2 Şubat 2023 Perşembe

YOlCU yolunda gerek #BAŞOĞLU'nun ebedi aleme Yolculuğunda arkadaşlarının vedasına şahit olduk...

 https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid02gFU87eFrY7HnxJ1DH5ZNBuKz8jDebdRbDyURaTzsWPMwgDH3HXs8njmi5dTW4uyRl


YOlCU yolunda gerek #BAŞOĞLU'nun ebedi aleme Yolculuğunda arkadaşlarının vedasına şahit olduk...
ALLAH, RAHMET Eylesin...
BAŞOĞLU
Bir iman
ve
hürriyet
mücahidine
Mağduru, mazlumu olmuşken 28 Şubat’ın
Her tarafa saldırdığı zaman aç kurtların
Firkan Hoca diyordu, bakıp Ankara’yı kaplayan
Karabulutlara ‘zulüm habercisi fetret devrinin‘
Milleti dışlayan harekete ” dur” dedi Başoğlu
Tavır koydu, “Hak” dedi, ‘’hukuk’’ dedi
Menfaat için zulme eğilmedi, direndi
Tek başına hürriyet kavgasına girdi
Bazıları yanında yer almasa da imrendi
Yanlışları söyleyip, alet olmadı Başoğlu
“Toplum mühendisleri” ne planlar! yaptılar
Kimi; paraya, güce, kimi makama taptılar
Birileri hakikati bırakıp; yanlış yola saptılar
Bazı gafiller de toptan millete çamur attılar
Tek başına hep doğru yolda yürüdü Başoğlu
‘Hele zulüm bitsin bizde konuşuruz ‘dediler
Kimi karargahlarda brifing, kimi zılgıt yediler
Sus pus olup onurlarını diyet olarak verdiler
Doğruları haykıranı engelleyip, güldüler
Susmayıp hakikatten yana tavır koydu Başoğlu
Bazıları ” irtica” deyip malı götürdüler
Çetelerle kol kola girip, işi bitirdiler
Küçük menfaat için pusulayı yitirdiler
Çıkar adına; ‘akı kara, karayı ak’ eylediler
Kıskanılan makamı elinin tersiyle itti Başoğlu
Zulme direnmeye; mangal gibi yürek gerek
Aslanla güreşmeye; elbette bilek gerek
Her zorluğa göğüs germeye; iman gerek
Mücadele yalnız olmaz; bir “Tank”ta gerek
Onurla mücadele verip; tarihte yerini aldı Başoğlu
22.12.1998 Ankara
06.00
...........
Bazen enteresanlıklar sergilese, bizi şaşırtsa da milli meselelerde yiğitçe durabilen sayılı insanlardan Mustafa Başoğlu, sendikal faaliyetleri ve sivil toplum kuruluşu lideri olmanın sorumluluğu ile misyonunun gereğini yerine getirmesinin yanında yayın hayıtıyla da yakından ilgilidir.
Sendikal faaliyet ve haklar mücadelesi ile birlikte ülkenin diğer meseleleri ile ilgili kendisinin düşünce üretimini ve düşünce üretenlerin birikimlerini; Genel Başkanı olduğu Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası yayınları ve Başkent TV’de yaptığı Son Nokta programı ile sergiliyor.
Ülkenin geçirdiği “cinnet döneminin” destanı sayılabilecek 28 Şubat Türküsü’nde kendisine de yer verdiğimiz ender kıymetlerden Mustafa Başoğlu...
....
//////////////////////////////
6/10/2006 - BAŞOĞLU:MGK'da ÜLKE MESELELERİ KONUŞULUR, İÇ SİYASET DEĞİL
Akit Gazetesi
16.2.1999
NECATİ ÇAVDAR-MUSTAFA BAŞOĞLU
NECATİ ÇAVDAR - Sayın Başoğlu, bu 28 Şubat süreci dediğimiz süreç içerisinde sizin demokratik mücadeleniz bayağı ön plana çıktı, çünkü, siz bir sendika liderisiniz, dolayısıyla, sizin bağlı bulunduğunuz üst kuruluş, 28 Şubat sürecinin tamamen lehinde, yanında tavırlar koyuyor; hatta, bu sürecin getirdiği bütün hükümetlere -ne hikmetse- tamamına peşinen destek verdi; ama, sizin de, daha önceki görüşmelerimizde, bunun normal olmadığını, işçi haklarının öne geçmesi gerektiğini, sendikaların temsil ettiği işçilere hükümetlerin ne verdiğine bakılması gerektiği noktasında duruyordunuz. Şu anda o noktaya gelindi zannediyorum ve bu beşli komite denilen komite dağıldı ve şu anda emek komitesi başladı. Tabiî, çalışmalar hangi noktaya gider bilemiyoruz. Bu konuda ne dersiniz efendim?
