALLER:
Erol Adayener, Haluk Sayın.
TUĞGENERALLER:
Ünal Tamgaç, Özkan Özgün, Tuncay Özkan, Özcan
Nalbantoğlu, Ahmet Oktay Üyüllü, Erdal Yurdakul, Erdal Ege, Reşat Derelli, Rauf Aydın, Feryat Bayam, Ercüment Yurtseven, Hüseyin Erim, Muammer Ünal, Kaynak Tümer, Veli Köroğlu, Mehmet Volkan,Orhan Ballı, Muzaffer Yardım, Fuat Kaylan.
TUĞAMİRALLER:
Nafiz Kartal, Numan Alansal, Atilla Tongu.
Genelkurmay Başkanı
Org. HÜSEYİN KIVRIKOĞLU
1934'te Bozüyük'te doğdu. 1955'te Harp Okulu'ndan, 1957'de Topçu
Okulu'ndan, 1967'de de Harp Akademisi'nden mezun oldu. Korgeneral rütbesiyle
Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı yaptı. 1993'da orgeneralliğe terfi ederek,
NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevine atandı.
Geçen yıl Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na getirildi. Evli ve bir çocuk babası,
İngilizce biliyor.
Komutanlara yöneticilik
dersi
Çok iyi İngilizce
bilen Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, sürekli okuyan, bir çok yabancı komutan ve devlet adamıyla
dostluğu olan bir subay. ‘‘Güç Disiplini’’ adlı İngilizce kitabı çevirtip bir mektup ilişiğinde okumaları
için komutanlarına dağıttı. Kitabın yazarı ABD eski Dışişleri Bakan
Yardımcısı George W. Ball, eski Başkan Richard Nixon'a Vietnam Savaşı'nı sürdürdüğü için şiddetle karşı çıkan bir
siyasetçi. Yeni Genelkurmay Başkanı, mektubunda, 2000'li yıllarda yöneticiliğin
temel prensiplerini sıralıyor:
Fırsatlar giderken, gelirken görüldüğünden daha büyük görünür.
Sınırlı güçlerle sınırsız işler yapılamaz.
Bir konu acilse, geç kalınmış demektir. Yönetmek, önceden görmek
demektir.
Tepkiler, algılanan tehlikenin mahiyetine uygun olmalıdır. Aksi
halde tehdit kalkmayacağı gibi, başka yeni tehditlere de meydan verir.
Herşey liderle yükselir veya ona bağlı olarak düşer.
Dünyanın en eski yasası, ‘herşey eskir.’
Yeni komuta kademesi
Kara Kuvvetleri
Komutanı
ORGENERAL ATİLLA ATEŞ
1937'de Kütahya'da doğdu. 1957'de Kara Harp Okulu'ndan, 1959'da
Topçu Okulu'ndan, 1969'da Kara Harp Akademisi'nden, 1970'te de Silahlı
Kuvvetler Akademisi'nden mezun oldu. 1994'te orgeneralliğe terfi ederek, Harp
Akademileri Komutanlığı'na atandı. 1996'da 3. Ordu Komutanı oldu, geçen yıl 1.
Ordu Komutanlığı'na atandı. Almanca biliyor, evli ve üç çocuk babası.
Deniz Kuvvetleri
Komutanı
ORAMİRAL SALİM
DERVİŞOĞLU
1936'da İzmir'de doğdu. 1957'de Deniz Harp Okulu'ndan, 1959'da
Sınıf Okulu'ndan, 1967'de Deniz Harp Akademisi'nden mezun oldu. Tuğamiral
rütbesiyle Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığı görevinde bulundu.
Oramiralliğe 1995'te terfi etti ve Donanma Komutanlığı'na atandı. 30 Ağustos
1997'den beri Deniz Kuvvetleri Komutanı. Evli ve 3 çocuk babası. İngilizce ve
Fransızca biliyor.
Hava Kuvvetleri
Komutanı
ORGENERAL İLHAN KILIÇ
1936'da İstanbul'da doğdu. 1957'de Hava Harp Okulu'ndan, 1958'de
pilotaj eğitiminden, 1968'de Hava Harp Akademisi'nden mezun oldu. 1995'te
orgeneralliğe terfi etti ve MGK Genel Sekreterliği görevine atandı. 30 Ağustos
1997'den beri Hava Kuvvetleri Komutanı. Evli ve iki çocuk babası, ngilizce
biliyor.
Jandarma Genel Komutanı
Orgeneral Rasim Betir
1938'de Sakarya'nın Hendek İlçesi'nde doğdu. 1958'de Kara Harp
Okulu'ndan, 1960'ta Muhabere Okulu'ndan, 1971'de Kara Harp Akademisi'nden mezun
oldu. 1996'da orgeneralliğe terfi ederek 2. Ordu Komutanlığı'na getirildi. İki
yıldır bu görevi yürütüyordu. Evli ve 3 çocuk babası, İngilizce biliyor.