MUSTAFA BAŞOĞLU - Önce teşekkür ediyorum bu fırsatı verdiğiniz için; daha önce de sizinle bir konuşma yapmıştık. 12 gün devam etti Akit Gazetemizde, çok olumlu yankılarının olduğunu bana söyleyenlerden anlıyorum. Yaptığımız bu tür söyleşilerle ben düşüncelerimi açıklıyorum, siz neşrediyorsunuz, bu sayede insanlarımız görüşlerimi öğrenmiş oluyorlar.
28 Şubat sürecini, başından itibaren ben, TÜRK-İŞ, DİSK ve HAK-İŞ gibi değerlendirmedim; çünkü, 28 Şubat aslında takvimde bir yapraktır normal olarak bakarsanız, fakat 1997 28 Şubatı’nın bir özelliği oldu. O Şubat’ta Milli Güvenlik Kurulu bazı kararlar aldı, bu kararlar önce normal kararlar olarak kamuoyuna yansıtıldı ilgililer tarafından, büyütülmemesi gerektiği tarzında yumuşatıldı. Sonra aradan zaman geçti, 28 Şubatı unutmayın denildi. Bu, bir bakıma bir tehdit unsuru haline getirildi. Şimdi yeni yeni açıklamalar da gösteriyor ki, “28 Şubatı kimse aklından çıkarmamalıdır, 28 Şubat önemli bir tarihtir, bu tarihte önemli kararlar alınmıştır” denilmektedir. Eğer, 28 Şubat kararları olmasaydı, Türkiye rayından çıkmış olacaktı, rejim yıkılmış olacaktı gibi iddialar öne sürülmektedir.
O gün katılmadığım bu iddialara, bugün de katılmıyorum. Yani, bu iddiaları kim söylerse söylesin ben inandırıcı bulmuyorum.
Önce olaya şöyle bakmamız gerekir: 28 Şubat kararlarına uyuldu uyulmadı suçlamaları yapıldı. Milli Güvenlik Kurulu bu kararları aldı, Milli Güvenlik Kurulu, bir Anayasa kurumudur, Sayın Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanır, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları, Başbakan ve ilgili bakanlar toplantıya üye olarak katılır. Bu kurulda ülke sorunları görüşülür. Bu sorunlar, ülkenin güvenlikle ilgili sorunlarıdır. Bu sorunlar iç politikaya dayalı siyasî içerikli, siyasî ağırlıklı sorunlar değildir, öyle olmamak gerekir. Anayasaya göre sorunlar iç politikaya yönelik değildir; orada, ülkenin güvenliğiyle ilgili konular tartışılır, dış ve iç güvenlikle ilgili gelişmeler değerlendirilir. Ülkenin coğrafi konumunu korumada bir tehlike olup olamadığı, ülke birliğinin ve bütünlüğünün korunması dikkate alınır, savunmayla ilgili olarak gücümüzü artıracak herhangi bir tehlikeye karşı olabilecek sıkıntılara anında cevap verebilecek konular tartışılır. Anayasaya göre kurulun öncelikle görevi budur.
Ama, konuşulan 28 Şubat Milli Güvenlik Kurulu kararlarında başka konular da yer aldı. Daha sonraki toplantılarda zaman zaman bu kararlar yeni konularla takviye edildi. Biliyorsunuz, ilk kararda Türkiye'nin eğitim sistemine, hatta Kuran kurslarına ve başka konulara yer verildi. Daha sonra Susurluk ve başka konuların da Milli Güvenlik Kurulunda tartışılması istenildi. İş öyle bir hale geldi ki, bazı çevreler Milli Güvenlik Kurulu, sanki hükümet üzeri bir hükümet, sanki ikinci bir hükümet, hatta bazı hallerde sanki Meclis üstü gücü varmış gibi bir konuma sokulmak istendi.Bu düşünceyi o zaman da doğru bulmadım, karşı çıktım, bugün de karşı çıkıyorum.
Milli Güvenlik Kurulu, Türkiye için ihtiyacı hissedilen bir kurumsa, devletin güvenliği açısından ihtiyaç olunan bir kurulsa, -ki öyledir- onu o çizgide tutmak gerekir. Geçen konuşmamızda da söylemiştim, bütün tartışmaların odağında hep siviller ön plandadır; başörtüsü tartışması da dahil talepler hep sivillerden geliyor. Siviller, zaman zaman, adeta askerlere sığınarak veya zaman zaman askerleri ön plana çıkarma gayretine girerek birtakım kararlar alınmasına sebep oluyorlar.
Olaya böyle bakarsak, o zaman, sivillerin bir bakıma kendine güvensizliği ortaya çıkar. Bu yıl seçim yapılacak, seçimin sonuçları daha şimdiden tartışılıyor, kabul edilir mi edilmez mi diye!..
Necati Bey, ben prensip olarak siyasî partileri eleştirmem sendikacı konumum bakımından; ama, çok önemli saydığım konularda da görüşümü açıklamaktan geri duramam. Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz, İstanbul'da, seçimi başlatma toplantısında ön plana çıkardığı husus irticadır. Bu anlayış, bu seçimi irticacı olanlarla olmayanlar gibi bir noktaya dönüştürür. Bu anlayışın demokrasiye olan zararı şudur: Diyelim ki, siz, falancıları irticacı diye suçladınız, ama o suçladıklarınız aldığı oyla en çok milletvekilini kazandılar. Bu defa, bunlara hükümeti kurdurup kurdurmama tartışması başlar. O zaman da, bunun arkasından seçimlerinin meşru olup olmadığı tartışması gelir. Böylelikle, demokrasi tartışılır ve sonunda katledilir.
Siyasî partilerimiz, kendilerini halka anlatırken üzerinde durmaları gereken nokta, neler yapacaklarını söylemek olmalıdır. Falan partinin programı şu bakımdan iyi değildir, çünkü şu hususlar Türkiye'nin şartlarına uygun değildir; bizim programımız şu bakımdan iyidir, “Türkiye'nin sorunlarını şu şekilde çözeceğiz” demek yerine, ilerici-gerici, irticacı olan-irticacı olmayan, laik-laik olmayan tartışmaları demokrasiyi zedeleniyor.
Şimdi konuyu 5’lere bağlıyorum. Biliyorsunuz, 28 Şubat sürecinden önce üçler vardı. TÜRK-İŞ, DİSK ve HAK-İŞ. Daha sonra HAK-İŞ dışlandı. TESK, TOBB ve TİSKilave oldu. Bunlar, yani 5’ler “demokrasiyi kurtarıyoruz “ diye yola çıktılar.
“Biz beşimiz bir araya gelmeye mecburuz; çünkü, Atatürk ilkeleri, laiklik, demokrasi tehlikededir. Bu aşamada biz, aramızdaki bütün menfaat tartışmalarını bir kenara ittik, vatan için, memleket için, rejim için bir araya geldik” dediler. Bu iddianın doğru olmadığı, bana göre gelişmelerle iyice açığa çıktı.Çünkü bugün de aynı tartışmalar hâlâ devam ediyor.
O gün de söylediğim gibi, o zaman yapılan, bir menfaat kavgasıydı. TÜRK-İŞ ve DİSK, işverenlerle birlikte olmak suretiyle 54 üncü hükümetin, bazı kimselerin menfaatlerini sınırlayıcı tavrına karşı tavır koydular. Benim anlayışım budur. Bunu siyasi amaçla söylemiyorum.