1'inci Ordu Komutanı
Org. Çevik Bir
1939'da İzmir'de doğdu. 1995'te orgeneralliğe terfi etti ve
Genelkurmay 2. Başkanlığı'na atandı. Evli ve bir çocuk babası, İngilizce
biliyor.
2'inci Ordu Komutanı
Org. Aytaç Yalman
1940'ta İstanbul'da doğdu. Bu Şura'da orgeneralliğe terfi etti.
Belma Yalman'la evli.
3'üncü Ordu Komutanı
Orgeneral Nahit Şenoğul
Ege Ordu Komutanı
Orgeneral Doğu Aktulga
Genelkurmay 2. Başkanı
Orgeneral Hilmi Özkök
NATO Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanı
Orgeneral Edip Başer
Harp Akademileri
Komutanı Orgeneral Necati Özgen,
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı
Orgeneral Necdet Timur
Donanma Komutanı
Oramiral İlhami
Erdil
Özkasnak zırhlı
birliklere
Üç yıldır
Genelkurmay Genel Sekreterliği yapan Tümgeneral Erol Özkasnak, Ankara Etimesgut'ta
bulunan Zırhlı Birlikler Eğitim ve Tümen Komutanlığı görevine atandı. Basın
Halkla İlişkiler Daire Başkanı Albay Hüsnü Dağ ise bu yıl da terfi edemedi. Dağgeçen yıl da terfi sırasında olduğu halde terfi edememişti.
.............
Genelkurmay - Harbiye - Askerlik -
Savunma
http://harbi-harbiye.blogspot.com.tr/2010/09/1998-yl-yuksek-askeri-sura-kararlar.html
1 EYLÜL 2010 ÇARŞAMBA
1998 Yılı Yüksek
Askeri Şura Kararları
YÜKSEK Askeri Şura'nın (YAŞ) 4 gün süren
çalışmaları sonunda Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, 30
Ağustos'tan geçerli olmak üzere emekliye ayrılırken, yerine Kara Kuvvetleri
Komutanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu getirildi. Jandarma Genel Komutanı
Orgeneral Fikret Özden Boztepe'nin yerine de 2. Ordu Komutanı Orgeneral Rasim
Betir atandı.
YAŞ'ın 3 Ağustos'ta başlayan 1998 yılı
olağan toplantısında alınan kararlar dün saat 11.00'de Karadayı'yla Milli
Savunma Bakanı İsmet Sezgin tarafından Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e
sunuldu.
Demirel'in onayladığı şura kararlarına
göre TSK'yı 2000'lere taşıyacak yeni komuta kademesi şöyle:
Genelkurmay Başkanlığı'na Kara
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Kara Kuvvetleri
Komutanlığı'na 1. Ordu Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Jandarma Genel Komutanlığı'na
2. Ordu Komutanı Orgeneral Rasim Betir, 1. Ordu Komutanlığı'na Genelkurmay
İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir, Genelkurmay İkinci Başkanlığı'na NATO
Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hilmi Özkök
atandı.
30 Ağustos 1998'den geçerli olmak üzere
orgeneralliğe terfi eden 3. Kolordu Komutanı Edip Başer NATO Güneydoğu Avrupa
Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, 6. Kolordu Komutanı Aytaç Yalman 2.
Ordu Komutanlığı'na getirildi.
Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Necati
Özgen, Ege Ordu Komutanı Orgeneral Doğu Aktulga, 3. Ordu Komutanı Orgeneral
Nahit Şenoğul, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Orgeneral Necdet
Timur ve MGK Genel Sekreteri Orgeneral Ergin Celasin ise görevlerini korudu.
Karadayı'nın 30 Ağustos'ta görev
süresini doldurması nedeniyle boşalacak olan Genelkurmay Başkanlığı'na Kara
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun atanmasına ilişkin
Bakanlar Kurulu Kararı, Resmi Gazete'nin dünkü sayısında yayımlandı.
Kıvrıkoğlu, Türkiye Cumhuriyeti'nin 23. Genelkurmay Başkanı olarak 4 yıl görev
yapacak.
Şurada, "disiplinsizlik"
gerekçesiyle büyük bölümü şeriatçı 24 subay ve astsubayın da ordudan ilişiği
kesildi. 30 Ağustos'tan geçerli olmak üzere 31 general ve amiral bir üst
rütbeye, 46 albay general ve amiralliğe yükseldi. 49 general ve amiralin rütbe
bekleme süreleri bir yıl uzatılırken, biri yaş haddinden, diğerleri ise görev
sürelerinin dolması ve kadrosuzluk nedeniyle toplam 39 general ve amiral
emekliye ayrıldı.
Bir üst rütbeye yükselen general ve
amirallerle general ve amiralliğe yükselen albaylar şunlar:
Kara Kuvvetleri Komutanlığı
* Orgeneralliğe yükselen korgeneraller:
Edip Başer,
Aytaç Yalman.
* Korgeneralliğe yükselen tümgeneraller:
Fevzi Türkeri,
Fethi Remzi Tuncel,
Sami Zığ,
Mehmet Aydın Şen,
Kemal Yılmaz.