Benim bir siyasî geçmişim var. Ben, hiçbir zaman Adalet Partisinin dışında bir partide siyaset yapmadım,. Başka bir siyasi partinin üyesi olmadım. Milletvekili olduğum ve siyaset yaptığım tek Adalet Partisidir. Ama bu, doğruları söylememe mani değildir. Ben bir sendikacı olarak o gün de söyledim bugün de söylüyorum; 54 üncü hükümet döneminde, biz, toplu sözleşmelerimizi çok rahat yaptık, küçümsenmeyecek zamlar aldık, toplu sözleşmeden doğan haklarımız anında ödendi; daha önceki hükümetler döneminde olduğu gibi alacaklarımız, üç beş ay ertelemeye tabi tutulmadı. Üyelerimiz toplu iş sözleşmesinden çok memnun oldular, bunu telefonla, telgrafla faksla bildirdiler. Mersin Şubemiz, bana bu amaçla bir kuzu hediye etti.
“Üyelerimiz, toplu sözleşmeden çok memnun oldular” diye. Ben bu kuzuyu aldım, “darbe geldi geliyor” tartışmaları devam ederken, Başbakanlıkta 54 üncü Hükümetin Başbakanına ve Başbakan Yardımcısına, yani Sayın Erbakan’a ve Sayın Çiller’e, diğer bakanlarımızın da katıldığı toplantıda takdim ettik.
Tabiî, kuzu burada bir semboldü, yani dikkati çeksin diyeydi. Orada söylediğim şudur: “Demokratik kurallara göre cumhuriyet hükümetleri gelmeli ve gitmelidir. Yan etkilerle hükümetler değiştirilmemelidir.” Bununla demokrasiye destek verdik.
........
..........
/////////////////////
Bir insanın yaptığı işler için toptancı olmamalıyız. Olamayız.
Her hadiseyi ayrı değerlendirmek ama her olayı kendi ağırlığında ölçerek desteklemek ve yermek gerek..
Biz Mustafa Başoğlunu severiz. Sayarız.
Çok büyük gayretleri var. Bu yaşında, bu kadar enerjiyi nasıl buluyor? diyerek gıpta etmemek imkansız..
Mesleki konularda olduğu gibi İman noktasında verdiği mücadeleye saygı duymamak mümkün değil.
Hatta o mücadelede ortaya koyduğu tavırlar dolayısıyla kendisine bir şiir yazarak, o mücadelenin türküsü anlamında beklide ülkemizde tek olan 28 Şubat Türküsü isimli kitaba koymuştuk..
Kendisi de bu kitabın basılması için söz vermiş hatta, Bizim yayınlarımız para ile satılmaz. Parasız dağıtılır. Razı olursan demişti. Biz de çoktan razı olduğumuzu söylemiştik..Fakat aradan çok zaman geçti , köprülerin altından çok sular aktı. Bize verdiği sözden sonra da bir çok eser bastırmış, meşhur Dostumu Türk Efkarıumumiyesine hoş tanıtan eseri(!) de ... Böylelikle derinleri memnun ettiği söylenmişti de 28 Şubat Türküsü için kendisinden bir daha ne ne ses ne de seda çıkmıştı..
Mustafa Ağbi , gerçekten çok gayretli bir insan ..
Onca işi gücü arasında Televizyon programcılığı da yayıyor.
Bizim ev o televizyonun salgıladığı elektro manyetik alan kapsamına çok az girdiğinden, kendilerini ve çağırdığı değerli insanları dinlemek zevkinden mahrum kalıyoruz..
Fakat bir gün elime BAŞKENT TVDE SON NOKTA SÖYLEŞİLERİ l adıyla MUSTAFA BAŞOĞLU- SELAMİ ÇEKMEGİL imzalı kitap geçti.
Zevkle okudum, bilgilendim.
Zira kaçırdığım programda konuşulanları okuyordum. Demek ki bu kitap bu serinin bir numarası olduğuna göre devamı gelecek ve kaçırdığımız tv programında konuşulanları okuyabilecektik..
.....
Tüm ifadeler:
Nizamettin Aşar

/////////////////////////////////////////////////////////


https://www.facebook.com/media/set/?vanity=necati.cavdar&set=a.10150569424072700



Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İlber Ortaylı ... "Allah'ın İşine bak.. Müslümanlığı öğrenmek için geldi, Misafir olduğu aileyi Müslüman etti "

  Bu gün ajanslar  İlber Ortaylı hocanın vefat ettiğini  bildiriyorlar. Daha önce yazmıştım. Ancak nerede olduğunu unuttum Bu vesile ile bir...