* Tümgeneralliğe yükselen tuğgeneraller:
Mustafa Ethem Erdağı,
Şaban Recai Öztürk,
Behzat Balta,
Hayri Güner,
Nevzat Bekaroğlu,
Kenan Deniz,
Yavuz Ertürk,
Ersel Kayan,
Fuat Büyükcivelek,
Kamil Erdal Sipahi,
Hasan Peker Günal.
* Tuğgeneralliğe yükselen albaylar:
Hulusi Akar,
İsmail Hakkı Pekin,
Zeki Durlanık,
Ümit Sahintürk,
Mehmet Sarı,
Ömer Necati Özbahadır,
Naci Beştepe,
Mustafa Korkut Özarslan,
Mahir Kök,
Şerafettin Telyazan,
Haluk Alper,
Hüsnü Can Teler,
Hüsnü Cihangir Dumanlı,
Saffet Kaya, Fehim Güler,
Bahadır Tetik,
Hikmet Tahmaz,
Emin Ünal,
Galip Mendi,
Ali Bağcı,
Mustafa Çelik,
Kazım Usta,
Ömer Ertaç Öztürk,
Mehmet Akçay,
Noyan Umruk.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı
* Koramiralliğe yükselen tümamiral:
Yener Karahanoğlu.
* Tümamiralliğe yükselen tuğamiraller:
Orhan Aydın,
Yalçın Ertuna.
* Tuğamiralliğe yükselen albaylar:
Ömer Karabulut,
Hasan Hoşgit,
Mehmet Otuzbiroğlu,
Engin Baykal,
Kadir Nazif Özdağdeviren.
Hava Kuvvetleri Komutanlığı
* Korgeneralliğe yükselen tümgeneraller:
Temel Batmaz Dandin,
Aydın Okan.
* Tümgeneralliğe yükselen tuğgeneraller:
Ahmet Atalay Efeer,
Hasan Aksay,
Bilgin Balanlı,
Selahattin Şener.
* Tuğgeneralliğe yükselen albaylar:
Mustafa Fırat,
Ziya Güler,
Suphi Acar,
Sefer Öztürk,
Mehmet Pınar,
Yılmaz Üçer,
Bekir Ata Yılmaz,
Özkan Anıl.
Jandarma Genel Komutanlığı
* Korgeneralliğe yükselen tümgeneral:
Yusuf Soybaş.
* Tümgeneralliğe yükselen tuğgeneraller:
Nurettin Çakır,
Şakir Altınbaş.
* Tuğgeneralliğe yükselen albaylar:
Mustafa Bıyık,
Baki Onurlubaş,
Oğuz Altay,
Eyüp Engin Hoş,
Tahsin Baltacıoğlu.
Gülhane Askeri Tıp Akademisi
* Tümgeneralliğe yükselen tuğgeneral:
Ali Çetin Harmankaya.
* Tuğgeneralliğe yükselen albaylar:
Derviş Şen, Yalçın Işımer.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi
* Tuğgeneralliğe yükselen albay: İrfan
Erdinç.
Uzatma alanlar
Rütbe bekleme süreleri bir yıl uzatılan
general ve amiraller şunlar:
Kara Kuvvetleri Komutanlığı
* Korgeneraller: Tamer Akbaş, Erdinç
Demirbilek.
* Tümgeneraller: Orhan Tan, Kamil Erol
Kırışoğlu, Çetin Erman, Orhan Yöney, Ersin R. Köşer, Oltan Evren.
* Tuğgeneraller: Mehmet Reşat Derelli,
Çağatay Titiz, Aydın Kalpakçı, İzzettin Gürdal, Yekta Numanoğlu, Tuncer Akçay,
Mustafa Oktay Alnıak, Necmi Çora, Mehmet Celal Gürkan, Aslan Güner, Hasan Güray
Kılınçoğlu, Nevzat Mutlu, Erol Uğur, Mehmet Zafer Özer, Emin Erhan Çeliker,
Canay Koru, Selahattin Uğurlu, Muammer Ünal, Mehmet Yaşar Öney, Metin Denli.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı
* Koramiral: Hayri Bülent Alpkaya.
* Tuğamiraller: Umur Ömer Esentürk, İlker
Güven, Ersin Güler, Devrim Çorbacıoğlu, Taner Balkış, Alev Gümüşoğlu.
Hava Kuvvetleri Komutanlığı
* Korgeneraller: Cumhur Asparuk, Orhan
Köse.
* Tümgeneraller: Osman Nuri Solakoğlu,
Erdoğan Batmaz.
* Tuğgeneraller: Bican Erçakır, Turan
Bulamur, Hikmet Yavaş.
Jandarma Genel Komutanlığı
* Tümgeneral: Hakkı Kılınç.
* Tuğgeneraller: Uğur Çevik, Ali İhsan
Güvener, İsmet Yediyıldız, Ali Akgöz.
Gülhane Askeri Tıp Akademisi
* Tuğgeneral: Naci Seber.
Askeri Yargıtay
* Tuğgeneral: Hakkı Önder Ayhan.
////////////////////




















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder